Bir şehrin geçmişteki yüzünü doğrudan gösteren belgelerin başında eski fotoğraflar gelir. Yazılı kaynaklar bir yapıyı anlatır, ölçüsünü ve tarihini verir; fotoğraf ise o yapının hangi sokağa, hangi nehre, hangi yamaca oturduğunu bütün çıplaklığıyla kaydeder. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı topraklarında yaygınlaşan fotoğrafçılık Amasya'ya da ulaştı ve Yeşilırmak'ın iki yakasına dizilmiş konakları, Harşena Dağı'nın yamacındaki kaya mezarlarını, nehrin üzerindeki köprüleri ve minareleriyle şehir silüetini kayda geçirdi. Bu karelerin bir kısmını şehirde ya da yakınında çalışan yerli ustalar, bir kısmını da Pontus'u dolaşan seyyahlar ve arkeologlar çekti. Bugün elimizdeki görüntüler, Amasya'nın bir buçuk yüzyıl önceki hâlini yeniden kurabilmemizin en güvenilir dayanaklarından biridir.
Fotoğrafın Osmanlı Dünyasına Gelişi
Fotoğrafın icadı, Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı'nın ilan edildiği yıllara rastlar. Yeni buluşun Osmanlı halkına duyurulması 28 Ekim 1839 tarihli Takvim-i Vekayi'nin 186. sayısında yapıldı. Kırklı yılların başından itibaren Batılı seyyahlar, bilim insanları ve oryantalistler İstanbul ve İzmir başta olmak üzere Anadolu'yu dolaşmaya, giyim kuşamı, sokak hayatını, mimariyi ve arkeolojik alanları fotoğraflamaya başladı. Osmanlı topraklarındaki ilk ticari stüdyo, Rum asıllı Vassilaki Kargopoulo tarafından 1850'de Pera'da açıldı. Yirmi yıl içinde Pera, Abdullah Biraderler ve Sébah gibi isimlerin çalıştığı bir fotoğraf merkezine dönüştü.
Müslüman halkın suret yapmaya mesafeli durması yüzünden ilk stüdyoları kuranlar ağırlıklı olarak Ermeni ve Rum fotoğrafçılardı. Ermeni aileler çocuklarını İstanbul'a, fotoğrafçıların yanına çıraklığa gönderdi; böylece bu meslek kısa sürede Anadolu'nun içlerine taşındı. Kimya bilgisi isteyen ilk teknikler, eczacılık, kuyumculuk ve kimyagerlik geleneği olan Ermeni ailelere hazır bir zemin sunuyordu; banyo ve baskı için gereken malzemeyi ve bilgiyi bu meslekler zaten barındırıyordu. Padişahların kendi fotoğraflarını çektirmesi mesleğin kabulünü kolaylaştırdı. II. Abdülhamid'in emriyle imparatorluğun pek çok köşesinin görüntülenmesi, otuz beş binin üzerinde fotoğraf içeren Yıldız Albümleri koleksiyonunun oluşmasına yol açtı. İlk Osmanlı fotoğraf kitabı olan Risale-i Fotografya ise 1866'da, Sarkis Torosyan tarafından Türkçe olarak ama Ermeni harfleriyle basıldı.
Amasya ve Çevresinde Çalışan Fotoğrafçılar
Taşradaki fotoğrafçılık bu merkezî gelişmenin bir uzantısıydı. On dokuzuncu yüzyıl ve yirminci yüzyılın başında Anadolu'ya yayılan Ermeni fotoğrafçılar arasında Adana'da Kaspar Tütüncüyan, Ankara'da Mugamyan Biraderler, Antep'te Salim Hatkayan gibi adlar sayılır. Aynı listelerde Amasya için üç isim yer alır: Ghazaros Kayıyan, Mıgırdiç Najyan ve Tornig Terzibaşyan. Bu fotoğrafçıların stüdyolarının nerede bulunduğu, hangi yıllarda çalıştıkları ve geride ne kadar negatif bıraktıkları yayımlanmış kaynaklardan anlaşılamamaktadır. Adlarının bilinmesi, Amasya'da fotoğrafçılığın dışarıdan gelen gezginlerle sınırlı kalmadığını, şehirde yerleşik ustaların da bu işi yürüttüğünü düşündürür.
Osmanlı fotoğrafçılığı üzerine son yıllarda yapılan araştırmalar çoğunlukla İstanbul, İzmir ve Beyrut gibi büyük şehirlerin stüdyolarına yoğunlaşmıştır. İmparatorluğun çevresinde, sancak ve kaza merkezlerinde çalışan fotoğrafçıların hayatları ve görüntüleri ise büyük ölçüde bilinmez kalmıştır. Amasya'nın fotoğraf geçmişindeki boşluk da bu genel durumun bir parçasıdır. Şehirde çekilmiş eski fotoğrafların önemli bölümü, fotoğrafçısı bilinmeyen ve tarihi ancak yaklaşık olarak saptanabilen karelerden oluşur. Bu yüzden sancağın en iyi belgelenmiş fotoğraf ailesi, şehre bağlı Merzifon kazasında çalışmış bir ailedir.
Dildilyan Ailesi ve Merzifon Stüdyosu
Dildilyan ailesi Sivas kökenliydi; kuşaklar boyunca demircilik, şekercilik ve kunduracılıkla geçinmişti. Ailenin fotoğrafla ilişkisi 1888'de, Tsolag Dildilyan'ın bu işi meslek edinmeye karar vermesiyle başladı. Babası Krikor önce karşı çıktı, sonra oğluna büyük formatlı bir makine aldı. İşin amatörlükten profesyonelliğe geçmesi karanlık oda donanımı ve usta bir el gerektirdiğinden Krikor, İstanbul'da tanınan Ermeni fotoğrafçı Mikael Natouryan'ı, aile evini ipotek ederek sağladığı bir ücret karşılığında Sivas'a davet etti. Natouryan-Dildilyan stüdyosu böyle kuruldu; ilk müşterileri Sivas'ın ileri gelenleriydi. Stüdyonun adı çevre sancaklara yayılınca ortaklar 1890'da Merzifon'a taşındı. Natouryan taşınmadan kısa süre sonra öldü ve işin bütün yükü Tsolag'a kaldı.
Merzifon'da işin bol olmasının başlıca sebebi, Amerikalı Protestan misyonerlerin kurduğu Anadolu Koleji'ydi. Kolejin içinde bir ruhban okulu, bir yetimhane ve bir hastane de bulunuyordu. Mezuniyet törenleri, sınıf fotoğrafları, yıllıklar ve tanıtım yayınları sürekli görüntü istiyordu. İş birliği o kadar yoğunlaştı ki Tsolag 1894'te kolejin resmî fotoğrafçısı olarak işe alındı; aile otuz yılı aşkın bir süre bu görevi sürdürdü. İşler büyüyünce kuzeni Sumpad Samsun'da ayrı bir stüdyo açtı. Tsolag, kolejin yakınında geleneksel tarzda bir ev de yaptırdı. Sivas doğumlu kardeşi Aram sonradan bu işe katıldı ve ailenin fotoğrafçılığı iki kardeşin ortak emeğine dönüştü.
Ailenin fotoğrafları yalnız Merzifon'la sınırlı değildir. Tsolag ve Aram'ın yıllar içinde Sivas, Merzifon, Samsun, Konya ve Amasya'da çektiği kareler, aile koleksiyonunda altı yüzün üzerinde fotoğraf tutar. Ağustos 1915'te Merzifon Ermenilerinin sürgüne gönderildiği günlerde aile, yüksek rütbeli bir Osmanlı subayının uyarısı üzerine müftü huzurunda din değiştirerek yerinde kalabildi; kardeşler bu yıllarda resmî makamlar ve ordu için de fotoğraf çekmek zorunda kaldı. Near East Relief adlı Amerikan yardım kuruluşunun desteğiyle bir yetimhane de açtılar. Merzifon'daki yeni şiddet olayları üzerine Samsun'a sığınan aile, Kasım 1922'de mültecileri ve yetimleri taşıyacak bir geminin geleceğini öğrenince yirmi dört saat içinde yola çıktı ve kişisel eşyalarından feragat ederek taşıyabildiği kadar cam negatifi yanına aldı. Odessa ve İstanbul üzerinden Atina'ya ulaşan aile sonradan Yunanistan, Fransa ve Amerika'ya dağıldı.
Ailenin fotoğrafları ile Tsolag, Aram ve yeğenleri Maritsa Médaksian'ın anıları, Tsolag'ın torunu Armen T. Marsoobian tarafından bir araya getirilmiştir. Bu malzemeden hazırlanan sergi Nisan-Haziran 2013'te İstanbul'da Depo'da açıldı; 2013-2015 arasında İstanbul, Merzifon, Diyarbakır ve Ankara'yı dolaştı. Dildilyan arşivi, Osmanlı taşra hayatını gösteren görsel koleksiyonlar arasında özel bir yere sahiptir. Ailenin Amasya'da çektiği karelerin hangi yapıları ve kimleri gösterdiğine dair ayrıntılı bir döküm yayımlanmış değildir; Amasya fotoğrafları üzerine yapılacak bir çalışmanın bu koleksiyona başvurması gerektiği ise açıktır.
Portreler, Kartpostallar ve Satılık Görüntüler
Taşra stüdyolarının ürettiği iki tür fotoğraf, bugünkü araştırmacılar için ayrı ayrı değer taşır. Birincisi, müşterinin kendi isteğiyle çektirdiği portrelerdir; Dildilyanların Sivas'taki ilk müşterilerinin de varlıklı ileri gelenler olması, portrenin başlangıçta bir saygınlık göstergesi olarak görüldüğünü hatırlatır. İkincisi ise şehrin tanınmış yapılarını, köprülerini ve manzaralarını gösteren, ziyaretçilere ve yerli halka satılan görüntülerdir. Fotoğrafın arkasına ya da altına yazılan yer adı ve stüdyo ismi, kartpostal ve fotokart geleneğiyle birlikte yaygın bir uygulama hâline geldi. Galata'da 1895'te dükkân açarak kartpostal editörlüğüne başlayan Max Fruchtermann, Anadolu'da elliye yakın fotoğrafçının editörlüğünü yaptı ve bu serilerle Osmanlı şehirlerinin görüntüleri dünyaya dağıldı. Bu dolaşım, Amasya gibi manzarası güçlü bir şehrin simgelerinin, kaya mezarları ve nehir kıyısı evlerinin, kısa sürede tanınır hâle gelmesinde rol oynamış olmalıdır.
Seyyahların ve Araştırmacıların Objektifinde Amasya
Amasya'nın erken görüntülerinin önemli bir bölümü, Pontus bölgesini antik kalıntıları için dolaşan Batılı gezgin ve araştırmacıların yayınlarında yer alır. Bunların en eskileri arasında Amerikalı misyoner Henry J. Van Lennep'in 1870'te Londra'da basılan seyahatnamesinin birinci cildindeki Amasya gravürü sayılabilir; fotoğraf olmasa da şehrin o yıllarda Batılı okura nasıl tanıtıldığını gösterir. İngiliz arkeolog David George Hogarth ile John Arthur Ruskin Munro'nun 1891'de Anadolu'da yaptıkları gezinin cam negatifleri arasında "Asia Minor: Amasia" kaydıyla bir Amasya görüntüsü bulunur; bu gezi Hogarth'ın 1896'da yayımlanan A Wandering Scholar in the Levant adlı kitabında anlatılmıştır. Negatifin bir kopyası bugün Atina'daki İngiliz Okulu'nun arşivindedir.
Yüzyılın dönümünde Amasya görüntüleri art arda yayımlandı. Lord Warkworth'un 1898'de basılan Asya Türkiyesi notlarında şehri ve içinden geçen Yeşilırmak'ı gösteren bir görüntü, Ferdinand Brockes'in 1900 tarihli Küçük Asya kitabında bir şehir panoraması yer alır. John G. C. Anderson'un 1903'te Brüksel'de yayımlanan Pontus keşif gezisi raporunda ve Franz ile Eugène Cumont kardeşlerin 1906 tarihli Studia Pontica dizisinin ikinci cildinde de Amasya fotoğrafları vardır; Cumontların karesi şehri doğudaki yüksek bir noktadan görür. W. J. Childs'ın 1917'de basılan yaya yolculuğu kitabında ise şehrin girişi, Yeşilırmak kıyısındaki görünümü ve sokak sahneleri yer alır. Frederick William Hasluck'un 1908'deki Pontus gezisinden kalan ve İngiliz Okulu kayıtlarında "Amasia: Seljuk facade in the town" diye geçen bir negatif de şehirdeki bir Selçuklu cephesini gösterir; bu cephenin hangi yapıya ait olduğu kayıtta belirtilmemiştir.
Bu kitaplardaki görüntülerin değeri, tarihlerinin belli olmasındadır. Fotoğrafçısı ve yılı bilinmeyen kartpostalların aksine seyyah kitaplarındaki kareler, en geç kitabın basım yılına kadar çekilmiş olmaları sayesinde yalıboyunun, köprülerin ve kalenin belli bir tarihteki hâline sağlam birer ölçü verir. Aynı noktadan farklı yıllarda çekilmiş görüntülerin karşılaştırılması, yapıların ne zaman değiştiğini saptamaya yarayabilir; böyle sistemli bir karşılaştırma Amasya için henüz yayımlanmamıştır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu gelenek, mimarlık tarihine yönelen sistemli belgelemeye dönüştü. Fransız mimar ve sanat tarihçisi Albert Gabriel, 1930'larda Amasya'nın Türk dönemi yapılarını inceledi ve fotoğrafladı. Bu çalışmanın sonuçları Monuments turcs d'Anatolie adlı eserin Amasya'yı da kapsayan ikinci cildinde yayımlandı. Gabriel'in bu cilt için çektiği negatiflerden Halifet Gazi Türbesi, Mehmed Paşa Camii ve iç mekânı, Gök Medrese ve Darüşşifa'nın taçkapısıyla ayrıntılarını gösterenler, Aziz Ogan koleksiyonunun bir parçası olarak Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi'nde korunur; aynı koleksiyonda "Amasya'dan 27 fotoğraf" başlıklı ayrı bir dizi de vardır.
Salnamelerde ve Arşivde Amasya
Amasya, Tanzimat'ın vilayet sistemiyle 1863'te kurulan Sivas Vilayeti'ne bağlı bir sancaktı. On dokuzuncu yüzyılın sonunda vilayet; Sivas, Amasya, Tokat ve Şarkî Karahisar sancaklarından oluşuyordu. Vilayet salnameleri, yani resmî yıllıklar, bu idarî yapının eğitim kurumlarını, memurlarını ve nüfus bilgilerini kaydeden hacimli yayınlardı. Zamanla bu yıllıklara yapı fotoğrafları da girmeye başladı. Amasya Mülkiye İdadi Mektebi, bu uygulamanın sağlam örneklerinden biridir.
Abdülhamid döneminde yapılan Amasya İdadisi, bugün ayakta olmayan yapılardandır. Binanın giderleri, projeleri ve yazışmaları Maarif Nezareti kayıtlarında 1312 (1894) tarihli belgelerde bulunur. Binanın ana cephesini gösteren fotoğraf ise 1312 tarihli Sivas Vilayet Salnamesi'nde basılmıştır. Kuzeydoğu cephesini gösteren ikinci bir fotoğrafın kaynağı, fotoğrafçısı ve tarihi kesin olarak belirlenememiştir. Bu iki kare olmasaydı, Amasya'nın modernleşme döneminde inşa edilen en önemli okul binalarından birinin görünüşü bilinemeyecekti. Kayıtlara göre okul 1892'de öğretime başlamış, bina tamamlanana kadar geçici olarak bir rüştiye binası kullanılmıştır.
Vilayetin eğitim kurumlarını inceleyen çalışmalar, idadinin kent hayatındaki yerini de gösterir. Yüzyılın sonunda Sivas Vilayeti'nde yalnızca üç idadi vardı ve bunlar Sivas, Amasya ve Tokat merkezlerinde bulunuyordu. Amasya İdadisi'nde öğrenci sayısı 1898'de 91, 1899'da 72, 1900'de 111, 1901'de 121 ve 1903'te 97 olarak kaydedilmiştir. Okulda hendese, usul-i defteri, eşya ilmi ve hıfzıssıhha gibi dersler okutulur, 1903'te okuldaki dokuz öğrenci gayrimüslimdi. Salname fotoğrafları bu rakamlarla birlikte okunduğunda kare yalnızca bir bina görüntüsü olarak kalmaz, devletin taşradaki eğitim yatırımının görsel kanıtına dönüşür. Salnamelerde böyle fotoğraflara yer verilmesi, okulun vilayetin görünür başarıları arasında sayıldığını düşündürür.
Sancağın Eğitim Kurumları ve Fotoğraf
Salnameler, Amasya Sancağı'nın yalnızca merkezini değil kazalarını da kaydeder. Sancağa bağlı Merzifon, Köprü, Gümüşhacıköy, Mecidözü, Ladik ve Havza kazalarında ilk ve orta dereceli okulların sayısı tek tek verilir. Merzifon'da ayrıca yabancı okullar bulunuyordu: Protestan Amerikan karma okulu ile Cizvit Fransız erkek ve kız okulları. Bu yabancı kurumlar, fotoğraf makinesinin ve fotoğraf malzemesinin taşraya girişinde dolaylı bir kanal oluşturmuş olabilir. Dildilyan stüdyosunun Anadolu Koleji'nin sürekli görüntü ihtiyacı sayesinde ayakta kalması ve Tsolag'ın 1894'te kolejin resmî fotoğrafçısı olması bu ihtimali güçlendirir; Amerikan okulunun yıllıkları ve tanıtım yayınları, sancağın fotoğrafla tanışmasında taşradaki en düzenli talep kaynaklarından biri olmuş görünmektedir.
Amasya'nın kendi merkezinde ise idadinin yanı sıra rüştiyeler, medreseler ve kütüphaneler vardı. Salnamelerde kütüphane sayıları, kurucularının adlarıyla birlikte sıralanır. Sultan Bayezid ve Pervane Bey gibi vakıf kütüphaneleri bu listelerde görülür. Bu kurumların hiçbirinin iç mekân fotoğrafı salnamede yer almamakla birlikte, sonradan çekilen fotoğraflar kütüphane ve medrese binalarının dış görünüşünü korumuştur.
Yıldız Albümleri ve 2026 Sergisi
II. Abdülhamid'in imparatorluğun pek çok köşesini görüntületmesiyle oluşan Yıldız Albümleri, otuz beş binin üzerinde fotoğrafla Osmanlı coğrafyasının en geniş görsel kayıtlarından biridir. Amasya'nın bu koleksiyondaki yeri uzun süre ayrıca ele alınmamıştı. Amasya Belediyesi'nin ev sahipliğinde 20-21 Mayıs 2026'da Şehzade Konferans Salonu'nda düzenlenen Uluslararası Amasya Kültür ve Sanat Sempozyumu'nun açılışında "Amasya Fotoğrafları Sergisi (19. Yüzyıl Yıldız Fotoğraf Albümlerinden)" adıyla bir sergi açıldı. Aynı sempozyumun ilk günündeki ikinci oturumda Marmara Üniversitesi'nden Halime Boz, "Yıldız Fotoğraf Koleksiyonundaki Amasya" başlıklı bir bildiri sundu.
Sergilenen karelerin tam listesi ve bildirinin metni henüz yayımlanmış değildir. Salnamede basılan idadi fotoğrafının da Abdülhamid döneminin yapı belgeleme anlayışının bir ürünü olduğu düşünülürse, Yıldız koleksiyonundaki Amasya karelerinin benzer biçimde dönemin yeni kamu yapılarına ağırlık vermesi beklenebilir; bu, sergi kataloğu ya da bildiri yayımlanmadan doğrulanamayan bir çıkarımdır.
Şehrin Fotojenik Dokusu
Amasya, doğal ve yapılı çevresiyle fotoğrafçılar için elverişli bir şehirdi. Yeşilırmak şehri ikiye böler; iki yakada sıralanan evler suya bakar, arkada Harşena Dağı yükselir, dağın yamacında Pontus krallarının kayaya oyulmuş mezarları görünür. Tek bir kadrajda nehir, köprü, ev, minare ve kaya aynı anda bulunabilirdi. Yalıboyu evleri hımış ve bağdadi tekniğiyle, yani ahşap iskelet arası kerpiç dolgu ve çıtalı sıvayla yapılmıştır. Bitişik nizamlı bu evlerin üst katlarındaki şahnişler ve cumbalar nehre doğru taşar. Evlerin çoğunun on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda inşa edildiği düşünülürse, erken fotoğraflar yalıboyunun yapıldığı dönemdeki hâlini de kaydetmiş demektir.
Eski Amasya fotoğraflarının sık sık görüntülediği konular arasında Darüşşifa, Kunç Köprüsü, II. Bayezid Camii ve şadırvanı, Pir Mehmet Çelebi Camii, Taşhan, Burmalı Minare Camii, Alçak Köprü ve yalıboyu evleri, Torumtay ve Cumudar türbeleri, Hatuniye Camii, Hazeranlar Konağı, kaya mezarları, Hükümet Köprüsü, Gümüşlü Camii, Çilehane Camii, Halifet Gazi Türbesi ve Hamdullah Dede Türbesi sayılabilir. Bu görüntüleri bir araya getiren dijital bir koleksiyon, yalnızca Amasya başlığı altında altmış yediden fazla kayıt barındırır. Görüntülerin pek çoğu genel şehir panoramalarıdır; fotoğrafçı kalenin ya da Saraydüzü yönündeki yamacın üstüne çıkarak şehri bütünüyle almayı tercih etmiştir. Seyyah kitaplarındaki panoramaların da aynı yüksek bakış noktalarından çekilmiş olması, şehrin bu açıdan görünüşünün bir tür kalıp hâline geldiğini düşündürür.
Bu kareler, bugün kaybolmuş ya da değişmiş yapıları, eski çarşı düzenini ve gündelik hayatın ayrıntılarını bize ulaştırır. Bir köprünün eski hâli, bir mahallenin sonradan yitirilen dokusu, bir caminin etrafındaki yapıların yerleşimi ancak fotoğraflarda görülebilir. Fotoğrafçısı ve tarihi bilinmeyen bir karenin hangi köprüyü ya da hangi mahalleyi gösterdiğini belirlemek ise çoğu zaman sanıldığından güçtür; aynı nehir üzerinde birbirine benzeyen birkaç köprünün bulunması, yer tespitini ancak arka plandaki yapılarla karşılaştırma yapıldığında güvenilir kılar.
Fotoğrafın Maketlenmesi: 1914 Amasyası
Eski bir fotoğrafın şehrin bugünkü algısına katkısının en somut örneği Minyatür Amasya Müzesi'dir. II. Bayezid Külliyesi'nin imaret binasında yer alan müze, 14 Mayıs 2010'da ziyarete açıldı. Maket, 1914 tarihli bir Amasya fotoğrafından yola çıkılarak hazırlandı ve iki yılda tamamlandı. Yaklaşık seksen metrekarelik alanda 1/150 ölçekli yaklaşık 1.860 yapı ve bin kadar figür bulunur. Büyükağa Medresesi, Saraydüzü Kışlası, II. Bayezid Külliyesi ve Kral Kaya Mezarları gibi yapılar bu makette gerçeğe sadık biçimde yer alır. Işık düzeni, gece manzarasını üç, gündüz manzarasını dokuz dakika gösterecek şekilde ayarlanmıştır.
Bu çalışma, fotoğrafın arşivlenecek bir belge olmanın yanında bir yeniden inşa malzemesi de olabileceğini gösterir. Tek bir kareden binlerce yapının yerleşim planı, çatı örtüleri ve sokak dokusu okunabilmiş ve üç boyutlu bir modele dönüştürülmüştür. Fotoğrafın ayrıntı yoğunluğu, araştırmacıya ya da maket yapımcısına bir yapının hangi yüzünün nehre baktığını, hangi sokağın nerede bittiğini söyler.
Belge Olarak Fotoğraf: Hüccetten Cami Bezemesine
Fotoğrafın Amasya'da yalnızca manzara ve portre için kullanılmadığını, belge çoğaltmanın da bir aracı olduğunu Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ndeki küçük bir dipnot gösterir. Köprülüzade Vezir Fazıl Abdullah Paşa'nın, babasının ve dedesinin memleketi Köprü'deki dede konağını ve büyük mülkünü küçük oğlu Ammâr Bey'e bağışladığını gösteren 12 Cemaziyelevvel 1143 [23 Kasım 1730] tarihli bir hüccetten söz eden Hüsameddin, dipnotta şunu yazar: "Köprü eşrafından Keşşafoğlu Hacı Said Bey, bu hüccet-i şer'iyyenin fotoğrafla alınmış bir suretini bana göndermişti. Uzunca olduğundan aynen yazılamadı." Yirminci yüzyılın başında bir taşra tarihçisinin, belgenin aslını görmeden fotoğrafını inceleyebilmesi, kaza merkezlerindeki eşrafın da fotoğraf imkânına ulaşabildiğini gösterir. Belgenin aslının bugün nerede bulunduğu bilinmemektedir; elimizde kalan tek iz, tarihçinin bu fotoğrafa dayanarak verdiği bilgidir.
Fotoğrafın yapı tarihi araştırmalarındaki ağırlığını en iyi gösteren Amasya örneklerinden biri Gümüşlü Camii'dir. Şehrin en erken tarihli Osmanlı yapısı olan cami, büyük onarımlar yüzünden özgün hâlinden uzaklaşmıştır. Fazilet Koçyiğit'in 2022'de yayımlanan çalışması, Samsun Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden alınan 1979 tarihli rölöveler ve eski fotoğraflarla yerel bir stüdyonun, Foto Apaydın'ın arşivindeki karelere dayanır. Bu görüntülere göre caminin doğu ve batı yanlarındaki tabhane odaları, harimden daha alçak, eğimli bir çatıyla örtülüydü ve cepheye iki katlı bir hareketlilik veriyordu; 1986 onarımlarında bu cepheler yeniden yapılırken o hareketlilik ortadan kalktı. Taçkapının hemen batısındaki müezzin mahfilinin bugün pencere olarak kullanıldığı da eski fotoğraflardan anlaşılır. Koçyiğit, bu verilerden yola çıkarak caminin özgün hâlinde tabhaneli, zaviyeli bir yapı olduğunu ileri sürer.
Caminin bezemeleri için de durum benzerdir. Harimdeki bugünkü süslemeler 1960 onarımlarında yapılmıştır; onarım öncesindeki bezeme programı yalnızca Foto Apaydın arşivindeki fotoğraflardan bilinir. Bu karelerde duvar yüzeylerinin Barok etkili motiflerle, pencere aralarının çiçek ve kıvrım dallarla bezeli büyük şemselerle süslendiği, kasnakta pencere aralarına madalyonlar içinde manzara tasvirleri yapıldığı görülür; bu manzaraların hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Koçyiğit, Rüçhan Arık'ın görüşünü izleyerek bu tasvirlerin 1870'li yıllarda halk sanatçısı Zileli Emin Usta tarafından yapılmış olabileceğini öne sürer. Aynı fotoğraflar, caminin çevresindeki ahşap evlerin ve bir iki katlı dükkân dizilerinin, çevre yolu bağlantısı için 1986'da yıkılmadan önceki hâlini de saklar.
Benzer bir yararlanma başka yapılarda da görülür. Taşhan'ın sonraki dönemlerine ait fotoğraflarda avludaki mescit ile şadırvanın artık bulunmadığı görülür; bu kareler, yazılı kaynaklarda anılan bölümlerin ne zaman ortadan kalktığını daraltmaya yardım eder. Sancağın eski kazalarından Merzifon'un yirminci yüzyılın başındaki büyük yangında yok olan Ulu Camii ise eski fotoğraflardan yararlanılarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden yapılmış ve 12 Ekim 2018'de ibadete açılmıştır. Yapısı tamamen kaybolmuş bir caminin yeniden kurulmasında başlıca dayanak fotoğraf olmuştur.
Cumhuriyet Dönemi: Stüdyolar ve Aile Albümleri
Yirminci yüzyılın ilk yarısında fotoğrafçılık şehirde yaygın bir meslek hâline geldi. Stüdyolar ve aile portreleri, resmî belge fotoğrafları, askerlik hatırası çekimleri, okul ve kurum topluluk fotoğrafları sıradan ihtiyaçlar olarak gündelik hayata girdi. Genel olarak bakıldığında Osmanlı'nın son döneminde gayrimüslim stüdyoların birer birer kapanması, yerlerini Müslüman fotoğrafçıların almasıyla sonuçlandı. Anadolu'daki bu değişimin Amasya'ya yansıması konusunda ayrıntılı bir yayın bulunmamaktadır, ancak şehir arşivlerinde ve aile albümlerinde bulunan Cumhuriyet dönemi görüntülerinin çoğu bu yeni meslek kuşağının işidir.
Bu kuşağın stüdyolarından bazılarının adları, bugün eski Amasya fotoğraflarının yayımlandığı kitaplardaki künye notlarından izlenebilir. Gümüşlü Camii üzerine yapılan araştırmanın 1960 öncesi bezemeleri Foto Apaydın arşivindeki karelerden tanıması bunun bir örneğidir. Osman Fevzi Olcay'ın hatıratının Amasya Belediyesi tarafından 2009'da yapılan yayımında kullanılan eski fotoğraflar da Stüdyo Özden ile Hüseyin Menç, Hasan Varış ve Turan Böcekçi'nin özel arşivlerinden derlenmiştir. Olcay'ın 1967'de yazdığı ve yirminci yüzyıl başından itibaren altmış beş yıllık Amasya hayatını anlatan bu eserin yayıncıları onu "yarım asır önce Amasya'nın kalemle çekilmiş fotoğrafı" diye niteler. Bu adlar, Amasya'nın yakın dönem görsel belleğinin büyük ölçüde yerel stüdyoların arşivlerinde ve şehir tarihine ilgi duyan kişilerin özel koleksiyonlarında korunduğunu gösterir.
Bu görüntüler bir bakıma resmî tarih anlatımlarının tamamlayıcısıdır. Askere gidenlerin, okulunu bitirenlerin ve gurbete çıkanların çektirdiği portreler dönemin kıyafetini, saç biçimini ve toplumsal ilişkilerini yansıtır. Öğrenci grupları, spor takımları ve kurum çalışanlarının toplu fotoğrafları, şehrin kurumsal hafızasında yer eden kişileri adlarıyla birlikte tespit etme imkânı verir. Fotoğrafın tarihsel değeri çoğu zaman arkasına yazılan bir isimde ve bir tarihte saklıdır; aile albümlerindeki karelerin arkasındaki not, bazen bir müze kaydından daha değerli olabilir.
Ne var ki fotoğraf arşivlerinin bir bölümü zamanla yok olmuştur. Kadın portrelerinin mahremiyeti yüzünden negatiflerini bilerek yok eden stüdyolar, yangınlarda ya da taşınmalarda kaybolan cam negatifler, yer kaplayan arşivlerin atılması, Osmanlı fotoğraf mirasının genel kayıplarındandır. Dildilyan negatiflerinin ancak ailenin 1922'de onları kişisel eşyaları pahasına yanına almasıyla kurtulabilmesi, taşradaki pek çok stüdyo arşivinin neden iz bırakmadan kaybolduğunu da açıklar. Amasya'daki stüdyo arşivlerinin akıbetini belgeleyen bir çalışma bilinmemektedir; bu nedenle şehirden gelen kartpostallar ve albüm sayfaları, kayıp negatiflerin küçük ama değerli bir bölümünü korur.
Görsel Belgelerin Kullanımı
Eski Amasya fotoğrafları bugün müzelerde, kurumsal arşivlerde, dijital koleksiyonlarda ve aile albümlerinde dağınık hâlde durmaktadır. Bunlar, yapıların restorasyonunda aslına uygunluk kararlarının dayanağı olarak kullanılır. Yalıboyu evlerinin koruma altına alınması ve onarımları sırasında eski görüntüler cephe düzenini ve çatı örtüsünü sınamak için başvurulan belgelerdir. Şehir tarihi araştırmacıları için de bu karelerin değeri büyüktür: hangi yapının hangi tarihte yıkıldığı, bir köprünün hangi yıllarda yenilendiği, bir mahallenin sınırları gibi sorular çoğu zaman bir fotoğrafın arka planında yanıtlanır.
Fotoğrafların güvenle kullanılabilmesi için tarih ve yer bilgilerinin doğrulanması gerekir. Fotoğrafçısı ve çekim yılı bilinmeyen kareler, yapılardaki ayrıntılar, giysiler ve yazılı kayıtlarla karşılaştırılarak tarihlendirilir. Salname fotoğrafları, seyyah kitaplarına basılmış kareler ve Gabriel'in 1930'larda çektiği negatifler gibi tarihi belli olan görüntüler, bu tarihleme çalışmasında ölçü noktası görevi görür. Yurt dışındaki arşivlerde, örneğin Atina'daki İngiliz Okulu'nun cam negatiflerinde ya da Dildilyan ailesinin koleksiyonunda bulunan karelerin Amasya'daki koleksiyonlarla birlikte incelenmesi, şehrin görsel tarihini tamamlamanın en verimli yolu olarak görünmektedir.
Kronoloji
1730: Fazıl Abdullah Paşa'nın Köprü'deki konağını oğlu Ammâr Bey'e bağışladığı hüccet düzenlendi (12 Cemaziyelevvel 1143); belgenin fotoğrafla alınmış bir sureti sonradan Hüsameddin'e gönderildi.
1839: Fotoğrafın icadı, 28 Ekim tarihli Takvim-i Vekayi'nin 186. sayısında Osmanlı halkına duyuruldu.
1850: Vassilaki Kargopoulo, Pera'da Osmanlı topraklarının ilk fotoğraf stüdyosunu açtı.
1863: Tanzimat'ın vilayet sistemiyle Sivas vilayet oldu; Amasya bu vilayetin sancaklarından biri olarak kaldı.
1866: Sarkis Torosyan'ın Risale-i Fotografya adlı kitabı basıldı.
1870: Henry J. Van Lennep'in Amasya gravürünü içeren seyahatnamesi Londra'da yayımlandı.
1888: Tsolag Dildilyan Sivas'ta fotoğrafçılığa başladı; Natouryan-Dildilyan stüdyosu kuruldu.
1890: Stüdyo Merzifon'a taşındı.
1891: D. G. Hogarth ile J. A. R. Munro'nun Anadolu gezisinde bir Amasya görüntüsü kayda geçti.
1892: Amasya İdadisi, bina tamamlanmadan geçici bir rüştiye binasında öğretime başladı (kayıtlara göre).
1894: Tsolag Dildilyan, Merzifon'daki Anadolu Koleji'nin resmî fotoğrafçısı oldu.
1894-1895 (H. 1312): Amasya Mülkiye İdadisi binasının giderleri ve projeleri Maarif Nezareti belgelerine geçti; ana cephe fotoğrafı Sivas Vilayet Salnamesi'nde yayımlandı.
1895: Max Fruchtermann Galata'da kartpostal editörlüğüne başladı.
1898-1906: Lord Warkworth (1898), Ferdinand Brockes (1900), J. G. C. Anderson (1903) ve Cumont kardeşlerin (1906) kitaplarında Amasya görüntüleri yayımlandı.
1908: F. W. Hasluck'un Pontus gezisinde Amasya'daki bir Selçuklu cephesi fotoğraflandı.
1914: Minyatür Amasya Müzesi'ne esas olan şehir fotoğrafı çekildi.
1922: Dildilyan ailesi, cam negatiflerinin bir bölümünü yanına alarak Samsun'dan ayrıldı.
1930'lar: Albert Gabriel, Monuments turcs d'Anatolie'nin ikinci cildi için Amasya yapılarını fotoğrafladı.
1960: Gümüşlü Camii'nin bugünkü bezemeleri yapıldı; önceki bezeme programı yalnız eski fotoğraflardan bilinir.
1986: Gümüşlü Camii çevresindeki ahşap evler ve dükkânlar yıkıldı; görünümleri eski fotoğraflarda korundu.
2010: Minyatür Amasya Müzesi 14 Mayıs'ta ziyarete açıldı.
2013: Dildilyan ailesinin fotoğraflarından oluşan sergi İstanbul'da açıldı; 2015'e kadar Merzifon, Diyarbakır ve Ankara'yı dolaştı.
2018: Eski fotoğraflardan yararlanılarak yeniden yapılan Merzifon Ulu Camii 12 Ekim'de ibadete açıldı.
2026: 20 Mayıs'ta Uluslararası Amasya Kültür ve Sanat Sempozyumu'nda Yıldız Albümleri'ndeki on dokuzuncu yüzyıl Amasya fotoğraflarından bir sergi açıldı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Hüseyin. Amasya Tarihi, c. 4, s. 643, dipnot 701 (Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page643.html
- Olcay, Osman Fevzi. Amasya Hâtıraları. Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2009 (künye ve takdim sayfaları). sempozyum.amasya.bel.tr
- Albert Gabriel fotoğrafları ve negatifleri; Amasya'dan 27 fotoğraf. Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, Aziz Ogan Koleksiyonu.
Akademik çalışmalar
- Arşiv Belgeleri Işığında Amasya Mülkiye İdadi Mektebi Binası (Journal of International Social Research makalesi).
- Birbudak, Togay Seçkin. Sâlnâmelere Göre Sivas Vilayeti'nde Eğitim-Öğretim (1898-1903). Kastamonu Eğitim Dergisi, 15/1, 2007.
- Özel, Zuhal. Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet'e Gayrimüslim Fotoğrafçılar. Kontrast Dergi, 43. sayı.
- Uluslararası Amasya Kültür ve Sanat Sempozyumu programı, 20-21 Mayıs 2026. Amasya Belediyesi.
Diğer kaynaklar
- Koçyiğit, Fazilet. Geçmişin İzleriyle Amasya Gümüşlü Cami. Art-Sanat, 17, 2022.
- Altıparmak, Vahan. Osmanlı Fotoğrafçılığında Ermeni'lerin Rolü. HyeTert, 2009.
- Lazzaroni, Andrea. The Dildilians: an Armenian family between history and photography. OBC Transeuropa, 1 Ekim 2025.
- Bearing Witness to the Lost History of an Armenian Family Through the Lens of the Dildilian Brothers (1872-1923). Depo İstanbul, sergi sayfası, 2013. depoistanbul.net
- Marsoobian, Armen T. Armenian Photography in Ottoman Anatolia. Ottoman History Podcast, 2016.
- Province of Sivas: Photo gallery. Houshamadyan. houshamadyan.org
- BSA SPHS Image Collection: "Amasya" (SPHS/1/2209.5802, 1891) ve "Amasya: Seljuk façade in the town" (SPHS/1/1184.2998, 1908). British School at Athens Digital Collections.
- Fotoğraf Tarihinde Kartpostal ve Fotokartların Önemi. Apaçık Radyo Foto Müze.
- Amasya Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Amasya Tarihçesi.
- Minyatür Amasya Müzesi Ziyaretçilere 1914 Yılındaki Amasya'yı Yaşatıyor. Yeşilırmak Gazetesi.
Çevrimiçi kaynaklar









