Osmanlı Devleti'nde adalet, yüzyıllar boyunca kadıların başkanlık ettiği şer'iyye mahkemeleri eliyle dağıtıldı. Hukuk ile idare arasındaki sınır keskin sayılmazdı; kadı hem davaya bakar hem de bulunduğu kazanın pek çok düzenleme ve denetim işini yürütürdü. On dokuzuncu yüzyılda ticaretin hacmi büyüyüp yabancı tüccarlarla ilişkiler yoğunlaşınca, tek hâkimli ve tek dereceli bu düzen yeni ihtiyaçlara yetişmekte zorlandı. Tanzimat'tan sonra şer'iyye mahkemelerinin yanına, şer'î konular dışındaki davalara bakan nizamiye mahkemeleri eklendi. Amasya, hem sancak merkezi hem eski bir ilim ve idare şehri olarak bu çift katmanlı yargı düzeninin içinde yer aldı. Şehrin adli tarihi, kadı mahkemesinden Cumhuriyet'in tek yargı sistemine uzanan uzun bir kurumsal dönüşümün yerel seyrini gösterir; bu seyrin insanları da, mahkeme kâtiplerinden bidâyet üyelerine kadar, yerel kaynaklarda adlarıyla izlenebilir.

Kadılık Geleneği ve Şer'iyye Sicilleri

Amasya'da kadılık, Osmanlı yönetiminin yerleşmesiyle birlikte şehrin en eski ve en kalıcı kurumlarından biri oldu. Kadı, mahkeme başkanı olmanın ötesinde, hukuk ve idare adamı sayılan bir görevliydi. Verdiği hükümler, kaydettiği alım satımlar, miras taksimleri, vakıf işleri ve toplumsal anlaşmalar mahkeme defterlerine, yani şer'iyye sicillerine geçirilirdi. Bu defterler bugün bir kentin gündelik hayatını yeniden kurmaya yarayan en zengin arşiv malzemesidir; çünkü yalnızca büyük olayları kaydetmekle kalmaz, mahalle komşuluğunu, borç ilişkilerini, evlilik ve boşanma kayıtlarını, mal varlığı dökümlerini de içerir. Hüsameddin de Amasya Tarihi'ni yazarken bu defterlere sık sık başvurmuş, örneğin Çakallar bağlarının yüzyıllar içinde el değiştirmesini "mahkeme-i şer'iyye sicillâtından" çıkardığını açıkça belirtmiştir.

Amasya'ya ait şer'iyye sicillerinin sayısı toplam 95 olarak verilir. On yedinci yüzyılı kapsayan ilk 22 defter, 2023'te yayımlanan bir araştırmada tek tek tanıtılmış, bu defterlerde adı geçen ve hicrî 1034-1110 (miladî 1624-1699) yılları arasında şehirde görev yapan kadılar tespit edilmiştir. Sicillerin bir bölümü son yıllarda yüksek lisans tezleri olarak çözümlenmiştir: 3, 4, 5, 7, 9, 11, 15 ve 22 numaralı defterler için ayrı transkripsiyon çalışmaları yapılmış, on yedinci yüzyılın ikinci yarısındaki Amasya ise sicillere dayanan bir doktora tezinin konusu olmuştur. Bu çalışmalar, şehrin sosyal ve iktisadi tarihinin büyük ölçüde kadı kayıtlarına dayanılarak yazıldığını gösterir.

Şer'iyye mahkemelerinin yetki alanı yüzyıllar içinde daraldı, ama hiçbir zaman tümüyle ortadan kalkmadı. Nikâh, talâk, nafaka ve hidâne gibi ailevi nitelikli işler 1924'e kadar şer'iyye mahkemelerinde görüldü. Nizamiye mahkemelerinin kuruluşu kadılığı hemen devre dışı bırakmadı; iki yargı kolu uzun süre yan yana, zaman zaman da birbirine sürtünerek çalıştı.

On Sekizinci Yüzyılda Amasya Mahkemesi

Tanzimat öncesi Amasya mahkemesinin nasıl işlediğini, 1750-1800 yıllarını kapsayan 50 ile 65 numaralı siciller ayrıntılı biçimde gösterir. Bu defterlerde kadınlar davacı, davalı ya da şahit olarak sık sık mahkemeye gelir. 3 Temmuz 1762 tarihli bir kayda göre Dere Mahallesi'nde oturan Ayşe, nafakasını ve beş kuruşluk mihr-i müeccelini kocası Veli'nin zimmetinde bırakarak muhâlaa yoluyla boşanmış, on beş gün sonra da mahkemeye gelip bunu kayda geçirtmiştir. 17 Ocak 1763'te Kamerüddin Mahallesi'nden Meryem binti Ahmed, kocasının kendisini beş gün önce nedensiz yere baltayla dövdüğünü ve "talâk-ı selâse" ile boşayıp evden kovduğunu ileri sürmüş, koca ise boşanmanın Meryem'in rızasıyla olduğunu savunmuştur. Kadınların bir kısmı mahkemeye kendileri gelmiş, bir kısmı da vekil göndermiştir.

Mülk davaları kadının usulü nasıl yürüttüğünü iyi gösterir. 1782'de Hacı İlyas Mahallesi'nden Alime, vekili aracılığıyla Kazgancı Mahallesi'nden Hatice binti Abdullah'a dava açtı. Hatice yirmi yedi yıl önce arsasını elli yedi kuruşa Alime'ye satmış, ama mahkemede satışı kocasının zoruyla yaptığını söylemişti. Şahit bulunmadığından kadı Hatice'ye yemin teklif etti ve yemin üzerine satışı feshetti. Ardından Alime, paranın rızayla alındığını bildiren şahitler getirdi; Amasya müftüsü el-Hâc İsmail Efendi ile Turhal müftüsü Abdülmecid Efendi'nin şahitlikleri ve fetvaları üzerine arsa yeniden Alime'ye teslim edildi. Aynı yıl Yakutiye Mahallesi'nden Ayşe binti Abdullah, kocasının dört yıl önce rızası olmadan sattığı dutluk bağın satışının bozulmasını istedi, fakat sonunda alıcıyla yirmi kuruş üzerine sulh olup davadan çekildi. Üçler Mahallesi'nden Ayşe binti Recep'in otuz yıllık miras talebi de "muslihun" denilen aracılar eliyle beş kuruşa bağlanmıştır. Mahkemeye gelen uyuşmazlıkların bir bölümü böylece kadının hükmüyle sonuçlanmadan, tarafların sulhuyla kapanıyordu.

Kadı, karar verirken mahallenin sesine de kulak verirdi. 14 Temmuz 1762 tarihli bir davada Medrese köyünden Osman Beşe, Ali bin Mustafa'nın, oğlu İbrahim'in evine girip gelinine saldırmaya kalkıştığını bildirmiş, Ali ise kadının kendisini davet ettiğini söyleyerek suçu karşı tarafa yüklemeye çalışmıştı. Kadı gelinin hâlini köy halkına sordurdu; köylüler iyi hâl bildirince Ali'nin "ıslah-ı nefs" edinceye kadar kaza zindanına konmasına karar verildi. Mahkeme, gerektiğinde olay yerine görevli de gönderiyordu: 1768 sonbaharında Hakala köyünde bir kadının öldürüldüğü, iki kadının yaralandığı olayın incelenmesi için mahkeme kâtibi Ahmed Efendi bin İsmail Efendi görevlendirilmiştir. Gayrimüslimler de aynı mahkemeye başvurabiliyordu; Aşağı Suvadiye Mahallesi'nden Vartoros'un, eşi Marta Hatun'a saldırıldığı gerekçesiyle açtığı dava bunun örneklerindendir.

Ağır suçlarda yerel mahkeme son merci sayılmazdı. 1780 sonbaharında Havza'ya bağlı Halyas köyünden Seyyid Mustafa'nın, Hamamcı Osman'ın evine gece yarısı girip karısına saldırmaya kalkıştığı ve kendisine karşı koyan Osman'ı bıçakla öldürdüğü iddiası, İstanbul'dan gönderilen emirle Sivas'ta, Amasya'nın ehl-i örf ve ehl-i şer temsilcilerinin huzurunda görüldü. Şahitler suçun sanığın âdeti olduğunu ortaklaşa beyan edince Kadı Seyyid Mehmed Şakirzâde, iki fetvaya dayanarak kısasın caiz olduğuna hükmetti ve durumu İstanbul'a bildirdi. Bu dava, bir taşra kadısının ölüm cezası gibi ağır bir kararı müftü fetvası ve merkezin onayıyla verdiğini gösterir. Amasyalıların davalarını İstanbul'a taşıması yeni bir şey de sayılmazdı; 1555'te bir eve girip kadına saldıran İbrahim'in kanuna göre cezalandırılması, 1678'de ise babasının vakfından payına düşen otuz akçeyi alamayan Emine Hatun'un hakkının verilmesi Divan-ı Hümayun'dan emredilmişti.

Nizamiye Mahkemelerine Giden Yol

Yeni mahkemelerin ortaya çıkışı tek bir kararın sonucu sayılmaz. On dokuzuncu yüzyılın başından itibaren belirli davalar, niteliğine ve tarafların sıfatına göre özel meclislere havale edilmeye başlanmıştı. Osmanlı tebaası ile yabancılar arasındaki ticari uyuşmazlıkların karma komisyonlarda çözülmesine 1800-1801'den itibaren istisnai olarak izin verilmişti. Tüccar davaları için 1 Ocak 1840'ta bir ticaret meclisi kuruldu. Taşrada ise 1840'ta muhassıllık meclisleri adıyla kurulan, 1842'de memleket meclisleri, 1849'dan sonra eyalet ve sancak meclisleri adını alan yapılar yargı görevini de üstlendi. Bu meclisler, 1840, 1851 ve 1858 tarihli ceza kanunlarında düzenlenen ta'zir suçlarına bakıyor, bazı şer'î suçları da kadı aracılığıyla şer'î esaslara göre karara bağlıyordu. Zamanla birer mahkeme niteliği kazandılar. 30 Nisan 1860 tarihli Zeyl-i Kanun-ı Ticaret ve ardından çıkan düzenlemeler ticaret mahkemelerinin teşkilatını belirli bir düzene soktu.

Amasya'da bu ara dönemin meclislerine şehrin eşrafı katıldı. Hüsameddin'e göre Amasya mütesellimi Hacı Ali Ağa'nın oğlu Hacı Yusuf Ağazâde Eşref Ağa, iltizam işlerinde servet edindikten sonra 1263'ten (1846-47) itibaren "deâvâ ve idâre meclisi" üyesi olmuştur. Bu tarih, taşrada yargı görevini de üstlenen memleket meclislerinin dönemine denk gelir; yerel eşrafın hem idari hem adli işlere bu meclisler aracılığıyla girdiği anlaşılır.

Resmî anlamda nizamiye mahkemelerinin ilk çekirdeği, Tanzimat sonrası ceza kanunlarının uygulanması için 1854'te İstanbul'da kurulan meclis-i tahkiklerdir. Asıl çerçeve ise 7 Kasım 1864 tarihli Vilâyât Nizamnâmesi ile çizildi. Buna göre her kazada bir deâvî meclisi kurulacaktı. Meclis, kazanın şer'î hâkiminin başkanlığında, Müslüman ve gayrimüslim üyelerden oluşuyordu; şer'î davalar, gayrimüslimlerin cemaat içi özel davaları, cinayet meclislerinde ve ticaret meclislerinde görülecek işler dışında kalan hukuk davalarıyla cünha ve kabahat dereceli suçlara bakacaktı. Livâ merkezlerinde bir temyiz meclisi kurulması öngörülmüştü. Üç Müslüman ve üç gayrimüslim üyeden oluşan bu meclis, yine ilgili kazanın şer'iyye hâkiminin başkanlığında toplanır, kaza meclislerinin bakamadığı ya da karara bağladığı hukuk ve cinayet davalarını istinaf yoluyla incelerdi. Amasya livâ merkezi olduğundan, bu düzenin hem kaza hem sancak düzeyindeki işleyişi şehirde yaşandı. Dikkat çekici nokta, yeni meclislerin başkanlığının hâlâ kadıda olmasıdır; nizamiye mahkemeleri şer'î yargıdan ani bir kopuşla doğmadı, onun içinden adım adım ayrışan bir yapı olarak gelişti.

Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye ve Dereceli Mahkemeler

Nizamiye mahkemelerinin verdiği kararları denetleyecek bir üst mercie duyulan ihtiyaç, 1868'de Meclis-i Vâlâ'nın ikiye ayrılmasıyla karşılandı. Biri Şûrâ-yı Devlet, öteki Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye oldu; Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye'nin başına Ahmed Cevdet Paşa getirildi. Divanın kuruluşunda yalnızca hukuki ihtiyaç etkili olmadı. Batılı devletlerin 1867'de yürüttüğü tahkikat ve ticaret mahkemeleriyle nizamiye mahkemelerini yetersiz bulmaları, daha köklü bir düzenleme için baskı unsuru oldu. Ulemâ kesiminde, şer'iyye mahkemeleri dururken yeni mahkemelerin kurulmasına tepki doğdu; Cevdet Paşa bu tepkiyi hafifletmek için Devvânî'nin bir risalesini özetleyip ulemânın bulunduğu bir mecliste okudu. Risalede mezâlim mahkemelerinin kurulmasının İslam hukukuna aykırı olmadığı savunuluyordu.

14 Şubat 1870'te yayımlanan iç nizamname, nizamiye mahkemelerini dört gruba ayırdı: kazalarda deâvî meclisleri, livâlarda temyîz-i hukuk meclisleri, vilayet merkezlerinde temyiz divanları ve İstanbul'da Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye. Deâvî meclisleri ilk derece mahkemesi olarak çalışıyor, livâ meclisleri hem ilk derece hem istinaf mercii oluyordu. 11 Ocak 1872 tarihli Mehâkim-i Nizâmiyye Nizamnâmesi bu derecelendirmeyi pekiştirdi ve ticaret davaları için vilayet, livâ ve kaza merkezlerinde ticaret mahkemelerinin kurulmasını, meclis üyelerinin de halk tarafından seçilmesini öngördü. Seçim usulü 30 Aralık 1875 tarihli talimatla belirlendi.

İstanbul'daki Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye iki mahkemeden oluşuyordu. Mahkeme-i Temyiz hukuk ve ceza daireleri olarak ikiye ayrılmış, nizamiye mahkemelerinin kararlarını inceliyordu; ikinci mahkeme ise İstanbul'daki en büyük nizamiye mahkemesi olarak kesin hüküm veriyordu. Her mahkeme beş ile on üyeden kuruluydu ve üyelerin üçte ikisi Müslüman, üçte biri gayrimüslimdi. Üyeler istifa etmedikçe, daha yüksek bir göreve atanmadıkça ya da haklarında mahkeme kararı çıkmadıkça azledilemezdi. Divan zamanla Adliye Nezâreti'ne dönüştü; 1875'te temyiz mahkemesine ayrı bir başkan atandı, 1876'dan itibaren resmî belgelerde Adliye Nezâreti anılmaya başlandı. 1917'de şer'iyye mahkemelerinin hükümlerini temyizen incelemek üzere temyiz mahkemesine bir şer'iyye dairesi eklendi; o zamana kadar bu denetimi şeyhülislâmlık bünyesindeki Meclis-i Tedkîkât-ı Şer'iyye yapıyordu. Ancak şer'iyye mahkemeleri 3 Mayıs 1920 tarihli bir kararnameyle yeniden şeyhülislâmlığa bağlandı ve bu daire kaldırıldı. Taşradaki kadı, yani Amasya gibi bir merkezde şer'iyye mahkemesine başkanlık eden hâkim, bütün bu değişimlerin ortasında durdu: hem kendi mahkemesinin hâkimiydi hem de yeni meclislerin başkanı.

Bu yapı, 18 Haziran 1879 tarihli Mehâkim-i Nizâmiyyenin Teşkilâtı Kanun-ı Muvakkati ile bütün imparatorluğu kapsayan genel bir çerçeveye kavuştu. Kanuna göre her kazada bir bidâyet mahkemesi bulunacak, Adliye Nezâreti'nin uygun göreceği yerlerde ayrıca ticaret mahkemesi kurulacaktı. Ticaret mahkemesi olmayan kazalarda ticaret davalarına bidâyet mahkemesi bakacak, bu durumda kazanın muteber tüccarlarınca seçilen geçici üyeler heyete katılacaktı. Livâ merkezi olan kazanın bidâyet mahkemesi, sancağa bağlı öteki kaza mahkemelerinin istinafa elverişli ilamlarını da inceleyecekti. Vilayet merkezlerinde istinaf mahkemesi, İstanbul'da ise bir temyiz mahkemesi kuruldu. Aynı kanun savcılık kurumunu da düzenledi; savcılar padişah tarafından atanıyor, doğrudan Adliye Nezâreti'ne bağlı çalışıyordu. Her kaza bidâyet mahkemesinde bir savcı yardımcısı bulunması öngörülmüştü. Amasya gibi bir livâ merkezinde bu düzen, kaza mahkemesinin hem yerel davalara bakması hem de çevre kazaların kararlarını istinafen incelemesi anlamına geliyordu. Amasya sancağı Sivas vilayetine bağlı olduğundan, bir üst basamak Sivas'taki istinaf mahkemesiydi.

Uygulamanın bazı ayrıntıları da dönemin hukuk anlayışını gösterir. 1876'da nizamiye mahkemelerinin hüküm mazbatalarının Türkçe yazılması, bölgelere göre Arapça, Rumca, Bulgarca, Boşnakça ve Ermenice'ye çevrilip karara eklenmesi usulü benimsenmişti. Kararların icrası önceleri vali, mutasarrıf ve kaymakamlara bırakılmıştı; infaz gecikmeleri yüzünden 1879 tarihli kanunla icra yetkisi mahkeme başkanlarına ve onlara bağlı dairelere verildi. Köylerde ve nahiyelerde ihtiyar meclislerine sulh yoluyla dava görme yetkisi tanındı; 1907'de nahiye meclislerinin yetkileri genişletildi, 1913'te gezici sulh hâkimleri ihdas edildi.

Amasya'da Bidâyet ve Ticaret Mahkemeleri

Amasya'da yeni mahkemelerin ne zaman kurulduğu genel kanunlardan çok, Hüsameddin'in biyografi maddelerinden öğrenilir. Hacı Eşref Ağa'nın maddesinde "1295'te teşekkül eden mahkeme-i bidâyet" ifadesi geçer; buna göre şehrin bidâyet mahkemesi 1878 yılında, yani 1879 tarihli teşkilat kanunundan kısa bir süre önce kurulmuştur. Eşref Ağa bu mahkemenin üyesi olarak 1299 Safer'inde (1881-82) ölmüştür. Aynı yıl Amasya'da ayrı bir ticaret mahkemesi de açıldı. Zanalızâde Emin Mehmed Efendi, Vidin mahkemesinde kâtiplik yaptıktan sonra 1295'te "Amasya'da küşâd edilen ticaret mahkemesi" reisi olarak memleketine döndü. Sekiz yıl kadar bu görevde kaldı; 1303'te (1885-86) ticaret işleri hukuk mahkemesine devredilince adliye başkâtibi oldu ve yirmi iki yıl bu görevi sürdürüp 1325'te (1907) emekliye ayrıldı.

Ticaret davalarına daha önce de ayrı bir heyetin baktığı anlaşılıyor. 1864 başında yeni hükümet konağı için hazırlanan keşif belgelerinde, yapılacak binada tapu kalemi ve evkaf müdürlüğü kalemiyle birlikte bir ticaret mahkemesi bölümünün yer alacağı yazılıdır; aynı kış eski konağın arkasındaki kayadan kopan parçaların ticaret mahkemesinin kiremit ve camlarını kırdığı da bildirilmiştir. 1864 belgelerindeki ticaret mahkemesi ile Hüsameddin'in 1295'te açıldığını yazdığı ticaret mahkemesi arasındaki ilişki kaynaklarda açıklanmaz; ikincisinin, 1879 düzenlemesi öncesinde yeniden teşkil edilmiş bir mahkeme olduğu düşünülebilir.

Yeni mahkeme kalemlerinin kadroları büyük ölçüde şer'iyye mahkemesinden geldi. Cılkızsızzâde Ahmed Kâmil Efendi, 1252'de (1836-37) Fethiye Mahallesi'nde doğmuş, 1280'de (1863-64) şer'iyye mahkemesinde zabıt kâtibi, sonra şer'iyye başkâtibi olmuş, 1296'da (1878-79) adliye başkâtibi olarak yeni teşkilata geçmiş ve 1301'de (1883-84) bu görevden ayrılmıştır. Ondan sonra adliye başkâtipliğine Emin Mehmed Efendi'nin getirilmesi, iki kişinin görev sürelerinin birbirini izlediğini gösterir. Apardızâde Abdüllatîf Efendi de mahkeme-i şer'iyyede kâtip olarak başlamış, bir süre "adliye mahkemesi a'zâ mülâzımı" olduktan sonra mahkeme üyeliğine yükselmiş ve 1327'de (1909) ölmüştür. Hindîzâde Abdülmecîd Zühdî Efendi "adliye mahkemesinin teşkîlinde" üye mülâzımı, ardından üye olmuş, Payaslızâde Abdülmecîd Nâilî Efendi de usûl-i şer'iyye ve adliyye öğrenip aynı yoldan ilerleyerek 1318'de (1900-01) üye iken ölmüştü.

Bidâyet mahkemesinin kuruluşunu en yakından izleyen kişilerden biri, Eşref Ağa'nın oğlu Hacı Yusufzâde Ahmed Rıza Efendi'dir. Önce deâvî kâtibi olan Ahmed Rıza Efendi, bidâyet mahkemesi teşekkül ettiğinde zabıt kâtibi, sonra üye ve müstantık, yani sorgu hâkimi olmuştur. Daha sonra idare meclisi üyeliği, belediye reisliği yapmış, 1320'de (1902-03) üye iken Köprü kaymakam vekilliğine getirilmiş ve 1325'te ölmüştür. Mahkeme üyeleri arasında medrese çevresinden gelenler de vardı. Köprülü Hacı Hâfız Mustafa Tevfîk Efendi, Mutasarrıf Mehmed Kemal Bey'in teveccühüyle 1316'da (1898-99) bidâyet mahkemesi üyesi olmuş, Kemal Bey 1321 Receb'inde Amasya'dan ayrılınca üyelikten çekilip derslerine dönmüştür. Bidâyet üyesi Seyyid Hacı Mehmed Tahir Efendi'nin oğullarından Ahmed Nafiz Bey ise sonradan Amasya mebusu olmuştur. Bu adlar, Amasya'da yargı, meclis ve belediye görevleri arasında dolaşan küçük bir eşraf ve ulema çevresinin varlığını düşündürür.

Sancağın kazalarında da aynı düzen kuruldu. Havza'da Fîrûz Ağa müderrisi Zeynelzâde Hasan Efendi, kazanın "mahkeme teşkîlâtında" bidâyet üyesi ve müstantık olmuş, 1303'te Havza müftülüğüne geçmiştir. Köprülü Civânzâde Hasan Efendi ise mahkeme üyesi ve müstantık iken "adliye usûlüne muhâlif" bazı işlemleri yüzünden yargılanmış, bu olaydan sonra aklî dengesini yitirerek 1318'de ölmüştü. Yeni usulün meslekten hukukçuları da Amasya'dan yetişti. Eski Kethüdâ Mahallesi'nde 1268 dolaylarında doğan Hacı Es'ad Ağazâde Hamdi Mehmed Bey, şehrin rüşdiye mektebinin ilk öğrencilerindendi; İstanbul'da Mekteb-i Hukuk'u bitirip 1294'te müddeî umûmî (savcı) olmuş, birkaç sancakta çalıştıktan sonra 1306'da Sivas vilayeti istinaf müddeî umûmîsi, 1309'da Cezayir-i Bahr-i Sefid vilayeti istinaf müddeî umûmîsi olmuştur.

Mahkemenin çevresinde resmî kadroya girmeyen kişiler de vardı. Doğlalızâde Emin Mehmed Efendi, halk arasında "Hım Hım Hoca" diye bilinen, 1275'te doğmuş bir hocaydı. Fıkıh kitaplarını, kavânîn-i adliyyeyi, usûl-i muhâkemâtı ve Mecelle'yi tekrar tekrar okuyarak kendi kendine "mükemmel bir avukat" olmuş, evi dava sahiplerinin sığınağı hâline gelmişti. Hüsameddin'e göre cuma günleri adliye reislerinin danıştığı bir kişiydi ve Meşrutiyet'in ilanına kadar adliye ve şer'iyye memurlarının hepsi ondan çekinirdi. Bu nüfuzun, aynı kaynakta belirtildiği gibi, zaman zaman entrika ve fesada da araç olabildiği anlaşılır.

Şer'iyye ile Nizamiye Arasında Yetki Sorunları

İki yargı kolunun bir arada yaşaması, görev ve yetki uyuşmazlıklarını kaçınılmaz kıldı. Hangi kanunun hangi mahkemede uygulanacağı zaman zaman yüksek yargı kararlarına konu oldu. 1 Şubat 1873 tarihli bir Şûrâ-yı Devlet müzekkeresinde, Zeyl-i Kanun-ı Ticaret gibi düzenlemelerin nizamiye mahkemeleri için yapıldığı, dolayısıyla şer'î mahkemelerdeki uyuşmazlıklara uygulanamayacağı belirtildi. 1876 tarihli Kanun-ı Esasî'nin 85. ve 87. maddeleri, her davanın ait olduğu mahkemede görüleceğini, şer'î davaların şer'î mahkemelerde, nizamî davaların nizamiye mahkemelerinde karara bağlanacağını hükme bağladı. 29 Şubat 1888 tarihli bir irade iki mahkemenin görev sınırlarını daha ayrıntılı çizdi; talâk, nikâh, nafaka, hidâne gibi konular şer'iyye mahkemelerinde kaldı. Bu karşılıklı sınır çizme çabası, Amasya gibi taşra merkezlerinde halkın hangi kapıya başvuracağını da belirliyordu.

Amasya'da şer'iyye mahkemesi, nizamiye teşkilatı kurulduktan sonra da kendi kalemiyle çalışmayı sürdürdü. Osman Fevzi Olcay, şehrin eski sakinlerini anlatırken bir zamanlar şer'iye mahkemesinin başkâtibi olan Hafız Tevfik Efendi'yi ve Çevikçe Mahallesi'nde oturan, adliye başkâtipliğinden emekli Hafız Şakir Efendi'yi ayrı ayrı anar. İki kurumun başkâtiplerinin aynı kuşağın hatıralarında yan yana yer alması, çift yargı düzeninin şehirde gündelik bir gerçeklik olduğunu gösterir.

Amasya'da Hükümet Konağı ve Eski Adliye Binası

Yargı örgütünün değişmesi, şehrin yapı stokuna da yansıdı. Tanzimat'tan itibaren taşrada inşa edilen hükümet konakları, yeni idari sistemin gerektirdiği yapı tipiydi. Amasya'da 1848'de kullanılan hükümet konağı harap durumdaydı ve onarımının 38 bin kuruş tutacağı hesaplanmıştı. 1864 başında ahşap ve kerpiçten yapılmış bu konak oturulamayacak derecede yıpranmış, içinde kârgir bir oda bulunmadığından kalemlerin evrak ve defterleri yakındaki bir taş hanede saklanır olmuştu. O yılın sert kışında konağın arkasındaki dağdan kaya parçaları kopunca bina boşaltıldı; kalemler ve meclis odaları ırmağın karşı yakasında ayda beş yüz kuruşa kiralanan büyük bir eve taşındı.

Yerine yeni bir hükümet konağı 1864'te yapılmaya başlandı. Hüsameddin'e göre Mutasarrıf Ziya Paşa, Helkis Mahallesi'nde kaptan-ı derya Hafız Ali Paşazâde Ahmed Mikdad Paşa'nın ev ve bahçesi olan yeri İzzet ve Nuri Beylerden satın almış, buraya "gâyet mükemmel bir hükûmet konağı", arkasında dağ kenarına genel bir hapishane yaptırmış, paşanın selamlığını belediye dairesine, üst katını telgrafhaneye çevirmişti; 1312'de (1894-95) belediye bahçesinin doğusuna bir polis dairesi eklendi. Keşif sonucunda 213 bin küsur kuruş tutan inşaat, eksiltmede 190 bin kuruşa Ali Efendi'nin üzerinde kaldı. Şair Ziya Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı sırasında girişilen bu yapı 1865'te tamamlandı ve uzun yıllar kullanıldı. Binanın inşa süreci Osmanlı Arşivi belgeleriyle izlenebilir; konağa dair kayıtlar 1864-1866 yıllarında yoğunlaşır. 19 Aralık 1946 günü saat 10.30 sularında alt katta çıkan yangın konağı tamamen kullanılamaz hâle getirdi. Yerine, dönemin mimarisini yansıtan, daha büyük ve geniş yeni bir hükümet konağı yapıldı ve bu bina 1949'da hizmete girdi.

Konağın karşısındaki Selağzı kesiminin hafızası da yargıyla ilişkilidir. Olcay, Sinan Hamamı çevresinde, hükümet binasına bakan kahvehane ve dükkânların sıralandığı yeri "Mahkeme Çarşısı" adıyla anlatır; burada eczane, tütüncü, bakkal, berber ve kitapçı dükkânları bulunuyordu. Olcay adın kaynağını açıklamaz; çarşının mahkemenin de bulunduğu hükümet binasına yakınlığından bu adı almış olması bir çıkarımdır.

Şehrin yargı tarihiyle doğrudan ilişkili başka bir yapı, Ziya Paşa Bulvarı üzerinde, Saraçhane Camii'nin yanında yer alan Eski Adliye Binası'dır. Kültür envanterinde on dokuzuncu yüzyıla tarihlenen yapı, iki katlı ve düz damlı, kârgir bir eser olarak tanımlanır. Batılılaşmanın etkisiyle Ampirik-Eklektik bir üslupta düzenlenen bina adliye olarak kullanılmış, kitabesi ve vakfiyesi yoktur. Bulvara bakan cephesi sonradan yenilenmiş, alt katı işyeri olarak kullanılmıştır. Yapı, 2013'te hazırlanan bir yüksek lisans tezinde hükümet konağı, eski belediye binası, saat kulesi ve Saraydüzü Kışlası ile birlikte Amasya'nın geç dönem kamu yapıları arasında incelenmiştir. Bu bina, hukuk işlerinin saray ve konak dışında, kendine ait mekânlar isteyen bir kamu hizmetine dönüştüğünün somut izlerinden biridir. Kimi araştırmalarda, 1913'te temeli atılan, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında yarım kalan ve 1923'te belediye başkanı Nafiz Bey döneminde tamamlanan ayrı bir adliye binasından söz edilir; bu yapının günümüze ulaşmadığı belirtilir. Yapının ayrıntıları ve yıkım tarihi konusunda elimizde kesin belge bulunmaz.

Cumhuriyet ve Yargının Birleşmesi

Osmanlı Devleti'nin sona ermesi, nizamiye mahkemelerini hemen ortadan kaldırmadı. Mahkeme-i Temyiz'in yetkileri 1920'de bir kanunla Sivas'ta geçici olarak kurulan Temyiz Heyeti'ne devredildi; bu heyet 7 Haziran 1920'de yeni Türk devletinin temyiz mahkemesi olarak çalışmaya başlamıştı. 1923'te merkez Eskişehir'e taşındı ve eski kanunun bununla çelişen hükümleri yürürlükten kaldırıldı. Köklü değişiklik 1924'te çıkarılan Mehâkim-i Şer'iyyenin İlgasına ve Mehâkim Teşkilâtına Dair Ahkâmı Muaddil Kanun ile geldi. Bu kanun şer'iyye ve istinaf mahkemelerini kaldırdı, nizamiye mahkemelerinin varlığına da son verdi. Amasya'da, öteki kentlerde olduğu gibi, yüzyıllardır kadıların yürüttüğü yargı görevi artık hâkim ve savcılardan oluşan tek bir adliye teşkilatına geçti.

Kadıların tuttuğu defterler ise ortadan kalkmadı. Şer'iyye sicilleri arşivlerde korunuyor ve Amasya'nın sosyal, iktisadi ve hukuki tarihini yazmak isteyen araştırmacılar için temel başvuru malzemesi olmayı sürdürüyor. Tanzimat sonrası dönemde tutulan defterlerin muhtevası ve diplomatik özellikleri ayrıca incelenmiştir. On sekizinci yüzyıl defterleri üzerine 2024'te yayımlanan bir çalışma da kadınların boşanma, miras ve şiddet davalarını bu siciller üzerinden ele almış, Merve Karakulak bu kayıtlarda tanık ifadelerinin ve mahalle halkının görüşünün dava sonuçlarını belirgin biçimde etkilediği sonucuna varmıştır.

Amasya'nın bugünkü adliyesi, şehrin yüz elli yıl boyunca hükümet konağı ve ayrı adliye binaları arasında dolaşan yargı teşkilatını tek bir yapıda toplar. 55 Evler Mahallesi'nde yer alan Amasya Adalet Sarayı 4 Mayıs 2011'de hizmete açılmıştır; ağır ceza, asliye ceza ve hukuk, sulh, aile, iş, kadastro ve icra mahkemeleri bu binada çalışır. 2025'te Amasya'da bir idare mahkemesi kurularak aynı binada faaliyete başlamış, Merzifon ağır ceza merkezi olarak belirlenince Gümüşhacıköy ve Hamamözü onun yargı çevresine, Taşova, Suluova ve Göynücek ise Amasya ağır ceza mülhakatına bağlanmıştır.

Kronoloji

1555: Amasya'da bir kadına saldıran İbrahim'in kanuna göre cezalandırılması Divan-ı Hümayun'dan emredilir.

1762-1782: Amasya şer'iyye sicillerine kadınların boşanma, miras ve mülk davaları ile sulh kayıtları geçer.

1780: Hamamcı Osman'ın öldürülmesi davası Sivas'ta görülür; Kadı Seyyid Mehmed Şakirzâde kısas hükmünü İstanbul'a bildirir.

1800-1801: Osmanlı tebaası ile yabancılar arasındaki ticari davaların karma komisyonlarda görülmesine istisnai olarak izin verilir.

1 Ocak 1840: Tüccar davaları için bir ticaret meclisi kurulur.

1846-1847: Hacı Yusuf Ağazâde Eşref Ağa, Amasya'da deâvâ ve idare meclisi üyesi olur.

30 Nisan 1860: Zeyl-i Kanun-ı Ticaret yayımlanır.

1864: Amasya'nın eski hükümet konağı kaya düşmesi tehlikesiyle boşaltılır; keşif belgelerinde yeni konakta bir ticaret mahkemesi bölümü öngörülür.

7 Kasım 1864: Vilâyât Nizamnâmesi ile kazalarda deâvî meclisleri, livâ merkezlerinde temyiz meclisleri kurulur.

1864-1865: Amasya'da Ziya Paşa'nın mutasarrıflığı döneminde yeni hükümet konağı yapılır.

1868: Meclis-i Vâlâ ikiye ayrılır; Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye ve Şûrâ-yı Devlet kurulur.

14 Şubat 1870: Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye Nizamnâme-i Dâhilîsi ile nizamiye mahkemeleri dört gruba ayrılır.

11 Ocak 1872: Mehâkim-i Nizâmiyye Hakkında Nizamnâme yayımlanır.

1878: Hüsameddin'e göre Amasya'da bidâyet mahkemesi teşekkül eder ve bir ticaret mahkemesi açılır.

18 Haziran 1879: Mehâkim-i Nizâmiyyenin Teşkilâtı Kanun-ı Muvakkati yürürlüğe girer.

1885-1886: Amasya'da ticaret davaları hukuk mahkemesine devredilir.

1913-1923: Kimi araştırmalara göre Amasya'da yeni bir adliye binası yapılır.

1924: Şer'iyye mahkemeleri kaldırılır ve nizamiye mahkemelerinin varlığı sona erer.

19 Aralık 1946: Eski hükümet konağı yangında yok olur; yenisi 1949'da hizmete açılır.

4 Mayıs 2011: Amasya Adalet Sarayı hizmete açılır.

2025: Amasya'da idare mahkemesi kurulur; Merzifon ağır ceza merkezi olur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Âkif Aydın, "Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1-4, s. 132 (Helkis Mahallesi, hükümet konağı).
  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6-8, s. 227, 240-241, 338, 367-368, 551-552, 636 (Vâyis Beyzâde, Hacı Yusufzâde Ahmed Rıza Efendi, Cılkızsızzâde Ahmed Kâmil Efendi, Hacı Yusuf Ağazâde Eşref Ağa, Zanalızâde ve Doğlalızâde Emin Mehmed Efendiler, Hacı Hâfız Efendi, Zeynelzâde ve Civânzâde Hasan Efendiler maddeleri).
  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 9-12, s. 79-80, 582, 585-586 (Hamdi Mehmed Bey, Apardızâde Abdüllatîf Efendi, Hindîzâde ve Payaslızâde Abdülmecîd Efendiler maddeleri).
  • Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Amasya, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, s. 28, 42, 52-53.

Akademik çalışmalar

  • Neşe İnak, "Amasya Tarihinin Kaynaklarından Şeriye Sicilleri (17. Yüzyıl)", Ondokuz Mayıs Üniversitesi İnsan Bilimleri Dergisi, 4/2, 2023, s. 183-202.
  • Merve Karakulak, "XVIII. Yüzyıl Amasya'sında Hukuk, Kadın ve Şiddet", Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, 9/1, 2024, s. 332-361. dergipark.org.tr
  • Nurcan Yazıcı, "XIX. Yüzyıldan Günümüze Amasya'daki Hükümet Konağı Binaları", Sanat Dergisi, 18, 2011, s. 91-105.
  • Emre Kolay, Amasya İl Merkezinde Geç Dönem Kamu Yapıları (1848-1947), yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013 (özet).

Resmî kaynaklar

  • Kültür Portalı, "Eski Adliye Binası - Amasya" kültür envanteri kaydı. kulturportali.gov.tr
  • Amasya Valiliği, "Hükümet Konağı" sayfası.

Diğer kaynaklar

  • M. Macit Kenanoğlu, "Nizâmiye Mahkemeleri", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, 2007, s. 185-188.
  • Amasya Adalet Komisyonu, 2025 Yılı Faaliyet Raporu. rayp.adalet.gov.tr

Çevrimiçi kaynaklar