Amasya'yı uzaktan tanıyan herkes önce kayayı hatırlar. Yeşilırmak'ın iki yakasında dikleşen yamaçlar, Harşena'nın tepesindeki kale ve yamaca oyulmuş kral mezarları, şehrin görünüşünü baştan sona taşın belirlediğini gösterir. Bu taşın arkasında ise insan tarihinden çok daha eski bir hikâye yatar. Bölgede açığa çıkan kaya birimleri, yaklaşık 430 milyon yıl önce oluşmuş ve sonradan başkalaşıma uğramış kayalardan başlar, bugün ovalarda çökelmeye devam eden alüvyona kadar uzanır. Aradaki sürede denizler açılıp kapanmış, okyanus tabanları kıtaların altına dalmış, dağ kuşakları yükselmiş ve yer kabuğu, bugün de hareket eden büyük kırıklarla parçalanmıştır. Amasya'nın jeolojisini anlamak, hem şehrin neden bu kadar dar bir boğazda kurulduğunu hem de neden defalarca sarsıldığını anlamak demektir.
Büyük Çerçeve: Tokat Masifi ve Pontidler
Amasya, jeologların Tokat masifi adını verdiği kaya topluluğunun içinde yer alır. Masif, Sakarya kıtası olarak adlandırılan eski bir kıtasal parçanın doğu uzantısını oluşturur. Batıda Çankırı havzası, güneyde Neotetis okyanusunun bıraktığı sınır, kuzeyde ise Kuzey Anadolu Fayı onu çevreler. Bölge aynı zamanda Karadeniz kıyısı boyunca uzanan dağ kuşağının, yani Pontidlerin bir parçasıdır. Dolayısıyla Amasya'nın zemini, Karadeniz'i güneyden kuşatan bu büyük dağ sisteminin iç tarafında, Orta Anadolu'ya geçişin başladığı yerde durur.
Bu konumun iki sonucu vardır. Birincisi, kayaların çoğu çok farklı zamanlarda ve çok farklı ortamlarda, yani derin okyanus tabanında, sığ deniz kıyısında, volkanik adalarda ve göl çanaklarında oluştuktan sonra yan yana gelmiştir. Bu yüzden resmî kayıtlar bölgenin jeolojisini "zengin ve oldukça karmaşık" diye niteler. İkincisi, bu kaya toplulukları arasındaki sınırlar çoğunlukla eski tektonik hareketlerin bıraktığı yapısal hatlarla çizilmiştir. Güncel çökeller ise bugün hâlâ etkin olan faylarca kesilir. Yani Amasya'da eski kırıklar kayaları birbirinden ayırırken, yeni kırıklar en genç tortulları bile sarsmaya devam etmektedir.
Metamorfik Temel
Tokat masifinin temelini, Triyas yaşlı Karakaya kompleksine ait başkalaşım kayaları oluşturur. Bu kompleks, ağır biçimde deforme olmuş kırıntılı ve volkanik seriler içerir ve onları yüksek basınç ve sıcaklık altında yeni mineral dizilimlerine dönüştürmüştür. Amasya çevresinde bu temel, Yeşilırmak Metamorfiti adıyla anılan birimle temsil edilir. Birim, metabazitler ve bunlarla ardalanan fillat, sleyt ve mermerlerden oluşur. Metabazit, bazaltik kökenli bir kayanın başkalaşmış hâlidir. Fillat ve sleyt ince taneli, tabakalı, kolay yarılan kayalardır, mermer ise kireçtaşının ısı ve basınçla yeniden billurlaşmış biçimidir. Laçin Metaolistromal Karmaşığı olarak adlandırılan öteki geniş birim de yeşilşist fasiyesine özgü mineral toplulukları taşır. Yeşilşist fasiyesi, orta dereceli bir başkalaşımın göstergesidir ve kayaların yerkabuğunun derinlerinde başkalaşıp sonradan yüzeye çıktığını gösterir.
Kayaların yaşı konusunda kaynaklar tek bir sayı vermez. Resmî kayıtlar bölgedeki en eski birimlerin yaklaşık 430 milyon yıllık olduğunu ve metamorfik kayaların Paleozoyik'e ait olduğunu belirtir. İTÜ'de hazırlanan doktora tezi ise temeli Karakaya kompleksine ait Triyas yaşlı metamorfik topluluk olarak tanımlar. Aradaki fark, Karakaya kompleksinin kendisinin çok farklı yaşlardaki parçalardan derlenmiş bir yığın olmasından ve her araştırmacının, kayaların ilk oluşum yaşını mı yoksa başkalaşım zamanını mı esas aldığına göre farklı bir tarih vermesinden kaynaklanıyor olabilir. Her iki bilgi de burada aktarılmıştır, fakat hangisinin hangi birime uyduğunu kesinleştirmek, ayrıntılı bir jeolojik haritaya bakmayı gerektirir.
Dört Büyük Kaya Topluluğu
İTÜ tezi, Tokat masifinin Neojen öncesi kayalarını bölgesel uyumsuzluklarla birbirinden ayrılan dört topluluk altında toplar. İlki yukarıda anlatılan Triyas yaşlı metamorfik temeldir. İkincisi bu temeli uyumsuzlukla örten Liyas ile Alt Kretase arasındaki kırıntılılar, volkanitler ve karbonatlardır. Üçüncüsü Üst Kretase yaşlı bloklu kireçtaşları, ofiyolitik kayalar ve volkanitlerdir. Dördüncüsü Eosen yaşlı çökel ve volkanik kayalardır. Uyumsuzluk, iki kaya grubu arasında bir zaman boşluğu bulunduğunu, yani alttaki kayaların bir süre yükselip aşındığını ve ancak sonra yeni tortulların üzerine bindiğini gösterir. Bu dört topluluk Amasya'nın jeolojik takvimi gibi okunabilir. Her uyumsuzluk, bölgenin bir kez daha yükselip bir kez daha çöktüğü bir dönemin izidir.
Valilik, bu topluluklar içinde bölgede geniş alanlarda yüzeye çıkan birimleri tek tek sayar. Bilecik Kireçtaşı, tabanda bir ya da birkaç metre kalınlığında konglomera veya kumlu kireçtaşıyla başlar, yukarıya doğru masif kireçtaşına geçer. Şehrin sert ve açık renkli kayalıklarının önemli bir kısmı bu tür kalın, sağlam kireçtaşı bankalarından meydana gelir. Amasya Formasyonu da altta konglomerayla başlar, yukarıda karbonatlı kireçtaşlarına, daha üstte beyaz, pembe ve kırmızı renkli, killi, ince ve belirgin tabakalı kireçtaşlarına dönüşür. Bu renk geçişleri, yamaçlara yakından bakan herkesin çıplak gözle seçebildiği bir ayrıntıdır. Lokman Formasyonu altta konglomera, yukarıda marn katkılı ve bol bitki kırıntılı kumtaşı içerir ve bulunan fosiller, bu birimin sığ bir deniz ortamında, resif ve delta koşullarında oluştuğunu gösterir. Çekerek Formasyonu'nda kumtaşı, silttaşı ve karbonatlı kumtaşı egemendir. Göynücek Formasyonu ise andezit, bazaltik andezit ve trakit gibi lavlarla aglomera ve tüflerden oluşan volkanik bir seridir.
Bu listeye Neojen kırıntılıları da eklenir. Tabanda kaba bir konglomerayla başlayan bu birim, karbonatça zengin marnlar, silttaşları ve kiltaşlarından oluşur. En genç kaya grubunu ise akarsu ovalarının içinde, vadi ve boğaz tabanlarında ve taraçalarda bulunan güncel birimler oluşturur. Böylece bölgenin kayalarına bakmak, yüz milyonlarca yılın üst üste yığıldığı bir kesite bakmak gibidir.
Okyanus Tabanı ve Volkan İzleri
Üst Kretase'ye ait topluluğun içinde bulunan ofiyolitler, Amasya'nın jeolojisini Anadolu'nun büyük tektonik hikâyesine bağlayan en açık kanıtlardır. Ofiyolit, bir okyanus kabuğunun ve altındaki manto kayalarının parçalarının, okyanus kapanırken kıtanın üzerine itilmesiyle oluşan kaya topluluğudur. Bölgede bu tür kayaların varlığı, Neotetis okyanusunun bir dönem bu hatta yaklaşıp daha sonra kapandığını gösterir. Aynı çağdan kalan bloklu kireçtaşları ve volkanitler, kabuğun o dönemde hâlâ çok hareketli olduğunu belirtir.
Eosen yaşlı çökel ve volkanik kayalar, bölgenin en genç örtü kayaları arasında sayılır. Göynücek Formasyonu'nun andezit ve trakitleri bu volkanik etkinliğin ürünüdür. Bu kayaların bir özelliği vardır ki, Yeşilırmak'ın hikâyesinde belirleyici olmuştur. Eosen volkanikleri aşınmaya karşı dayanıksızdır ve akarsular onları çok daha kolay oyar. Nitekim Yeşilırmak havzasını inceleyen Nizamettin Kazancı ve arkadaşları, Orta Pleyistosen başlarında Karadeniz dağlarının Ayvacık ile Yenice köyleri arasında, bu dayanıksız Eosen volkaniklerinden oluşan temel kayaların derince yarılmasıyla bir akarsu yakalanmasının gerçekleştiğini ileri sürer.
Çarpışmanın Kayıtları: Bir Tektonik Tarih
Amasya çevresindeki yapının bugünkü hâline gelişi, Pontidlerin yükselişiyle başlayan uzun bir süreçtir. Karadeniz dağ kuşağı yaklaşık 29 milyon yıl önce yükselmeye başlamıştır. Kuzey Anadolu Fayı'nın yaklaşık 11 milyon yıl önce, yan kollarıyla birlikte oluşması, bölgenin güncel coğrafyasını, yani akarsularını, ovalarını ve dağlarını belirginleştirmiştir. Bu durumun yer şekillerindeki karşılığı, havzaların açılması ve havza kenarlarının yükselmesidir. Havzalar zamanla genişleyip derinleştikçe içlerinde kalın bir çökel örtü birikmiş, kenarlarda ise vadi ve akarsu sistemlerinin ürünü olan alüvyal yelpazeler oluşmuştur. Suluova, Geldingen, Taşova ve Aydınca ovaları gibi Amasya çevresinde geniş yer tutan genç havzalar bu dönemin eseridir ve bugün de içlerinde alüvyon çökelmesi sürmektedir.
Bu havzaların nasıl açıldığını, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü'nde 2009'da Mehmet Korhan Erturaç'ın Okan Tüysüz'ün danışmanlığında hazırladığı doktora tezi ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Tez, Amasya, Tokat ve Çorum illeri sınırları içinde kalan geniş bir alanı, yani batıda 35. boylamla, kuzeyde Kuzey Anadolu Fayı ve güneyde onun önemli bir yan kolu olan Ezinepazar-Sungurlu Fay Sistemi ile sınırlanan bölgeyi inceler. Yazar, bu alana Amasya Makaslama Zonu adını verir. Zon doğuda Niksar'dan başlar ve batıya doğru genişleyen kama biçimli bir deformasyon kuşağıdır. Genişliği doğuda yaklaşık 10 kilometreyken batıda 100 kilometreye kadar çıkar.
Fay Hatları: Kuzey Anadolu Fayı ve Kolları
Kuzey Anadolu Fayı, Anadolu Levhası'nın kuzey sınırını çizen, yaklaşık 1500 kilometre uzunluğunda sağ yönlü doğrultu atımlı bir fay zonudur. Fayın doğu kesiminde, 34 ile 37 derece doğu boylamları arasında, ana hattın hafifçe dışa doğru bombeleştiği bir yerde fay çatallanır ve kollara ayrılır. İTÜ tezi, Amasya Makaslama Zonu'ndaki fay desenini "yarım balık kılçığı" ya da "at kuyruğu" geometrisi olarak tanımlar. Bu desenin ana parçaları kuzeyde Kuzey Anadolu Fayı'nın ana kolu, güneyde Ezinepazar-Sungurlu Fay Sistemi, orta kesimde ise Esençay Fayı ve Suluova Fay Sistemi'dir. Bu sistemler genel olarak doğu-batı doğrultulu sağ yönlü doğrultu atımlı ana faylardan ve kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu, sol yönlü antitetik bağlantı faylarından oluşur.
Fayların yaşı ve faaliyet sırası da araştırılmıştır. Çalışmaya göre bölgede Neotektonik Dönem iki aşamada gelişmiştir. İlk aşama En Geç Miyosen ile Erken Pliyosen arasında başlamış ve Erken-Orta Pleyistosen'e kadar sürmüştür. Bu aşamada açılma rejimi egemendir ve Suluova ile Amasya gibi geniş çöküntü havzaları bu rejimin ürünüdür. İkinci aşama, Erken-Orta Pleyistosen'den itibaren başlar ve hâlâ sürmektedir. Bu dönemde eski havzalar ve faylar gençleşerek yerlerini saf sağ yönlü doğrultu atımlı faylara bırakmış, Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde Niksar ve Ladik havzaları, makaslama zonunun içinde ise Suluova ve Geldingen çek-ayır havzaları oluşmuştur. Çek-ayır havzası, yanal atımlı bir fayın iki parçası yan yana basamaklandığında, aradaki alanın açılıp çökmesiyle meydana gelen çukurdur.
Tezde ayrı ayrı adlandırılan fay parçaları arasında Bayırlı Fay Zonu, Eraslan Fay Zonu, Suluova Fayı, Deliçay Fayı, Geldingen Fayı, Mecitözü ve Sungurlu fayları ile Alıcık-Laçin ve Hamamözü fayları bulunur. Çalışma bu fayların hareketinin doğudan batıya doğru azaldığını da gösterir. Kuzey Anadolu Fayı'nın ana kolunda yıllık kayma hızı yaklaşık 20 milimetre, makaslama zonu içindeki faylarda ise toplam yaklaşık 5 milimetre olarak aktarılır. Zonun doğu ve orta kesimlerinde mikrodeprem kümelenmeleri belirgindir, batıya doğru ise bu etkinlik azalıp dağılır.
Ovaların Oluşumu ve Yeşilırmak'ın Yolu
Bu fay sistemleri, bugün Amasya'dan geçerken gördüğümüz coğrafyayı biçimlendirmiştir. Tezin ortaya koyduğuna göre Suluova havzası Orta Pliyosen'de kuzeydoğu kesimindeki Bayırlı Fay Zonu'nun denetiminde yarım graben olarak açılmaya başlamıştır. Başlangıçta dış akıntıya kapalı olan bu havza zamanla genişleyerek geniş bir göl, Suluova Gölü hâline gelmiş, Orta Pleyistosen'den sonra sınır fayları etkinliğini yitirip havzanın ortasında Suluova Fayı oluşunca, Yeşilırmak'ın bu gölü yakaladığı belirtilmiştir. Güncel Suluova ovası ve daha batıdaki Gümüşhacıköy ile Alıcık ovaları bu faylanmanın ürünüdür.
Amasya havzası ise daha güneydedir ve birbirine akarsularla bağlanan Aydınca, Geldingen ve Mecitözü ovalarından oluşur. En Geç Miyosen ile Erken Pliyosen arasında örgülü ve menderesli bir akarsu ortamında çökelen Geldingen Formasyonu, üç ovada da yüzeye çıkar. Uzun bir çökelmezlik döneminden sonra Orta-Geç Pleyistosen'de Ezinepazar-Sungurlu Fay Sistemi'ne bağlı fay parçaları bölgeyi yeniden biçimlendirmiştir. Doğuda Deliçay Fayı denetiminde dar ve kama biçimli Aydınca ovası oluşmuş, ovanın yamaçlarında kaba alüvyal yelpaze çökelleri ile kalın kırmızı kil depoları gözlenmiştir. Geldingen ovası ise Deliçay ve Geldingen fayları arasındaki basamaklanma sonucu çek-ayır havza olarak gelişmiştir. Tez, bu ovayı Yeşilırmak akarsu havzasını oluşturan beş önemli akarsuyun birleştiği yer olarak tanımlar.
Geldingen'in güney ve güneybatısındaki boğazlarda, ana akarsuların yamaçlarında iki ayrı seviyede toplam yaklaşık 40 metre kalınlığında akarsu taraçaları yüzeye çıkar. Bu taraçalar OSL yöntemiyle, yani kumdaki kuvars tanelerinin en son güneş ışığı gördüğü zamanı ölçen bir yaşlandırma tekniğiyle tarihlendirilmiş ve bölgenin son yaklaşık 120 bin yıllık iklim tarihi çıkarılmıştır. İlk taraça seviyesi son buzul döneminin içinde çökelmiş, sonra aşınmış, ikinci seviye ise buzul maksimumunun kurak koşullarında çökelip izleyen yağışlı dönemde aşınmıştır. Birinci seviyenin tabanı ile bugünkü taşkın ovası arasındaki yaklaşık 25 metrelik kot farkı, ovanın güney sınırının yükselmesi veya ovanın çökmesiyle açıklanmıştır. Bu hareketin hızı yılda 0,16 ile 0,4 milimetre arasında hesaplanmıştır.
Yeşilırmak'ın genel gelişimine ilişkin ayrı bir çalışma, 2015'te Türkiye Jeoloji Kurultayı'nda sunulmuştur. Nizamettin Kazancı, Esra Gürbüz ve Alper Gürbüz, 519 kilometrelik ırmağın Kelkit, Çekerek ve Tersakan'ın birleşmesiyle oluştuğunu, Karadeniz dağlarını dikine kesen nadir akarsulardan biri olduğunu ve ana ile yan kollarının genel uzanımının aktif tektonik hatlara bağlı olarak doğu-batı yönünde bulunduğunu belirtir. Yazarlara göre akarsu aşınması Geç Miyosen başında başlamış, dağlar yükselirken yılda 0,4 ile 1,2 milimetre hızla aşınmıştır. O dönemde Çekerek ve Yeşilırmak bir Amasya Gölü'ne, Tersakan Suluova Gölü'ne, Kelkit ise Taşova-Erbaa Gölü'ne dökülüyordu. Bu göller Pliyosen boyunca Kuzey Anadolu Fayı'nın etkisiyle derinleşmiş ve kalın deltaik çökel istifleri biriktirmiştir. Devlet Su İşleri sondaj kayıtlarına göre Amasya, Suluova, Taşova, Erbaa ve Niksar gibi havzalarda Pliyosen-Kuvaterner yaşlı göl çökelleri 50 ile 200 metre kalınlıktadır. Orta Pleyistosen başında gerçekleşen akarsu yakalanması bu göllerin boşalmasına yol açmış, ırmağın bugünkü düzeni ise son 7000 yıl içinde yerleşmiş ve Karadeniz'de Çarşamba deltası oluşmuştur.
Kireçtaşı Yamaçlar ve Şehrin Biçimi
Amasya'nın şehir dokusu, bu uzun jeolojik tarihin en görünür sonucudur. Kale ve kaya mezarlarının yer aldığı Harşena Dağı, kireçtaşlarından oluşur. Sert kireçtaşları aşınmaya direnerek Yeşilırmak boğazının iki yanında dik yamaçlar bırakmış, nehir ise daha yumuşak birimleri oyarak vadi tabanını açmıştır. Antik çağda bu sağlam kayaya oyulan kral mezarlarının binlerce yıl ayakta kalabilmesi, taşın dayanıklılığına bağlıdır. Şehrin tarihî çekirdeği de bu kayalıkların dibindeki dar şeride, yani nehir ile yamaç arasındaki sınırlı düzlüğe sıkışmıştır.
Aynı kayalar bugün bir tehlike de taşır. Doğal Afetler ve Çevre Dergisi'nde 2026'da yayımlanan bir çalışma, Hatuniye, Helkız ve Kurşunlu mahallelerinin bir bölümünün kaya düşmesi riski altında olduğunu bildirir. Bu mahalleler Harşena Dağı'nın eteklerinde kurulmuştur. Araştırmacılara göre dağı oluşturan kireçtaşlarındaki süreksizliklerin mühendislik özellikleri, kayaların ayrışma durumu ve mevcut topoğrafik konum, kaya düşmelerini ve yamaç duraysızlıklarını artırmaktadır. Çalışmada saha, LiDAR teknolojisi ve nokta bulutu tekniğiyle üç boyutlu olarak haritalanmış, düşmesi muhtemel blokların konum ve hacimleri bu haritaya işlenmiştir. Analizlerin sonucunda Hatuniye ve Helkız mahallelerinin yerleşim alanlarında, demiryolu güzergâhında ve tarihî yapıların bulunduğu yerlerde kaya düşmesi ve yamaç duraysızlığı riski saptanmıştır.
Depremler ve Tarihî Yapılar
Amasya'nın tektonik konumu, kentin tarihi boyunca defalarca yıkıcı depremle sarsılmasına yol açmıştır. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün aktardığı kayıtlara göre bu depremlerin izleri özellikle Amasya Kalesi'nde ve Selçuklu ile Osmanlı dönemi eserlerinde görülür. Bu yapıların üzerinde farklı çağlarda yapılmış, birden fazla ve büyük onarım izi vardır. Tarihsel kayıtlarda geçen ilk yıkıcı deprem MS 236 tarihlidir. Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde oluştuğu belirtilen bu depremin izine Roma kayıtlarında rastlanmıştır. MS 509 tarihli bir başka depremin de kaydı vardır, ancak her ikisinin yarattığı hasar hakkında günümüze çok az bilgi ulaşmıştır.
Bölge hakkında ayrıntılı bilgi edinilen ilk deprem 1579 tarihlidir ve kaydı Osmanlı Mühimme Defterleri'nde tutulmuştur. Deprem özellikle Çorum'da etkili olmuş, Amasya'da Hızır Paşa Camii, İmaret ve Medresesi'nde hasar yaratmıştır. Kesin olmamakla birlikte Laçin-Çorum Fayı'nda oluştuğu söylenmektedir. 1647-1648 depremlerinde Hacı Hamza Mescidi, Fethiye Camii ve Hilafet Gazi Medresesi zarar görmüştür. Bölgedeki en büyük deprem ise 1668'de gerçekleşmiştir. Kaynaklarda tarih 16 ya da 17 Ağustos olarak geçer. Kandilli Rasathanesi'nin tarihsel deprem kataloğunda merkez üssü Ladik Gölü'nün güney kıyısı olarak verilen bu depremin büyüklüğü 7,8 ile 8,0 arasında tahmin edilir ve Kuzey Anadolu Fayı'nın 380 ile 600 kilometrelik bir bölümünün kırıldığı düşünülür. Amasya'daki hasar arasında Sultan Bayezid Camii'nin kubbeleri ve minareleri, kale duvarları, kâgir binalar, camilerin çoğunun kubbeleri ve Bedesten'in birçok yeri sayılır. Kayıtlarda Bolu'da yaklaşık 1800, Merzifon ile Niksar arasında ise yaklaşık 6000 kişinin öldüğü bildirilmiştir, bu rakamlar tarihsel aktarımlara dayanır ve kesin değildir.
Daha sonraki yüzyıllarda da sarsıntı devam etmiştir. 14 Ekim 1684 depreminde kâgir binaların çoğu zarar görmüş, Sultan Bayezid Camii yeniden hasar almıştır. 1734 depreminde, önceki depremlerde yıkılıp yeniden yapılan Beyler Sarayı yeniden hasar görmüş ve bu kez onarılmamıştır. 29 Ekim 1776 depremi Vezirköprü ile Merzifon'u etkilemiş, kadı sicillerine göre önceden harap hâlde bulunan Ayşe Hatun Türbesi yıkılmıştır. 18 Temmuz 1794'te Çorum bölgesinde yaşanan büyük depremden Amasya da etkilenmiştir. Erturaç'ın tezi, tarihsel kaynaklarda ayrıntılı hasar dağılımı verilen 1579 ve 1794 depremlerinin makaslama zonu içindeki yan fayların ürünü olduğunu, Kuzey Anadolu Fayı'nın ana kolunda gerçekleşmediğini düşünür. Coğrafi bilgi sistemleriyle yapılan senaryolara göre Ezinepazar Fayı'nın 35 kilometrelik bir kesiminin kırılmasıyla oluşacak 6,9 büyüklüğündeki bir deprem 1579 depreminin şiddet dağılımını, Alıcık-Laçin veya Hamamözü fayının 26 ile 30 kilometrelik bir kesiminin kırılmasıyla oluşacak 6,7 ile 6,8 büyüklüğündeki bir deprem ise 1794 depremininkini karşılayabilmektedir.
Yirminci yüzyılda Kuzey Anadolu Fayı boyunca depremler batıya doğru göç etmiştir. 1939 Erzincan depremi (Ms 7,8) ile başlayan dizi, 1942 Niksar-Erbaa ve 1943 Tosya-Ladik depremleriyle fayın çalışma alanındaki kesimini tümüyle kırmış ve birikmiş gerilimin büyük bölümünü boşaltmıştır. 1939 depreminin batı uzantısı Ezinepazar Fayı üzerinde 1,5 ile 2 metre arasında bir ötelenmeye neden olmuştur. Makaslama zonunun içindeki faylarda ise Kasım-Aralık 1942'de Laçin, Hamamözü ve Osmancık'ı etkileyen, Kızılırmak vadisi depremleri adıyla bilinen üç deprem ile 14 Ağustos 1996'daki Mecitözü depremi (büyüklüğü 5,6, ilgili fay Sarıbuğday-Çorum fayı) meydana gelmiştir. 1996 depreminde bir kişi ölmüş, dokuz kişi yaralanmış ve 2606 konutta hasar oluşmuştur. Aynı kayıtlar, Amasya'nın eski çekirdeğinin dayanıklı kireçtaşı üzerine, modern şehrin ise Yeşilırmak alüvyonları üzerine yayıldığını, dolayısıyla geçmişte hasar vermeyen depremlerin bile bugün çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğini vurgular.
Tezin hesaplarına göre Kuzey Anadolu Fayı'nda yıllık kayma hızı yaklaşık 20 milimetredir. Tarihsel depremlerle bu hızlar birlikte değerlendirildiğinde, hem ana fay hem de makaslama zonundaki yan faylar üzerinde şu an yıkıcı bir deprem üretecek kadar elastik gerilimin birikmediği sonucuna varılır. Yazar yine de orta ile büyük arasında bir depremin olasılığının her zaman bulunduğunu, çünkü kabuk deformasyonunun henüz ölçülüp modellenemeyen düzensiz bir davranış gösterdiğini ekler. Bu nedenle zon içindeki aktif fayların yıkıcı deprem üretme potansiyeli taşıdığı kabul edilmiş ve bütünleşik bir deprem tehlike haritası hazırlanmıştır.
Kronoloji
MS 236: Kuzey Anadolu Fay hattında, Roma kayıtlarında geçen ilk yıkıcı deprem.
MS 509: Bölgede kayıtlı ikinci deprem.
1579: Osmanlı Mühimme Defterleri'nde kayıtlı, Hızır Paşa Camii, İmaret ve Medresesi'ni etkileyen deprem.
1647-1648: Hacı Hamza Mescidi, Fethiye Camii ve Hilafet Gazi Medresesi'nde hasar.
1668: Kuzey Anadolu Fayı'nın uzun bir kesiminin kırıldığı büyük deprem.
1684: Kâgir binalarda ve Sultan Bayezid Camii'nde hasar.
1734: Beyler Sarayı'nın son hasarı, bir daha onarılmadı.
1776: Vezirköprü ve Merzifon'u etkileyen deprem, Ayşe Hatun Türbesi yıkıldı.
1794: Çorum bölgesindeki büyük deprem, Amasya da etkilendi.
1939: Erzincan depremi, Ezinepazar Fayı'nda 1,5-2 metre ötelenme.
1942: Kızılırmak vadisi depremleri.
1996: Mecitözü depremi.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Erturaç, M. K. (2009). Amasya ve Çevresinin Morfotektonik Evrimi. İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, doktora tezi (danışman: Okan Tüysüz) — https://polen.itu.edu.tr/items/88afafbd-2b93-4394-9d63-de269792c1a3
- Durmuş, E., Coruk, Ö., Gül, T., Yıldırım, E. (2026). Harşena Dağı Civarında Kaya Düşmeleri ve Süreksizlik Denetimli Yamaçların Kinematik Analizi. Doğal Afetler ve Çevre Dergisi, 12(1) — https://doi.org/10.21324/dacd.1687881
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Jeolojik Yapı" — https://www.amasya.gov.tr/jeolojik-yapi
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Depremler" — https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59473/depremler.html
Diğer kaynaklar
- Kazancı, N., Gürbüz, E., Gürbüz, A. (2015). Yeşilırmak'ın jeolojik olarak doğuşu ve gelişmesi, Kuzey Anadolu, Türkiye. 68. Türkiye Jeoloji Kurultayı — https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/de46a1f738085cb_ek.pdf
- Ambraseys, N. (2009). Earthquakes in the Mediterranean and Middle East. Cambridge University Press (1668 depremi için, bir ikincil aktarım üzerinden) — https://tr.wikipedia.org/wiki/1668_Kuzey_Anadolu_depremi
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.amasya.gov.tr/jeolojik-yapi
- https://polen.itu.edu.tr/items/88afafbd-2b93-4394-9d63-de269792c1a3
- https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59473/depremler.html
- https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/de46a1f738085cb_ek.pdf
- https://dergipark.org.tr/tr/pub/dacd/article/1687881
- https://tr.wikipedia.org/wiki/1668_Kuzey_Anadolu_depremi






