Kelkit Çayı, Yeşilırmak'ın en uzun ve en gür kolu, antik çağların Lykos'udur. Gümüşhane yöresindeki yüksek dağlardan doğar, doğudan batıya uzanan uzun bir vadiyi izleyerek Karadeniz Bölgesi'nin iç kesimlerini boydan boya geçer ve Taşova ile Erbaa arasındaki Boğazkesen mevkiinde Yeşilırmak'a karışır. Birleşme noktası Amasya ilinin kuzeydoğu ucunda, Tokat sınırına yakın bir yerdedir. İki akarsuyun buluştuğu bu kesim, hem bugünkü tarım ve su düzeni hem de bölgenin eski yol ve savaş tarihi bakımından Yeşilırmak Havzası'nın en önemli kavşaklarından biridir. Amasya'dan bakıldığında bu kavşak, şehrin doğuya açılan kapısının öbür ucunda durur; Hüsameddin'in tarifine göre Amasya'yı kuşatan dağların arasındaki üç boğazdan kuzeydoğuya bakanı "Sonusa-Taşova" yönüne açılır, üçünün en genişidir ve ırmak boyunca Taşova'ya kadar genişleyerek uzanır.

Adı ve Antik Çağdaki Yeri

Çayın Türkçe adı, bölgenin eski Ermenice adlandırmasından gelir. Ermenice "Gayl get" kurt ırmağı demektir ve Kelkit sözcüğü bunun Türkçe telaffuzla biçimlenmiş hâli olarak açıklanır. Antik Yunanca adı Lykos da kurt anlamına gelir. Yeşilırmak'ın antik adı İris, Çekerek'in adı Skylaks, Kelkit'in adı ise Lykos'tur; bu üç akarsu Pontus Krallığı'nın iç kesimlerinin damarlarını oluşturur.

Hüseyin Hüsameddin Yasar ad konusunda başka bir yol tutar. Amasya Tarihi'nde Kuman boylarından Kulahit, Kelkit ve Künit oymaklarını sayar ve Kelkit oymağının Kilki adlı bir beyin soyundan geldiğini, Kelkit kazasının, kasabasının ve ırmağının adlarını bu oymaktan aldığını yazar; Kilki'yi de "büyük" anlamına bağlar. Bu açıklama okunan başka kaynaklarda karşılık bulmaz; yazarın eserinde başka yer adlarını da benzer biçimde Türkçe kökenlere bağladığı görülür. Yazar Lykos adı konusunda da genel kabulden ayrılır: Mithridates savaşlarını anlatırken Lykos nehrinin "şimdiki Tersakan dediğimiz çay olmalı" olduğunu söyler ve adı İlik Han adlı bir hükümdara bağlar. Bugünkü arkeolojik ve tarihî coğrafya çalışmaları ise Lykos'u açıkça Kelkit'le eşleştirir; dolayısıyla burada Hüsameddin'in kendi yorumu söz konusudur.

Helenistik çağda Kelkit vadisini izleyen önemli bir doğu-batı yolu, Küçük Ermenistan'ı Bithynia'ya bağlıyordu. Yol vadiyi izleyerek Phanaroea ovasına ulaşır, oradan Destek vadisi üzerinden dağları aşarak Laodikeia Pontika'ya, yani bugünkü Ladik'e iner, ardından Kızılırmak'ı ve Gökırmak'ı geçerek Paflagonya üzerinden Bithynia'ya uzanırdı. Kuzey-güney yönündeki öteki büyük hat ise Amisos'tan (Samsun) İris boyunca Amaseia'ya, oradan Zela'ya ve İç Anadolu'daki Kayseri'ye çıkıyordu. Kelkit ile Yeşilırmak'ın birleştiği yer bu iki yolun kesiştiği noktaydı. Pontus kralı VI. Mithridates, Lykos'un İris'e karıştığı yerin hemen güneyinde bir şehir kurdu ve ona lakabına göre Eupatoria adını verdi. Şehrin bugünkü Erbaa'ya bağlı Çevresu köyünde ya da yakınında olduğu düşünülür. Mithridates'in kurduğu kenti Pompeius tamamladı, adını Magnopolis olarak değiştirdi ve topraklarını batıdaki Phanaroea ovasına doğru genişletti. Appianos kenti iki adıyla da anar, Strabon ise bir yerde Megalopolis der.

Hüsameddin aynı kenti kendi kronolojisi içinde anar. Ona göre "Dördüncü Mihridâd" hicretten 888 yıl önce Amasya hükümdarı olunca şehrin doğu boğazını korumak amacıyla Yeşilırmak ile Kelkit'in birleştiği yerde bir kale ve önünde bir kasaba yaptırmış, buraya "Baturya, Paturya" adını vermiş, kasaba sonradan "Opaturya" diye anılmıştır. Yazar bu adı kralın yiğitliği yüzünden kendisine verildiğini düşündüğü "Batur" sıfatına bağlar ve Opaturya kasabasının kendi zamanında artık bulunmadığını not eder. Hükümdar numarası da tarih de bugünkü kronolojiyle örtüşmez; Eupatoria'yı kuran kral bugün VI. Mithridates Eupator olarak bilinir ve ad da onun Eupator lakabından gelir. Yine de Hüsameddin'in kaydı, birleşme yerinde bir antik kentin varlığının ve bu kentin Amasya'nın doğu girişini tutan bir nokta sayıldığının yerel tarih yazımında da bilindiğini gösterir.

Kelkit vadisi bir savaşın da adını taşır. MÖ 66 yılında Pompeius ile Mithridates'in orduları Lykos vadisinde karşılaştı. Mithridates, Romalıları ülkesinin dağlık iç kesimine çekmiş, ekinleri yakarak ikmallerini kesmeye çalışmış ve sonunda sulak bir tepe olan Dasteira'ya kamp kurmuştu. Pompeius gece baskınıyla kampa girdi. Appianos'un anlatısına göre ay Romalıların arkasında olduğundan Pontus askerleri oklarını erken fırlattı ve Romalı lejyonerler kampın içine kadar sokuldu. Mithridates yaklaşık sekiz yüz atlıyla çemberi yarıp kaçtı, geride en az on bin adamı kaldı. Bu yenilgi Üçüncü Mithridates Savaşı'nın sonunu hazırladı ve kral birkaç yıl sonra, MÖ 63'te Kırım yönündeki Bosphoros Krallığı'nda öldü. Savaşın tam yeri çayın Taşova kesiminde olmayabilir; kaynaklar yalnızca Lykos vadisini anar. Yine de Kelkit'in tarihte bir sınır, bir geçit ve bir sefer yolu olarak taşıdığı ağırlığı bu olay iyi gösterir.

Tunç Çağında Kelkit Vadisi

Vadinin yol olarak kullanılması Pontus'tan çok daha eskiye uzanır. Arkeolog Şevket Dönmez, Orta Karadeniz'in iç kesimlerindeki Tunç Çağı yerleşmelerini bir araya getirdiği çalışmasında Kelkit'i bölgenin en önemli akarsuyu sayar ve vadinin coğrafi elverişliliği yüzünden Orta Karadeniz ile Kafkasya ve Batı İran arasında bir ticaret yolu olarak da kullanılmış olması gerektiğini yazar. Aynı çalışmaya göre havzanın Taşova ile Koyulhisar arasındaki batı kesimi arkeolojik bakımdan iyi araştırılmıştır ve burada çok sayıda Tunç Çağı yerleşmesi saptanmıştır; Suşehri, Şebinkarahisar, Şiran ve Kelkit'i kapsayan doğu kesimi ise henüz yeterince incelenmemiştir.

Dönmez, Kelkit'in Yeşilırmak'la birleştiği ve "gerçek Yeşilırmak'ı oluşturduğu" yer olarak tarif ettiği Taşova ilçesinde iki grup yerleşme ayırır. Ilgıncak I, Bıdak, Korama Pınarı, Çambükü, Çömleklik, Akyazı Tepesi, Umutlu Höyük ve Belevi-İkiztepe I yalnızca İlk Tunç Çağı'nda, yani MÖ 3. binyılda iskân edilmiştir. Sonusa-Kabayar Höyük, Mülkbükü, Ekiztepe, Kuş Tepesi, Ansar Kalesi, Yenipınar, Kütüklük ve Kale-Hızarönü Tepe'de ise hem İlk Tunç Çağı hem de MÖ 2. binyıl tabakaları vardır. Birleşme yerinin öbür yakasında, Tokat'ta yapılan yüzey araştırmaları İlk, Orta ve Son Tunç çağı yerleşmelerinin Kelkit havzasındaki Erbaa Ovası'nda yoğunlaştığını, Niksar'dan Reşadiye'ye uzanan dar vadide ise bu dönemlere ait yerleşmeye rastlanmadığını gösterir. Erbaa'da yalnızca İlk Tunç Çağı'nda yerleşilmiş höyükler arasında Boğazkesen adını taşıyan bir yerleşme de sayılır; vadinin en önemli Tunç Çağı merkezi ise 1956'da Tahsin Özgüç'ün kazdığı Horoztepe'dir.

Taşova'nın Tunç Çağı haritasındaki yeri yalnızca ovanın verimiyle açıklanmaz. Dönmez, Hititlerin kuzeydeki Kaşka halkına karşı Orta Karadeniz'in iç kesimini bir tampon bölge olarak kullandığı görüşünü tartışır. Jak Yakar'ın önerdiği hatlardan biri Kargı-Merzifon-Taşova hattıdır; Dönmez de kendi araştırmalarında tampon bölge olarak gözlediği hattı Vezirköprü-Merzifon-Suluova-Amasya-Taşova diye tarif eder ve bu hattın güneyindeki yerleşmelerin MÖ 2. binyılın bütün evrelerini kesintisiz yaşadığını belirtir. Buna göre Kelkit ile Yeşilırmak'ın buluştuğu ovanın Hitit döneminde de bir sınır kuşağının ucunda bulunduğu düşünülebilir; araştırmacı da tampon bölge görüşünü yerleşme dağılımından çıkan bir değerlendirme olarak sunar ve kesinlik iddia etmez.

Kaynağı, Yolu ve Uzunluğu

Kelkit'in uzunluğu için kaynaklar farklı rakamlar verir. Amasya Valiliği'nin verilerinde uzunluk yaklaşık 400 kilometredir ve çay Erzincan'ın kuzeybatısındaki 2600 metre yükseklikteki dağlardan doğar. Başka bir derlemede ve Dönmez'in çalışmasında 320 kilometre, ayrıntılı bir hidrografik değerlendirmede ise 245,5 kilometre yazılıdır. Gümüşhane'deki Çimen Dağları'nda 1460 metre rakımda doğduğunu ve Hoşmasat, Dayısı ve Balahor derelerinin birleşmesiyle oluştuğunu belirten kaynaklar da vardır. Ağız kotu yaklaşık 188 metre olduğuna göre çay, bu ikinci tarife göre kaynağından Yeşilırmak'a kadar bin metreyi aşan bir düşüş yapar. Kaynağın yeri ve yükseltisi kaynaklar arasında ayrıştığı için en güvenli ifade, çayın Gümüşhane ile Erzincan arasındaki yüksek dağ kuşağından beslendiğidir.

Yolculuğu doğudan batıyadır. Gümüşhane'de kendisine adını veren Kelkit ilçesinin ve Şiran'ın yakınından geçer, Erzincan'ın Refahiye ilçesinin kuzeyinde Koymat ve Seme derelerini alır, Giresun'un güneyinde Şebinkarahisar ve Çamoluk'un yakınından akar. Ardından Suşehri, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar ve Erbaa ilçelerinden geçer. Suşehri yakınlarında Sivas il sınırına girer ve Sivas'taki kesimi yaklaşık elli kilometredir. Ardından Tokat topraklarına geçen çay Niksar Ovası'nı genişleyerek sular ve ovanın veriminde belirleyici rol oynar. Erbaa Ovası'nı da suladıktan sonra Erbaa-Taşova sınırında, tarihî Boğazkesen Köprüsü'nün bulunduğu mevkide Yeşilırmak'a karışır. İngilizce kaynaklarda birleşme noktası, antik Eupatoria'nın yakınındaki Kızılçubuk köyü olarak tarif edilir. Yeşilırmak bundan sonra Samsun il sınırlarına girer ve Çarşamba'dan Karadeniz'e dökülür.

Çayın vadisi Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindedir. Kelkit, Suşehri'nden Reşadiye ve Niksar'a kadar yaklaşık yüz elli kilometre boyunca bu fayı izler. Vadinin düz, uzun ve doğrusal görünüşü bu tektonik çöküntüden gelir. Aynı çizgi, Niksar-Erbaa bölgesini vuran 1942 depreminin de kuşağıdır.

Debi ve Rejim

Valilik kayıtlarına göre Kelkit'in ölçülmüş en yüksek debisi saniyede 905, en düşük debisi 47 metreküp, yıllık ortalama debisi ise yaklaşık 70,5 metreküptür. Yeşilırmak'ın aynı kayıtlardaki ortalama debisi 121, ölçülen en yüksek debisi 1914 metreküptür. İki rakam yan yana konunca Kelkit'in ana nehrin ortalama akımının yarısından fazlasını sağladığı görülür; ölçüm noktaları farklı olsa da nehrin suyu Kelkit'in katılmasıyla yaklaşık iki katına çıkar. Yeşilırmak'ın öteki iki büyük kolu çok geridedir: Çekerek'in ortalama debisi 20, Tersakan'ınki 3,96 metreküptür. En düşük debiler arasındaki fark daha da büyüktür. Kelkit'te 47 metreküp olan değer Çekerek'te 0,09, Tersakan'da 0,021 metreküpe iner. Çay en kurak mevsimde bile ciddi bir su taşır.

Çay yağmur ve kar suyuyla beslenen karmaşık bir rejime sahiptir. En fazla suyu nisan ayında, en azını ekim ayında taşır. Yüksek dağların kar erimesi ilkbaharda akımı kabartır, sonbaharın sonunda yatak belirgin biçimde daralır. Çobanlı Çayı ve Avutmuş Çayı bilinen yan kolları arasındadır.

Kelkit aynı zamanda taşıdığı katı madde miktarı bakımından Türkiye'de birinci sırada gösterilen akarsudur; değer yılda kilometrekare başına 692 tondur. Bu yük bir yandan Niksar, Erbaa ve Taşova ovalarının alüvyonunu sürekli yeniler, öte yandan çay üzerindeki barajların ekonomik ömrü bakımından önemli bir sorun yaratır.

Akımın bu gücü taşkın olarak da kendini gösterir. Birleşme yerinin hemen yakınındaki Kızılçubuk köyünde, şiddetli yağışların ardından taşan Kelkit evleri, tarlaları ve köy yolunu su altında bırakmış, köylüler ve hayvanlar tedbir olarak tahliye edilmiş, suyun yükselmesini durdurmak için set çalışması yapılmıştır. Köyün muhtarı, çayın 1980'de de taştığını ve o zaman köyün büyük bölümünün sular altında kaldığını hatırlatmıştır. Bu son taşkın, haberlere 1980'den kırk altı yıl sonra yaşanan bir olay olarak yansımıştır.

Enerji Üretimi

Çay üzerinde toplam kurulu gücü yaklaşık 570 megavat olan on kadar hidroelektrik tesis bulunur. Kılıçkaya Barajı 120, Akıncı 99, Tepekışla 70, Reşadiye 64, Koyulhisar 63, Niksar 40, Muratlı 38, Çamlıgöze 32, Koçak 25 ve Yakınca 19 megavatlık güce sahiptir. Bu tesislerin yıllık ortalama üretimi 1.818 gigavat saat dolayındadır ve bu miktar ülkenin hidroelektrik üretiminin yaklaşık yüzde 2,5'ine karşılık gelir.

Yeşilırmak'ın birleşme noktasından sonraki kesiminde, Samsun'un Ayvacık ilçesindeki Hasan Uğurlu Barajı iki akarsuyun birleşik akımından yararlanır. 1971 ile 1981 arasında inşa edilen 175 metre yüksekliğindeki kaya dolgu baraj, Japonya hükûmetinden sağlanan kredilerle yapılmıştır. 500 megavatlık santral yılda yaklaşık 1.217 gigavat saat üretir ve su türbinlere dağın içine açılmış bir tünelle ulaşır, cebri boru kullanılmaz. Baraja, inşaatın ilk evrelerinde 1971'de bir trafik kazasında ölen DSİ Samsun 7. Bölge Müdürü Hasan Uğurlu'nun adı verilmiştir. Valilik verilerine göre Amasya'nın deniz seviyesinden en düşük noktası olan 160 metre, Taşova'nın Umutlu köyünde, bu barajın su toplanma alanının başladığı yerdedir. Taşova'nın kendi sınırları içinde de Yeşilırmak üzerinde 22,5 megavat kurulu güce sahip Yavuz Hidroelektrik Santrali çalışır.

Taşova Kesimi

Taşova, Amasya ilinin dördüncü büyük ilçesidir. Yüzölçümü 971 kilometrekare, ortalama rakımı 241 metredir; 2021'de nüfusu 30 bini aşmıştır. İlçe, doğuda Koyulhisar'dan başlayıp Reşadiye, Niksar ve Erbaa'yı içine alan verimli ovanın batı ucunda durur. Doğusunda Tokat'ın Erbaa ilçesi, batısında Amasya ile Samsun'un Ladik ilçesi, kuzeyinde Samsun'un Çarşamba ilçesi, güneyinde Tokat'ın Turhal ilçesi bulunur. Kelkit ile Yeşilırmak'ın birleştiği geniş taban, ilçenin tarımsal kimliğini belirler.

Bu tabanın antik adı Phanaroea'dır. Bugünkü Erbaa Ovası doğu-batı yönünde yaklaşık altmış kilometre uzanır, en fazla sekiz kilometre genişliğe ulaşır ve rakımı 200 ile 260 metre arasında değişir. Niksar Ovası, 260-300 metre yükseklikte bu ovanın doğuya doğru devamı sayılır. Strabon Phanaroea'yı Pontus'un en iyi toprağına sahip, zeytin ve asma bakımından zengin bir bölge olarak anlatır. Antik Pontus ekonomisini inceleyen David Magie, Lykos ve İris vadilerindeki ovaları "birbirinin üzerine yükselen sekiler" gibi tarif eder, ılıman iklimleri ve verimli topraklarıyla bol hasat veren bu ovaların en verimlisinin Phanaroea olduğunu belirtir. Yirminci yüzyılda ova tahıl, meyve, sebze, tütün, pirinç ve haşhaş üretmiştir. Bugün de bahçeler ve sebze tarlaları vadi tabanını kaplar; iki akarsuyun getirdiği alüvyon bu toprağı yüzyıllardır yeniler.

Taşova'nın tarımı bu tabana dayanır. Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı'nın 2018 tarihli ilçe raporuna göre nüfusun yaklaşık yüzde yetmişi geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlar, ilçe arazisinin yüzde otuz yedisi tarım arazisidir ve bu arazinin yalnızca yüzde yirmi ikisinde sulu tarım yapılır. Rapor, Yeşilırmak vadisinin ilçe merkezinden Kelkit'le birleştiği yere kadar uzanan, yaklaşık 4.000 dekarlık kesimini rakımının düşüklüğü ve toprağının verimi yüzünden "küçük Çukurova" diye niteler. Karadeniz ile İç Anadolu arasındaki geçit ikliminde sanayi bitkilerinden meyve ve sebzeye kadar pek çok ürün yetişir; ekonomik bakımdan en önemlileri bamya, kiraz, haşhaş ve tütündür. Raporun ilçenin gastronomi bakımından en önemli değeri saydığı çiçek bamyası da bu ovada yetişir. Buna karşılık ilçede Esençay, Kumluca, Tatlıpınar, Tekke, Özbaraklı ve Destek gibi pek çok dere bulunmasına rağmen tarım arazilerinin büyük kısmı sulanamamaktadır.

Valilik envanterinde Taşova'dan geçen Yeşilırmak vadisi iki bölüme ayrılır. Onlukköprü Vadisi Tersakan Çayı'nın döküldüğü yerde başlar, Ziyaret ve Yenice beldelerinden geçip Kuzgeçe köyünde biter; uzunluğu yirmi kilometredir ve Amasya elmasının yetiştiği vadi olarak anılır. Durucasu Vadisi Kuzgeçe'de başlar, Taşova'nın Çambükü köyünde biter ve on sekiz kilometredir. Bu vadinin çıkışında Destek Vadisi açılır. Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın geçtiği bu otuz üç kilometrelik çukurluktan Destek Çayı akar ve vadi Kelkit'in Yeşilırmak'a karıştığı noktada biter. Karaömer Dağı ile Canik Dağları arasından gelen Destek Çayı otuz beş kilometre uzunluğundadır, debisi 0,5 ile 130 metreküp arasında değişir ve Taşova'da Yeşilırmak'a karışır.

Boğazkesen Köprüsü ve Kalesi

Boğazkesen Köprüsü, bu birleşme bölgesinin eski yol tarihinin en somut tanığıdır. Taşova ile Erbaa arasında Kelkit'in en daraldığı noktaya kurulan köprü, Tokat ile Amasya arasındaki bağlantıyı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Yapı idari bakımdan Erbaa'ya bağlı Kale köyündedir. Yerel kayıtlarda köprünün yeri Kelkit ile Tozanlı'nın birleştiği nokta olarak da geçer; Tozanlı, Yeşilırmak'ın yukarı çığırdaki adıdır. Anlatıya göre yapının yarısı Bizans döneminde, öbür yarısı Selçuklu ve Osmanlı zamanında inşa edilmiştir. Dikdörtgen biçimli dört büyük taş ayaktan oluşan köprünün alt yarısı ile üst yarısının mimarisi birbirinden farklıdır; köy sakinleri köye yakın ikinci ayakta bir haç işareti oyulu olduğunu belirtir ve bunu Bizans katmanının kanıtı sayar. Kimi kaynaklar Kale köyü tarafındaki ikinci ayağın suya yakın kısmında kesme taşa işlenmiş iki haç işaretinden söz eder. Köyün yaşlılarının aktardığına göre köprüde bir zamanlar Selçuklu simgesi olan kartal figürü de varmış, ancak yapının bir bölümü zamanla suya kapılmıştır. Yavuz Sultan Selim'in seferlere giderken bu köprüyü kullandığı söylenir; rivayetin bir biçimi bunu 1514 Çaldıran Seferi'ne bağlar. Bunun belgesi yoktur, yerel sözlü gelenek olarak aktarılır.

Köprünün tarihi son yıllarda arşiv belgeleriyle yeniden ele alınmıştır. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nden sanat tarihçisi Nazım Boy'un çalışmasına göre Taşova'dan gelip Niksar'a devam eden ve Anadolu'nun kuzeyindeki ana yol sayılan güzergâh Roma döneminde "Ulu Yol" diye anılıyordu, Osmanlı arşiv kayıtlarında ise "İran Caddesi" ya da "İran yolu" olarak geçer. Boy, bu yol üzerinde Roma döneminde de büyük olasılıkla bir köprü bulunduğunu, köprüde daha erken dönemlere ait malzemenin devşirilerek kullanıldığını belirtir. Arşivde köprünün "Sultan Murat Han Köprüsü" adıyla anıldığı üç belge bulunmuştur; araştırmacı yapının büyük olasılıkla II. Murad döneminde, bölgenin Osmanlı hâkimiyetine girdiği süreçte yeniden inşa edildiğini düşünür. Bu tespit üzerine Erbaa Belediyesi'nin başvurusuyla Sivas Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu 17 Nisan 2026'da köprünün adını "Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü" olarak değiştirmiştir; yeni ad mevki adını ve banisinin adını birlikte taşır.

Aynı belgeler köprünün neden yıkıldığını da açıklar. Kelkit ile Yeşilırmak'ın birleştiği yer su debisinin en yüksek olduğu noktadır ve buradaki bir köprünün uzun ömürlü olması çok sağlam yapılmasına bağlıdır. Osmanlı arşivinde 1850'lerden 1910'lara kadar köprünün üç kez onarım gördüğü, onarımların başlıca sebebinin belgelerdeki deyişle "tuğyan", yani taşkın olduğu kayıtlıdır. Taşkınlarda özellikle üst geçiş kısmı, tabliye zarar görmüş, geç dönemde tabliye taş yerine ahşapla onarılmıştır; bu ayrıntı hem arşiv kayıtlarındaki malzeme bilgilerinden hem de dönemin seyahatnamelerindeki görsellerden anlaşılır. Cumhuriyet arşivlerine göre 1940'larda yaşanan bir sel tabliyeyi yıkmış ve köprü bir daha onarılmamıştır. 1950'lerde biraz kuzeyinde çelik iskelet üzerine beton tabliyeli yeni bir köprü yapılmış, ulaşım oradan sağlanmaya başlamıştır. Bugün eski köprüden yalnızca ayaklar kalmıştır ve Boy'a göre ayaklardan birinde büyük bir kayma ve yarılma görülmektedir; Karayolları'nın hazırladığı restorasyon projesi uygulanmazsa ayakların da peyderpey yıkılacağı uyarısında bulunur. Kimi kaynaklar, Selçuklu eseri Talazan Köprüsü ile birlikte Boğazkesen'i Kelkit vadisindeki tarihî ticaret yolunun iki önemli köprüsünden biri olarak anar.

Köprünün hemen yukarısında, Kale köyünün kuzeybatısındaki tepede Boğazkesen Kalesi'nin kalıntıları durur. Kale Yeşilırmak vadisi ile bir yan dere arasındaki bir sırtın üzerindedir ve güneyinde vadinin ovaya açıldığı boğazı görür; Kelkit tam bu açıklığın önünde Yeşilırmak'a karışır. Tarihi hakkında bir şey bilinmez, bugünkü kalıntılar Orta Çağ'a ait görünür ve büyük olasılıkla bir Bizans tahkimatıdır. Planı çarpık bir dikdörtgene benzer, kuzey ve doğu duvarları kayaların çizgisini izler, düz uzanan batı duvarının ortasında iki burç vardır. Giriş güney duvarda olmalıdır. Yirminci yüzyılın başına kadar üstünde kabartmalı bir lento bulunan bir kapı ayaktaymış; bu kapı sonradan köylüler tarafından birkaç çift öküzle yıkılmış, taşları taşınmıştır. Kalenin ovadaki Eupatoria ile bağlantısı olası görülmez, çünkü antik kent Bizans döneminde ortadan kalkmıştır. Kale ile köprünün aynı geçidi koruduğu ise yerleşimlerinden anlaşılır; bu, konumdan çıkan bir çıkarımdır.

Taşova'nın Kısa Tarihi

Taşova ve çevresi, Amasya'nın büyük bölümü gibi Hitit, Frig, Kimmer, Med, Pers, Makedon, Pontus ve Roma egemenliklerinden geçmiştir. İlçe tarihine ilişkin derlemelere göre yöre MS 25 yılında Roma topraklarına tamamen katılmış, 395'ten sonra Bizans'ın elinde kalmış, 712'de Emevilerin eline geçmiş, ardından yeniden Bizans'a dönmüştür. Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türkmen boylarının yerleşmesi hızlandı; 1075'te Danişmentlilerin eline geçen bölge, II. Kılıçarslan zamanında 1174'te Türkiye Selçuklularına bağlandı. 1257'te Horasan'dan gelen Rufai tarikatından Seyyid Nureddin, bugünkü Alpaslan kasabasına yerleşip bir zaviye ve vakıf kurdu; bu vakıf 1901'e kadar sürdü. Hüsameddin de zaviyenin 655 (1257) tarihli vakfiyesini anar.

Hüsameddin bu zaviyeyi bölgenin sonraki siyasi tarihine bağlar. Ona göre Niksar emîri Tâceddin Togan Şah, Sonusa yakınında zaviyesi, türbesi ve 655 tarihli vakfiyesi bulunan Şeyh Nureddin Alparslan'ın torunu, Alâeddin Savcı Bey'in oğludur ve Sivas tarihçisi Esterâbâdî'nin "Niksar'da emaret eden evlâd-ı Tâceddin" dediği hanedan onun soyundan gelir. Eretna Beyliği'nin karışık yıllarında Togan Şah, Niksar'dan kalkıp Amasya üzerine yürümüş, Taşova'da Kürt ve Taşan Beyleri yenmiş ve 741 yılının başlarında, yani 1340-41'de Amasya'ya girmiştir. Bu "Taşova savaşı" hakkında başka kaynaklarda ayrıntı bulunamamıştır. Selçuklu sonrasında Kadı Burhaneddin Devleti, ardından Tacettinoğulları yörede hâkim oldu. 1425'te Çelebi Mehmed Tacettinoğulları Beyliği'ne son vererek Taşova'yı Osmanlı topraklarına kattı.

Osmanlı döneminde Taşova Tokat Sancağı'na bağlı bir köy olarak teşkilatlandı ve devletin sonuna kadar bu konumda kaldı. Osmanlı kayıtlarında yer Taşâbâd ya da Taşabat adıyla geçer. Hüsameddin, Amasya'nın bir vilayet merkezi olduğu dönemde bağlı kazalar arasında Taşâbâd'ı ilk sırada sayar. Niksar ile Amasya arasındaki en önemli yerleşmeler olan Erek, Karayaka, Sonusa ve Taşabat birbirine yakın oldukları için on sekizinci yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı kayıtlarında birlikte "Nevâh-i Erbaa", yani dört kasaba diye anılmış, vergileri de bu adla yazılmıştır; 1840'ta dört kasabadan toplanan vergi 47.243 kuruş olarak kaydedilmiştir. Zamanla öbürlerinden daha çok gelişen Erek 1872'de kaza olunca Erbaa adı yalnız ona kalmış, Taşabat, Karayaka ve Sonusa Erek'in köyleri sayılmıştır. Hüsameddin'in birçok yerde "Taşâbâd (Erbaa)" diye yazması da bu ortak adlandırmayla ilgili olmalıdır; bu bir çıkarımdır. 1831-1846 yılları arasındaki ilk Osmanlı nüfus sayımlarında Sonisa ve Taşabat ayrı kazalar olarak defterlere geçmiştir; bu defterleri yayımlayan Vedat Söyleyici, bölgenin Roma dönemi yol sistemine ve mil taşlarına, höyük, tümülüs ve kalelerine de değinir. Bugün Uluköy adını taşıyan Sonisa'nın on dokuzuncu yüzyıldaki nüfus ve ekonomisi de temettuat defterleri üzerinden ayrıca incelenmiştir.

Taşova'dan geçen yol Osmanlı seferlerinde de kullanıldı. Hüsameddin'e göre Kanuni Sultan Süleyman, İran seferinden dönüşünde 961 Zilhiccesinin üçünde (Kasım 1554) Amasya'ya girdiğinde Rumeli ordusuna Karaman'da, Anadolu ordusuna ise Taşâbâd sahrasında dinlenme izni vermişti. Aynı eser, 1015'te (1606) azledilen Amasya beyi Yıldızlı İbrahim Bey'in Taşâbâd yönüne kaçarken Amasya'nın doğu boğazının ucunda yakalanıp idam edildiğini anlatır. Yazarın Taşova'ya kadar genişleyerek uzandığını söylediği kuzeydoğu boğazı, şehirden bu yöne giden yolun geçtiği yerdi. Taşova'nın Amasya'nın ilim hayatıyla bağı da kayıtlarda görülür. Taşâbâd'ın Bidevî köyünden Hacı Hâfız Ahmed Efendi, Amasya'da yetişip 1151'de (1738) Amasya müftüsü olmuş, bu göreve birkaç kez getirilmiştir. Osman Fevzi Olcay da yirminci yüzyıl başında Amasya'daki Benderli Medresesi öğrencilerinin çoğunun Taşova, Tekke ve Tanoba'dan geldiğini hatırlar.

Cumhuriyetin ilk yıllarında 1944'e kadar Taşova Tokat'ın Erbaa ilçesine bağlıydı ve adı Yemişenbükü'ydü. Erbaa'nın Sonusa bucağına bağlı olan Yemişenbükü, 1944'te Taşova ilçesinin kurulmasıyla ilçe merkezi oldu; Sonusa da bu sırada Taşova'ya bağlandı. Tokat'a ulaşımın güçlüğü ve hizmetlerin gecikmesi yüzünden Taşova 1953'te Amasya iline bağlandı. Bugün ilçe merkezinin nüfusu yaklaşık on bir bin, ilçeye bağlı köy sayısı altmış üçtür; Esençay da ilçenin beldesidir.

Heyelan ve Kaza Riski

Çayın derin ve doğrusal vadisi kütle hareketleri bakımından etkin bir alandır. 2005 yılında Sugözü köyünde meydana gelen heyelanda 12,5 milyon metreküp toprak hareket etmiş, 15 kişi ölmüş, 21 ev yıkılmış, camiler zarar görmüş ve 375 hayvan telef olmuştur. Bölgede 1970 ile 2008 arasında on bir köy önemli heyelanlar yaşamıştır. Aynı fay sisteminin etkisiyle oluşan Boraboy Gölü de Taşova sınırları içinde, bir heyelan seti gölü olarak, fay kırıklarına sızan suların tüf ve aglomera üzerindeki kütle hareketini kolaylaştırmasıyla doğmuştur. Kelkit ayrıca sulama kanallarına ve çay yatağına araç ve insan düşmesi gibi kazalarda çok sayıda can kaybına yol açmıştır; 2006'da İstanbul-Van otobüsünün çaya devrilmesinde 29 kişi ölmüştür.

Çayın Bugünkü Kullanımı

Kelkit, Reşadiye çevresinde rafting yapılan bir akarsudur. Tokat, Niksar ve Erbaa ovalarının sulaması büyük ölçüde onun suyuna dayanır. Taşova'da çay kıyısındaki söğüt ve kavak kümeleri kıyı kuşlarına ve suda yaşayan canlılara barınak olur; vadinin ılıman iklimi ve düşük yüksekliği meyve ve sebzenin erken olgunlaşmasına imkân verir. 2018 tarihli ilçe raporuna göre Taşova'da Yeşilırmak'ın 4,5 kilometrelik kesiminde çift taraflı taş tahkimat ve 800 metrelik kesiminde yatak kademelendirmesi öngören bir ıslah projesi, taşkın riskini azaltmak ve kıyıda bir dinlenme alanı açmak amacıyla yürütülmekteydi. Yeşilırmak Havzası'nın bütününe bakıldığında çayın ağırlığı ortadadır. Çekerek, Tersakan ve Kelkit havzalarıyla birlikte 36.144 kilometrekareyi bulan bu büyük havzada Kelkit hem en uzun hem en gür koldur; kendi havzası 11.455 kilometrekaredir.

Kronoloji

MÖ 3. binyıl: Taşova ve Erbaa ovalarında, Boğazkesen dahil, İlk Tunç Çağı yerleşmeleri.

MÖ 120-63: VI. Mithridates'in saltanat yılları; Lykos'un İris'e karıştığı yerde Eupatoria kurulur.

MÖ 66: Lykos vadisinde Pompeius ile Mithridates arasındaki savaş.

MS 25: Taşova ve çevresi Roma topraklarına tamamen katılır.

1075: Bölge Danişmentlilerin eline geçer.

1174: II. Kılıçarslan zamanında Türkiye Selçuklularına bağlanır.

1257: Seyyid Nureddin Alparslan Zaviyesi'nin vakfiyesi düzenlenir.

1340-41: Hüsameddin'e göre Togan Şah, Taşova'da Kürt ve Taşan Beyleri yenerek Amasya'ya girer.

1425: Çelebi Mehmed, Tacettinoğulları Beyliği'ne son verir ve Taşova Osmanlı'ya geçer.

1554: Kanuni Sultan Süleyman'ın Anadolu ordusu Taşâbâd sahrasında dinlenir.

1831-1846: İlk Osmanlı nüfus sayımlarında Sonisa ve Taşabat ayrı kazalar olarak kaydedilir.

1840: "Nevâh-i Erbaa" adıyla anılan dört kasabadan, Taşabat dahil, 47.243 kuruş vergi toplanır.

1850'ler-1910'lar: Boğazkesen Köprüsü taşkınlar yüzünden üç kez onarılır.

1872: Erek kaza merkezi olur ve Erbaa adını alır.

1940'lar: Bir sel Boğazkesen Köprüsü'nün tabliyesini yıkar.

1944: Yemişenbükü merkez olmak üzere Taşova ilçesi kurulur.

1953: Taşova Tokat'tan ayrılıp Amasya iline bağlanır.

1971-1981: Yeşilırmak üzerinde Hasan Uğurlu Barajı inşa edilir.

1980: Kelkit taşar, Kızılçubuk köyünün büyük bölümü su altında kalır.

2005: Sugözü heyelanı.

2026: Köprünün adı "Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü" olarak değiştirilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar