Amasya, Yeşilırmak'ın ana kollarının birleştiği ve dağ kütlelerinin birbirine yaklaştığı bir noktada durur. İl topraklarının yüzey şekilleri bu yüzden son derece engebelidir. Karadeniz'in hemen iç kısmında, Canik Dağları'nın uzantıları ile İç Anadolu'ya doğru yükselen sıralar arasında kalan arazi, doğu-batı doğrultusunda uzanan dağlardan ve bu dağların arasına açılmış vadilerden oluşur. Şehir merkezinin rakımı 411 metredir. İlin en yüksek noktası 2.061 metreyle Akdağ Tepesi, en alçak noktası ise Taşova'nın Umutlu köyü yakınında, Hasan Uğurlu Barajı'nın su toplama alanının başladığı 160 metrelik kottur. Aradaki yaklaşık 1.900 metrelik fark, ilin iklimini, bitki örtüsünü, tarımını ve yerleşim düzenini birbirinden ayrı basamaklara bölen temel ölçüttür.

Dağların her birinin kendine ait bir geçmişi de vardır. Akdağ'ın yaylaları yüzyıllardır sancağın sürülerini beslemiş, Tavşan Dağı adını bir Türkmen beyinden almış, şehrin iki yanındaki Kırklar ve Ferhat dağları rivayetlerle örülmüştür. İklim, ormanlar ve ovalar sitenin ayrı yazılarında ele alındığından burada dağların kendisi, adları ve yükseltileri, tarih içindeki yerleri, üzerlerindeki bitki örtüsü üzerine yapılan araştırmalar, aralarına açılan vadiler ve en üstte yer alan yaylalar anlatılır.

Zirvelerin Sıralanışı

İlin dağları, her biri kendi adıyla anılan tepelere ve bu tepelerin bağlı olduğu kütlelere ayrılır. Resmî coğrafya kayıtlarında geçen yükseltiler şöyledir:

  • Akdağ Tepesi, Akdağ: 2.061 metre
  • Karaömer Tepesi, Karaömer Dağı: 1.979 metre
  • Cami Tepesi, Sakarat Dağı: 1.956 metre
  • Yuvalı Tepesi, Tavşan Dağı: 1.901 metre
  • İnegöl Tepesi, İnegöl Dağı: 1.873 metre
  • Kaldırım Tepesi, Eğerli Dağı: 1.776 metre
  • Kuş Yuvası Tepesi, Karadağ: 1.524 metre
  • Beşik Tepe, Buzlu Dağ: 1.392 metre
  • Çalıca Tepesi, Canik Dağları: 1.376 metre
  • Yeldeğirmeni Tepesi, Çakır Dağı: 1.375 metre
  • Sarıtaş Tepesi, Sarıtaş Dağı: 1.159 metre

Sıralamada ilk beş dağın 1.850 metrenin üzerinde olması dikkat çeker. Akdağ, Karaömer ve Sakarat ilin doğu kesiminde, Yeşilırmak ile Kelkit Çayı arasındaki kuşakta birbirini izler. Tavşan ve İnegöl dağları batıda, Merzifon ve Gümüş ovalarının çevresinde yükselir. Aradaki orta kuşakta ise daha alçak, ama vadileri keskin biçimde sınırlayan Karadağ, Buzlu Dağ, Sarıtaş ve Çakır dağları bulunur. Bu yükseltilerin hiçbiri Doğu Karadeniz'deki Kaçkar kütlesi gibi üç bin metreyi bulmaz. Yine de tek bir ilin sınırları içinde iki bin metrelik bir zirveyle yüz altmış metrelik bir taban arasında kalan arazi, Anadolu'nun iç kesimleri için alışılmadık bir dikey çeşitlilik demektir. Rakamlar kaynaktan kaynağa küçük farklar gösterir. Akdağ'ın yüksekliği botanik çalışmalarda 2.062 metre olarak da geçer.

Bu dağların jeolojik geçmişi, yüzeyde görülen engebe kadar karmaşıktır. Sakarat Dağı üzerine yapılan floristik araştırmanın aktardığı jeolojik bilgilere göre ilin arazisi volkanik ve tektonik olaylarla biçimlenmiş, kıvrımlı ve kırıklı bir yapı kazanmıştır. Sakarat çevresinde temel, Paleozoik ve kısmen Mezozoik yaşlı kayaçlardan oluşur ve bunların üzerine daha genç formasyonlar yayılır. Zeminde kalker, yeşil kayaçlar, yamaç molozları ve alüvyon bulunur, kalker araziler geniş yer tutar. En eski oluşumlar Siluriyen öncesine giden yeşilşist fasiyesindeki metamorfik kayaçlardır. Bölgede Hersiniyen ve Alpin dağ oluşum hareketleri etkili olmuş, alan Orta Siluriyen'de denizle kaplanmış, Permiyen sonunda yeniden kara hâline gelmiş, Lias başında gelen deniz Üst Kretase sonuna kadar kalmış, Eosen'de sığ bir denizle örtülen arazi Pliyosen'de son kez karaya dönüşmüştür. Sakarat'ın kalker sırtları ve yeşil kayaçlı yamaçları bu uzun deniz ve kara nöbetleşmesinin izlerini taşır.

Şehri Çevreleyen Dağlar

Amasya şehrini en ayrıntılı biçimde dağlarıyla birlikte anlatan yazar, XX. yüzyılın başında Amasya Tarihi'ni kaleme alan Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'dır. Ona göre şehir, kuzeydoğudan güneybatıya uzanan uzun bir vadi içinde, Yeşilırmak'ın iki yakasında kurulmuştur ve Ziyere'den güneybatı boğazının ucundaki Çalan mevkiine kadar yaklaşık on üç kilometre boyunca uzanır. Güneyini Pont dağ silsilesi, kuzeyini Canik ve Harşena silsileleri, batısını ise Şeyh Cuî-Kelkis ve Karaman dağları kapatır. Bu duvarların arasında üç açıklık kalır. Kuzeydoğudaki açıklık ırmak boyunca Taşova'ya, kuzeydeki Suluova'ya, güneybatıdaki ise Derbent ve Çalan'a bakar. Hüsameddin şehri bu üç kapısıyla büyük bir köşke benzetir, kuzey boğazının on, güney boğazının dört kilometre kadar uzun olduğunu, kuzeydoğu boğazının ise oldukça geniş tutup Taşova'ya kadar açıldığını yazar. Üç boğazın her birinden su akar ve kıyıları bağ ve bahçelerle doludur.

Orta kuşağın alçak dağlarından Çakır Dağı'nın Çorum yönünden başlayıp Amasya Kalesi'ne kadar uzanması, dağlar ile şehir arasındaki ilişkiyi gösterir. Kalenin kayalığı ayrı bir tepe gibi görünse de coğrafi olarak daha uzaktan gelen bir sıranın ucundadır. Kentin iki yanında yükselen sarp yamaçlar da aynı engebenin parçasıdır. Harşena Dağı ve Ferhat Dağı şehre doğrudan bakar. Kocacık Tepesi ve Kırklar Dağı da ilin önemli yükseltileri arasında sayılır. Bu yükseltilerin dibine sığınan kent, dar vadinin iki yakasında uzamak zorunda kalmıştır.

Ferhat Dağı

Hüsameddin, Karakaya semtinin güneybatısındaki yüksek ve yalçın kayaya Ferhat Kayası, bu kayanın doğuya uzanan sırasına da Ferhat Dağı dendiğini kaydeder. Yazar bu dağı Pont dağlarının batıdaki başlangıcı sayar. Ona göre sıra Erzurum'a, oradan İran'a geçer ve Gilan yöresinde Bîsütun dağına ulaşıp orada biter. Başlangıcı Ferhat, sonu Bîsütun olduğu için bazı Arap coğrafya kitaplarında bütün sıraya Kûh-ı Bîsütun dendiğini de ekler. Kaya güneybatı boğazının üzerinde durduğu için çevresine Ferhatarası denir. Hüsameddin kayanın yerden yüksekliğini üç yüz metre kadar verir. Batı yüzü yalçındır, üstü düzdür, kuzey eteği bağ ve bostanlarla kaplıdır, güneybatı eteği ise siyah taştan oluşur. Düzlüklerinin doğu tarafı yaylalara, sulak ve havadar köylere açılır.

Ferhat Kayası'nın batıya bakan yüzünde, yerden üç metre kadar yüksekte kemer biçimli bir oyuk vardır. Halk arasında anlatılan rivayete göre Şirin'e âşık olan Ferhat, otuz dokuz günde açtığı büyük su yolunu bu kayadan geçirmiştir ve kayanın tepesindeki beş metre uzunluğundaki mezar da Ferhat'a aittir. Hüsameddin bu anlatıyı bir masal olarak değerlendirir ve rivayetin doğmasında kayanın Ferhat adını taşımasının etkili olduğunu düşünür. Ferhat ile Şirin hikâyesi ve su kanalı sitenin ayrı bir yazısının konusudur. Burada önemli olan, şehrin güneybatı kapısını tutan bu kayalık sıranın hem adını hem de çevresindeki yaylalara uzanan düzlüklerini aynı efsaneyle birlikte taşımasıdır.

Kırklar Dağı ve Harşena

Kalenin oturduğu Harşena kayalığı, Hüsameddin'in tarifine göre ön yüzü düz, arkası Kırklar Dağı'na dayanan, tabanı geniş ve yükseldikçe daralan bir kütledir. Helkis Bahçesi'nin ortasından başlayıp Kamereddin Mahallesi'nin sonuna kadar yaklaşık iki buçuk kilometre uzanır, zirvesi düzdür, doğu tarafı alçak, batı tarafı yüksektir. Yazar bu biçimi batıya doğru havalanan bir şahine benzetir. Kalenin kuzey tarafı daha yüksek bir dağa yaslanır ve bu dağın adı Kırklar Dağı'dır. Hüsameddin'in gördüğü 682 (1283) tarihli belgelerde dağ Arapça "Cebel-i Erbaîn", yani Kırklar Dağı olarak geçer. Bu kayıt adın çok eski olduğunu gösterir.

Adın kaynağı olarak gösterilen rivayet şöyledir. Danişmend Gazi Amasya Kalesi'ni kuşattığında savunanlar direnince kırk yiğit bu dağda topladıkları birkaç sürü koyunun boynuzlarına mum dikmiş, sabaha karşı sürüleri asker düzeninde dağdan kaleye doğru sürmüştür. Büyük bir yardım kuvveti geldiğini sanan savunucular kapıyı açmış, kırk yiğit kaleye girerek savunanları teslim olmaya zorlamıştır. Hüsameddin bu rivayeti, adı doğurduğu sanılan yaygın bir anlatı olarak aktarır ve bir belgeye dayandırmaz. Yazar, şehrin kuzeyindeki Alparslan köyünün de Suluova'ya bakan Kırklar Dağı'nın eteğinde bulunduğunu belirtir. Dağın otlakları ayrıca gelir getiren bir kaynaktı. Hüsameddin'in biyografilerinde, kale vaizi ve Dizdariye Medresesi müderrisi Seyyid Hüseyin Efendi'ye Kırklar Dağı'nın otlakiye resminin vaizlik ve ders görevi karşılığı olarak bağlandığı, onun 1173 (1759-1760) yılındaki ölümünden sonra bu gelire maliyenin el koyduğu kaydedilir.

Lokman Dağı ve Karaman Dağı

Hüsameddin, Beyler Sarayı'nın doğusunda uzanan Balus Kayası'nın karşısındaki dağa Lokman Dağı dendiğini yazar. Bu dağ Savakça Mahallesi'nin arkasından Kibrithane önüne kadar iner. Güney tarafları çok yüksek ve havadar bir yayladır. Dağa, yaylaya ve oradan çıkan suya Lokman adının verilmesini yazar, Amasya Darüşşifası'nın hekimi Reşîdeddîn Lokmân bin Hasan el-Harezmî'ye bağlar. Hekim bu toprakların sahibiydi ve yayladaki düz bir yere gömülmüştür. Mezarı çok büyük yapılmıştır ve Ferhat'ın mezarına benzer. Halk onu, peygamber mi veli mi olduğu tartışılan meşhur Lokman Hekim'in mezarı olarak gösterir. Hüsameddin'e göre bu kişi 727 (1326-1327) yılı dolaylarında yaşamış gerçek bir hekimdir ve rivayeti onun adı doğurmuştur. Soğuk Pınar suyu da Lokman Dağı'nda hekimin mezarının yakınından kaynayarak aşağıdaki mahallelerin bağlarını sular.

Şehrin batısını kapatan dağın adı ise Karaman Dağı'dır. Hüsameddin onu kuzeyden güneye uzanan, seyrek ormanlı bir dağ olarak tarif eder ve Kelkis adıyla bilinen dağın bir parçası olduğunu söyler. Dağ, güney boğazının ucundaki Çalan Köprüsü başına kadar uzanır, batısı Geldiklan düzlüğüne, doğusu Amasya şehrine bakar. Adının nereden geldiği konusunda yazarın açıklaması bir olaya dayanır. 727 (1326-1327) yılında Karamanoğlu Yahşi Bey, Amasya'yı bir süre kuşattıktan sonra şehre batıdan girmiş ve Gümüşlüzade Tâceddin Mahmud Çelebi'yi yakalatıp Mısır'a göndermiştir. Hüsameddin, Karamanlıların çadır kurup oturdukları ve şehre oradan indikleri bu dağa o günden beri Karaman Dağı dendiğini yazar. Kendisi de bu açıklamayı bir kanaat olarak sunar. Dağın doğu eteğindeki bağlara Akbilek, daha yukarıdaki bağlara ve bayırlara İltekin adı verilir.

Akdağ, Karaömer ve Sakarat

Akdağ'ın güneyini Yeşilırmak, kuzeyini Şeyhsuyu ve Kocaalan Çayı çevreler. İlin en yüksek zirvesini taşıyan bu kütle, aynı zamanda önemli bir su ayrımıdır. Tersakan Çayı, yaklaşık 1.925 metre yükseklikte Akdağ eteklerinden doğar, Ladik Gölü'nün fazla suyunu alır, Havza'dan geçer ve Amasya sınırları içinde Yeşilırmak'a karışır. Akdağ'ın yaylaları ortalama 1.850 metrede uzanır ve her yıl şenliklerle anılır. Suluova'daki Derinöz Barajı da Tersakan'ın kollarından Derinöz Çayı üzerinde kurulmuştur.

Akdağ'ın tarihteki yeri, Osmanlı döneminde aynı adı taşıyan bir nahiyeyle somutlaşır. Hüsameddin'in zamanında Amasya kazası dört nahiyeye ayrılıyordu ve bunların ilki olan Akdağ Nahiyesi şehrin doğu taraflarını kaplıyordu. Merkezi Akviran köyüydü. Yazar nahiyenin adını, doğudan batıya uzanan ve eskiden beri Akdağ diye bilinen dağın eteklerinde bulunmasına bağlar. Bu dağın yaylası bol, kışlağı makbul, suyu çok, havası çok sağlamdı ve Amasya livasının koyunlarının çoğu yazın orada otlardı. Akdağ'ın yağı, peyniri ve yoğurdu Pontus yöresinde ün kazanmıştı. Hüsameddin'in Akdağ için verdiği bin iki yüz metre kadar yükseklik bugünkü ölçümlerin çok altındadır. Rakamın deniz seviyesinden değil, eteklerdeki düzlüklerden itibaren tahmin edildiği düşünülebilir.

Akdağ'ın etekleri aynı zamanda şehrin ve yakın kasabaların yerleşim düzenini belirlemiştir. Ladik kasabası Akdağ'ın kuzey eteklerinde, güneye eğimli bir bayır üzerinde kurulmuştur. Şehrin kuzeydoğu ucundaki Ziyere Mahallesi de Akdağ'dan ayrılıp Yeşilırmak'a doğru inen küçük bir dağın eteğindedir. Hüsameddin, Selçuklu döneminde Yeşilırmak'ın güneyinde kurulan yeni şehrin dar ve kasvetli iç kaleye göre her yanı açık ve geniş olduğunu, Akdağ'ın soğuk rüzgârlarına açık bulunduğu için havasının sağlam sayıldığını yazar. Nahiyenin köyleri de Amasya'nın ilim hayatına adlar vermiştir. Başalan köyünde zaviye kuran Şeyh Muhyiddin Mehmed Akdağî, onun oğulları Anadolu kazaskeri Bedreddin Mahmud Efendi ve Halveti şeyhi Hüsameddin Hüseyin Efendi, Akviranlı ünlü müderris Akdağlı Şeyh Mustafa Efendi bu nahiyeden çıkmıştır.

Karaömer Dağı, Tersakan ve Destek çayları ile Akdağ arasında kalan bir sıradır. Kuzey Anadolu Fay hattı, onu Canik Dağları'ndan ayıran sınır olarak gösterilir. En yüksek noktası 1.979 metreyle Karaömer Tepesi'dir ve doğu tarafındaki düzlüklerde Sarıçiçek yaylaları yer alır. Sakarat Dağı ise Amasya'daki Ferhatarası Vadisi'nden başlayıp Yeşilırmak ile Kelkit Çayı arasından Köse Dağı'na kadar uzanan uzun bir kütledir. En yüksek noktası 1.956 metreyle Cami Tepesi'dir ve Boğalı yaylaları bu dağın üzerindedir. Deliçay, Sakarat'ın Boğalı yaylalarından doğar. Kuruçay da aynı dağdan çıkarak Amasya ile Tokat il sınırında Yeşilırmak'a katılır.

Sakarat, Amasya ile Tokat illeri arasında yer alır. Doğusunda Fındıcak, Ezebağı, Cibril ve Akkoç, batısında Çatalçam, Beldağı ve Yuvaköy, kuzeyinde Esençay, Kumluca ve Tatlıpınar, güneyinde Karataş, Erenli, Kargın ve Kuytul köyleri bulunur, güneybatısında Sarayözü köyü vardır. Cami Tepe'nin dışında dağın başlıca yükseltileri 1.564 metrelik Otulcakuz Tepe ile 1.560 metrelik Poyrazlık Tepe'dir. Dağın etekleri 500 metreye kadar iner ve bu geniş yükselti aralığı farklı yaşam alanlarının bir arada bulunmasını sağlar.

Tavşan, İnegöl ve Eğerli Dağları

Batı kuşağının en yüksek dağı olan Tavşan Dağı, Merzifon Ovası ile Kızılırmak ve Kuzçayı arasında kalır. En yüksek noktası 1.901 metreyle Yuvalı Tepesi'dir. Dağın güneydoğusunda Merzifon, güneybatısında Gümüşhacıköy, kuzeydoğusunda Havza, kuzeybatısında ise Vezirköprü ilçeleri bulunur. Bu yüzden Tavşan Dağı yalnızca Amasya'nın değil, Samsun'un da dağlarından sayılır. Batı yamacında Kabaoğuz yaylaları, düzlüklerinde Tavşandağı yaylaları uzanır. Kavşak Çayı bu dağdan doğup Kızılırmak'a karışır ve sulama amaçlı Karadere Barajı bu çay üzerindedir.

Hüsameddin bu dağı, Amasya sancağındaki dağların Akdağ'dan sonra en büyüğü olarak tanıtır. Ona göre dağ Tersakan Çayı'ndan başlayıp doğudan batıya, Osmancık kazasında Kızılırmak'a kadar uzanır. Boyu kırk beş kilometre kadardır, başlangıçta yirmi beş kilometre olan genişliği sonunda sekiz kilometreye iner ve bu yüzden bir tabuta benzer. Her tarafı verimli tarlalarla kaplıdır, doğu tarafları orman ve yayladır. Güney eteklerinde Merzifon ve Hacıköyü, kuzey eteklerinde Havza ve Köprü kasabaları bulunur. Merzifon Taşan Dağı'nın güney eteğinde hafifçe düzlüğe inen bir tepe üzerinde, Havza kuzeydoğu eteğinde bir bayırda, Köprü ise kuzeybatı eteklerinde iki tepenin arasında kurulmuştur. Dağın üzerinde, yanlarında ve eteklerinde çok sayıda köy ve çiftlik yer alır.

Dağın adı da bu kaynakta açıklanır. Hüsameddin'e göre dağın tamamı, Kedeğra'da oturan Selçuklu Hüsrevşah soyundan Taşan Bey'in özel çiftliğiydi. Rum valisi Timurtaş Bey'in 727 (1327) yılında ortadan kaybolmasıyla bölgede başlayan karışıklıktan yararlanan Taşan Bey güç kazanmış, sonra Eretna Bey'e bağlanarak küçük bir beylik kurmuştur. Ölümünden sonra da dağı yurt edindiği için dağa Taşan Dağı denmiş, ad zamanla Tavşan Dağı'na dönüşmüştür. Kitabın üçüncü cildinde Taşan Bey'in Köprü ile Merzifon arasındaki yüksek dağlarda ve yaylalarda oturduğu, Köprü, Havza ve Merzifon kazalarına hükmettiği tekrar edilir. Bali, Ahmed, Ali, Hasan ve Şahin beyler gibi torunları dağda oturmayı sürdürmüş, bir kısmını vakfetmiş, Osmanlı yönetimini erkenden kabul etmişlerdir. Hüsameddin, Merzifon'un bir süre bu Taşanzadelere nispetle "Vilâyet-i Hâs" unvanını taşıdığını da yazar. Bugünkü Tavşan adının Taşan'dan bozulduğu görüşü bu kaynağa dayanır, başka bir belgeyle doğrulanmamıştır.

Taşan Dağı Osmanlı döneminde de Merzifon'un hayatına karışmaya devam etti. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 1090 (1679) yılında Merzifon'un ortasında kâgir bir cami yaptırırken Taşan Dağı'ndan iki kilometrelik bir mesafeden lağımlar döşetip kasabaya su getirmiş ve otuz kadar kâgir çeşme yaptırmıştır. Dağın ormanlık ve engebeli yapısı ise zaman zaman eşkıyaya sığınak oldu. Hüsameddin'in aktardığına göre 1078 (1667) yılı muharreminde Deli Süleyman adlı eşkıya reisi, mutasarrıf Ferhad Paşa takipteyken arkadaşlarıyla güpegündüz Taşan Dağı'ndan inip Merzifon'u basmış, pek çok evi yağmalamış ve Merzifon müftüsü Abdullah Efendi'yi öldürmüştür. Taşanoğullarından Seydizade Arslan Bey'e ise babasının ölümünden sonra Taşan Dağı mâlikânesi "ocaklık" olarak verilmişti. 1128 (1716) yılından sonra ölen Arslan Bey'in dağda tek bir eşkıyaya göz açtırmadığı yazılır.

İnegöl Dağı'nın kuzeyi Kavşak Çayı, güneyi Hamamözü Çayı, batısı Kızılırmak, doğusu ise Gümüş Ovası ile sınırlanır. Dağın en yüksek noktası 1.873 metreyle İnegöl Tepesi'dir ve Kızılırmak'a akan Hamamözü Çayı da buradan doğar. Hüsameddin, Hacıköyü kazasının batısındaki İnegöl Dağları'nın yüksek, ormanının meşhur, yaylalarının makbul, sularının bol olduğunu ve Hacıköyü ile Osmancık kazalarının temel ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşıladığını yazar. Kazanın Hamamözü nahiyesi İnegöl Dağları'nın doğu ve kuzey eteklerini kaplar ve eskiden Göçerli aşireti ile bir miktar Çepni Türkmeni tarafından iskân edilmişti. Gümüş kasabası da İnegöl Dağı'nın doğu eteğinde, Hacıköyü'nün iki kilometre kadar güneyinde kuruludur. Kasabanın yaslandığı dağ ve tepelerde bol miktarda gümüş madeni bulunur. Hüsameddin, kasabanın adının bu madenden geldiğini sanır, Gümüş adının 575 (1179-1180) tarihinden beri kayıtlarda geçtiğini ve maden eminlerinin 648 (1250-1251) yılından beri bilindiğini vurgular.

Eğerli Dağı Çorum Ovası'ndan başlayıp Merzifon Ovası'na kadar uzanır. Amasya sınırları içinde kalan yüksek düzlüklerinde Çatalçam yaylaları bulunur ve en yüksek noktası 1.776 metreyle Kaldırım Tepesi'dir. Bu üç dağ, ilin batı ovalarını çevreleyen yükseltilerdir. Gümüşhacıköy ilçesinin bir bölümünün Yeşilırmak değil Kızılırmak havzasında yer alması, il topraklarının bu kesimde iki büyük nehrin su ayrımına dayandığını gösterir.

Orta Kuşak: Karadağ, Buzlu, Sarıtaş ve Çakır

Daha alçak olan ve nehir vadilerinin yan duvarlarını oluşturan bu dağlar, ilin iç düzenini belirler. Karadağ, Çorum Çayı ile Çekerek Irmağı arasında uzanır ve Çorum Çayı'nın Çekerek'e aktığı noktada sona erer. En yüksek noktası 1.524 metreyle Kuş Yuvası Tepesi'dir. Buzlu Dağ, Zile Ovası ile Çekerek Irmağı arasında kalır ve 1.392 metreyle Beşik Tepe'ye ulaşır. Bu iki dağ, Çekerek'in açtığı Göynücek Vadisi'ni iki yandan sıkıştırır. Sarıtaş Dağı Yeşilırmak ile Deliçay arasındadır. Deliçay'ın Yeşilırmak'a karıştığı yerde başlayıp Kuruçay'da biter ve 1.159 metrelik Sarıtaş Tepesi'ne sahiptir. Çakır Dağı ise Çorum şehir merkezi yönünden başlayıp Amasya Kalesi'ne kadar uzanır ve en yüksek noktası 1.375 metredir.

Canik Dağları

Amasya'nın kuzeyini kapatan büyük sıra Canik Dağları'dır. Samsun'un güneybatısında Kızılırmak vadisinden başlar, Ordu'nun doğusunda akan Melet Irmağı'na kadar yaklaşık 180 kilometre boyunca Karadeniz'e koşut olarak uzanır. Güney sınırı, yaklaşık 60 kilometre uzunluğuyla Kelkit Irmağı'nda biter. Ortalama yüksekliği 1.500 metre dolayındadır. Yeşilırmak bu sırayı Topuzlu ile Eğrikazık dağları arasından yararak Çarşamba Ovası'na çıkar. Canik'in en yüksek noktası için kaynaklar aynı rakamı vermez. Valilik kayıtlarında 2.181 metre geçerken, ansiklopedik kaynaklar Aydoğan Tepe'yi 1.971 metre olarak gösterir. Amasya il sınırları içinde kalan en yüksek noktası ise 1.376 metreyle Çalıca Tepesi'dir.

Canik Dağları, Doğu Karadeniz sıralarına göre kıyıdan daha uzak ve daha alçaktır. Bu yüzden Karadeniz'in nemli havası kıyıda tükenmeden iç kesimlere kadar sokulur, kıyı ovaları daha geniş kalır ve kıyı ile iç bölgeler arasındaki ulaşım kolaylaşır. Kuzeye bakan yüzlerde kayının egemen olduğu nemli ormanlar, güney yamaçlarda ise sarıçam ve meşenin yoğunlaştığı kuru ormanlar görülür. Anadolu'nun iç kesimlerini Samsun Limanı'na bağlayan kara yolunun ve 1930'da açılan demiryolu hattının Amasya'dan geçebilmesi bu alçaklıkla ilgilidir. Orta Karadeniz'in iç bölgelere kara ve demir yoluyla bağlanması, Samsun'un gelişiminde de etkili olmuştur. Eski kaynaklar da şehri bu sıranın gölgesinde görür. Hüsameddin'in Arapçadan çevirerek aktardığı Dâiretü'l-Maârif maddesinde Amasya, Canik Dağları'nın eteğinde, İris adlı Yeşilırmak'ın iki yakasında güzel bir vadide kurulu bir şehir olarak tanımlanır.

Fay Çizgileri ve Vadiler

İlin dağları ile vadileri aynı kırılmaların iki yüzüdür. Kuzey Anadolu Fay hattı Karaömer ile Canik arasındaki sınırı belirler ve Destek Vadisi'nden geçer. Ezine Vadisi de adını taşıyan fay hattının oluşturduğu bir çöküntüdür. Yeşilırmak ve kolları ise dağları dilimleyerek aralarına uzun vadiler açmıştır. İldeki başlıca vadiler ve uzunlukları şunlardır:

  • Karaçavuş Vadisi: 39 kilometre. Sarıtaş ile Buzlu dağlar arasında, Kuruçay'ın Yeşilırmak'a döküldüğü yerden Deliçay'ın karıştığı noktaya uzanır. İçinde Şahin Kayası Kanyonu bulunur.
  • Ezine Vadisi: 39 kilometre. Sarıtaş ile Sakarat arasındadır ve içinden Deliçay geçer.
  • Göynücek Vadisi: 37 kilometre. Çekerek Irmağı'nın Çorum'daki Ortaköy'den Geldingen Ovası'na kadar izlediği, Karadağ ile Buzlu Dağ arasındaki yoldur.
  • Destek Vadisi: 33 kilometre. Destek Çayı, Kelkit'in Yeşilırmak'a karıştığı noktaya kadar buradan akar.
  • Gökdere Vadisi: 22 kilometre.
  • Onlukköprü Vadisi: 20 kilometre. Tersakan'ın Yeşilırmak'a döküldüğü yerde başlar, Ziyaret ve Yenice beldelerinden geçerek Kuzgeçe'de sona erer. Amasya elmasının yetiştiği vadi budur.
  • Durucasu Vadisi: 18 kilometre. Kuzgeçe'den Taşova'daki Çambükü köyüne uzanır.
  • Ferhatarası Vadisi: 10 kilometre. Kayabaşı köyünden Amasya'daki Hacılar Meydanı'na kadar iner.
  • Beşgöz Vadisi: 8,5 kilometre. Boğazköy ile Tersakan'ın Yeşilırmak'a karıştığı yer arasındadır.

Bunların içinde en önemlisi Yeşilırmak'ın kendi vadisidir. Verimli alüvyal topraklardan oluşan bu vadide mikroklima özelliğinde bir iklim hüküm sürer ve meyvecilik ile sebzecilik burada öne çıkar. Şehir merkezinde kış mevsiminde kar yağışının ya etkisiz kalması ya da kısa sürmesi, dağların arasına yerleşmiş bu alçak vadinin yumuşatıcı etkisiyle açıklanır. Aynı mevsimde yüksek kesimlerde kar yağışı görülür. Dağın tepesiyle vadinin tabanı arasındaki mevsim farkı, kimi zaman birkaç on kilometrelik bir mesafede yaşanır.

Yükselti Basamakları

İlin dikey düzenini, yükseltiye göre basamaklanan bir merdiven olarak okumak mümkündür. En alt basamak, 160 metrelik Taşova çıkışından başlayıp Yeşilırmak vadisi boyunca 400 metre dolayına yükselen vadi tabanıdır. Amasya şehir merkezi 411 metrededir. Vadi tabanlarının 200 ile 500 metre arasındaki bu kuşağı ılıman koşullara sahiptir ve meyve bahçelerinin ve sulu tarımın alanıdır. Geldingen Ovası'nın ortalama yüksekliği 450 metredir. Bu ova ilin yağışın en az düştüğü bölgesidir ve yıllık yağış ortalaması 400 ile 500 milimetre arasında kalır.

Orta basamakta, 500 ile 1.000 metre arasında ovalar ve tahıl tarlaları bulunur. Suluova Ovası 550, Merzifon ve Aydınca ovaları 700, Gümüş Ovası 750 metre dolayındadır. Geldingen, Suluova, Merzifon ve Gümüş ovaları birlikte ilin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 24'ünü kaplar ve ilin tarımı için en önemli alanlardır. Geri kalan arazinin büyük bölümü dağlıktır, bu yüzden bu dört ovanın payı küçük görünse de ekonomik ağırlığı büyüktür.

Bin metrenin üzerine çıkıldığında iğne yapraklı ormanlar ve yaylalar başlar. Taşova'daki Borabay Gölü 1.050 metrede yer alır. Yamaçlardan yıkılan kütlelerin oluşturduğu doğal bir set, gölü doğu-batı doğrultulu bir vadi içinde tutar. Halk arasında krater gölü sanılsa da Borabay tipik bir heyelan set gölüdür. Çatağın Deresi vadisini kapatan heyelan kütlesinin gerisinde suların birikmesiyle oluşmuştur. Setin hacmi, drenaj alanı ve yüksekliği üzerine yapılan ölçümler gölü kararlı heyelan set gölleri arasına yerleştirir. Araştırmacılar gölün uzun süredir varlığını koruduğunu, drenaj düzenine özen gösterildiği takdirde varlığını sürdüreceğini, ancak Kuzey Anadolu Fay zonuna yakınlığı nedeniyle gözlem altında tutulması gerektiğini belirtir. Daha yukarıda, 1.200 ile 1.850 metre arasında yayla düzlükleri uzanır ve onların da üstünde yalnızca zirve kuşağı kalır.

Dağlar Üzerine Bitki Araştırmaları

Amasya'nın dağları, Avrupa-Sibirya ve İran-Turan bitki coğrafyası bölgeleri arasındaki geçiş kuşağında yer aldığı için botanikçilerin uzun süredir ilgisini çekmektedir. Bir yanda Karadeniz'in nemli, öbür yanda İç Anadolu'nun kurak iklimi etkili olduğundan bu dağlarda her iki bölgeye ait türler bir arada yetişir. İç Anadolu bozkırını kuzeyden çeviren ve Karadeniz ağaç ve çalılarını da barındıran bu kuşağa Zohary, Ksero-Öksin kuşak adını vermiştir. Ormanların genel dağılımı sitenin ayrı bir yazısında anlatıldığından burada yalnızca tek tek dağlar üzerine yapılan çalışmaların sonuçları verilmiştir. Bu çalışmalar Eğerli Dağı, Tavşan Dağı, Çakır Dağı, İnegöl Dağı, Sakarat Dağı ve Akdağ'ı kapsar.

Sakarat Dağı'nda 2004-2005 yıllarında toplanan yaklaşık iki bin bitki örneği incelenmiş ve 78 familyaya ait 494 tür ve türaltı takson saptanmıştır. En kalabalık familya 70 türle papatyagiller, ikincisi 46 türle baklagillerdir, en zengin cins ise sekiz türle gevendir. Türlerin 127'si Avrupa-Sibirya, 43'ü İran-Turan, 24'ü Akdeniz kökenlidir ve 40 tür, yani yaklaşık yüzde 8'i endemiktir. Dağın bitki örtüsü üç ana grupta toplanır. Orman kuşağında sarıçamın baskın olduğu karışık ormanlar, doğu kayınının hâkim olduğu ormanlar, doğu gürgeni ve çeşitli meşe türlerinin oluşturduğu karışık topluluklar bulunur. Ağaç sınırının üzerinde subalpin kuşağı bodur ardıç toplulukları oluşturur. Bozkır kesimlerinde ise geven ve kirpi otu türleri öne çıkar. Yer yer kaya bitkileri ve sulak çayırlar da görülür. Araştırmacılar Sakarat'ın iyi gelişmiş ormanları sayesinde Avrupa-Sibirya türlerinin ilk sırada yer aldığını, oysa Amasya'daki çalışmaların çoğunda İran-Turan türlerinin öne geçtiğini belirtir ve bunu ilin bitki örtüsünün yoğun biçimde tahrip edildiğinin işareti sayar.

Tavşan Dağı üzerine yapılan çalışmada 77 familyaya ait 594 tür ve türaltı takson belirlenmiştir. Bunların 141'i Avrupa-Sibirya, 71'i İran-Turan, 20'si Akdeniz, 10'u Doğu Akdeniz elemanıdır. Endemik tür sayısı 65, endemizm oranı yüzde 10,94'tür. Tavşan Dağı'nda en çok tür içeren cins yavşanotu cinsidir. Amasya'daki floristik çalışmalarda endemizm oranları yüzde 6,89 ile 12,30 arasında değişir ve Türkiye ortalaması olan yüzde 31'in oldukça altında kalır. Akdeniz kökenli türlerin bütün bu çalışmalarda kendini göstermesi, Yeşilırmak vadisinin etkisiyle açıklanır. Bu türler vadinin alçak kesimlerindeki alüvyal alanlara yerleşmiştir.

Akdağ'da 2009-2011 yılları arasında otuz yedi istasyondan toplanan 1.500 karayosunu örneği üzerinde yapılan çalışma, 26 familyaya ait 178 takson ortaya koymuştur. Bunlardan ikisinin yer kaydı Türkiye için ilktir, birkaçı ise ülkede ikinci kez bulunmuştur. Çalışmanın istasyon listesi dağın yükselti basamaklarını da gösterir. Beş yüz metre dolaylarında kızılçam ve karaçam, bin metre civarında doğu kayını ve sarıçam, 1.060 ile 1.230 metre arasındaki iki istasyonda Toros sediri ile karaçam, bin yedi yüz elli metrede yüksek dağ çayırları, iki bin metrenin üzerinde ise geven ve kirpi otu toplulukları yer alır. Akdağ'ın bitki toplulukları üzerine yapılan bir başka araştırmada on üç bitki birliği ve iki alt birlik tanımlanmış, bunlardan üçü ormana, yedisi dağ bozkırına, biri iğne yapraklı yastık çalılarına ait yeni birlikler olarak sınıflandırılmıştır.

Yaylalar

Amasya'nın yaylaları, Karadeniz iklimi ile İç Anadolu ikliminin birbirine geçtiği bir kuşakta yer aldıkları için hem Karadeniz'e hem İç Anadolu'ya özgü bitki türlerini bir arada barındırır. Her yayla bir dağın düzlüklerinde yer alır ve o dağın adıyla anılır. Ortalama yükseltileri şöyledir:

  • Akdağ yaylaları: 1.850 metre. Akdağ'ın tepelerinde yer alır ve yayla şenlikleri düzenlenir.
  • Boğalı yaylaları: 1.850 metre. Sakarat Dağı'ndadır.
  • Sarıçiçek yaylaları: 1.650 metre. Karaömer Dağı'nın doğusundaki düzlüklerdedir.
  • İnegöl yaylaları: 1.600 metre. İnegöl Dağı üzerindedir.
  • Tavşandağı yaylaları: 1.500 metre. Tavşan Dağı'nın düzlüklerindedir.
  • Kabaoğuz yaylaları: 1.400 metre. Tavşan Dağı'nın batı yamacındadır ve yılda bir kez Kabaoğuz şenlikleri yapılır.
  • Çatalçam yaylaları: 1.400 metre. Eğerli Dağı'nın Amasya sınırları içindeki yüksek düzlüklerindedir.
  • Destek yaylaları: 1.200 metre. Destek Çayı'nın kuzeyinde, Canik Dağları üzerindeki yüksek düzlüklerdedir.

Yaylalar, yazın ovaların sıcağından uzaklaşan sürülerin çıktığı otlaklardır. Alçak vadilerde bahçe ve tarla işiyle geçen yıl, yüksek düzlüklerde mevsimlik hayvancılığa dönüşür. Bu düzenin eskiliğini Hüsameddin'in Akdağ için yazdıkları gösterir. Ona göre Amasya livasının koyunlarının çoğu yazı Akdağ yaylalarında geçirirdi. Aynı gelenek bugün de sürmektedir. 2024 yılı eylülünde yayımlanan bir haberde, Samsun'un Tekkeköy ilçesinden yaklaşık 120 kilometre yol yürüyerek Suluova'daki Akdağ Ovacık ve Su Gözü yaylalarına çıkan bir çoban ailesinin hikâyesi anlatılır. Aile koyunlarıyla mayısta yaylaya çıkar, eylülde döner. Bir haftalık yolculuk boyunca sürü geceleri ağılsız, açık arazide kalır ve zaman zaman kurt saldırılarında birkaç koyun kaybedilir. Çobanın anlattığına göre aile yüz yıldır koyunculukla geçinmektedir.

Yaylaların bir başka yüzü şenliklerdir. Kabaoğuz ve Akdağ şenlikleri, yaz aylarında çevre köylerin insanlarını yaylalarda bir araya getirir. Akdağlılar Derneği'nin Suluova'daki Kapaklı mesire alanında düzenlediği şenliğin on altıncısı Ağustos 2024'te yapılmıştır. Programda minik ve yıldız kategorilerinde seksen dört sporcunun katıldığı karakucak güreşleri yapılmış, unutulmaya yüz tutmuş yöresel oyunlar oynanmış, yerel sanatçıların türküleri eşliğinde halaylar çekilmiş, katılanlara çörek, dolma, yağlı ve keşkek ikram edilmiştir. Dernek, on altı yıldır sürdürdüğü şenliklerin amacının bölge kültürünü yaşatmak ve doğaya sahip çıkmak olduğunu belirtmektedir. Bugün bu yaylalar doğa yürüyüşü yapanlar, kampçılar ve botanik gözlemcileri için de bir durak haline gelmiştir. Yamaç paraşütü için ise Bar, Ferhat ve Taşan dağlarının yamaçları kullanılır.

Şehrin hemen yakınındaki yaylalar da eskiden önemliydi. Hüsameddin'in Lokman Yaylası dediği yüksek ve havadar düzlük, Lokman Dağı'nın güney kesimindeydi. Kaya Paşa Suyu ise Çakallar bağlarının üç kilometre kadar ilerisindeki Ermiş köyü yaylasından kaynayarak şehre inerdi. Torumtay'ın torunu Kaya Paşa 805 (1402-1403) yılında bu suyun kaynağını temizletip yolunu onarmış, on beş yerde çeşme yaptırarak suyu vakfetmişti. Osman Fevzi Olcay da gençlik yıllarındaki Amasya'yı anlatırken Ziyere'nin yaylacılarının şehirdeki bir manav dükkânının daimi müşterileri olduğunu, kaymağın, sütün ve yoğurdun en iyisinin oraya geldiğini hatırlar.

Yaylaların bugünkü durumu ise sevindirici değildir. Son yıllarda aşırı zirai ilaç ve gübre kullanımı, aşırı otlatma ve tarla açma gibi nedenlerle yaylalar tahrip olmuş, üst kısımlarda yer yer ana kaya ortaya çıkmıştır. Yayla kenarındaki ormanlarda yaşlı ağaçların yerine genç ağaçlar yetişmemekte, bu yüzden orman sınırı yavaş yavaş aşağı inmektedir. Yüksek kesimde toprak incedir ve zarar gören bir otlağın toparlanması alçak kesimlere göre çok daha zordur.

Dağlardan İnen Sular

İlin akarsularının büyük bölümü dağlardan kaynaklanır, bu yüzden dağlar ile ovalar arasındaki bağ aynı zamanda bir su bağıdır. Deliçay 48 kilometre uzunluğundadır ve Sakarat'ın Boğalı yaylalarından doğar. Kuruçay yaklaşık 50 kilometredir. Destek Çayı 35 kilometre boyunca Karaömer ile Canik arasından akarak Taşova'da Yeşilırmak'a katılır. Gökdere Çayı Canik Dağları'ndan doğar, Taşova ilçesindedir ve 40 kilometre uzunluğundadır. Çekerek Irmağı ise il sınırlarının dışında, Sivas'ın kuzeybatısında 2.500 metre yükseklikteki Yıldız Dağları'ndan doğar ve Amasya'nın yaklaşık 15 kilometre güneyinde Yeşilırmak'a karışır.

Tersakan'ın kaynakları da yaylalara dayanır. Hüsameddin, Ladik kasabasının güneydoğusundaki göle Seki, Kızoğlu, Polad ve Çakır Gümüş yaylalarından kaynayan altı çayın döküldüğünü, gölden çıkan suyun Tersakan adıyla bilinen ırmağı oluşturduğunu yazar. Onun zamanında göl altı kilometre uzunluğunda, üç kilometre genişliğinde ve altı metre kadar derinliğindeydi. Balığı ve sazlığı meşhurdu, sazından güzel hasırlar dokunurdu ve gölün kurutulması düşünülüyordu.

Yeşilırmak'ta, Çekerek'te ve Tersakan'da büyük taşkınlar genellikle mart, nisan ve mayıs aylarında görülür. Tersakan'da yaz sağanakları da taşkına yol açabilir. Dik yamaçlarla çevrili şehrin kendisi de dağdan inen sellere açıktır. Haziran 1948'de yaşanan sel felaketinde seksen sekiz kişi hayatını kaybetmiş, Yukarı Savadiye ve çevresinde yüz kırk dokuz ev tamamen yıkılarak Yeşilırmak'a sürüklenmiş, beş yüz kadar ev de hasar görmüştür. Osman Fevzi Olcay, Meşrutiyet'in ilanından sonra Saraydüzü'ndeki II. Bayezid Sarayı harabesinin onarımında kullanılacak kireci yakmak için Yukarı Savadiye Mahallesi'ndeki Soğukpınar bağlarında bulunan ağaçların bir tanesi bile bırakılmadan kesildiğini yazar ve bu ağaçlar yerinde olsaydı felaketin yaşanmayacağı kanaatindedir. Bu, yazarın kendi değerlendirmesidir. İldeki sulama göletleri ve barajlar, kısmen bu dalgalı akışı düzenlemek ve ovaları yaz boyunca sulamak için yapılmıştır.

Dağlar ve Tarih

Şehrin dağlarla çevrili konumu, askerî tarihinde de belirleyici olmuştur. Hüsameddin'in fetih anlatılarında dağlar, şehre hâkim olmak isteyenlerin tutmak zorunda olduğu mevziler olarak görünür. Onun aktardığına göre Emevî komutanı Mesleme bin Abdülmelik, hicri 92 yılında şehrin batısındaki Kelkis bağlarının üzerinden, yani Karaman Dağı'ndan Amasya'ya inmeye çalışmış, ağır kayıplar verip Geldiklan ve Çorum düzlüklerine çekilmiştir. Danişmend Ahmed Gazi'nin 467 (1075) yılındaki kuşatmasını anlatırken de güney boğazının iki yanındaki Fon (Ferhat) ve Kelkis (Karaman) dağları ile Ferhatarası'nın Bizans askerleriyle dolu olduğunu, her birinde ayrı bir komutanın bulunduğunu yazar. Bu anlatılardaki ayrıntıların, özellikle Bizans komutanlarının adlarının hangi belgeye dayandığı açık değildir ve başka kaynaklarla doğrulanamamıştır. Yine de şehrin savunmasının boğazları kapatan dağlara bağlı olduğu fikri, coğrafyanın kendisiyle örtüşür.

Daha geç dönemlerde de dağlar kaçanların ve isyancıların sığınağı oldu. Karamanoğlu Yahşi Bey'in 727 (1327) yılında şehre batıdaki dağdan girmesi, Taşan Bey'in aynı yıllarda Merzifon ile Köprü arasındaki dağları yurt edinmesi, XVII. yüzyılda eşkıyanın Taşan Dağı'ndan inip Merzifon'u basması aynı coğrafyanın farklı yüzyıllardaki yansımalarıdır. Hüsameddin'in Osmanlı dönemine ait kayıtlarında Taşan Dağı ile Ladik taraflarında türeyen eşkıyanın peşine düşmek için mutasarrıfın, alaybeyinin ve sipahi ileri gelenlerinin birlikte yola çıktıkları anlatılır.

Dağların İnsan Üzerindeki Etkisi

Yükselti farkı, manzaradan önce geçim biçimlerini belirler. Alçak vadilerde bahçeler ve yoğun yerleşim, orta basamakta tahıl ve sulu tarım, yüksek yaylalarda mevsimlik hayvancılık bulunur. Aynı dağ sırası çoğu zaman bir yanda kapalı bir duvar, öbür yanda bir geçit işlevi görür. Canik'in alçaklığı Samsun ile iç bölgeler arasındaki yolları mümkün kılmış, Yeşilırmak ve Kelkit vadileri de doğuya giden güzergâhları taşımıştır.

Dağlar tarih boyunca Amasya'yı hem korumuş hem biçimlendirmiştir. Kentin Harşena kayalığının dibine, nehrin iki yakasına sıkışmış olması bu dağ yapısıyla ilgilidir. Kaya mezarlarının ve kalenin sarp yamaçlara yerleşmesi de aynı engebenin sonucudur. Dağların adları bile bu ilişkinin kaydını tutar. Kırklar Dağı bir fetih rivayetini, Karaman Dağı bir kuşatmayı, Tavşan Dağı bir Türkmen beyini, Lokman Dağı bir şifahane hekimini, Ferhat Dağı ise bir aşk hikâyesini hatırlatır. Dağ ile vadi arasındaki bu yakın ilişki, Amasya'nın hem tarım hem doğa turizmi bakımından farklı yüksekliklerde farklı olanaklar sunmasının temelinde yer alır.

Kronoloji

467 (1075): Hüsameddin'e göre Danişmend Ahmed Gazi'nin Amasya kuşatmasında Fon (Ferhat) ve Kelkis (Karaman) dağları Bizans askerleriyle tutulur.

575 (1179-1180): Gümüş adı İnegöl Dağı eteğindeki kasaba için kayıtlarda geçmeye başlar.

648 (1250-1251): Gümüş'teki gümüş madeninin eminleri bu tarihten itibaren kayıtlarda bilinir.

682 (1283): Kalenin kuzeyindeki dağ belgelerde "Cebel-i Erbaîn" (Kırklar Dağı) adıyla geçer.

727 (1326-1327): Karamanoğlu Yahşi Bey şehre batıdaki dağdan girer. Dağın Karaman Dağı adını bu olaydan aldığı düşünülür. Aynı yıllarda Taşan Bey, Merzifon ile Köprü arasındaki dağlarda beyliğini kurar.

805 (1402-1403): Kaya Paşa, Ermiş köyü yaylasından gelen suyun kaynağını temizletip yolunu onartır ve suyu vakfeder.

1078 (1667): Eşkıya reisi Deli Süleyman Taşan Dağı'ndan inerek Merzifon'u basar.

1090 (1679): Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Taşan Dağı'ndan döşettiği lağımlarla Merzifon'a su getirir.

1930: Canik Dağları'nın alçak geçitlerinden yararlanan Samsun demiryolu hattı Amasya'dan geçecek biçimde açılır.

Haziran 1948: Amasya'daki sel felaketinde seksen sekiz kişi ölür, yüz kırk dokuz ev yıkılır.

2004-2005: Sakarat Dağı'nın florası üzerine arazi çalışmaları yapılır.

2009-2011: Akdağ'ın karayosunu florası üzerine örnekler toplanır.

2024: On altıncı Akdağ Yayla Şenlikleri Suluova'da düzenlenir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Hasan Korkmaz, Erkan Yalçın, Ali Engin, Cengiz Yıldırım, "Tavşan dağının (Amasya-Merzifon) florası", Ot Sistematik Botanik Dergisi, 12/2, 2005, s. 103-140. amasya.bel.tr
  • Kerem Canli, Barbaros Çetin, "The Moss Flora of Akdağ Mountain (Amasya, Turkey)", The Scientific World Journal, 2014, makale no. 860379.

Resmî kaynaklar

  • T.C. Amasya Valiliği, "Yeryüzü Şekilleri" (Dağlar, Yaylalar, Vadiler, Ovalar, Akarsular bölümleri).

Diğer kaynaklar

  • Coğrafya Dünyası, "Amasya" (il genel bilgileri, önemli dağlar ve iklim).
  • Vikipedi, "Canik Dağları".
  • Vikipedi, "Tavşan Dağı".
  • Vikipedi, "Amasya" (coğrafya ve iklim bölümleri).
  • Arzu Cansaran, M. Ümit Bingöl, Fatmagül Geven, Kerim Güney, Neslihan Erdoğan, Ömer Faruk Kaya, "Contribution to the Flora of Sakarat Mountain (Amasya/Turkey)", Biological Diversity and Conservation, 3/1, 2010, s. 103-120.
  • Cengiz Yıldırım, Erkan Yalçın, Arzu Cansaran, "Syntaxonomy and vegetation-environment relationships in Mount Akdag (Amasya/Turkiye)", Rendiconti Lincei. Scienze Fisiche e Naturali, 33/3, 2022, s. 673-696.
  • Yıldırım Atayeter, Onur Yayla, "Boraboy Heyelanında (Amasya) Jeomorfometrik Değerlendirmeler", 2024 (Süleyman Demirel Üniversitesi açık erişim kaydı).
  • Haberler.com, "Amasya'da düzenlenen Akdağ Yayla Şenlikleri'nde Karakucak Güreşleri yapıldı", 5 Ağustos 2024. haberler.com
  • Bengütürk, "Amasya'da yaylacıların dönüş yolculuğu başladı", 12 Eylül 2024 (Anadolu Ajansı kaynaklı).

Çevrimiçi kaynaklar