Amasya'nın dar vadileri, geniş ovaları ve sarp kireçtaşı sırtları ilk bakışta durgun, yerleşik bir manzara izlenimi verir. Oysa bu manzaranın neredeyse her çizgisi, yerin derinliklerinde süregelen bir gerilimin ürünüdür. Şehir ve ilin büyük bölümü, dünyanın en hızlı hareket eden ve en etkin sağ yanal doğrultu atımlı faylarından biri olan Kuzey Anadolu Fayı'nın ve ondan ayrılan yan kolların etki alanında yer alır. Ovaların neden orada açıldığını, Yeşilırmak'ın neden o boğazlardan geçtiğini, sıcak suların neden belli hatlar boyunca yüzeye çıktığını anlamak için bu fay sistemini tanımak gerekir. Aynı bilgi, Amasya'da nasıl ve nereye yapı kurulacağı sorusunun da temelini oluşturur.
Kuzey Anadolu Fayı Nedir
Kuzey Anadolu Fayı, Anadolu Levhası ile Avrasya Levhası arasındaki sınırı çizen, doğuda Karlıova'dan başlayıp Karadeniz kıyısına hemen hemen paralel geniş bir yay çizerek Saros Körfezi'ne ve oradan Ege Denizi'ne uzanan bir kırık sistemidir. Uzunluğu kaynaklarda 1100 ile 1500 kilometre arasında farklı değerlerle verilir; bu fark, fayın batı ucunun Marmara ve Ege'de nerede sona erdiğine ve kolların hesaba katılıp katılmamasına bağlıdır. Fayın karakteri sağ yanal doğrultu atımlıdır. Bunun anlamı, fayın iki yakasının birbirine göre yatay olarak kaydığı ve fayın karşı tarafında duran bir gözlemcinin, öbür yakanın kendi sağına doğru ilerlediğini göreceğidir. Depremler sırasında yapılan ölçümler, kuzeydeki bloğun güneydekine göre hep sağa ve bir miktar da aşağıya doğru hareket ettiğini göstermiştir.
Bu hareketin itici gücü, Arap Levhası'nın kuzeye doğru ilerleyişidir. Güneyden sıkıştırılan Anadolu, kuzeyde neredeyse hareketsiz duran Avrasya Levhası'na dayanır ve sıkışmadan kurtulmak için batıya doğru kaçar. Bu kaçışa saat yönünün tersine hafif bir dönüş de eşlik eder. Kuzey Anadolu Fayı da bu dönüşün kuzey sınırını oluşturur. Fay boyunca yıllık kayma hızı yaklaşık 17 ile 25 milimetre arasında, ortalama olarak 2 santimetre dolaylarında hesaplanmaktadır. İnsan ömrüyle ölçüldüğünde küçük görünen bu değer, yüzyıllar içinde birikip birkaç metrelik ani bir kayma olarak boşaldığında büyük depremleri doğurur.
Fay tek bir keskin çizgi değildir. İstanbul Teknik Üniversitesi'nden İhsan Ketin, 1969'da yayımladığı ve fay üzerine Türkçe yazılmış temel metinlerden sayılan çalışmasında, Kuzey Anadolu Fayı'nı yer yer 500 ile 1000 metre genişliğe ulaşan bir fay zonu olarak tanımlar. Bu zon içinde kayaçlar ezilmiş ve parçalanmış, sıcak ve soğuk su kaynakları çıkmış, eski kaynakların çevresinde travertenler oluşmuş, küçük göller meydana gelmiş, kimi kesimlerde genç volkan konileri yükselmiştir. Fayın büyük benzeri olarak çoğu zaman Kaliforniya'daki San Andreas Fayı gösterilir. İki fay da benzer uzunlukta ve benzer kayma hızlarına sahip kıtasal dönüşüm faylarıdır.
Fayın Amasya'daki Güzergâhı
Kuzey Anadolu Fayı'nın ana kolu Amasya il topraklarının kuzeyinden, kabaca Niksar, Taşova, Ladik ve Havza hattını izleyerek geçer. Ketin'in 1960'larda arazi gözlemlerine ve önceki raporlara dayanarak çizdiği güzergâha göre fay, batıda Kargı yönünden gelerek Soruk vadisini izler, Vezirköprü'nün güneyinden ve Havza'nın hemen kuzeyinden geçerek Samsun-Amasya demiryolunu keser. Buradan Ladik ovasının kuzey kenarı boyunca ilerler, Destek boğazına girer, Destek bucağından, Taşova ve Erbaa'nın kuzeyinden geçerek Niksar'a ulaşır. Niksar'ın yaklaşık 12 kilometre güneyinde Kelkit vadisine girer ve doğuya doğru Reşadiye, Koyulhisar, Suşehri ve Refahiye üzerinden Erzincan ovasına uzanır. Kelkit vadisinden ayrılan bir kol ise batıya, Ezinepazar'a doğru devam eder.
Bu güzergâh, Amasya'nın kuzey ilçelerinin doğrudan ana fay zonu üzerinde ya da ona çok yakın bulunduğunu gösterir. Taşova'nın Yeşilırmak vadisi, Destek çevresi ve Ladik'e komşu düzlükler, fayın açtığı ve biçimlendirdiği çukurluklardır. Ana kola yakın bu bölgelerde Yeşilırmak'ın vadisi, kimi araştırmacıların deyişiyle fayın kırdığı bir graben, yani iki kırık arasında çökmüş bir oluk niteliği taşır. Taşova-Erbaa, Havza-Ladik ve Niksar havzaları, Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde gelişmiş çöküntü alanları olarak tanımlanır.
Yan Kollar ve Amasya Makaslama Zonu
Amasya'yı fay haritası üzerinde özel kılan, ana kola yakınlığıyla birlikte fayın bu kesimdeki gidişidir. Kuzey Anadolu Fayı, Karadeniz kıyısına paralel yayının orta kesiminde, yaklaşık 34 ile 37 derece doğu boylamları arasında, kuzeybatı-güneydoğu yönelimli gidişinden doğu-batı yönüne doğru bir dönüş yapar. Bu dışa bükey kıvrımın sonucu olarak ana kırıktan güneybatıya doğru açılan çok sayıda yan kol gelişmiştir. Amasya bölgesinde bu yan kollar Ezinepazarı-Sungurlu, Taşova-Çorum, Laçin ve Merzifon fayları olarak izlenir. Bu kolların hareketi Anadolu'nun içlerine doğru ilerledikçe sönümlenir. Ancak ana hatta yakın kesimlerde, olasılığı daha düşük olmakla birlikte, yıkıcı deprem üretme potansiyelleri vardır.
Ana fay ile bu yan kolların oluşturduğu geniş alan, 2009'da İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Mehmet Korhan Erturaç tarafından hazırlanan doktora tezinde Amasya Makaslama Zonu adıyla incelenmiştir. Kuzeyde Kuzey Anadolu Fayı'nın ana kolu, güneyde Ezinepazar-Sungurlu Fay Sistemi ile sınırlanan bu zon, doğuda Niksar'da yaklaşık 10 kilometre genişlikte başlar ve batıya doğru düzenli olarak genişleyerek 100 kilometreyi aşan kama biçimli bir deformasyon alanına dönüşür. Zonun orta kesiminde Esençay Fayı ile Suluova Fay Sistemi yer alır. Erturaç, fay sisteminin geometrisini jeoloji yazınında kullanılan bir benzetmeyle yarım balık kılçığı ya da at kuyruğu biçimine benzetir: ana kol omurgayı, ondan ayrılıp batıya doğru açılan kollar ise kılçıkları oluşturur. Bu sistemler genel olarak doğu-batı doğrultulu sağ yönlü ana faylar ile bunları birbirine bağlayan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu sol yönlü faylardan meydana gelir.
Tezin önemli bulgularından biri, fay zonlarının etkinliğinin ve atım miktarlarının ana koldan uzaklaştıkça, yani batıya doğru azalmasıdır. Mikrodeprem etkinliği de zonun doğu ve orta kesimlerinde belirgin kümeler oluştururken batıya doğru seyrekleşir ve dağılır. Amasya, Çorum ve Tokat gibi bölgenin gelişmekte olan şehirleri bu makaslama zonunun içinde kalır. Erturaç, zon içindeki etkin fayların yıkıcı deprem üretme potansiyeline sahip olduğu sonucuna varmış, yakın dönemde kırılmamış fay parçaları için deprem senaryoları kurgulayarak bölge için bütünleşik bir tehlike haritası üretmiştir.
Yerel ölçekte daha ayrıntılı bir dökümü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü'nün Amasya'daki doğal kaynakları konu alan ve 2000'lerin ikinci yarısında kamuoyuna duyurulan çalışması verir. Bu çalışmaya göre Amasya, Kuzey Anadolu Fayı, Esençay-Merzifon Fayı, Ezinepazar-Sungurlu Fayı, Almus Fayı, Turhal Fayı ve Çorum-Sulhançayı Fayı gibi deprem üretebilecek etkin fayların ortasında bulunmaktadır; bunlardan Almus Fayı dışındakilerin bazı kesimleri il merkezine yakın alanlardan geçer. Aynı çalışma, Esençay-Merzifon Fayı'nın Niksar ovası ile Tekke beldesi arasında kalan bölümünün ve Yeşilırmak vadisi ile Merzifon ovasındaki kesimlerinin yakın tarihsel dönemde ve son yüzyılda kırılmadığını, bu nedenle yıkıcı deprem üretme olasılığı taşıdığını vurgular.
Taşova-Çorum ve Laçin Fayları
Taşova-Laçin-Çorum fayı, Kuzey Anadolu Fayı'ndan Esençay parçası adıyla ayrılır. Taşova ile Eraslan arasında yatay ve tek parça olarak izlenen fay, Sarıbuğday'ın batısında ikiye ayrılır: bir kol batıya devam ederek Laçin Fayı adını alır, öteki güneye doğru kavislenerek Sarıbuğday Fayı'nı oluşturur. Her iki kol da sismik olarak etkindir ve son yüzyılda kayda değer büyüklükte depremler üretmiştir. Laçin Fayı'nın 2 Aralık 1942'de kırılarak 5,9 büyüklüğünde bir deprem ürettiği, Sarıbuğday Fayı'nın ise 14 Ağustos 1996'da 5,6 büyüklüğünde bir sarsıntıya kaynaklık ettiği bildirilir. 1996 depremi kimi çalışmalarda Salhan vadisi depremi adıyla ve 5,7 büyüklüğüyle anılır; aynı olay yerel kaynaklarda Çorum-Sulhançayı Fayı ile ilişkilendirilir.
Merzifon-Gümüşhacıköy Fayı ve Suluova Havzası
Suluova havzasını kuzeyden sınırlayarak Gümüşhacıköy üzerinden batıya, Osmancık yönüne uzanan Merzifon-Gümüşhacıköy fayı, arazide biçimiyle çok belirgin bir yapıdır. Osmancık çevresinde 1942'de art arda yaşanan depremlerden 2 Aralık tarihli olanın bu hat üzerinde meydana geldiği kabul edilir. Erturaç bu sarsıntıları 5,6 ile 6,0 arasında büyüklüklere sahip Kızılırmak vadisi depremleri olarak anar. Fayın Laçin kolu ile Merzifon kolunun 1942 depremindeki payları kaynaklarda her zaman aynı biçimde ayrıştırılmaz.
Suluova havzası, bu fay ağının yarattığı en geniş çöküntü alanıdır. Suluova, Merzifon, Gümüşhacıköy ve Alıcık ovalarını içine alan havza, Erturaç'ın yeniden kurguladığı evrime göre Orta Pliyosen'de havzanın kuzeydoğusundaki Bayırlı Fay Zonu denetiminde yarı graben olarak oluşmaya başlamıştır. Başlangıçta dışarıya akışı olmayan kapalı bir çanak olan havza, Geç Pleyistosen'den itibaren güneyde Eraslan Fay Zonu'nun gelişmesiyle önemli ölçüde genişlemiş ve büyük bir göl, araştırmacının adlandırmasıyla Suluova Gölü haline gelmiştir. Orta Pleyistosen'den sonra havzanın orta kesiminde doğu-batı doğrultulu, sağ yönlü doğrultu atımlı Suluova Fayı oluşmuş, bugünkü Suluova ovası bu fayın basamaklı yapısının açtığı bir çek-ayır havzası olarak şekillenmiştir. Gümüşhacıköy ve Alıcık ovaları da aynı dönemde açılan genç çöküntü alanlarıdır.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü'nün jeotermal araştırmaları, havzayı Merzifon, Sarıbuğday, Büyükçay, Eraslan ve Suluova fayları ile sınırlanmış, Uzunyazı ve Çetmi faylarıyla da biçimlenmiş bir çek-ayır havzası olarak tanımlar. Bu araştırmalar kapsamında açılan üç jeotermal kuyuda kuyu dibinde 95,5, 87,65 ve 94,05 derece sıcaklıklar ölçülmüş, ortalama jeotermal gradyan metre başına 0,036 derece olarak hesaplanmıştır. Kimyasal jeotermometreler, derindeki rezervuar sıcaklığının 100 ile 170 derece arasında olabileceğine işaret eder. Faylar, yeraltı suyunun derinlere inip ısınarak yeniden yükselmesine yol açan kırık sistemleri sağladığı için bu sıcak sular, deprem riskini doğuran yapıların öbür yüzüdür.
Ezinepazar-Sungurlu Fay Sistemi ve Amasya Havzası
Makaslama zonunun güney sınırını çizen Ezinepazar-Sungurlu Fay Sistemi, Aydınca havzasından başlayarak batıda Sungurlu'ya uzanır. Bu sistem üzerinde Erturaç'ın Amasya Havzası adını verdiği ve birbirine akarsularla bağlanan Aydınca, Geldingen ve Mecitözü ovalarından oluşan çöküntü alanı yer alır. Doğuda Deliçay Fayı denetiminde dar ve kama biçimli Aydınca ovası gelişmiş, havzanın ortasındaki geniş düzlük olan Geldingen ovası ise Yeşilırmak havzasını oluşturan beş önemli akarsuyun birleştiği yer olmuştur. Geldingen ovasındaki güncel çökelmenin, Deliçay ve Geldingen fayları arasındaki geometrik farklılığın açtığı genç bir çek-ayır havzası çevresinde sürdüğü düşünülür. Ova kenarındaki boğazların yamaçlarında toplam 40 metre kalınlığa ulaşan iki seviyeli akarsu taraçaları, son buzul döneminin iklim değişimleriyle birlikte tektonik hareketlerin de izini taşır. Taraçaların tabanı ile bugünkü taşkın ovası arasındaki yaklaşık 25 metrelik kot farkı, ovanın güney sınırının yükselmesi ya da ovanın düzenli çökmesiyle açıklanmış, bu hareketin hızı yılda 0,16 ile 0,4 milimetre arasında hesaplanmıştır.
Kıta Çarpışmasını Kesen Fay
Kuzey Anadolu Fayı, kendisinden çok daha yaşlı bir jeolojik yapıyı izleyerek ve yer yer keserek uzanır. Erzincan ile Amasya arasında fay, Pontid ve Anatolid bloklarının çarpışmasıyla oluşmuş eski bir kenet kuşağını kesmiş ve ötelemiştir. Kenet kuşağı, bir zamanlar iki kara parçasını ayıran okyanusun kapanmasıyla geride kalan dikiş yeridir. Fayın Karadeniz kıyısına paralel yayı da genel hatlarıyla bu eski dikişi izler. Amasya'nın içinde bulunduğu blok, Sakarya Kıtası'nın doğu uzantısını oluşturan Tokat Masifi'ne aittir. Masif, aralarında bölgesel uyumsuzluklar bulunan dört farklı kaya topluluğundan oluşur: Karakaya karmaşığına ait Triyas yaşlı metamorfik bir temel, bu temeli örten Liyas-Alt Kretase yaşlı kırıntılı, volkanik ve karbonatlı kayaçlar, Üst Kretase yaşlı bloklu kireçtaşları, ofiyolitler ve volkanitler ile Eosen yaşlı tortul ve volkanik kayaçlar.
Amasya'nın kayaçları, fayın toplam ne kadar yer değiştirdiği konusundaki ünlü bir bilimsel tartışmada da rol oynamıştır. İsviçreli jeolog N. Pavoni 1961'de, Kuzey Anadolu Fayı boyunca Tersiyer başından beri 350 ile 400 kilometrelik sağ yönlü bir kayma gerçekleştiğini ileri sürmüştü. Kanıtlarından biri, fayın kuzeyinde Şiran, Kelkit ve Bayburt çevresinde yüzeylenen Liyas ve Alt Kretase oluşukları ile fayın güneyinde Havza, Ladik ve Amasya bölgesindeki aynı yaştaki kayaçların benzerliğiydi. Pavoni, bu iki bölgenin fay boyunca birbirinden yaklaşık 250 kilometre uzaklaştığını tahmin ediyordu.
Ketin bu görüşe karşı çıktı. Bayburt'taki Liyas'ın 2000 metreye yakın kalınlığa ve volkanik ara katmanlara sahip olduğunu, Amasya'daki Liyas'ın ise çok farklı bir görünüm sunduğunu belirtti. Amasya bölgesinde, Taşlıdağ'ın, yani Akdağ'ın yüksek yaylalarında kalker fasiyesinde gelişmiş Liyas, Permo-Karbonifer kalkerleriyle sıkı bir temas içindedir ve kalınlığı birkaç metreyi geçmez. Burada yumrulu killi kalkerler ve marnlar biçiminde gelişen bol fosilli katmanlar Domerien katını temsil eder. Amasya'nın güneyinde Kayabaşı'nda yüzeylenen kırmızı Liyas katmanları ise daha genç Toarsien ve Aalenien düzeylerine aittir. Bu fosilli kalkerlerin üzerine fliş fasiyesinde çok kalın bir seri gelir ve Akdağ'ın kuzey yamaçlarını kaplayarak Ladik yakınlarına kadar devam eder. Ketin'e göre bu farklılıklar, Bayburt, Amasya ve Ankara çevresindeki Liyas'ın aynı kütlenin fayla bölünüp yüzlerce kilometre uzağa taşınmış parçaları olarak görülmesini güçleştiriyordu. Kendisi fayın çok genç olduğunu, büyük olasılıkla Miyosen'den sonra, Pliyosen-Kuvaterner döneminde harekete geçtiğini ve belki birkaç on kilometrelik bir atım yaptığını düşünüyordu. Fay tarafından kesilerek ötelenmiş genç vadi tabanları, genç Kuvaterner'den bu yana Reşadiye çevresinde 750 ile 800, Gerede doğusunda 800 ile 1000 metrelik bir yatay kaymaya işaret ediyordu.
Tartışma sonraki onyıllarda büyük ölçüde Ketin'in temkinli yaklaşımına yakın bir yerde kapandı. Daha yeni değerlendirmeler fayın toplam atımını 25 ile 85 kilometre arasında verir. Fayın yaşı için de Üst Miyosen ile Geç Pliyosen arasında, yaklaşık 12 ile 2 milyon yıl öncesine uzanan bir aralık önerilmektedir. Amasya'nın Akdağ'ındaki birkaç metrelik fosilli kireçtaşı katmanları, böylece Anadolu'nun büyük kırığına ilişkin uluslararası bir tartışmanın tanıkları arasına girmiştir.
Yirminci Yüzyılda Fayın Kırılması
Kuzey Anadolu Fayı'nın bugünkü bilinen haritası, büyük ölçüde yirminci yüzyılda art arda gelen büyük depremlerin yüzeyde bıraktığı kırıklar izlenerek çizilmiştir. 27 Aralık 1939 Erzincan depremi sırasında fayın yaklaşık 340 kilometre uzunluğundaki ilk bölümü yüzeyde kırıldı. Kırık Erzincan'ın doğusundaki Sansa boğazından başlayarak Erzincan ovasının kuzey kenarı, Refahiye, Suşehri, Koyulhisar ve Reşadiye üzerinden Niksar'ın 12 kilometre güneyine, oradan da Deliçay vadisini izleyerek Ezinepazar'a kadar uzanıyordu. Reşadiye'de fay, kuzey-güney doğrultulu ağaçlı bir yolu 3,70 metre yatay olarak ötelemişti. Yerel bir kaynakta yüzey faylanmasının uzunluğu Erzincan'dan Erbaa'ya ve Amasya'ya kadar 360 kilometre olarak verilir. Erturaç, bu kırığın batı uzantısının Ezinepazar Fayı üzerinde 1,5 ile 2 metrelik bir ötelenmeye yol açtığını aktarır.
Üç yıl sonra, 20 Aralık 1942'de Erbaa-Niksar depremi, 1939 kırığının yaklaşık 12 kilometre kuzeyinde, Niksar yakınından başlayıp Erbaa'ya doğru uzanan 40 kilometrelik yeni bir fay parçası oluşturdu. Bu kırık, Kelkit Çayı'nın Yeşilırmak'a kavuştuğu yere kadar izlendi. Bozköy çevresinde su künkleri 1 ile 1,75 metre yatay olarak yer değiştirmişti. Depremin büyüklüğü kimi kaynaklarda 7,0, kimilerinde 7,3 olarak verilir. Bir yıl sonra, 27 Kasım 1943'te Tosya-Ladik depremi, Erbaa yakınından başlayarak batıda Bayramören köyüne kadar uzanan yaklaşık 280 kilometrelik bir fay zonunu kırdı. Bu zonun Erbaa ovasından Vezirköprü'nün güneybatısındaki tepelere uzanan 65 kilometrelik kısmını inceleyen İsviçreli jeolog Moritz Blumenthal, onu Ladik deprem hattı adıyla tanımladı. Blumenthal'e göre hat, Erbaa'nın kuzeyinde Zilhor yakınından başlıyor, Destek boğazından ve Ladik gölü kenarından geçerek Tersakan Çayı'nı ve Samsun-Ankara yolunu kesiyordu. Tersakan Çayı alüvyonlarında 50 santimetrelik düşey atım ölçülmüştü. Depremin büyüklüğü için de 7,2 ile 7,7 arasında farklı değerler bulunur.
Erturaç'a göre 1942 Erbaa ve 1943 Tosya-Ladik depremleriyle Kuzey Anadolu Fayı'nın Amasya çevresinden geçen kesimi baştan sona kırılmış ve üzerinde biriken gerilimin büyük bölümünü boşaltmıştır. Bu kırılmalar, 1939'dan itibaren doğudan batıya doğru ilerleyen ünlü deprem dizisinin parçasıdır. Sismologlar her büyük depremin komşu fay parçası üzerindeki gerilimi artırarak bir sonrakini tetiklediğini düşünürler. Bu göç eden deprem örüntüsü, fayın batı ucunda İstanbul'a yönelik kaygıların da temel dayanaklarından biridir. Amasya açısından ise önemli sonuç şudur: ana kolun ilden geçen kesimi yakın geçmişte kırılmışken, yan kolların bazı parçaları uzun süredir kırılmamıştır ve tehlike değerlendirmelerinde asıl dikkat bu parçalar üzerinde toplanır.
Fayın uzun süreli davranışını anlamak için yalnız aletsel kayıtlar yetmez. Erturaç, inceleme alanı ve yakın çevresinde milattan sonra ikinci yüzyıldan aletsel döneme kadar yıkıcı etkileriyle kaynaklara geçmiş on bir büyük depremden beşinin, hendek çalışmalarıyla Kuzey Anadolu Fayı üzerinde gerçekleştiğinin gösterildiğini aktarır. Öteki depremlerin, özellikle kaynaklarda ayrıntılı hasar dağılımı bulunan 1579 ve 1794 depremlerinin, makaslama zonu içindeki yan faylar üzerinde oluştuğu düşünülür. Coğrafi bilgi sistemleriyle kurulan senaryolara göre Ezinepazar Fayı'nın 35 kilometrelik bir kesiminin kırılmasıyla oluşacak 6,9 büyüklüğünde bir deprem 1579 depreminin şiddet dağılımını, Alıcık-Laçin ya da Hamamözü fayının 26 ile 30 kilometrelik kırılmasıyla oluşacak 6,7-6,8 büyüklüğünde bir deprem ise 1794 depreminin şiddet dağılımını karşılayabilmektedir.
Deprem Tehlikesi ve Risk Bölgeleri
Amasya, Türkiye'nin deprem tehlikesi yüksek illeri arasında yer alır ve uzun süre yürürlükte kalan eski haritada birinci derece deprem bölgesinde gösterilmişti. 18 Mart 2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ve 1 Ocak 2019'da yürürlüğe giren yeni Türkiye Deprem Tehlike Haritası, illeri derecelere ayırmak yerine her nokta için beklenen en büyük yer ivmesi değerlerini verir. Aynı tarihte yayımlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de yapı tasarımında bu değerlerin kullanılmasını öngörür. Böylece Amasya'nın tek bir risk derecesiyle anılması yerine, şehir merkezinden ilçelere, ovadan yamaca kadar her yerleşimin kendi tehlike değeriyle değerlendirilmesi mümkün olmuştur. Tehlike haritasının bir risk haritası olmadığını da hatırlamak gerekir. Tehlike, yer sarsıntısının beklenen şiddetini anlatır. Risk ise bu sarsıntının yapı stoku, nüfus ve zemin koşullarıyla birleştiğinde doğuracağı kayıpla ilgilidir.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü'nün yenilenmiş Türkiye Diri Fay Haritası'nda 485 diri fay gösterilmektedir ve bunların her biri 5,5 ve daha büyük depremler üretebilecek kaynak zonlar olarak tanımlanır. Amasya bu haritada diri fayların geçtiği iller arasındadır. İl içinde risk konusunda en çok öne çıkan kesimler, yerleşim yoğunluğu ve zemin özellikleri nedeniyle Merzifon ve Suluova'dır. Yakın tarihli değerlendirmeler bunlara Merkez, Taşova ve Gümüşhacıköy ilçelerini de ekler. Fayların ovaların altından ya da kenarından geçmesi, alüvyal zeminlerin deprem dalgalarını büyütme eğilimiyle birleşince, bu düzlüklerde yapı güvenliği ayrı bir önem kazanır. Gevşek ve suya doygun ova tortulları, sağlam kaya üzerine kurulmuş bir yapıya göre sarsıntıyı daha uzun ve daha güçlü hissettirir.
Yan fayların alüvyal zeminlerdeki genç kırıkları ve özellikle Mecitözü-Doğantepe hattındaki termal su kaynakları, bu fayların etkinliğini sürdürdüğünün yüzeydeki işaretleri olarak görülür. Bölgedeki hareketlilik günümüzde de küçük ve orta büyüklükteki depremlerle kendini hatırlatır. 12 Mayıs 2025'te Gümüşhacıköy'de birkaç dakika arayla 4,4 ve 4,2 büyüklüğünde iki deprem kaydedilmiş, bu sarsıntılar Amasya'nın fay hatlarını yeniden kamuoyunun gündemine taşımıştır.
Coğrafyayı Biçimlendiren Kuvvet
Fayların gerilimi yalnızca tehlike kaynağı olarak görülmemelidir, çünkü Amasya manzarasının pek çok öğesini de aynı kuvvet yaratmıştır. Ovaların dizilişi, Yeşilırmak ve kollarının vadilerinin doğrultusu, Akdağ, Sakarat ve Tavşan dağları gibi 2000 metreye yaklaşan dar yükseltiler ile bunların arasında açılan geniş çöküntüler, makaslama zonundaki fayların etkinliğinin doğrudan sonucudur. Suluova ve Merzifon'un verimli düzlükleri, binlerce yıl boyunca fayların açtığı çanaklara dolan göl ve akarsu tortullarının üzerinde kurulmuştur.
Bu ilişkinin en çarpıcı örneklerinden biri Taşova'daki Borabay Gölü'dür. Kaynaklarda Boraboy adıyla da geçen göl, Amasya'nın kuzeydoğusunda, Kuzey Anadolu Fayı'nın güneyinde, Borabay köyünün batısında yer alan tipik bir heyelan set gölüdür. Kaleboynu Tepe ile 1324 metre yükseklikteki Ortaçal Tepe arasında akan Çatağın Deresi'nin vadisi, derenin kuzey yamacından harekete geçen bir kütleyle tıkanmış, suların bu doğal setin gerisinde birikmesiyle göl oluşmuştur. Çatağın Deresi daha sonra Borabay Deresi ile birleşerek Destek Çayı'na ve onun aracılığıyla Yeşilırmak'a ulaşır. Göl yaklaşık 750 metre uzunluğa, 200 metre genişliğe ve 11 metre derinliğe sahiptir.
Gölü doğuran heyelan, fay sisteminin hazırladığı zemin üzerinde gerçekleşmiştir. Göl çevresinde Permiyen yaşlı kristalize kireçtaşları ile Jura yaşlı tüf, aglomera, kil ve kumtaşları yüzeylenir. Heyelan, özellikle Jura yaşlı birimlerle Permiyen kireçtaşları arasındaki bir fay hattıyla ilişkilidir. Bu hattın oluşturduğu temas alanı ve çatlaklar boyunca derine sızan sular, tüf ve aglomeralar üzerindeki kütle hareketini kolaylaştırmıştır. 2024'te yayımlanan bir jeomorfometrik çalışmaya göre vadiyi tıkayan heyelan kütlesinin başlangıç noktası ile topuğu arasındaki yükseklik farkı 217 metredir ve göl, kullanılan üç ayrı indise göre kararlı heyelan set gölleri sınıfına girer. Aynı çalışma, 1953 hava fotoğraflarında heyelan setinin gerisinde ve üzerinde iki ayrı göl bulunduğunu, 1966 görüntülerinde ise göl önüne bir set yapıldığını ve setin üzerindeki ikinci gölün ortadan kalktığını tespit eder. Bu müdahalenin, göl sularının boşalarak aşağıdaki Borabay köyünü sel ve taşkınla tehdit etmesi kaygısıyla yapıldığı düşünülmektedir. 2000'li yıllarda gölü besleyen vadiye farklı yükseltilerde sediman tutucu setler de inşa edilmiştir. Araştırmacılar, Kuzey Anadolu Fayı gibi güçlü ve diri bir fayın hemen yanı başındaki bu gölün su kütlesinin heyelan setine yaptığı baskının, bölgenin sismik koşullarıyla birlikte düzenli olarak izlenmesi gerektiğini vurgular.
Fayla Yaşamak
Amasya, tarih boyunca pek çok yer sarsıntısı yaşamış bir coğrafyadır ve bu deneyim bölgede yapı kültüründen yer seçimine kadar birçok alanda bir bilinç oluşmasına katkıda bulunmuştur. Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Amasya, coğrafi konumu ve genç tektonik yapı içindeki yeri nedeniyle tarih boyunca birçok depreme tanık olmuştur. Bugün bu bilincin karşılığı zemin etütleri, imar planlaması ve deprem yönetmeliğine uygun yapı uygulamalarıdır. Fay hattına yakın ya da alüvyal ova tabanlarına kurulacak yapılarda zemin koşullarının ayrıntılı biçimde incelenmesi, eski yapı stokunun dayanıklılığının değerlendirilmesi ve tehlike haritasının sunduğu yer ivmesi değerlerinin tasarıma doğru biçimde yansıtılması, fay gerçeğiyle uyumlu bir yerleşim anlayışının temel adımlarıdır.
Fayın varlığını görmezden gelmek yerine onu tanımak, Amasya'da hem güvenli bir yaşamın hem de doğayla dengeli bir yerleşimin koşuludur. Ovaların bereketini, sıcak suların şifasını ve Borabay gibi doğal güzellikleri yaratan kuvvet ile yıkıcı depremleri doğuran kuvvet aynıdır. Bu ikili yüz, Amasya'nın yer bilimi açısından neden bu kadar ilgi çekici olduğunu da açıklar.
Kronoloji
1939: 27 Aralık Erzincan depremi. Kuzey Anadolu Fayı'nın yaklaşık 340 kilometrelik bölümü Sansa boğazından Niksar güneyine ve Ezinepazar'a kadar yüzeyde kırıldı.
1942: 2 Aralık'ta Laçin ve Merzifon-Gümüşhacıköy fayları ile ilişkilendirilen 5,9 büyüklüğünde deprem. 20 Aralık'ta Erbaa-Niksar depremiyle 40 kilometrelik yeni bir fay parçası oluştu.
1943: 27 Kasım Tosya-Ladik depremi. Erbaa ile Bayramören arasında yaklaşık 280 kilometrelik fay zonu kırıldı.
1945: Moritz Blumenthal, Erbaa ile Vezirköprü arasındaki 65 kilometrelik kırığı Ladik deprem hattı adıyla yayımladı.
1953: Hava fotoğraflarında Borabay heyelan setinin gerisinde ve üzerinde iki ayrı göl görülüyor.
1961: N. Pavoni, fay boyunca 350-400 kilometrelik kayma tezini ileri sürdü. Kanıtları arasında Amasya bölgesinin Liyas kayaçları da vardı.
1966: Hava fotoğraflarında Borabay Gölü'nün önüne set yapıldığı ve ikinci gölün ortadan kalktığı görülüyor.
1969: İhsan Ketin'in Kuzey Anadolu Fayı Hakkında başlıklı makalesi yayımlandı. Ketin, Amasya Liyas'ını da tartışarak Pavoni'nin tezini reddetti.
1996: 14 Ağustos'ta Sarıbuğday (Salhan vadisi) depremi, 5,6-5,7 büyüklüğünde.
2009: Mehmet Korhan Erturaç'ın Amasya Makaslama Zonu'nu tanımlayan doktora tezi İstanbul Teknik Üniversitesi'nde tamamlandı.
2018: Yeni Türkiye Deprem Tehlike Haritası ve Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 18 Mart'ta yayımlandı. İkisi de 1 Ocak 2019'da yürürlüğe girdi.
2025: 12 Mayıs'ta Gümüşhacıköy'de 4,4 ve 4,2 büyüklüğünde iki deprem kaydedildi.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Ketin, İhsan. Kuzey Anadolu Fayı Hakkında. MTA Dergisi, 1969.
- Erturaç, Mehmet Korhan. Amasya ve Çevresinin Morfotektonik Evrimi. Doktora tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, 2009.
- Merzifon-Suluova çek-ayır havzası jeotermal özelliklerinin araştırılması ve havzanın kavramsal modeli. MTA Yerbilimleri ve Madencilik Dergisi.
- Yayla, Onur ve Atayeter, Yıldırım. Boraboy Heyelanında (Amasya) Jeomorfometrik Değerlendirmeler. Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10(1), 2024, s. 169-187.
Diğer kaynaklar
- Blumenthal, M. Lâdik deprem hattı (Samsun ili). MTA Mecmuası, 1945.
- Pavoni, N. Die Nordanatolische Horizontalverschiebung. Geologische Rundschau, 51, 1961.
- AFAD. Türkiye Deprem Tehlike Haritası (2018) ve Kuzey Anadolu Fay Zonu tanıtım broşürü.
- MTA Orta Anadolu 1. Bölge Müdürlüğü ve Amasya Valiliği, Amasya doğal kaynaklar çalışması (Anayurt Gazetesi, "Amasya'nın altı fay hattı dolu", 2008). anayurtgazetesi.com
- Cumhuriyet, "Amasya fay hattı üzerinde mi? Amasya'da deprem tehlikesi var mı?", 12 Mayıs 2025. cumhuriyet.com.tr
- MTA Türkiye Diri Fay Haritası verileri (Sabah, "MTA Diri Fay Haritası").
- Kuzey Anadolu Fay Hattı, North Anatolian Fault ve 1943 Tosya-Ladik earthquake maddeleri, Vikipedi (yardımcı kaynak).
Çevrimiçi kaynaklar








