Çekerek Irmağı, Yeşilırmak'ı besleyen üç büyük koldan biridir. Antik yazarlar onu Skylaks (Skylax) adıyla anar; Hitit metinlerinde ise araştırmacıların Çekerek ile eşleştirdiği Zuliya adlı bir ırmak geçer. Havzanın güneybatı ucunu, yani Karadeniz'in nemli kuşağından çok İç Anadolu'nun kurak eşiğine yakın olan tarafını bu ırmak oluşturur. Yozgat yaylalarından doğar, Yozgat ile Çorum sınırındaki sarp bir kanyondan geçer, Göynücek'in ovalık vadisinde genişler, Geldingen Ovası'nı suladıktan sonra Amasya'nın yaklaşık on beş kilometre güneybatısında, Kayabaşı önünde Yeşilırmak'a karışır. Irmağın Kazankaya'dan bu kavuşma yerine kadar uzanan son bölümü, Amasya'nın tarihine en çok karışan kesimidir; Hitit mezarlıkları, Hellenistik bir kaya kabartması, ordugâh olmuş bir ova ve şehrin kapısındaki bağlık bir ada bu hat üzerinde sıralanır.
Adları ve Eski Kayıtlar
Irmağın adı yüzyıllar içinde birkaç biçimde yazılmıştır. Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin ilk cildinde Çekerek'in eski zamanlarda "Askilakis" diye kaydedildiğini, Avrupalı seyyahların ise yerli adı yanlış duyarak "Çöterlik" biçiminde yazdıklarını belirtir. Aynı yerde, ırmağın akışının zayıflığına, kimi zaman tamamen kesilmesine bakarak eski adın Türkçe "Sengilik" sözünün bozulmuşu olabileceğini ileri sürer. Bu yorum herhangi bir belgeye dayanmaz, müellifin kendi tahminidir ve dilciler arasında kabul görmüş bir açıklama sayılmaz. Hitit dönemine ait Zuliya eşleştirmesi ise Sedat Alp'in çalışmalarına dayanır; Oluz Höyük kazısını yürüten Şevket Dönmez de ırmağı tanıtırken bu adı kullanır.
Hüsameddin'in ırmak hakkındaki kısa tarifi, eski Amasyalıların Çekerek'i nasıl gördüğünü de yansıtır. Ona göre ırmak Zile tarafından gelir, şehrin güneybatısındaki Kayabaşı mahallesinin batısını dolanır ve Serçoban Tepesi önünde Yeşilırmak'a karışır. "Çay gibi ufaktır" der; baharda coşar, bazen tamamen kesilir. Ardından bir halk sözü gibi duran şu değerlendirmeyi ekler: "Akarsa menfaati çoktur, coşarsa mazarratı yoktur." Yeşilırmak'ın yıkıcı taşkınlarıyla ve şehrin içindeki derelerin sellerle getirdiği felaketlerle karşılaştırıldığında Çekerek, Amasya için daha çok bir bereket kaynağı olarak hatırlanmıştır.
Irmağın Seyri ve Ölçüleri
Çekerek'in kaynağı konusunda kaynaklar tam olarak uyuşmaz. Havza çalışmalarında ırmağın Sivas ile Yozgat arasındaki Çamlıbel Dağları'nın bozkıra bakan yamaçlarından doğduğu yazılır; Amasya'nın coğrafya envanterinde ise Sivas'ın yaklaşık elli kilometre kuzeybatısındaki Yıldız Dağları gösterilir ve yükseklik 2500 metre olarak verilir. Uzunluk için de iki ayrı rakam dolaşır: valilik verilerinde 200 kilometre, havza değerlendirmelerinde yaklaşık 256 kilometre. Yabancı kaynaklarda 270 kilometreye varan değerlere rastlanır. Amasya il sınırları içinde kalan kısmın 45 kilometre olduğunda ise kaynaklar birleşir.
Irmak, Yozgat'ın Çekerek ilçesi topraklarına Deveci Dağları'nı aştıktan sonra girer. İlçe yönetim sınırları içinde Karadere, Göndelen, Akdağmadeni ve Görmügöz derelerini alır, Keleboğazı mevkiinde ilçeyi terk eder. Aydıncık ilçesinin beş kilometre kadar kuzeyinden geçerken volkanik Kazankaya kayalıklarının içinde kıvrılır; Kazankaya arazisinde ayrıca Bakır Çay ona katılır. Daha kuzeyde Çorum'dan gelen Çorum Çayı ve Efennik Çayı ile birleşir. Bu iki akarsu, Çekerek'in Amasya topraklarındaki önemli kollarıdır. Son kavuşma Kayabaşı mevkiinde olur; Yeşilırmak'ın güneyden gelen ana kolu burada Çekerek ile tek yatakta birleşir ve Amasya şehir merkezine doğru birlikte ilerler.
Ölçülen debi değerleri, ırmağın iklimle ne kadar sıkı bağlı olduğunu gösterir. Ortalama debi saniyede yaklaşık 20 metreküptür, yıllık toplam akım ise yaklaşık 842 milyon metreküp olarak hesaplanmıştır. Bugüne kadar kaydedilen en yüksek debi saniyede 362 metreküpe çıkarken en düşük değer 0,09 metreküpte kalmıştır. Taşkınlar mart, nisan ve mayıs aylarında, yani yağışların en yoğun olduğu aylarda yaşanır. Yaz sonunda ise havzanın en çok sıkışan kolu bu ırmaktır; yoğun sulama ve yeraltı suyu kullanımı yüzünden bazı noktalarda akıntı neredeyse durur ve yatak birbirine bağlı göletlere benzemeye başlar. Hüsameddin'in yüz yıl önce yazdığı "bazen tamamen kesilir" sözü, bu bakımdan bugün de geçerliliğini korur. Çamurlu ve yavaş akan kesimlerde tatlı su midyeleri yaşar, kuraklık yıllarında toplu ölümlerin görüldüğü bildirilir. Vadi tabanındaki kil ve marn tabakaları suyun yeraltına sızmasını güçleştirdiği için ani yaz sağanakları kısa sürede sele dönüşebilir.
Kazankaya Kanyonu
Kazankaya Kanyonu çoğu zaman Amasya ile birlikte anılır, fakat idari olarak Yozgat'ın Aydıncık ilçesine bağlı Kazankaya köyünün sınırlarındadır; kanyonun son bölümü ise Çorum'un Ortaköy ilçesi İncesu sınırlarında biter. Yaklaşık 12 kilometre uzunluğundaki bu geçit, ırmağın Göynücek vadisine inmeden önce açtığı son büyük boğazdır. Kimi anlatımlarda uzunluk 10 kilometre olarak yazılır. Kanyonun iki yanı duvar gibi yükselen kayalıklarla çevrilidir; güneyde 1363 metre yüksekliğindeki Alan Dağları, batıda Malbelen Tepesi yer alır. Yamaçlarda ardıç ve meşe topluluklarına rastlanır.
Kanyonu sıradan bir doğal geçitten ayıran, taşıdığı yapı izleridir. Kazankaya, Alacahöyük, Boğazköy, Şapinuva, Zela (Zile), Maşat Höyük, Tavium ve Pteria (Kerkenes) gibi antik merkezlerin arasında kalır. Geçidin en dar yerinde, vadiyi baştan başa kapatan bir sur duvarı yükselir. Bu duvardan içeri girildiğinde iki yandaki kayalarda yapı kalıntıları, hatıl yuvaları ve basamaklı açık hava kaya sunakları görülür. Bunların arasında en dikkat çekeni, bir nişin içine oyulmuş Kybele kabartmasıdır. Tanrıça tahtta oturur, cepheden ve khiton giymiş olarak gösterilir; ölçüsü yaklaşık 3,45 x 1,50 metredir (bir yerel yayında yükseklik 3,16 metre olarak geçer). Anadolu'da Hellenistik döneme tarihlenen Kybele kabartmalarının en büyüğü sayılan eser, MÖ II. yüzyıla tarihlenir. Kabartma, ırmağın öbür yakasında kayalar üzerinde yükselen kaleye bakar. Sunaklar geçidin dinsel, sur duvarı ise savunma amacıyla kullanıldığını düşündürür.
Kanyonun çevresindeki tepeler çok daha eski bir yerleşim geçmişine işaret eder. Kazankaya köyünün güneydoğusunda, tabanı kayalık Sarıbaba Tepesi ırmağa sarp kayalıklarla iner ve üzerinde Hitit dönemine ait buluntular vardır. Ondan derin bir vadiyle ayrılan ikinci tepe, Rıdvan Kaya Tepe, Rıfat Tepe ya da Gök Tepe adlarıyla anılır ve burada Kalkolitik döneme tarihlenen malzeme saptanmıştır. Her iki tepe de ırmağa, Mümbet Ovası'na ve boğazın girişine hâkimdir; araştırmacılar bu nedenle buraları erken çağlardan beri yerleşim görmüş noktalar sayar. Köyün doğusundaki Karagözlük Tepe'nin güneyinde Güllük denen yamaçta ise Kazankaya Hitit Mezarlığı bulunur. Kaçak kazılarla tahrip edilmekte olan mezarlıkta Tahsin Özgüç 1976'da kısa süreli bir kurtarma kazısı yapmış ve mezarların Orta Tunç Çağı'na, yani Asur Ticaret Kolonileri ile Eski Hitit dönemine ait olduğunu saptamıştır. Kazının sonuçları, Maşat Höyük kazılarının çevresinde yürütülen araştırmalar içinde 1978'de yayımlanmıştır; buradan çıkan kaplar, sonraki yıllarda Samsun ve Amasya'daki yüzey araştırmalarında bulunan çanak çömleğin tarihlendirilmesinde karşılaştırma örneği olarak kullanılmıştır.
Kazankaya köyü 1485'ten beri aynı adı taşımaktadır. Osmanlı döneminde köy Zile kazasının sınırları içinde sayılırdı. Hüsameddin, Amasya'da yetişmiş iki Kazankayalıdan söz eder. Bunlardan ilki, Ahi Dede diye bilinen Ahi Mehmed Çelebi'dir; Amasya'da Saraçlar Şeyhi Pir Sun'ullah Halveti'nin hizmetinde yetişmiş, şeyhinin ölümünden sonra İnepazarı nahiyesine yerleşip bir tekke kurmuş ve 910 (1504-05) yılında yaşlılıkla ölmüştür. Şehzadeliği sırasında Amasya'yı yöneten II. Bayezid'in kendisine toprak bağışladığı, onun da bu toprağı işleyip ürününü yoksullara dağıttığı anlatılır. İkincisi, Zile'ye bağlı "Kazan Kaya" köyünden Kazanlı Ahmed Efendi'dir; Amasya'da İnepazarlı Hacı İsmail Hakkı Efendi'den icazet almış, Hacı Hamza Mahallesi'nde oturmuş ve 1282 (1865-66) yılında ölmüştür.
Köy eskiden Çekerek ilçesine bağlıydı; 1990'da Aydıncık ilçesi kurulunca ona bağlandı. 1991'de belediye olan yerleşim, nüfusu 2000'in altına düşünce 2013'te bu statüsünü yitirdi. 2020'de nüfusu 1311 olarak kaydedilmiştir. Köy, Yozgat il merkezine yaklaşık 100, Aydıncık ilçe merkezine 10 kilometre uzaklıktadır ve Ortaköy-Aydıncık il yolu ile Çekerek Çayı'nın kenarında yer alır.
Kanyonun Yukarısında: Çekerek ve Aydıncık
Kazankaya'ya inmeden önce ırmak, Yozgat'ın Çekerek ilçesinden geçer. Bugünkü ilçe merkezi eskiden Hacıköy adıyla Tokat'ın Zile ilçesine bağlı bir köydü. Merkez 1924-1925'te Kadışehri'ne taşınınca Hacıköy de oraya bağlandı, bir yıl sonra merkez yeniden Hacıköy'e döndü; ardından Sorgun ilçe olunca Hacıköy onun köyü olarak kaldı ve 1928'de Sorgun'a bağlı bucak oldu. 1944 ekiminde bucak, ırmağın adı verilerek Çekerek adıyla ilçe merkezi hâline getirildi. 20 Mayıs 1990 tarihli 3644 sayılı kanunla Çekerek'ten Aydıncık ve Kadışehri ayrılarak yeni ilçeler kuruldu; Aydıncık o zaman 32 köyle ayrılmıştır. Kazankaya da bu nedenle bugün Aydıncık'a bağlıdır.
Aydıncık'ın ortalama yüksekliği 857 metredir ve Deveci Dağları'nın batı uzantısı olan Alan Dağları'nın eteğinde kurulmuştur. Topraklarının yüzde 46'sı tarım, yüzde 44'ü ormandır; dağlarında meşe, ardıç, çam, ıhlamur ve alıç gibi ağaçlar yetişir. Çekerek ilçesinin batısında, Aydıncık-Kazankaya ve Bazlambaç arasındaki Kümbet Ovası'nda ırmak buğday, soğan, şeker pancarı ve başka sebze ile meyvelerin yetiştirilmesine olanak verir. Irmak kıyısında, Zile yakınındaki Maşat Höyük de bölgenin Hitit çağındaki yerleşimlerinden biridir. Burada ilk kazı 1945'te Ekrem Akurgal başkanlığında tek bir dönem yapılmış, 1973'te Tahsin Özgüç'ün başlattığı ikinci kazı 1984'e kadar sürmüştür; höyükte Asur Ticaret Kolonileri Çağı'ndan Hitit İmparatorluk Çağı'na uzanan yapı katları ortaya çıkarılmıştır.
Göynücek Vadisi
Kanyondan çıkan Çekerek, Amasya'nın güneybatı köşesinde Göynücek vadisine girer. Amasya'nın yeryüzü şekilleri envanterinde vadi, Çorum'un Ortaköy kesiminde başlayıp Geldingen Ovası'nda biten, Karadağ ile Buzlu Dağ arasında uzanan 37 kilometrelik bir geçit olarak tanımlanır. Buzlu Dağ'ın çevresini Zile Ovası ile Çekerek Irmağı çizer ve en yüksek noktası 1392 metre yüksekliğindeki Beşik Tepe'dir. Karadağ ise Çorum Çayı ile Çekerek arasında yükselir, Çorum Çayı'nın ırmağa karıştığı yerde sona erer; en yüksek noktası 1524 metre yüksekliğindeki Kuş Yuvası Tepesi'dir. Vadi bu iki sıra dağın arasında, Kazankaya'nın dar boğazından çok daha geniş, tarıma elverişli bir taban oluşturur.
Vadi tabanı, Orta Karadeniz'in iç kesiminin en büyük höyüklerinden birini barındırır. Gediksaray beldesinin bir kilometre kuzeyindeki Gediksaray Höyüğü yaklaşık 15 metre yüksekliğinde ve 350 x 150 metre boyutundadır; beldeye giden yol höyüğü ikiye böler. Şevket Dönmez'in 1997-1999 yılları arasındaki yüzey araştırmalarında burada İlk Tunç Çağı II-III, Son Tunç Çağı, Orta ve Geç Demir Çağı, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait yerleşimlerin izleri saptanmıştır. Kalkolitik Çağ'a uzanan yerleşim geçmişi, vadinin binlerce yıl boyunca kesintisiz denebilecek biçimde iskân edildiğini gösterir.
Geldingen Ovası
Vadinin aşağı ucunda Geldingen Ovası uzanır. Amasya merkez ilçenin güneyinde, Yeşilırmak vadisinin başlangıcında yer alan bu ova, 48.400 hektarlık alanıyla ilin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 8,8'ini kaplar ve ilin en önemli ovasıdır. Ortalama yüksekliği 450 metre dolayındadır; yıllık yağış 400 ile 500 milimetre arasında kaldığı için Amasya'nın en az yağış alan bölgesidir ve karasal iklim hâkimdir. Ova, Çekerek Irmağı, Çorum Çayı ve Efennik Çayı'nın aşındırmasıyla oluşmuştur. Gökhöyük Tarım İşletmesi de bu ovanın üzerine kurulmuştur; işletme arazisinin büyük bölümü yöre halkı arasında hâlâ "Alman Çiftliği" diye anılır. Hans Henning von der Osten, 1926-1927'deki araştırmalarında ovada otuz üç yıldır yaşayan bir Alman ailenin çiftliğinden ve onların kendisine yardımından söz eder. Yazın suyun azalması ve sulama sularının kirlenmesi, ovanın uzun süredir çözemediği iki sorun olmuştur.
Ovanın Osmanlı kayıtlarındaki adı Geldiklan'dır. Hüsameddin'e göre Danişmendliler döneminin başında, 490 (1097) dolaylarında Harezm Türklerinden Afşar boyunun beylerinden Baygeldi ile aşireti buraya yerleştirilmiş, bölgeye "Baygeldi'nin çiftliği" anlamında "Baygeldi Alan" denmiş, ad zamanla "Geldi Alan"a, oradan da "Geldiklan"a dönüşmüştür. Bu açıklama da bir halk etimolojisi niteliğindedir ve başka bir belgeyle desteklenmez. Geldiklan, Osmanlı döneminde Amasya kazasının dört nahiyesinden biriydi ve merkezi Ortaköy'dü. Nahiyedeki Afşar, Olus, Doğan, Alikadı, Yağmur, Karlı ve Akçakoyunlu köylerinin adlarını Hüsameddin Afşar ve Bayındır uluslarından ayrılan obaların büyüklerine bağlar. Amasya'yı XIV. yüzyılın ikinci yarısında yöneten Hacı Şadgeldi Paşa'nın Akçakoyunlu oymağından geldiği, nahiyeyi kendi soyuna mülk olarak ayırdığı ve soyunun Amasya'daki gücü sona erince buraya çekildiği yazılır. Şadgeldi döneminde Kayabaşılı Abak Bey ile Ayık Bay gibi beylerin Geldiklan'a emir olarak atandığı kayıtlıdır.
Ovanın eski yerleşim geçmişi kazılarla da belgelenmiştir. Amasya-Çorum karayolunun 27. kilometresinde, Gökhöyük işletmesinin arazisi içinde, Çekerek'in güneyinden geçtiği bu verimli ovanın ortasında Oluz Höyük yükselir. Yaklaşık 280 x 260 metre boyutunda, ova düzeyinden 15 metre yüksekliğindeki höyük, Gözlek köyünün iki kilometre kuzeybatısında, eski adı Oluz olan Toklucak köyünün beş kilometre doğusundadır; Hüsameddin'in Geldiklan köyleri arasında saydığı "Olus" adı da büyük olasılıkla bu köyü gösterir. Von der Osten'in 1926-1927'de "Olas ovasının kenarında" gördüğünü yazdığı büyükçe höyüğün de Oluz olduğu düşünülür. Şevket Dönmez başkanlığında 2007'de başlayan kazılarda İlk Tunç Çağı'ndan Hitit dönemine, Frig kültürüne, Pers ve Hellenistik çağlara, oradan da X-XIV. yüzyıllara uzanan yapı katları ortaya çıkarılmıştır. 2013'ten itibaren yürütülen çalışmalarda, kutsal ateş çukuru bulunan ve Pers dönemine tarihlenen bir ateşgede kalıntısı saptanmış; kazı başkanı, ateş tapınaklarının daha çok İran ve Ön Asya'da görüldüğünü hatırlatarak bu buluntunun Anadolu'da Pers döneminde tek tanrılı bir inancın yaşandığına işaret ettiğini söylemiştir.
Oluz'un yaklaşık beş kilometre kuzeyindeki Doğantepe beldesi, Osmanlı dönemindeki Geldiklan'ın bugünkü karşılığıdır; yerleşim sonradan Zara adını almış, 1960'tan sonra Doğantepe olmuştur. Belde içindeki yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 300 x 200 metre boyutundaki büyük höyük, rastlantı sonucu bulunan bir Hitit heykelciği ve tunç damga mühürle tanınmıştır; yüzey araştırmalarında burada İlk Tunç Çağı'ndan Hellenistik döneme kadar yerleşim izlerine rastlanmıştır. Roma yol haritası Tabula Peutingeriana'da Amaseia'dan Euchaita'ya giden yol üzerinde, Amaseia'nın 16 Roma mili batısında Virasia adlı bir durak gösterilir. Bu mesafe yaklaşık 24 kilometreye karşılık gelir; Doğantepe'de bir Roma miltaşının bulunması ve Zara ile Virasia adları arasındaki ses benzerliği, Dönmez'in Virasia'yı Doğantepe ile eşleştirmesine dayanak olmuştur. Bu eşleştirme bir öneri olarak kalmaktadır, fakat ovanın antik çağda da Amasya'yı batıya bağlayan ana yolun üzerinde bulunduğu açıktır.
Geldiklan Ovasından Geçen Ordular
Amasya'nın batıdan gelen ana yolu bu ovadan geçtiği için Geldiklan, şehrin tarihinde sık sık bir ordugâh olarak görünür. Hüsameddin'in aktardığına göre Romalı komutan Pompeius, Pontos Kralı VI. Mithridates'i yendikten sonra Amasya'ya yürürken Geldiklan ovasında küçük bir direnişle karşılaşmış, bunu da kırarak kaleyi kuşatmıştır. Ovanın adının bu seferle birlikte anılması müellifin kendi aktarımıdır ve kaynağını belirtmez. Emevi komutanı Mesleme'nin 92 (711) yılındaki Amasya seferi için ise daha ayrıntılı bir anlatım verir: Mesleme Ankara'dan Çorum üzerinden gelerek şehrin batısındaki Geldiklan ovasını karargâh yapmış, Karaman Dağı üzerinden şehre inmek için giriştiği saldırı ağır kayıplarla geri püskürtülünce askerleri Geldiklan ve Çorum ovalarına çekilmiştir.
Osmanlı döneminde de ova aynı rolü sürdürür. Şahkulu ayaklanmasının Anadolu'yu sarstığı günlerde Sadrazam Hadım Ali Paşa, 916 yılının zilkadesinde İstanbul'dan yola çıkmış ve 917'nin (1511) başlarında Amasya yakınında Geldiklan sahrasına inmiştir; Hüsameddin, halkın paşayı ve ordusunu bir kurtarıcı gibi karşıladığını yazar. Çaldıran seferinden sonra kışı Amasya'da geçiren Yavuz Sultan Selim de 921 yılı rebiülevvelinin beşinci perşembe günü (Nisan 1515) ordusuyla şehirden ayrılıp önce Geldiklan sahrasına gitmiş, Amasya'nın ileri gelenleri onu büyük bir törenle uğurlamıştır.
Celali isyanları sırasında Geldiklan bir isyan merkezi hâline geldi. Celali önderi Karayazıcı Abdülhalim, 1008 yılı rebiülevvelinde (1599 sonbaharı) Geldiklan nahiyesinin merkezi Ortaköy'ü kendine "saltanat merkezi" edinmiş, ovaya padişah çadırını kurdurup kendisine "Halim Şah" unvanını vermiş, her yana fermanlar ve beratlar göndermeye başlamıştı. Amasya mütesellimi Deli Zülfikar Ağa beş bin piyade ve üç bin süvariyle Geldiklan'a gidip ona katıldı. Abdülhalim'i ovadan kaldıran, Amasya'nın ayan ve ulemasından destek alan Ahmed Bey olmuştur. Karayazıcı'ya katılan Amasyalılardan Selçuklu soyundan geldiğine inanılan Yardımoğlu Sefer Şah da, isyan önderlerinin çoğu devlet tarafına geçtikten sonra kalan eşkıyayı başına toplamış, Geldiklan'da "şahlık" ilan ederek kasabada dört yıl kadar zorbalıkla oturmuş, sonunda 1017 (1608) yılında Kuyucu Murad Paşa'nın eline düşmüştür. XVIII. yüzyılın son çeyreğinde ise Çapanoğlu Mustafa Bey ile Amasya mutasarrıfı Mikdad Ahmed Paşa arasındaki çatışmada Çapanoğlu, Zile üzerinden Geldiklan Ovası'na gelmiş; ovadaki kanlı savaşta yenilen Mikdad Paşa Amasya'ya sığınmak zorunda kalmıştır.
Kavuşma Yeri: Kayabaşı
Çekerek'in Yeşilırmak'a karıştığı yer, Amasya'nın şehir dışındaki iki mahallesinden biri sayılan Kayabaşı'dır. Hüsameddin bu mahalleyi, Yeşilırmak ile Çekerek arasında kalan üçgen biçimli bir ada olarak tarif eder. Adın, burayı çiftlik olarak kullanan Emir Kayabay'dan geldiğini, "Kayabay Çiftliği"nin zamanla "Kayabaşı"na dönüştüğünü yazar. Irmak kenarındaki güzel bir mevkiye ise Kayabay'ın oğlu Emir Şücaeddin Pehlivan Bey'in orada oturmasından ötürü "Pehlivan" denmiştir. Pehlivanzadeler ailesinden yetişen Girit serdarı Ankebut (Örümcek) Ahmed Paşa, 1068 (1657-58) yılında bu mevkide bir cami, mektep ve dershane yaptırıp Kayabaşı'ndaki malikânesini bu hayratına vakfetmiştir; vakıf defterlerinde yapı "Pehlivan karyesinde Ahmed Paşa Camii" diye kayıtlıdır. Kayabaşı ile kuzeyindeki Karasenir arasında Serçoban adlı bir tepe yükselir. Hüsameddin iki mahallenin bağlarını, bostanlarını, yağını, yoğurdunu ve peynirini över; Kayabaşı karpuzunun ise "emsali yoktur" der.
İki ırmağın arasında kalan bu adacık, Hüsameddin'e göre XIII. yüzyılın ortasındaki Babaî ayaklanmasıyla ilgili kaynaklarda geçen "Cezîre-i Kubâd"ın da yeri olmalıdır. Kaynaklarda Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in bu "Kubad adası" üzerinden Çat Bükü'ne geçerek Baba İlyas'ı zaviyesinde bulduğu anlatılır. Müellif, Kayabaşı'nın biçim olarak bir adaya benzediğini ve Çat Bükü'ne çok yakın olduğunu belirterek bu eşleştirmeyi önerir, ancak "olmalıdır" diyerek bunu bir tahmin olarak sunar ve kesin bilgi diye vermez.
Göynücek ve Çevresi
Göynücek, ilin güneybatısında, Amasya, Tokat, Çorum ve Yozgat illerinin ortasında kalan bir ilçedir. Rakım 450 ile 1100 metre arasında değişir; ilçe merkezi yaklaşık 523 metre yüksekliktedir. Yüzölçümü kaynaklarda 578 ile 591 kilometrekare arasında verilir. İlçeye bağlı 38 köy vardır ve 2024'te toplam nüfus 10.787'dir. Nüfus 1980'de 22.305 ile en yüksek değerine ulaşmış, sonrasında düzenli biçimde azalarak 2007'de 13.425'e inmiştir. Karadağ ve Tekke Dağı ilçenin belirgin yükseltileridir, Çekerek ve kolları ise başlıca akarsularını oluşturur.
İlçenin geçmişi vadi tabanındaki höyüklere kadar iner. İlk yerleşim izleri, Kalkolitik Çağ'a (MÖ 5500-3000) tarihlenen Ayvalıpınar ve Gediksaray höyüklerinde bulunur; Ilısu Kocaman Tepe höyüğü de aynı dönemin yerleşimleri arasında sayılır. Orta Tunç Çağı'nda bölge Hatti kültür çevresinin içindedir. MÖ 750-585 arasında Frig, Kimmer, İskit ve Med-Pers topluluklarının egemenliğine girmiş, MÖ 301'de Pers-Pontus yönetiminde kalmış, MÖ 47'de Zela Savaşı'nın ardından Roma topraklarına katılmıştır. Roma'dan sonra Bizans, ardından 1175'te II. Kılıçarslan döneminde Selçuklu egemenliği gelir. Bölge 1341'de Eretna Beyliği'nin, 1393'te Osmanlı Devleti'nin eline geçer. Osmanlı döneminde Gediksaray nahiyesi Amasya sancağına bağlıdır. Göynücek 1922'de kaza merkezi olmuş, 4 Mart 1954 tarihli 6324 sayılı kanunla ilçe yapılmıştır. İlçe bir dönem Çorum iline bağlı kalmıştır.
İlçedeki en dikkat çekici tarihî yapı, Gökçeli köyünün yaklaşık bir kilometre kuzeydoğusunda, Çekerek vadisine hâkim kayalık bir tepe üzerindeki Gökçeli Kalesi'dir. İlçe merkezine sekiz kilometre kadar uzaklıktaki kale, Franz Cumont'tan Hans Henning von der Osten'e, Hubertus von Gall'den Mehmet Özsait'e kadar pek çok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Uzun süre bir Roma garnizonu olarak tanımlanmış, ancak çevresinde bulunan az sayıdaki Roma seramiğinin yanında MÖ VII. yüzyıla tarihlenen Demir Çağı çanak çömleği, yapının asıl olarak Demir Çağı'nda kurulduğunu, Roma döneminde ise güçlendirilerek kullanıldığını düşündürmüştür. Kalede 98 basamaklı taş bir merdiven ve buna bağlı gizli bir geçit bulunur; bu geçit müze kurtarma kazılarında birkaç kez kazılmıştır. Basamaklı tüneller, Amasya ve Tokat çevresindeki Pontos kalelerinin tanınmış bir özelliğidir ve Gökçeli de bu kalelerle birlikte incelenmiştir. Kalenin çevresi Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim görmüş, hâlen arkeolojik sit olarak korunmaktadır. 2015'te Gökçeli ile komşu Hasanbey köylerinin sınırlarında saptanan bir nekropol ve tümülüs de birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiştir.
Vadinin bir başka eski yapısı Ilısu köyündeki kaplıca hamamıdır. Köyün ortasından çıkan ve yıl boyu 28 derece sıcaklıkta akan kaynak suyunun üzerine kurulu hamam ve havuzlar, ilçe yöneticilerince Roma dönemine, milattan sonra III. yüzyıla bağlanır; yapı eskiden gelin ve damat hamamı olarak kullanılmış, köyün kadınları bugün de her pazar burada çamaşır yıkama geleneğini sürdürür. Hüsameddin ise Geldiklan nahiyesindeki Ilıca köyünde, ovanın ortasından çıkan ılıcanın üzerine, Enderun'da yetişip kapıcıbaşılık ve bölük ağalığından emekli olan Rıdvan Ağa'nın 987 (1579-80) yılında "âlî bir hamam" yaptırdığını ve bu hamamı Ilısu çiftliğiyle birlikte evladına vakfettiğini yazar. Ona göre ılıca sonradan yatağını değiştirip hamamın üst tarafından çıkmaya başlamış, hamam kuru yerde kalarak harap olmuş, su ise kuyu biçiminde bir gözden kaynamaktadır. İki kaydın aynı yapıya mı, yoksa ovanın farklı noktalarındaki iki ayrı ılıcaya mı ait olduğu kesin değildir. Su değirmenleri ise vadinin daha yakın dönem mirasıdır. İkizyaka köyü Karapınar Mahallesi'ndeki değirmen 1945'te çalışmaya başlamış ve hâlâ ayaktadır; bu değirmenler ilçenin geleneksel üretim biçiminin izlerini taşır.
Tarım ve Sulama
Göynücek ekonomisi büyük ölçüde Çekerek Ovası'nın tarımına dayanır. Başlıca ürünler bamya, soğan, arpa, buğday, haşhaş ve şeker pancarıdır; meyvecilikte elma, kiraz, vişne, kayısı, şeftali ve ceviz öne çıkar. Göynücek bamyası bölgede ayrı bir ün kazanmış ve halk arasında "Amasya'nın elması, Göynücek'in bamyası" sözüyle anılır hâle gelmiştir. Vadinin sulanabilen taban toprakları tahıl ve sebze üretimine, sarp yamaçlar ise meşe ve ardıç toplulukları ile hayvancılığa ayrılmıştır. Ovanın verimi eski kayıtlarda da izlenir; Hüsameddin, Geldiklan nahiyesinde birçok Amasyalı beyin çiftlikleri ve zeametleri bulunduğunu, bunların gelirlerinin şehirdeki cami, mescit ve türbelere vakfedildiğini kaydeder.
Vadinin su sorunu, ırmağın yaz davranışından doğar ve çözümü baraj yapılarına bağlanmıştır. Gediksaray Barajı, Göynücek'in Gediksaray-Ayvalıpınar köyünde 1994'te işletmeye açılmış, 1200 hektarlık bir alanı sulayan küçük ölçekli bir yapıdır. Daha büyük yatırım Çekerek ilçesi sınırlarında, Yozgat tarafında yapılan Süreyyabey Barajı'dır. Çekerek Barajı adıyla da bilinen yapı, 1996 ile 2004 arasında inşa edilmiştir. Kaya dolgu tipinde, 103 metre yüksekliğindedir ve gövdesinde yaklaşık 7,5 milyon metreküp malzeme kullanılmıştır. Baraj gölü 41,34 kilometrekarelik alanı ve 1,31 milyar metreküp su hacmiyle bölgenin en büyük su depolarından biridir. Yaklaşık 14 megavatlık kurulu gücü ve yıllık yaklaşık 51 gigavatsaatlik üretimi vardır; asıl hedefi ise taşkından korunma ve 66.165 hektarlık bir alanın sulanmasıdır. DSİ 7. Bölge Müdürlüğü'nde uzun yıllar görev yapmış Süreyya Bedestenlioğlu'nun anısına bu ad verilmiştir. Amasya'nın coğrafya envanterinde, Geldingen Ovası'nın sulama sorununun bu baraj tamamlanınca büyük ölçüde çözüleceği belirtilir. Ayrıca Gediksaray Sığırçayı Göleti (2012, 1.440.000 metreküp) ve Aşağı Çekerek Ovası Sulama Projesi de ilçenin tarımsal altyapısı içinde yer alır.
Vadinin Kültürü
İlçe merkezinde 1978'de kurulan halk kütüphanesi yaklaşık 10.665 kitapla hizmet verir; ilçede bir anaokulu, altı ilkokul, altı ortaokul, iki imam hatip ortaokulu, bir Anadolu lisesi ve bir imam hatip lisesi bulunur. Göynücek, Amasya, Tokat, Çorum ve Yozgat illerinin ortasında kaldığı için bir geçiş bölgesidir. Tarım dışında ilçede küçük bir sanayi sitesi, un fabrikası ve unlu mamul üretimi vardır; halk eğitimi kurslarında kültür mantarı yetiştiriciliği gibi alanlarda üretici eğitimleri verilmiştir.
Göynücek halkı, yerel kültürü geleneksel halk oyunlarıyla yaşatır. Düğünlerde, asker uğurlamalarında ve bayramlarda özellikle "Yelleme" ile "Mahir Çavuş" adlı oyunlar oynanır. Mutfak da vadinin tarımından beslenir. Bamya hem taze hem kurutulmuş olarak yemeklerde kullanılır, kiraz, vişne, kayısı ve ceviz ise tatlı ve reçel yapımında değerlendirilir; yazın hazırlanan ürünler kışlık olarak saklanır. Ilısu'daki hamamda sürdürülen pazar çamaşırı ve eskiden bu hamamda yapılan gelin ile damat yıkanması da vadinin suyla kurduğu gündelik ilişkinin bugüne ulaşmış örnekleridir.
Kronoloji
MÖ 5500-3000: Ayvalıpınar ve Gediksaray höyüklerinde Kalkolitik yerleşim.
MÖ 2500-2000: Orta Tunç Çağı'nda bölgenin Hatti kültür çevresinde yer alması.
MÖ II. binyıl başları: Kazankaya Mezarlığı'nın kullanıldığı Orta Tunç Çağı.
MÖ II. yüzyıl: Kazankaya'daki Kybele kabartmasının tarihlendiği dönem.
MÖ 47: Zela Savaşı'ndan sonra bölgenin Roma yönetimine geçmesi.
711 (92): Emevi komutanı Mesleme'nin Geldiklan ovasını karargâh yaparak Amasya'yı kuşatması.
1175: II. Kılıçarslan döneminde Selçuklu egemenliği.
1341: Eretna Beyliği egemenliği.
1393: Osmanlı Devleti'ne katılma.
1485: Kazankaya adının kayıtlarda geçtiği tarih.
1504-05 (910): Kazankayalı Ahi Mehmed Çelebi'nin (Ahi Dede) ölümü.
1511 (917): Sadrazam Hadım Ali Paşa'nın ordusuyla Geldiklan sahrasına inmesi.
Nisan 1515 (921): Yavuz Sultan Selim'in Amasya'dan Geldiklan sahrasına hareketi.
1579-80 (987): Rıdvan Ağa'nın Geldiklan nahiyesindeki ılıca üzerinde yaptırdığı hamamı vakfetmesi.
1599 (1008): Karayazıcı Abdülhalim'in Geldiklan nahiyesindeki Ortaköy'ü merkez edinmesi.
1657-58 (1068): Ankebut Ahmed Paşa'nın Kayabaşı'nda cami, mektep ve dershane yaptırması.
1922: Göynücek'in kaza merkezi olması.
4 Mart 1954: 6324 sayılı kanunla Göynücek'in ilçe yapılması.
1976: Tahsin Özgüç'ün Kazankaya Mezarlığı'nda kurtarma kazısı.
1994: Gediksaray Barajı'nın işletmeye açılması.
1996-2004: Süreyyabey Barajı'nın inşası.
2007: Geldingen Ovası'ndaki Oluz Höyük'te kazıların başlaması.
2015: Gökçeli ve Hasanbey köylerindeki nekropol ile tümülüsün birinci derece arkeolojik sit olarak tescili.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 105 (Çekerek Irmağı), s. 134 (Kayabaşı), s. 189-190 (Geldiklan nahiyesi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page105.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1-4, s. 278, 291, 351, 490, 496, 515, 522-523, 669 (Geldiklan ovasındaki olaylar, Cezîre-i Kubâd): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page291.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6-8, s. 12 (Abak Bey), s. 233 (Kazanlı Ahmed Efendi), s. 268 (Ahi Dede): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page268.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 9-12, s. 223 (Enderuni Rıdvan Ağa ve Geldiklan Hamamı), s. 277 (Yardımoğlu Sefer Şah): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page223.html
Akademik çalışmalar
- Dönmez, Şevket (2001). 1997-1999 Yılları Yüzey Araştırmalarında İncelenen Samsun-Amasya İlleri İÖ 2. Binyılı Yerleşmeleri. Belleten LXV/244: https://belleten.gov.tr/tam-metin-pdf/1/tur
- Dönmez, Şevket ve E. Emine Naza-Dönmez. Amasya-Oluz Höyük Kazısı 2007 Dönemi Çalışmaları: İlk Sonuçlar. Belleten: https://belleten.gov.tr/tam-metin-pdf/87/tur
Resmî kaynaklar
- Amasya Valiliği, Yeryüzü Şekilleri: https://amasya.gov.tr/yeryuzu-sekilleri
Diğer kaynaklar
- Yeşilırmak Havzası değerlendirmesi: https://www.yesilirmak.org.tr/yesilirmak_havzasi.php
- Sancaktar, Hacer ve Kudret Sezgin (2020). Kazankaya Kanyonu. Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi: https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/kazankaya-kanyonu
- Özgüç, Tahsin (1978). Kazankaya Hitit Mezarlığı. Maşat Höyük Kazıları ve Çevresindeki Araştırmalar II, Türk Tarih Kurumu.
- Amasya'da 2 bin 500 yıllık ateş tapınağı bulundu, Habertürk (İHA): https://www.haberturk.com/amasyada-2-bin-500-yillik-ates-tapinagi-bulundu-2939360
- Göynücekliler çamaşırlarını Roma hamamında yıkıyor, Diken (AA), 1 Ekim 2024: https://www.diken.com.tr/?p=1479670
- Amasya'da 3 bölgede sit alanı kararı, Emlak Kulisi (Resmî Gazete ilanı): https://emlakkulisi.com/amasyada-3-bolgede-sit-alani-karari/387414
- Süreyyabey Barajı ve Hidroelektrik Santrali, Vikipedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Süreyyabey_Barajı
Çevrimiçi kaynaklar








