XVI. yüzyılın ilk yarısında Amasya tekkelerinde okunan ilâhîlerin en sevilenleri arasında, Halvetî şeyhi Habîb-i Karamânî'nin oğlu İzzeddîn Hasan Çelebi'nin sözleri vardı. Önce "İzzî", sonra "Dâî" mahlasını kullanan Hasan Çelebi, babasının halifesi Seydî Ali Çelebi'den sülûkünü tamamlamış, onun ölümünden sonra Mehmed Paşa Camii çevresindeki Halvetî zâviyesinin şeyhi olmuş ve 947 (1540-41) yılında ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nde hakkında iki ayrı madde bulunur; biri onu şair mahlasıyla, öteki şeyh adıyla anlatır ve ölüm tarihinde iki yıl ayrılır. İlâhîlerinden bugüne bir örnek ulaşmamıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasyalıdır. Yukarıda tercemesi geçen eş-Şeyh Habîb Karamanî Hazretlerinin mehâdîm-i kirâmından eş-Şeyh İzzedin Hasan Çelebi'dir. Amasya'da tahsîl-i ulûm ve pederinin hülefâsından eş-Şeyh Seydi Ali Çelebi'den tekmîl-i sülûk ederek müşârün-ileyhin irtihâlinde Mehmed Paşa Zâviyesi şeyhi oldu. İlm ü kemâliyle, zühd ü takvâsıyla ulemâ ve halkın muhabbet ve hüsn-i i'tikâdını celb edib teveccühât-ı ammeye mazhar olarak iştihâr etdi. Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Mustafa kendisine fevkalâde teveccüh edib 947'de dâr-ı kudse intikâl eyledi. Mehmed Paşa türbesi bağçesinde pederinin yanında medfûndur. Âlim tasavvufda kâmil, ulûm-ı şer'iyye ve sûfiyyede fâzıl, gâyet müteşerri', şâir, zâhid bir zât-ı sütûde-simât idi. İlâhiyât'ı zamanında pek meşhûr olup tekkelerde okunurdu. Mahlâsı ibtidâ "İzzî" idi sonra "Dâî" diye iştihâr etdi. Mahdûmu eş-Şeyh İmâdeddîn Ömer Efendi kibâr-ı meşâyihdendir.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Daha önce hayatı anlatılan Şeyh Habîb-i Karamânî hazretlerinin değerli oğullarından Şeyh İzzeddîn Hasan Çelebi'dir. Amasya'da ilim tahsil etti, babasının halifelerinden Şeyh Seydî Ali Çelebi'nin yanında tarikat yolunu tamamladı ve onun ölümü üzerine Mehmed Paşa Zâviyesi'nin şeyhi oldu. İlmi, olgunluğu, zühdü ve takvasıyla âlimlerin ve halkın sevgisini ve güvenini kazandı, herkesin teveccühünü görerek ün yaptı. Amasya valisi Şehzade Sultan Mustafa ona çok yakınlık gösterdi. 947'de (1540-41) vefat etti. Mehmed Paşa türbesinin bahçesinde babasının yanında gömülüdür. Tasavvufta olgun bir âlim, şer'î ve tasavvufî ilimlerde faziletli, şeriata çok bağlı, şair ve zahit, övülmeye değer bir zattı. İlâhîleri zamanında çok meşhurdu ve tekkelerde okunurdu. Mahlası önce "İzzî" idi, sonra "Dâî" diye tanındı. Oğlu Şeyh İmâdeddîn Ömer Efendi büyük şeyhlerdendir.

Habîb-i Karamânî'nin Oğlu

Babası Habîb-i Karamânî, Niğde yakınlarındaki Ortaköy'den çıkıp Şirvan'da Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin hizmetinde hilafet almış, uzun yıllar İskilip'te kaldıktan sonra Amasya valisi Şehzade Bayezid'in, yani sonraki II. Bayezid'in daveti üzerine 881'den (1476) sonra ailesi ve müritleriyle Amasya'ya gelmiş bir Halvetî şeyhiydi. 902'de (1497) Amasya'da öldü ve Mehmed Paşa türbesinin bahçesine gömüldü. Hüsameddin onun oğullarını Muhyiddîn Mehmed, Bedreddîn Mahmûd, Şemseddîn Ahmed, İzzeddîn Hasan ve Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebiler diye sayar ve bir kısmının İskilip'te, bir kısmının Amasya'da doğduğunu ekler. Hasan Çelebi'nin hangisinde doğduğu belirtilmez; ölüm tarihi göz önüne alınırsa babasının Amasya yıllarında, XV. yüzyılın son çeyreğinde doğmuş olması daha akla yakındır.

Ailenin Amasya'daki kolları uzun süre ilim ve şeyhlik yolunda kaldı. Ağabeyi Şemseddîn Ahmed'in torunu Câmî Ahmed Efendi kadı ve şair olarak tanındı; Hasan Çelebi'nin soyundan gelenler ise Hüsameddin'in sıraladığı vakıf kayıtlarına göre XIX. yüzyılın başına kadar babalarının zâviyesinde şeyhlik ve mütevellilik yaptılar.

Seydî Ali Çelebi'nin Halifesi

Hasan Çelebi tasavvuf yolunu babasının ilk halifelerinden Seydî Ali Çelebi'den, Hüsameddin'in "Mevlânâ Alâeddîn-i Halvetî" diye de andığı şeyhten tamamladı. Seydî Ali, Mehmed Paşa Camii yanındaki Dirâğiye Mescidi medreseye çevrilince ilk müderrisi olmuş, sonra tedrisi bırakıp Habîb'e bağlanmış, onun ölümünden sonra zâviyenin şeyhi ve Mehmed Paşa Camii vaizi olarak kırk yıla yakın irşatta bulunmuş ve 940'ta (1533-34) ölmüştü. Habîb-i Karamânî maddesi de bu bağı doğrular: "Diğer mahdûmu eş-Şeyh İzzeddîn Hasan Efendi, pederinin halîfesi eş-Şeyh Seydî Alî Çelebi'nin halîfesidir." Yani oğul, babasının yolunu babasının müridinden almış, şeyhlik de böylece kuşaklar arasında dolaşarak aileye dönmüştür.

Seydî Ali'den sonra kimin şeyh olduğu sorusu Hüsameddin'in maddelerinde tek bir cevaba bağlanmaz. Dâî maddesine göre Hasan Çelebi Seydî Ali'nin ölümünde "Mehmed Paşa Zâviyesi şeyhi" olmuştur. Kardeşi Ebu'l-Vefâ Ahmed Efendi'nin maddesi ise aynı ölümün ardından Mehmed Paşa Tekkesi şeyhliğini Ebu'l-Vefâ'ya verir ve onun 948 dolaylarında öldüğünü yazar. Seydî Ali'nin oğlu Habîb Efendi de önce Mehmed Paşa Camii vaizi, sonra "Habîb-i Karamânî tekkesi şeyhi" olarak anılır ve eserlerini 961'de (1554) Amasya'ya gelen Kanuni Sultan Süleyman'a sunar. Burada birbirine çok yakın, aynı külliye çevresinde bulunan zâviye, tekke ve kürsü şeyhliği gibi görevlerin karıştığı ya da kısa aralıklarla el değiştirdiği düşünülebilir; kaynak bu ayrımı yapmaz.

İki Madde, İki Tarih

Hüsameddin aynı kişiyi kitabının sekizinci cildinde bir kez daha, "Hasan Efendi-Habîb-i Karamanîzâde eş-Şeyh" başlığıyla anlatır. Orada da Habîb-i Karamânî'nin oğludur, Seydî Çelebi'nin sohbetinde yetişmiştir, oğlunun adı İmâdeddîn Ömer'dir. İkinci madde birkaç ayrıntı ekler: Hasan Efendi ilk öğrenimini Amasya'nın büyük âlimlerinden Bahşî Halîfe'nin derslerinde tamamlamış, bir süre ders okutmuş, önce Mehmed Paşa Camii'nin kürsü şeyhi, Seydî Çelebi'nin ölümünde de Habîb-i Karamânî tekkesinin şeyhi olmuştur. Bu maddede ikinci bir oğul, Muhyiddîn Mehmed Efendi de anılır.

İki madde ölüm tarihinde ayrılır: Dâî maddesi 947 (1540-41), Hasan Efendi maddesi 945 (1538-39) der. Bu fark Şehzade Mustafa ile ilgili cümleyi de etkiler. Şehzade Mustafa'nın Amasya'ya atanma tarihi Hüsameddin'e dayanan çalışmalarda 1538, başka kaynaklarda Safer 948 (Haziran 1541) olarak geçer. İkinci tarih doğruysa Hasan Çelebi, iki ölüm tarihine göre de, şehzade Amasya'ya gelmeden ölmüş olur ve Mustafa'nın ona gösterdiği "fevkalâde teveccüh" ancak kısa bir süreye ya da Amasya dışındaki bir tanışıklığa sığabilir. Hüsameddin'in kendi kronolojisinde ise şehzadenin Amasya'daki ilk yılları ile şeyhin son yılları üst üste biner.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Kendi zamanında çok meşhur olan ve tekkelerde okunan ilâhîlerinden Hüsameddin tek bir dörtlük bile kaydetmemiştir. Halvetî zikir meclislerinde okunan bu tür ilâhîler çoğu zaman cönk ve mecmualara geçer; Dâî mahlası taşıyan ilâhîlerin bu mecmualarda bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır ve aynı mahlası kullanan başka şairler de bulunduğundan, böyle bir metnin ona ait olduğunu göstermek ayrıca kanıt ister. Mahlas değişikliğinin anlamı ise adların kendisinden okunabilir: "İzzî" adının ilk parçası İzzeddîn'den gelir; "Dâî" ise dua eden, davet eden anlamına gelir ve bir vaizin, bir tarikat şeyhinin işine uygun bir addır.

Babası Habîb-i Karamânî'nin eserleri ve kalan beyitleri Habib-i Karamânî: Yazar ve Eserleri başlığı altında toplanmıştır. Hüsameddin'in iki maddesinin özgün metinleri Dâî Hasan Çelebi-Habîbzâde eş-Şeyh ve Hasan Efendi-Habîb-i Karamanîzâde eş-Şeyh adlarıyla okunabilir; hocası Seydî Ali'nin kaydı ise Seydî Ali Halîfe-Mevlânâ Alâ'eddîn-i Halvetî başlığındadır.

Kronoloji

881 (1476) sonrası: Babası Habîb-i Karamânî İskilip'ten Amasya'ya gelir.

902 (1497): Habîb-i Karamânî Amasya'da ölür.

940 (1533-34): Hocası Seydî Ali Çelebi ölür; Hasan Çelebi zâviyenin şeyhi olur.

945 (1538-39) ya da 947 (1540-41): Dâî Hasan Çelebi ölür; Mehmed Paşa türbesinin bahçesine, babasının yanına gömülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar