Amasyalıdır. Kibâr-ı kudâttan Tayyib Efendi bin Ubeydullâh Efendi bin Ahmed Çelebi bin Mevlânâ Tayyib Çelebi mahdûmudur. Amasya fuzalâsından Cum’a Efendi’den tahsîl-i ulûm edib ders-i âm ve Amasya’da Atabeg Gâzi müderrisi oldu.
Ba’dehû İstanbul’a gidip Amasyalı İsrâfîlzâde Fahreddîn Efendi’nin tilmîz ve dâmâdı olan Hâce-i Sultânî Atâullâh Efendizâde Molla Şemseddîn Ahmed Efendi’den mülâzim ve müderrisliğe müteheyyi’ iken Şeyhülislâm Ebussu’ûd Efendi’yi gücendirdiğinden yirmi beş akçe ile İçel müderrisliğine gönderildi. [373]
Orada tedrîs-i ulûm etmekte iken Ebussu’ûd Efendi’nin vefâtından sonra meslek-i kazâya girip İçel, Yenice-i Vârdâr, Siroz ve emsâli kasabât-ı celîleye kadı oldu.
1001’de Bostanzâde Mehmed Efendi meşîhat ma’zûlü olduğu hâlde sâlisen Rûmeli Kazaskeri olduğu esnâda ma’zûlen İstanbul’da bulunuyordu. Açılan Gelibolu Kazâsı kendisinden başkasına tevcîh edildikde şu kıt’ayı kazasker müşârün-ileyhe takdîm eyledi.
Bi-hamdillâh zamân-ı devletinde
Temeyyüz ehl ü nâ-ehl olunurken
Bu kâr-ı müşkili kime soralım
Serîr-i fazlda sen otururken
Geliboluda nâ-ehlin kazâsı
Acep câ’iz midir Ehlî dururken
Kazasker’in cevâbı
Tecâhül eyledik ey merd-i ârif
Suâl etdin cevâbını bilirken
Gel insâf eyle ne etsin kazasker
Efendi hatt-ı sultânî dururken
Bundan sonra birkaç livâya daha kadı olup 1009’da Cezîre-i Rodos mollası olduğu hâlde [374] 1010’da dâr-ı bekâya intikâl etdi. Nev’îzâde Atâyî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”da şu tercemeyi yazdıktan sonra diyor ki:
“Mevlânâ-yı sâlifü’l-beyân ehl-i ilm ü irfân, sanâyi-i şi’riyyede Selmân ve Ehlî’ye bedel bedâyi-i ilmiyyesi revâbi’-i âsâr-ı bî-misâlle darbü’l-mesel bevâdi-i fezâ’ilin sâhib-i mişvârı sı’âb ve sehli arâ’is-i efkâr-ı sa’bü’l-menâlin sezâvârı ve hutbe-i kefâ’etin ehli idi.”
Merhûmun numûne-i cevâhir-i güftâr-ı âbdârından şunlar nakledildi:
Yolda eyler bizi görmezlenip eflâke nazar
Gitdi ol şâh-ı kerem eylemedi hâke nazar
Bu da onundur:
Desem hicrinde kan aglar gözüm ol mâh-ı âl anlar
Hilâle döndü ger cismim desem hod bir hayâl anlar
Bu da onundur:
Düzd alur mansıbın i’lâsını dogru almaz
Biz dahî alır idik olsa bir uğru almaz [375]
Bu da onundur:
Yâre anmışlar beni ol bî-vefâ çıkmış biliş
Sana âşıkdır demişler bilmezin anı demiş
Bu da onundur:
Gel elim öp diyecek lûtf ile bana o melek
Dedim ey şâh-ı cihân kankı elindir öpecek
Bu da onundur:
Ser-i kûyından ayrılmam felek bir yana salmazsa
Yolunda ölmedir kasdım eger Hakk cânım almazsa
Bu da onundur:
Kopar fitne kadem bassa o kadd-i ser ü bâğ üzre
Kıyâmet kâmetin görse cihân kalkar ayağ üzre
Bu da onundur:
Seri kodum yoluna almadı cânân eline
Gideyin başım alıp ben dahî hicrân eline
Gözedür sâ’id-i sîmînini cümle uşşâk
Fukarâ cümle bakarsın şeh-i hûbân eline
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Büyük kadılardan Tayyib Efendi'nin oğludur; Tayyib Efendi, Ubeydullâh Efendi'nin, o Ahmed Çelebi'nin, o da Mevlânâ Tayyib Çelebi'nin oğludur. Amasya fazıllarından Cum'a Efendi'den ilimleri öğrenip herkese açık ders verdi ve Amasya'da Atabeg Gâzi Müderrisi oldu.
Sonra İstanbul'a gidip Amasyalı İsrâfîlzâde Fahreddîn Efendi'nin öğrencisi ve damadı olan, padişah hocası Atâullâh Efendizâde Molla Şemseddîn Ahmed Efendi'den mülâzım oldu (müderrislik adayı sayıldı). Müderrisliğe hazırlanırken Şeyhülislâm Ebussu'ûd Efendi'yi gücendirdiği için yirmi beş akçeyle İçel müderrisliğine gönderildi.
Orada ders verirken Ebussu'ûd Efendi'nin ölümünden sonra kadılık yoluna girip İçel, Vardar Yenicesi, Siroz ve benzeri büyük kasabalara kadı oldu.
1001'de [1592-93] Bostanzâde Mehmed Efendi, şeyhülislâmlıktan azledilmiş iken üçüncü kez Rumeli Kazaskeri olduğu sırada, kendisi görevden alınmış olarak İstanbul'da bulunuyordu. Açılan Gelibolu Kazâsı kendisinden başkasına verilince şu kıtayı adı geçen kazaskere sundu.
Bi-hamdillâh zamân-ı devletinde
Temeyyüz ehl ü nâ-ehl olunurken
Bu kâr-ı müşkili kime soralım
Serîr-i fazlda sen otururken
Geliboluda nâ-ehlin kazâsı
Acep câ'iz midir Ehlî dururken
Anlamı: Allah'a şükür, senin devrinde ehil olanla olmayan birbirinden ayırt edilirken, bu güç işi, sen fazilet tahtında otururken kime soralım? Gelibolu'da ehil olmayanın kadılık yapması, Ehlî dururken acaba uygun mudur?
Kazaskerin cevabı:
Tecâhül eyledik ey merd-i ârif
Suâl etdin cevâbını bilirken
Gel insâf eyle ne etsin kazasker
Efendi hatt-ı sultânî dururken
Anlamı: Ey bilgili adam, bilmezlikten geldik; cevabını bilirken soru sordun. Gel insaf et, efendi, padişahın hattı (fermanı) dururken kazasker ne yapsın?
Bundan sonra birkaç sancakta daha kadı olup 1009'da [1600-01] Rodos Adası Mollası iken 1010'da [1601-02] öldü. Nev'îzâde Atâyî Efendi, "Zeyl-i Şakâyık"ta şu biyografiyi yazdıktan sonra diyor ki:
"Adı geçen Mevlânâ ilim ve irfan sahibiydi. Şiir sanatlarında Selmân ve Ehlî'nin yerine geçecek ilmî buluşları, eşsiz eserlerinin bahar çayırlarıyla atasözü olmuştu; fazilet çöllerinin güç yollarında yol gösterecek biriydi; düşünce gelinlerinin zor erişilir güzelliklerine ulaşmaya elverişliydi ve ustalık hutbesinin ehliydi."
Merhumun parlak sözlerinden örnek olarak şunlar nakledildi:
Yolda eyler bizi görmezlenip eflâke nazar
Gitdi ol şâh-ı kerem eylemedi hâke nazar
Anlamı: Yolda bizi görmezden gelip göğe bakar; o cömert şah gitti, toprağa (bize) bakmadı.
Bu da onundur:
Desem hicrinde kan aglar gözüm ol mâh-ı âl anlar
Hilâle döndü ger cismim desem hod bir hayâl anlar
Anlamı: Ayrılığında gözüm kan ağlıyor desem o yüce ay bunu anlar; bedenim hilale döndü desem onu bir hayal sanır.
Bu da onundur:
Düzd alur mansıbın i'lâsını dogru almaz
Biz dahî alır idik olsa bir uğru almaz
Anlamı: Hırsız yüksek makamı alır, doğru kişi almaz; biz de alırdık, bir hırsız almasa.
Bu da onundur:
Yâre anmışlar beni ol bî-vefâ çıkmış biliş
Sana âşıkdır demişler bilmezin anı demiş
Anlamı: Beni sevgiliye anmışlar, "sana âşıktır" demişler; o vefasız çıkmış, "onu bilmem" demiş. (İkinci dizenin ilk yarısı kesin çözülememiştir; anlam yaklaşık verilmiştir.)
Bu da onundur:
Gel elim öp diyecek lûtf ile bana o melek
Dedim ey şâh-ı cihân kankı elindir öpecek
Anlamı: O melek gibi güzel, lütfederek bana "gel elimi öp" diyecek; ben de "ey cihan şahı, hangi elini öpeyim?" dedim.
Bu da onundur:
Ser-i kûyından ayrılmam felek bir yana salmazsa
Yolunda ölmedir kasdım eger Hakk cânım almazsa
Anlamı: Felek beni bir yana atmazsa senin sokağının başından ayrılmam; Allah canımı almazsa maksadım yolunda ölmektir.
Bu da onundur:
Kopar fitne kadem bassa o kadd-i ser ü bâğ üzre
Kıyâmet kâmetin görse cihân kalkar ayağ üzre
Anlamı: Servi boylu sevgili bahçeye adım atsa fitne kopar; kıyamet onun boyunu görse dünya ayağa kalkar.
Bu da onundur:
Seri kodum yoluna almadı cânân eline
Gideyin başım alıp ben dahî hicrân eline
Gözedür sâ'id-i sîmînini cümle uşşâk
Fukarâ cümle bakarsın şeh-i hûbân eline
Anlamı: Başımı yoluna koydum, sevgili eline almadı; ben de başımı alıp ayrılığın eline (ayrılığa) gideyim. Bütün âşıklar onun gümüş pazusunu gözler; bütün yoksullar güzellerin şahının eline bakar.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- kibâr-ı kudât: büyük kadılar
- fuzalâ: fazıllar, bilgin kişiler
- tahsîl-i ulûm: ilim öğrenme
- ders-i âm: halka açık ders veren, öğretim üyesi sayılan kişi
- mülâzım: müderrislik için sıraya girmiş aday
- Hâce-i Sultânî: padişahın hocası
- ma'zûl: görevden alınmış
- meslek-i kazâ: kadılık yolu
- livâ: sancak
- kıt'a: kısa şiir parçası
- hatt-ı sultânî: padişahın el yazısı emri
- tercüme: hayat hikâyesi, biyografi
- dâr-ı bekâ: sonsuzluk yurdu, yani ahiret
- sanâyi-i şi'riyye: şiir sanatları
Kaynak: Nev'îzâde Atâyî
Hüsameddin'in Ehlî için dayandığı eser, Nev'îzâde Atâyî'nin "Hadâiku'l-hakâik fî tekmileti'ş-Şekâik" adlı biyografi kitabıdır. Atâyî 1583'te İstanbul'da doğdu; babası, III. Mehmed zamanının tanınmış şairi ve kazaskeri Nev'î Yahyâ Efendi'dir. Atâyî hayatını büyük ölçüde Balkanlar'daki kadılıklarda geçirmiştir. Eseri Üsküp kadısı iken 1634'te bitirmiş ve Taşköprizâde'nin "eş-Şekâik"ına 1558-1634 yıllarını kapsayan yetmiş altı yıllık bir zeyil (ek) olarak yazmıştır; bu dönemde Osmanlı ülkesinde yetişen şeyhleri, âlimleri ve şairleri anlatır. Ehlî'nin ölümü bu aralıktadır. Atâyî, Ehlî öldüğünde on sekiz yaşındaydı; dolayısıyla onun hakkındaki bilgiyi sonradan, çağdaşlardan ya da kayıtlardan topladığı çıkarılabilir. Bu bir çıkarımdır; okunan kaynakta böyle bir bilgi yoktur.
Atâyî'nin Ehlî için kullandığı "Selmân ve Ehlî'ye bedel" ifadesindeki iki ad, büyük olasılıkla ünlü Fars şairleri Selmân-ı Sâvecî ile Ehlî-yi Şîrâzî'dir. Bu eşleştirme çıkarımdır, metin adları açıklamaz. Alıntının ağır ve seci (uyaklı) dili tam çözümlenmesi güç bir dildir; Türkçe karşılıkta anlam esas alınmış, söz oyunları aktarılamamıştır.
Aile ve Görevler
Hüsameddin, Ehlî Mehmed Efendi'yi dört kuşaklık bir kadı ve âlim ailesine, "Tayyibzâde"ye bağlar: Mevlânâ Tayyib Çelebi, Ahmed Çelebi, Ubeydullâh Efendi, Tayyib Efendi. Bu aile hakkında okunan kaynaklarda başka bir kayıt bulunamadı. Kendisinin ilk görevi olan Amasya'daki Atabeg Gâzi Medresesi, büyük olasılıkla Amasya'nın Atabey Medresesi'dir; Anadolu Selçuklu döneminde yapılan Ata Bey Medresesi'ni anan bir araştırma bu adı Amasya medreseleri arasında sayar. Adların aynı yapıyı gösterdiği çıkarımdır.
Ehlî'nin kariyeri bir müderrisin kadılığa geçişini gösterir: İçel müderrisliğiyle başlayan taşra görevi, Ebussu'ûd Efendi'nin ölümünden sonra Vardar Yenicesi ve Siroz gibi kasabalara kadılığa dönüşür; ölümünde Rodos Mollası'dır. Hüsameddin, İçel'e gönderilmesini Şeyhülislâm Ebussu'ûd'u gücendirmesine bağlar; bu sebep başka bir kaynakla doğrulanamamıştır.
Gelibolu Kıtası
Hüsameddin'in aktardığı kıta, Ehlî'nin şairliğine bir örnek olduğu kadar, kadılık görevinin nasıl verildiğine dair de bir belgedir. Şair, "ehil" sözcüğüyle kendi mahlası Ehlî'yi birlikte kullanır: Gelibolu kadılığı ehil olmayana verilmiştir, oysa "Ehlî" ortadadır. Kazaskerin cevabı da aynı tonda, görevin padişah hattıyla, yani doğrudan padişah emriyle verildiğini bildirir. Böylece kazaskerin kendi iradesinin dışında kalan bir atama söz konusudur. Bu olay Hüsameddin'e göre 1001 [1592-93] yılındadır; olayda adı geçen Bostanzâde Mehmed Efendi'nin o yıldaki görevleri ayrıca doğrulanamamıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 377-378. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar