Geleneksel Anadolu toplumunda bir köyü ya da mahalleyi ayakta tutan şey, yazılı kurallardan çok insanların birbirine karşı üstlendiği yükümlülüklerdi. Amasya'nın köylerinde ve mahallelerinde yüzyıllar boyunca sürdürülen imece ve komşuluk kültürü de böyle bir ortak vicdana dayanır. Bir evin temeli atılırken, harman kaldırılırken, bağ bozulurken ya da kışlık erzak hazırlanırken komşular birbirinin yardımına koşar; zorluk paylaşıldıkça hafifler, sevinç paylaşıldıkça çoğalırdı. Bu düzen tarlada ve düğün evinde olduğu kadar cenaze evinin mutfağında, bir çocuğun ilk dişi için kaynatılan buğdayda, akşam serinliğinde bir kapı önüne dizilen sandalyelerde de kendini gösterirdi.

Bir noktayı baştan belirtmek gerekir: Amasya imecesini yalnızca kendi başına ele alan, tarım işlerinin ve köy hizmetlerinin yerel kayıtlarını toplayan bir saha derlemesine rastlanmadı. Köy işlerinde imecenin nasıl yürüdüğüne dair ayrıntılar Anadolu köylerini genel olarak anlatan kaynaklardan gelir. Amasya'ya özgü somut örnekler ise daha çok düğün geleneklerini, halk inançlarını ve geçiş dönemi âdetlerini kaydeden çalışmalarda, Göynücek köylerinde yapılmış bir alan araştırmasında, yüzyıl başının Amasya mahallelerini anlatan Osman Fevzi Olcay'ın hatıralarında ve yörede bugün de süren uygulamalara dair yerel haberlerde bulunur; aşağıdaki yerel ayrıntıların büyük bölümü oralardan derlenmiştir.

İmecenin Anlamı ve İşleyişi

İmece, bir köy ya da köy topluluğunda işlerin gönüllü ya da zorunlu olarak ve el birliğiyle yapılmasıdır. Köyün bir sorununun giderilmesine karar verilmişse her hane işgücüyle katkıda bulunur; işçilik gereken durumlarda hanelerden birer kişi çalışmaya gelir, çalışacak kimsesi olmayan hane bir işçinin yevmiyesi kadar ücret öder. Para toplanması gerektiğinde ise buna salma denir ve her hane gücü oranında pay verir. Kimi yörelerde haneler maddi durumlarına göre birinci, ikinci ve üçüncü sınıfa ayrılır, salma da bu tasnife göre dağıtılır. İmece ya da salma kararını muhtar ile ihtiyar heyeti verir.

Bu düzenin yazılı bir mevzuatı yoktur; herkesçe kabul edilen yazısız bir hukuka dayanır ve özellikle belediye hizmetinin ulaşmadığı köylerde belediyenin yapacağı işlerin yerini tutar. Köy içi ve tarla yollarının onarımı, kanalizasyon, merasının temizlenmesi ve çevrilmesi, okul ve cami inşaatı, okulun yakacağının toplanması, köy fırınının temizlenmesi, düğünler için sandalye, güğüm ve kazan sağlanması, köye gelen misafirin ağırlanması bu işler arasında sayılır. Salma ise köyün hayır işleri, askere gidecek gence yardım ve köyde yapılan inşaatlar için başvurulan para toplama yoludur.

Tarım işlerinde imece mevsimin sıkıştığı anlarda devreye girer. Ekim zamanı yaklaştığında tarlası sürülmemiş olanlar için gücü yeten komşular çağrılır; planlanan günde herkes aletini ekipmanını alıp gelir, gelenlere öğle yemeği ya da çay ikram edilir. İş türkü söylenerek ve neşe içinde hızla bitirilir. Hububat yetiştirilen yörelerde ekini henüz biçilmemiş biri varken kimse harmana başlamaz; önce imeceyle o kişinin ekini biçilir, sonra harmana geçilirdi. Kimsesiz kalmış, hasta ya da yaşlı olan kişilerin, eşi ölmüş kadınların, oğlu askere gitmiş ailelerin tarlası muhtarın ya da köyün saygın kişilerinin düzenlemesiyle sırayla işlenir, bu işler çoğu kez varlıklı hanelerin işlerinden önceye alınırdı. Böylece imece, güçsüzü korumanın da yazısız bir aracı olurdu.

Kış Hazırlığı ve Ortak Sofralar

İmecenin şehirde de büsbütün kaybolmadığını gösteren en açık örneklerden biri Amasya merkezindeki Nergiz Mahallesi'nden gelir. Kırk kadar hanenin oturduğu bu mahallede kadınlar her yıl yaz sonunda, sıcak günleri kollayarak yorgan ve yastıklarındaki koyun yününü yeniler. Evinde yününü yıkayan komşularına haber verir, yünler kurusun diye sokaklara serilir, sonra eski usulle değneklerle dövülerek havalandırılır ve özenle ayıklanır. Mahallenin kadın muhtarı Nuran Muslu, işin yıllardır böyle sürdüğünü, kadınların el birliğiyle kısa sürede bitirdiğini anlatır; mahallede bu kadınlara "Altın Kızlar" denir. Birçok evde elyafa geçilmişken yün yatakta yatmayı sürdüren sakinler, yünün serin tuttuğunu, ama geleneğin artık unutulmaya yüz tuttuğunu söyler. Kışlık hazırlığın geri kalanı da aynı yolla görülür: çorbalık malzeme, yufka, salça ve tarhana komşularla birlikte yapılır.

Köylerde ortak sofra, salmanın bugünkü biçimleriyle birlikte yaşar. Yüz kırk haneli Tatlıpınar köyünde on dört yıl önce başlayan bir uygulamayla Ramazan boyunca iftar, köyün eski okul binasında topluca açılır. Köyün aşçısı her gün üç kazan sıcak yemek hazırlar, dağıtımını erkekler yapar, artan yemek kaplara konup evlerde sahurda yenir. Giderler köyün erkeklerinin imece usulüyle topladığı parayla karşılanır; muhtar Cemal Onat bu düzenle kadınların Ramazan boyunca yemek telaşından kurtulduğunu söyler. Salgın yıllarında ara verilen uygulama sonra yeniden başlamış, yurt dışındaki akrabalar ve köye yolu düşen herkes bu sofraya çağrılır olmuştur. Taşova'nın Alpaslan köyünde ise Ramazan'ın ortasında köy çocukları iftardan sonra toplanıp evleri dolaşır, ev sahipleri onları manilerle karşılayıp sepetlerine bir şeyler koyar. Eskiden elma, armut, ceviz konan sepetlere bugün daha çok bakkaldan alınan şeyler girer; köylüler bu "sepet sallama" geleneğinin yüz elli yılı aşkın bir geçmişi olduğunu söyler. Bütün köyün evlerini birer birer açtığı bu gece, komşuluğun çocuklara öğretildiği bir bayram yerini tutar.

Düğünde Ortak Emek

Amasya'da ortak emeğin en çok kaydedilen alanı düğündür. Düğün hazırlığı kâhya ve yiğitbaşı gibi görevlilerin yönettiği bir iş bölümüyle yürür; Suluova'nın Akdağ köylerinde köyün gençleri keşkeklik buğdayı birlikte dibek taşında döver, oğlan evi buğday, et ve yağ gibi malzemeyi kız evine topluca götürür. Gelin almaya giden konvoy akrabaların, komşuların ve ahbapların araçlarından oluşur, başka köylerden gelen konuklar köy halkı tarafından evlere yerleştirilir ve ağırlanır. Düğünün ayrıntıları ayrı bir yazıda anlatıldığı için burada yalnız yardımlaşma yönü anılır.

Göynücek köylerinde yapılan alan araştırması bu yardımlaşmayı adım adım izler. Düğün yaklaşırken komşular kıza çeyiz hazırlığında yardım eder; yemeni, iğne oyası ve el işleri birlikte işlenir, çeyiz sandığına konacak çorap, kanaviçe ve oyalı başörtüleri ana, gelin kız ve komşular el ele hazırlar. Eskiden düğün evine uzak köylerden atla, eşekle gelinirdi; bu yüzden komşular hem misafirler hem de onların hayvanları için evlerinde yer ayırırdı. Düğün yemeğini akraba ve komşular pişirir. Düğünden önce "danışık" denen bir yemek verilir, misafir ağırlamanın yükü haneler arasında paylaşılırdı. Araştırmacı bu uygulamanın temelinde yardımlaşma ve dayanışma duygusu bulunduğunu, ama bugün kimsenin başkasının masrafını kolay kolay üstlenmediğini, düğün giderini çoğunlukla oğlan tarafının karşıladığını da not eder. Düğünün üçüncü gününe "okuntu" denir; önce köyün kendi okuntusu, sonra dış köylerin okuntusu gelir. Okuntuya gelenler eli boş gelmez, getirdikleri hediye ve para damat tarafına verilir; derlemeye göre bu âdetin kökeninde de yardımlaşma yatar.

Doğumda, Sünnette ve Seçilmiş Kardeşlikte

Komşuluk, bir çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte başlayan küçük alışverişlerle örülür. Göynücek köylerinde çocuğun ilk dişi çıktığında diş hediği yapılır: buğday, nohut ya da fasulye kaynatılır, komşular eve davet edilir ya da hedik tabaklarla komşulara götürülür. Komşular da tabağı boş çevirmez, içine yumurta ya da para koyup geri gönderir. Kimi evlerde başa gelmiş kötü bir olayın tekrarlanacağı korkusuyla beşik satın alınmaz, başka bir evin beşiği kullanılır; çocuk doğduktan sonra kimi aileler evde çökelek ya da bazlama yapmaz, bunları komşularından ister. İnanç kılığına bürünmüş bu alışkanlıklar, yeni kurulan bir ailenin ilk günlerinde komşu evlerin kapısını aralık tutar.

Sünnette bu bağ daha da kalıcı bir biçim alır. Kirve, aynı yörede kişinin öz kardeşinden daha yakın sayılır; bu yüzden kirveye kız verilmez. Kirve akrabadan ya da iyi anlaşılan biri arasından seçilir, aynı köyden ya da çevre köylerden olabilir. Sünnet parasını kirve verir, sünnet elbisesini kirve alır, sünnet döşeğinde kirve tarafının getirdiği hediyeler durur; tören bitse de kirvelik bitmez. Araştırmanın yapıldığı köylerin büyük bölümü Alevi köyü olduğundan derlemede musahiplik de anılır. Kaynak kişiler kirve ile musahibi birbirine benzetir: ikisi de "dünyada seçilen kardeşler"dir, musahipler de kirveler gibi birbirinden kız alıp vermez. Düğünde gelinin süpürgesini ve bebek yastığını para karşılığında damat tarafına "satma" pazarlığıyla da çoğu zaman musahip ilgilenir. Kirvelik ağır bir görev sayıldığı için bu yükü kaldırabilecek birinin seçilmesine özen gösterilir.

Asker Uğurlama, Yas ve Hastalık

Yörenin yöresel âdetleri arasında kayıtlı asker uğurlama geleneği, komşuluğun yük paylaşımına yönelik başka bir örneğidir. Askere gidecek gençleri haftalar öncesinden akrabalar, komşular ve ahbaplar sırayla yemeğe çağırır, harçlık ve giyecek gibi hediyeler verir. Gidiş günü bütün yakınlar genci davul zurna eşliğinde halaylarla ve dualarla uğurlar. Yelleme gibi bazı oyunlar bu bağlamda özellikle askere giden gençler tarafından oynanır. Genel imece anlatılarında ise askere gidenin ardından kalan tarlanın komşular tarafından işlenmesi ve askere gidecek kişiye salmayla para toplanması da yer alır.

Yas ve hastalık dönemlerinde komşuluk, bir hane halkının işlerini yüklenmek biçiminde sürer. Göynücek köylerinde derlenen anlatılara göre cenaze evine yemeği komşular getirir; cenaze sahibinin bir de yemek yapmakla uğraşması istenmez, yasını rahatça tutması gözetilir. Eskiden ölü yıkanmadan önce komşular beyaz çarşaf ya da sabun getirirdi, bu uygulama bugün sürmüyor. Ölünün kullanılabilir giysileri komşulara verilir ya da kırk gün bekletildikten sonra ihtiyacı olana dağıtılır. Defnin ardından kimi köylerde kabir kurbanı kesilir ve ölü yemeği dağıtılır, ölünün yedisinde, kırkında ve elli ikinci gecesinde Kur'an okunup yemek verilir; helva kimi yerde üçüncü ve kırkıncı günde kavrulur, kimi yerde mevlit okutulurken dağıtılır.

Yasın komşulara yüklediği saygı, sevinç günlerini de düzenler. Eskiden köyde bir cenaze varken bir süre düğün dernek yapılmaz; cenaze günü düğün düşerse düğün sahibi cenaze evine gidip izin isterdi. İzin çıkarsa düğün kurulur, ama çoğu kez ertelenirdi. Araştırmacı bunun canlı bir örneğine bizzat tanık olmuştur: Çaykışla köyünde okuntuya katıldığı gün köy sakinlerinden biri ölmüş, cenaze sahibi hediyesini düğün evine göndermiş ama düğüne katılmamış, düğün sahibi de onun iznini alarak düğünü o gün yapmıştır. Bugün bu kurallara eskisi kadar uyulmasa da cenaze olan günlerde eğlencenin sınırına dikkat edilir.

Hastaya el birliğiyle bakılması, gurbete giden komşunun evine göz kulak olunması, yeni doğan çocuğa yapılan ziyaretler ve yemekten bir tabak göndermek de aynı alışkanlığın halkalarıdır. Bu ayrıntıların bir kısmı Amasya'ya özgü bir yazılı derlemeye dayanmaz, Anadolu'nun geleneksel mahalle yaşamından gelen, yörede de yaygın bilinen alışkanlıklar olarak anlatılagelir. Amasya çevresindeki türbe ziyaretlerinde de aynı alışkanlık görülür: şifa bulan ziyaretçi adak olarak helva yapıp komşularına dağıtır. Kurak bahar günlerinde yağmur duasına çıkılırken para toplanıp kurbanlık alınması da yörede kayıtlı ortak uygulamalardandır.

Bir Şehir Mahallesinde Komşuluk

Köy derlemelerinin anlattığı dayanışmanın şehirdeki karşılığını en canlı biçimde Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları verir. Olcay, doğup büyüdüğü Sofuzâde Mahallesi'ni çarşıya ve pazara yakın, Bimarhane'nin, Mustafa Bey Hamamı'nın ve Çevikçe Mektebi'nin önündeki meydanın çocukların oyun alanı olduğu bir şehir merkezi mahallesi olarak anlatır ve komşularını ev ev sayar. Bu listede bir köşede Tütüncü Hacı Ahmet Ağa, karşısında Erbaalı Kapaloğlu Veli Efendi, öte yanda gözleri görmeyen Hatice Molla ile kocası Hacı Necip Efendi vardır; Olcay her birinin ardından, artık hiçbirinin hayatta olmadığını hüzünle kaydeder. Yazarın aklında kalan, çoğu zaman komşularının gündelik hâlleridir: Mumcu Hakkı'nın evinde ailenin en yaşlısı Rabia Hatun mahallenin hatırı sayılır büyükleri arasındadır, torunu ve gelini "komşuluk hakkını gözeterek" gece oturmalarına gelir, Olcay'ın ifadesiyle bu aile komşuların her derdine koşar.

Mahallenin akşamları da komşuluğun etrafında döner. Selağzı'ndaki Sinan Hamamı ile Bimarhane önündeki Mustafa Bey Hamamı'nı işleten Dubaracıoğlu Hamamcı Hacı Ali Hafız Ağa'yı Olcay "hayırsever, cömert, komşu canlısı" diye anar. Ağa akşam yemeğinden sonra sokak kapısının karşısındaki oturma yerine geçer, sandalyeler dizilir, nargilesi getirilir; onun dışarı çıktığını duyan komşular, başta yazarın babası olmak üzere, birer birer gelir ve kahve ikram edilirdi. Müftülük yapmış Çorumlu Mustafa Vâzıh Efendi'nin oğlu Nimet Efendi de evinin selamlık dairesini açar, komşu büyükleriyle sohbet ederdi; mahallenin çocukları onun elini öpmeye giderdi. Mecitözü köylerinden gelmiş İmam Hoca, çocuklara para vererek gönüllerini hoş ettiği için mahallede "Hacıbeş Dede" diye anılır, Kaleköylü Pembe Hatun "zahide, hayırsever ve çok sevilen bir hatun" olarak hatırlanır. Mehmet Paşa Camii'nin mütevellisi Kurdoğlu Mehmet Bey de cömertliği ve fakirlere yardımıyla tanınırdı.

Bu mahallenin komşuları tek bir cemaatten değildi. Olcay'ın sıraladığı evler arasında Mumcu Hacı Agop'un, Kuyumcu Andıran'ın, Kunduracı Mehsiyah'ın ve Doktor Dumyalıyan'ın evleri de vardır. Evlerinin tam karşısında oturan Arucuoğlu Karabit Usta'yı yazar, "komşuluk hakkı ödenemeyecek kadar çok kıymetli" biri olarak anar. Hoş sohbet, nükteci ve dama oyununun ustası olan Karabit Usta'nın evi ile Cennet Hanım adlı bir komşunun evi arasında ortak bir duvar bulunduğu için, Müslüman komşularına takılmayı severdi: Türklerin kendisine Hristiyanların cennet yüzü göremeyeceğini söyleyerek şaka yaptığını, oysa duvara bir tekme vurmasıyla onlardan önce "Cennet"e gireceğini anlatır, komşularını güldürürdü. Olcay bu komşunun 1915'te tehcire tabi tutularak gönderildiğini kısa bir cümleyle kaydeder. Hatırat, din ayrımı gözetmeyen komşuluk hakkının bir Amasya sokağında nasıl yaşandığını ve aynı yılların bu dokuyu nasıl dağıttığını birlikte gösterir.

Vakıf, Hayır ve Paylaşılan Sofra

Mahalle dayanışmasının arkasında, şehrin vakıflarla kurulmuş daha geniş bir yardım düzeni de bulunuyordu. Hüseyin Hüsameddin, Amasya'daki beş imaret ve beş tabhanenin yanında, misafirlere, yolculara ve fakirlere açık on bir ziyafethaneyi adlarıyla sayar; bunların aşı bol, aşçısı ve ekmekçisi belli, görevlileri maaşlıydı. Hüsameddin'e göre kendi yazdığı tarihten kırk yıl öncesine kadar Amasya'daki ileri gelen ailelerin evleri de birer ziyafethane gibi herkese açıktı. Konağın kapısını açık tutan bu misafirperverlik, mahallede komşuya yemek göndermenin daha büyük ölçekli bir benzeriydi.

Olcay'ın hatıraları bu düzenin yüzyıl başında hâlâ işlediğini gösterir. Hatırladığına göre 902 (1496) yılında yapılan Mehmet Paşa Medresesi'nin Yeşilırmak tarafındaki odanın yanında bir ekmekhane ile fırın vardı; banisi medreseyi yaptırırken bu toplumsal yardımı da düşünmüştü. Bu fırında özellikle Ramazan boyunca pideler yapılır, şehir halkına, mahallenin fakirlerine ve hayır işlerine dağıtılırdı. Selağzı'nda Aşağı Pirler Türbesi'ne vakfedilmiş bir simitçi dükkânının gelirinden de her yıl Kurban Bayramı arifesinde Karcı İmam Tevfik'in eliyle un helvası yaptırılır, helvalar pidelere sarılıp büyük çamaşır seleleriyle türbeye götürülür, hafızlar hatim indirip dua ettikten sonra dağıtılırdı. Olcay bu âdetin her yıl aynı gün mutlaka yerine getirildiğini özellikle belirtir.

Komşu Komşunun Külüne Muhtaç

Halk arasında sıkça söylenen komşu komşunun külüne muhtaçtır sözü, bu kültürün özünü anlatır. Geleneksel Amasya mahallesinde komşuluk, kapının çalınmasını beklemeyen bir ilgidir: pişen yemekten bir tabak gönderilir, hastaya el birliğiyle bakılır, gurbetteki komşunun evine göz kulak olunur. Amasya'da kayıtlı deyimler arasında bu karşılıklılığı en açık söyleyeni El eli yur, el de döner yüzü yur sözüdür. Yörede bunun anlamı yapılan iyiliğin karşılıksız kalmayacağı biçiminde açıklanır. Bugün senin tarlanda çalışan komşu, yarın kendi işinde aynı desteği bulacağını bilir; imecenin sürekliliğini sağlayan da budur. Diş hediği tabağının içine yumurta konup geri gönderilmesi de aynı karşılıklılığın küçük bir örneğidir. Yöresel manilerden birinde, keşkeği fırına vurup yarına pişirecek sevgiliye şöyle seslenilir: Yalnız yeme sevdiğim, haber sal dostlarına. Bir yemeğin tek başına yenmemesi gerektiği düşüncesi, böylece manide bile yer bulur.

Komşuluğun Müslüman toplumlardaki dinî dayanağı Kur'an'ın Nisa suresinin 36. âyetidir. Âyet ana babaya iyilikten hemen sonra komşuya iyiliği sayar. Müfessirler bu âyetteki yakın komşuyu evi en yakında olan kişi, uzak komşuyu ise daha uzakta oturan olarak açıklar; kimileri yakın komşunun akraba, uzak komşunun akraba olmayan, kimileri de birincisinin Müslüman, ikincisinin gayrimüslim olduğunu söylemiştir. Komşuluğun sınırı konusunda ise sağlam bir rivayet bulunmadığı için pek çok âlim kimlerin komşu sayılacağını örfün belirleyeceği görüşünü benimsemiştir. Evzâî'nin bir evin her yönünde kırk evi o eve komşu saydığı rivayet edilir. Hz. Peygamber'e nispet edilen hadislerde komşuluğun önemi daha da açık anlatılır; bunların en bilineni, Cebrail'in komşu hakkını o kadar vurgulaması üzerine peygamberin komşuyu mirasçı yapacak sandığını bildiren hadistir. Komşusunun kötülüğünden emin olmayanın tam iman etmiş sayılmayacağı, Allah katında en hayırlı komşunun komşularına en çok iyilik eden olduğu da hadislerde bildirilir. Komşuların en yakın olandan başlayarak birbirine hediye vermesi öğütlenir ve bu öğüt, Amasya'da komşunun kapısına yemek tabağı götürme alışkanlığının dinî zemini olarak okunabilir.

Âlimler gayrimüslim komşuların da komşuluk hakkı bulunduğunda birleşmiştir. Hadislerde komşuluk kavramı din ayrımı yapılmadan anıldığı için komşusuna eziyet etmemek ve iyilik etmek, Allah'a ve ahiret gününe inanan her kişinin ödevi olarak sunulur. Olcay'ın Ermeni komşusu Karabit Usta için kullandığı "komşuluk hakkı" deyimi, bu anlayışın gündelik dile nasıl yerleştiğini gösterir. Komşuluk adabı ahlak kitaplarının sürekli konusudur: İbn Ebü'd-Dünyâ'nın Mekârimü'l-ahlâk'ı gibi eserlerde komşuluk âdâbına dair sözler toplanmış, Gazzâlî de İhyâü ulûmi'd-dîn'de komşuluk haklarına ayrı bir başlık ayırmıştır. Komşuya yemek göndermek gibi gündelik bir alışkanlığın arkasında bu uzun ahlak yazını bulunur.

Komşuluk Hukuku

İslam fıkhında komşuluk ilişkisi ahlaki ödevlerin yanında hukuki hak ve yükümlülükler de doğurur. Osmanlı'da uygulanan Mecelle, komşuya açık zarar vermeyi yasaklar ve bunu fahiş zarar diye tanımlar; binayı zayıflatan ya da oturulamaz hâle getiren şeyler bu kapsamdadır. Mecelle'nin sayılan örnekleri arasında bitişik bir demirci dükkânının ya da değirmenin binayı zayıflatması, fırın dumanının evde oturulamayacak kadar rahatsız etmesi, bozuk kanalizasyon borularının komşunun evine akması ve komşunun ışığının tamamen kesilmesi vardır. Aile mahremiyetini ihlal edecek davranışlar da yasaktır. Bir taşınmaz satıldığında ortağına, irtifak hakkı sahibine ya da bitişik komşusuna aynı bedelle önce satın alma hakkı tanıyan şüfa hakkı ise yalnız Hanefî hukukçularca komşular için de kabul edilmiştir ve dayanağı, bir evin komşusunun o eve herkesten daha layık olduğunu bildiren hadistir.

Bu hükümler Amasya'ya özgü değildir, Osmanlı şehirlerinin tamamında geçerliydi. Ahşap evlerin Yeşilırmak boyunca sıralandığı, birbirine bitişik yapıldığı bir şehirde komşuluk haklarının önemini düşünmek yine de makuldür; Olcay'ın anlattığı, iki evi ortak bir duvarla ayrılan komşular da bu sıkı dokunun bir parçasıydı. Ancak Amasya'ya ait şer'iyye sicillerinden komşuluk davalarına dair doğrulanmış bir örnek bu çalışmada incelenmediği için, bunu yalnız bir çıkarım olarak anmak gerekir.

Kadınların ve Erkeklerin Buluşmaları

Uzun kış gecelerinde düzenlenen oturmalar ve sohbet toplantıları, geleneksel mahalle yaşamında hem bir eğlence hem de bir dayanışma vesilesi olarak anlatılır. Kadınlar bir evde toplanıp el işi yaparken çeyiz hazırlığına yardımlaşır, bilgi ve deneyimlerini paylaşır. Erkeklerin sohbet meclisleri ise mahalle meselelerinin konuşulduğu, gençlere adabın öğretildiği ortamlardır; Hacı Hafız Ağa'nın kapı önü toplantıları ve Nimet Efendi'nin selamlığı, Amasya'da bu meclislerin nasıl kurulduğunu gösteren yerel örneklerdir. Bu buluşmalar toplumsal bağların bir kuşaktan ötekine aktarıldığı bir öğrenme alanı işlevi görür. Amasya'da halk inancı ve el sanatları kayıtlarında kadın emeğinin de bu çerçevede yerini aldığı görülür: iğne oyası yörenin her yerinde yapılır ve yemeni oyalamanın yanında yaka çiçeği, mendil, fular ve para kesesi gibi ürünlerde kullanılır; Gümüşhacıköy'de kendir ya da keçi kılından eğrilen kırnap ipinden çuval, heybe ve halat yapılır.

Düğün imecesinde kadın payı özellikle belirgindir. Düğün olduğunda mahalle toplanır; hamur açılır, kazan kaynatılır, börek, baklava, pilav, sarma ve kavurma gibi düğün yemekleri birlikte hazırlanır, sofralar el birliğiyle kurulur, bulaşıklar topluca yıkanır. Gelin evi birlikte hazırlanır ve çeyiz birlikte kurulur. Genel imece anlatılarında, köylerden kente göç ve tarımın gerilemesiyle imecenin zayıfladığı, ama bu düğün işlerinde ve özellikle kadınlar arasında bugün de sürdüğü söylenir. Nergiz Mahallesi'nin yün ve tarhana imecesi, bu gözlemin Amasya'daki güncel bir karşılığıdır.

Günümüzde Dayanışma

Şehirleşmenin ve sanayinin gelişmesi, köylerden kente göç, tarımın küçülmesi ve sosyal devlet uygulamalarının yaygınlaşması imece kültürünü zayıflatmıştır. Boşalan köylerde çalışacak genç kalmamış, bir zamanlar ortak emekle görülen işler kurumlara devredilmiştir. Göynücek'teki alan araştırması da köylerde nüfusun azaldığını, kalanların çoğunun orta yaşlı ya da yaşlı olduğunu, gençlerin düğünlerini şehirlerde yaptığını ve birçok âdetin yalnız bellekte kaldığını tespit eder. Şehirli insanın yan komşusunu bile tanımaması, bu kopuşun en bilinen göstergelerinden biri sayılır. Buna karşılık imecenin bir yönü bugün de varlığını koruyor. Amasya'da yayla şenlikleri köy dernekleri ve köy halkı tarafından düzenlenir; Gümüşhacıköy'de Beden köyü ve Kaba-Oğuz köylerinin, Taşova'da Karasavul, Gürsu ve Çakırsu köylerinin yayla şenlikleri bu türdendir. Taşova hamsi festivalini Taşova Karadeniz Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği düzenler.

Amasya, resmî tanıtımlarda sıcakkanlı ve misafirperver bir şehir olarak anılır. Tatlıpınar'ın ortak iftar sofrası, Alpaslan'ın sepet sallama gecesi ve Nergiz'in yün imecesi, eski düzenin yeni koşullara uyarlanarak sürdüğünü gösterir. İmecenin biçimi değişse de komşunun kapısını çalmadan yardıma gitmesi, bir yemeği paylaşması ve düğünde ya da yasta hane halkını yalnız bırakmaması, Amasya mahallesinin gündelik hayatında tanıdık bir davranış olarak yaşamaya devam eder.

Kronoloji

1496: Olcay'ın hatırladığı tarihe göre Mehmet Paşa Medresesi yapılır; yanındaki fırında Ramazan boyunca halka ve mahallenin fakirlerine pide dağıtılır.

1915: Sofuzâde Mahallesi'nde Olcay ailesinin karşı komşusu Arucuoğlu Karabit Usta tehcire tabi tutularak gönderilir.

2019: Göynücek köylerinde geçiş dönemi âdetlerini derleyen alan araştırması tamamlanır; cenaze evine komşuların yemek getirmesi gibi uygulamaların sürdüğü kaydedilir.

2024: Taşova'nın Alpaslan köyünde yüz elli yılı aşkın geçmişi olduğu söylenen sepet sallama geleneği Ramazan'da yaşatılır.

2025: Nergiz Mahallesi'nde kadınlar yorgan ve yastık yünlerini yaz sonunda imeceyle havalandırır.

2026: Tatlıpınar köyünde erkeklerin imeceyle topladığı parayla yürütülen toplu iftar uygulaması Ramazan boyunca sürer.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Necdet Kurt, "Amasya ve Tokat Çevrelerinde Türbe ve Yatır İnanç Pratiği Örnekleri ile Velilere (Evliyalara) Bıçak Koyma İnancı", Kültür Evreni, sayı 47, 2022. amasya.bel.tr
  • Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Amasya, sadeleştiren Turan Böcekçi ve Mehmet H. Seçkiner, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları No. 8, Amasya 2009 ("Sofu-zade Mahallesi", s. 28-33; Selağzı iş yerleri, s. 48-49; "Mehmet Paşa Medresesi", s. 64).
  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 314 (Amasya Belediyesi e-kitap, 1-4. ciltler, s. 178).

Akademik çalışmalar

  • Rahime Deveci, "Amasya Yöresi Düğünlerinde İcra Edilen Dansların Ritüel İşlevleri", Dede Korkut Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, sayı 31, Ağustos 2023, s. 72-101.
  • Biricik Taştan, Amasya İli Göynücek İlçesi Türk Halk İnanış ve Uygulamaları, yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun 2019 (doğum, evlenme, ölüm ve sünnet bölümleri).

Resmî kaynaklar

  • Amasya Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Genel Bilgiler ve yöresel kültür sayfaları: amasya.ktb.gov.tr.

Diğer kaynaklar

  • Mustafa Çağrıcı ve Ali Şafak, "Komşu", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 26, Ankara 2002, s. 157-159. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Kadın muhtardan geleneksel dayanışma örneği: Amasya'da yünler imeceyle havalandırılıyor", İşçi Haber (İHA kaynaklı), 6 Ağustos 2025. iscihaber.net
  • "Köyde ezber bozan gelenek: Kadınlar yemek yapmıyor, sofraya erkekler kuruyor", Milliyet (İHA kaynaklı), 7 Mart 2026.
  • "Amasya'da 151 yıllık ramazan geleneği 'sepet sallama' sürdürülüyor", Habertürk (Anadolu Ajansı kaynaklı), 25 Mart 2024.
  • Mehmet Taşan, "İmece Kültürü", Anadolu İzlenimleri, 27 Şubat 2025.
  • "İmece", Vikipedi, tr.wikipedia.org/wiki/İmece.

Çevrimiçi kaynaklar