Osmanlı şehrinde çarşı, dükkânların rastgele yan yana dizildiği bir alan olmaktan çok, kuralları yazılı ve yazısız biçimde belirlenmiş bir düzendi. Ortada sağlam duvarlı bir bedesten, çevresinde mal cinsine göre ayrılmış arastalar, yakında hanlar, bunların arasında cami, hamam ve çeşmeler yer alırdı. Bu yapıların hepsi bir vakfa bağlanabilir, gelirleri bir caminin ya da medresenin giderine ayrılabilirdi. Amasya çarşısı da bu düzenin Anadolu'daki belirgin örneklerinden biridir. Şehir, yüzyıllar boyunca Tarsus, Kayseri, Zile ve Samsun yönlerini birbirine bağlayan bir güzergâhın üzerinde durdu; Osmanlı döneminde ise hem şehzade sancağı olmasının getirdiği hareketlilikle hem de ipek ticaretiyle canlı bir pazara dönüştü.

Amasya'nın Ticaret Hayatı

XVI. yüzyılda Amasya'da bir boyahâne, bir şem'hâne ve bir darphane bulunuyordu; ipek dokumacılığı yaygındı. Şehir Azerbaycan-Bursa yolu üzerinde yer aldığı için İran'dan gelen ipekliler için de önemli bir pazardı. 1554-1555 yıllarında on ay içinde resmî yoldan şehre girip tartılan ipekli miktarı 10.632 lodraya, yani yaklaşık on beş tona ulaşmıştır. Bu rakam, çarşının yalnızca yerel ihtiyaca hizmet etmediğini, geçiş ticaretinden de pay aldığını gösterir. Evliya Çelebi XVII. yüzyılda Amasya'da yaklaşık 1060 dükkân ve işlek, zengin çarşılar bulunduğunu yazar; XIX. yüzyılın sonunda Vital Cuinet ise şehirde 2500'e yakın dokumacı saymıştır. 1863'te Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun üretimi için Amasya pilot bölgeler arasında seçilmiş, 1864'te de her yıl 15 Aralık'ta başlayıp ay sonuna kadar sürecek bir panayır kurulmuştur.

Şehrin büyüklüğü de bu tabloyu çerçeveler. 1520 tarihli tahrire göre Amasya'da 48'i Müslüman, 4'ü gayrimüslim olmak üzere 52 mahalle vardı ve nüfus, saray hizmetlileri ile askerî zümre dahil, yaklaşık sekiz bin kişiydi; Evliya Çelebi yüz elli yıl kadar sonra 48 Müslüman ve 5 Hıristiyan mahallesi saymıştır. Mahalle adlarının çoğu bir cami, mescit ya da bir şeyhin adından gelir; altısı ise doğrudan çarşı ve pazar adlarıyla anılır. Bu, ticaret alanlarının şehrin mahalle düzenini de biçimlendirdiğine işaret eder.

Çarşının Düzeni ve Pazar Alanları

Amasya'da çarşının çekirdeği bedestendir. II. Bayezid'in kapı ağalarından Hüseyin Ağa'nın 1483'te Helkıs Köprüsü'nün güneyindeki Kazancı Mahallesi'nde yaptırdığı bedestenin çevresinde gelişen pazar, Aşağı Pazar adıyla anılmıştır. Bu bölgeye canlılık getiren yapılar arasında Bayram Paşa Hanı, Bakırcıoğlu Hanı, Menzilci Mirza Hanı ve bir bezzâzistan sayılır. Daha sonra Kapan Hanı yöresinde Yukarı Pazar adlı ikinci bir pazar yeri kurulmuştur. XVI. yüzyılın başında Bozahâne Mahallesi'nde İbadullah adıyla bilinen bir pazarın, Devehâne Mahallesi'ndeki Aydın Mescidi ve hamamı yakınında da Kağnı (Kanlı) Pazarı denen bir pazarın bulunduğu bildirilir.

Bu dağılım Osmanlı şehrinin genel kuralıyla uyuşur. Bir şehirde ticaretin kalbi bedesten ve çevresindeki arasta ile hanlardı; haftanın belirli günlerinde yiyecek ve hayvan satılan pazar yerleri ise bu çekirdeğin yakınında kurulurdu. Çarşı bölgesinde büyüklüğüne göre birkaç cami ve hamam da bulunurdu. Amasya'da yargı işlerinin ayrı bir mahkeme binasında görüldüğü, Evliya Çelebi'nin Mahkeme Camii dediği yapının ise Burmalı Minare Camii olduğu belirtilir. Taşhan'ın güneyindeki bu camiyle kuzeyindeki Kilârî Süleyman Ağa Camii düşünüldüğünde, ibadet, adalet ve alışveriş yapılarının birbirine çok yakın durduğu anlaşılır.

Bedesten

Bedesten sözcüğünün bezzâzistan ya da bezistan kökünden türediği, yani bez satılan yer anlamına geldiği düşünülür. Yapı türü olarak bedesten, büyük şehirlerde bulunan, kıymetli kumaşların, silahın, süslü koşum takımlarının ve mücevherin alınıp satıldığı kâgir ve kubbeli bir çarşıdır. Halil İnalcık, bedestenin varlığını o şehirde uluslararası ticaretin bulunduğunun işareti sayar; Evliya Çelebi'nin şehirleri bedestenli ve bedestensiz olarak ayırdığı da aktarılır. Genel kural, İstanbul dışında her şehirde bir bedesten bulunmasıdır, oysa han sayısı çoktur. Amasya'nın bir bedesten taşıması, şehrin orta büyüklükteki kentlerin üzerinde bir yere konduğunu gösterir.

Bedestenin içinde kilitlenebilir bölmeler, yani sandık, dolap ya da kasa denen birimler bulunurdu. Tüccarlar ve zengin kişiler para, mücevher, altın ve gümüş eşyalarını buraya getirir, kiraladıkları bölmede saklardı. Esnaf loncalarının defterleri ve mahkeme kayıtları da burada tutulurdu. Kasaların iki anahtarı olur, biri bedesten muhafızında, diğeri kiracıda dururdu; uzun süre sahibi çıkmayan mallar ise devlet hazinesine kalırdı. Kalın duvarları, demirle kaplı kapıları, az sayıda ve yüksek pencereleri yüzünden bedesten çarşının iç kalesi gibiydi. Ahşap dükkânların sık çıkan yangınlarda yok olduğu bir ortamda, değerli malların güvende kalabileceği yer burasıydı.

Amasya Bedesteni'nin planı konusunda kaynaklar tam olarak uyuşmaz. Bir anlatımda yapı, iki büyük merkezî ayak üzerine oturan, dört kapılı ve altı kubbeli olarak tarif edilir; TDV İslâm Ansiklopedisi ise özgün yapıyı dört payeli ve dokuz bölümlü sayar, üç bölümün yitirildiğini yazar. İki anlatım yan yana konulduğunda bugün ayakta kalan kısmın altı birimden oluştuğu sonucu çıkar. Bedesten, kitabesine göre Hüseyin Ağa'nın vakıflarına gelir sağlamak için yaptırdığı bir yapıdır; Hüseyin Ağa'nın Amasya'da, İstanbul'da ve Edirne'de birçok hayratı vardı. 1668 depreminde ağır hasar gören yapıyı, 1864-1865'te Amasya mutasarrıfı olan şair Ziya Bey'in (Ziya Paşa) imar çalışmaları daha da kötü bir duruma soktu. Üzerindeki kurşunlar söküldü, kubbeler yıkıldı, yerine yapılan çatı bir süre sonra çöktü ve bina uzun süre açıkta kaldı; bu girişim hakkında şikâyet edildiği ve soruşturma açıldığı da kaydedilir. 1950'li yıllarda üç birim yıktırılıp yerine iş hanı yapılmış, 1957'de kalan bölüm için de aynı girişim yapılmak istenmiş ancak engellenmiştir. Vakıflar İdaresi 1970-1971 dolaylarında kalan kısmın kubbelerini yeniden yaparak yapıyı ayağa kaldırmıştır.

Hanlar ve Taşhan

Şehir içi hanları genellikle ortada bir avlu, avluyu çevreleyen revaklar ve revakların gerisindeki odalardan oluşan, iki katlı kâgir yapılardı. Alt katta ahır, depo ve dışa açılan dükkânlar, üst katta tüccarların konakladığı odalar bulunurdu. Kimi hanlarda mescit, şadırvan ve hamam da yer alırdı. Hanlar işlevlerine ya da içlerinde satılan mala göre Pamuk Han, Koza Han gibi adlar alır, küçük kervanları ağırlar, tüccara barınmanın yanı sıra depo, atölye ve perakende satış imkânı verirdi. Bir şehirde tek bedesten bulunduğu hâlde çok sayıda han bulunmasının nedeni budur; han, belirli bir esnaf ya da tüccar grubunun toplu olarak yerleştiği bir iş yeriydi.

Amasya Taşhan, bu klasik şemanın Anadolu'daki tipik örneklerinden biridir. Cümle kapısı üzerindeki kitabeden, 1699'da Amasya mutasarrıfı ve Cidde muhafızı Rahtvan Hacı Mehmed Paşa tarafından Mimar Mehmed Kalfa'ya yaptırıldığı anlaşılır; paşa yapıyı Ocak 1700'de evladına vakfetmiştir. Zemin katta avluya bakan 29 oda ve dışa açılan 29 tonozlu dükkân, üst katta 33 oda bulunur. 1761'de Hacı Yusuf Abdullah avlunun ortasına bir şadırvan ve üstüne mescit yaptırmış, 1771 tarihli vakfiye de yapının banisini, mimarını, oda ve dükkân sayılarını kayda geçirmiştir. 1915'teki büyük Amasya yangınında harap olan han, sonraki yıllarda tüccarların ve Ziraî Donatım Kurumu'nun deposu, bazı bölümleriyle de çeşitli zanaat kollarının atölyesi olarak kullanılmıştır. 2012 sonunda tamamlanan restorasyonla 53 oda ve 26 dükkânla yeniden açılmış, bugün odaları otel olarak, dükkânları çeşitli iş kollarında hizmet vermektedir.

Arasta Düzeni ve Meslek Sokakları

Çarşının düzeni en açık biçimde arastada görülür. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre sözcük Farsça ârâsten, yani düzenlemek ve sıraya koymak fiilinden gelir. Türkçede çarşı anlamını kazanmasının, ordugâhta kurulan ve askerî disiplin içinde düzenlenmiş pazardan ya da dükkânların karşılıklı iki sıra hâlinde dizilmesinden kaynaklandığı düşünülür. Arasta, üstü tonoz ya da çatıyla örtülü bir sokağın iki yanında karşılıklı sıralanan ve aynı cins malı satan dükkânların oluşturduğu çarşıdır. Bu nedenle terlikçiler arastası, kürkçüler arastası, baharatçılar arastası gibi adlarla anılırdı. Sonraki dönemlerde aralarına başka esnaf da karışsa, çarşının adı kalırdı.

Meslek sokağı düzeninin gerekçeleri pratikti. Müşteri aradığı malı tek bir yerde bulur, fiyatı yan yana dükkânlarda karşılaştırabilirdi. Aynı işi yapan esnaf birbirini gözetir, kalite ve ölçü konusunda karşılıklı denetim kurardı. Yönetim açısından da kolaylık vardı: bir meslek grubunun denetimi tek bir sokakta yapılabiliyordu. Osmanlı esnafı üretimin her aşamasında ayrı birliklere ayrılmıştı; deri işinde hayvanı sağlayan celep, kesen kasap, işleyen debbağ, mamul hale getiren kavaf ve saraç ayrı ayrı örgütlenirdi. Amasya'ya özgü arasta ve sokak adlarının tam listesi kullanılan kaynaklarda yer almaz. Mahalle adları ise düzenin izini taşır: Kazancı Mahallesi bedestenin bulunduğu bölgenin adıdır; Çıkrıkçı ve Kılınççı gibi meslek adlı mescitler, Bozahâne ve Devehâne gibi iş yeri adlı mahalleler şehrin meslekî dağılımını sezdirir. Bu adların hangi mesleğin yoğunlaşmasından doğduğu kesin olarak belgelenmemiştir.

Arastalar çoğunlukla vakıf eserlere gelir sağlamak için yapılırdı ve özellikle camilerin yakınına konurdu; amaç hem cemaati çekmek hem de caminin çevresine canlılık kazandırmaktı. Kapalı tip arastalarda sokağın iki ucunda, bazen ortada birer kapı, tonozlarda ya da duvarlarda küçük pencereler bulunurdu. Dükkânların önü çifte kepenkle kapanırdı. Gece kapatılan alt kepenk gündüz öne doğru açılınca tezgâh, üstteki yukarı kalkınca mal güneşten ve yağmurdan koruyan bir saçak olurdu. Dükkânlar önceleri ahşaptı; sık çıkan yangınlar ve büyük zararlar yüzünden kâgire çevrildi. Arasta mimari olarak bedestene benzer; ancak bedestende bulunan mahzen ve kiler hücreleri arastada yoktur, satılan mallar da daha az değerlidir.

Esnaf Teşkilâtı ve Ahilik Geleneği

Osmanlı esnafı, Selçuklu dönemi esnaf birliklerinin devamı olarak, rekabetten çok karşılıklı denetim ve yardımlaşma esasına göre örgütlenmişti. Ahilik, Anadolu'da XIII. yüzyılda şekillenen fütüvvet anlayışından doğan bir teşkilâttı; Kırşehir'deki Ahi Evran Zaviyesi'nin şeyhleri uzun süre bütün esnafın şeyhi sayılmış ve duacı, ahi baba, kethüda ve yiğitbaşı tayin etme, ustalık ve kalfalık icazeti verme yetkisini taşımıştır. Ahi Evran debbağ esnafının piri sayılır; her meslek kolunun bir piri olması bu geleneğin parçasıdır. İş ahlakı, kuralları fütüvvetnâmelerde yazılı olan vefa, doğruluk, cömertlik ve tevazu gibi vasıflara dayanırdı. Yalan, hile ve gıybet meslekten çıkarılmayı gerektiren davranışlar arasında sayılırdı.

Bir esnaf birliğinin başında şeyh bulunur, onun yanında kethüda, yiğitbaşı, işçibaşı, duacı ve ihtiyar ustalar yer alırdı. Kethüda birliğin idari ve mali işlerine bakar, esnaf arasındaki anlaşmazlıkları çözer, gerektiğinde kadıya ya da Divan-ı Hümayun'a taşırdı; esnaf tarafından seçilir, kadı tarafından sicile kaydedilirdi. Yiğitbaşı çırakların yetiştirilmesi, disiplin ve cezalandırma işleriyle ilgilenir, yeni ustaya şed kuşatırdı. İşçibaşı teknik tarafta çalışır, birliğin ürettiği malın kalitesini denetler, bozuk malın piyasaya sürülmesini önlerdi. Birliğin son iki üyesi ehl-i hibre ya da ehl-i vukuf adıyla anılan bilirkişilerdi; esnafla tüccar arasındaki anlaşmazlıklarda hakemlik yapar, malın kalitesine göre fiyat belirlemeye, yani narha katılırdı.

Çıraklık, kalfalık ve ustalık, törenle geçilen üç basamaktı. Çırak ustasına tam anlamıyla itaat eder, birliğin izni olmadan çalıştığı ustayı bırakamazdı. Mesleği iyice öğrenmedikçe dükkân açamaz, belirli bir süre sonra kalfalığa, bir süre daha çalıştıktan sonra törenle ustalığa yükselirdi. Usta olacak kalfaya yiğitbaşı dua ederek şed ya da peştamal bağlar, yeni ustanın yaptığı işler ustalara gösterilir, bunlar ustalar ve zengin esnaf tarafından satın alınarak yeni ustaya sermaye sağlanırdı. Dükkân ve tezgâh sayısı sınırlandırılmıştı; üretim de ihtiyaca göre yapılırdı. Bu örgütlenme esnafı tekelleşmeye ve içe kapanmaya götürebilirdi, ancak usta, kalfa ve çırak arasında mesleğin ve ahlakın aktarılmasını da sağlıyordu.

Denetim: Kadı, Muhtesip ve Çarşının Âdabı

Çarşı, kadının sorumluluğundaydı. Osmanlılarda kadı tayin edilen her yerde, ona yardımcı olan bir muhtesip, yani ihtisap ağası bulunurdu. Muhtesip çarşı ve pazarı dolaşır, ölçü ve tartıları, malın kalitesini ve narhlara uyulup uyulmadığını denetlerdi. Yeni iş yerlerinin açılması, ihtisabiyye adlı verginin toplanması, esnafın kıyafeti de onun görev alanına girerdi. Suçu saptanan esnaf, başkalarına ibret olması için çoğu zaman herkesin önünde falakaya yatırılırdı. Amasya'da bu işleyişin belgelerle nasıl uygulandığına dair özel bir ayrıntı kullanılan kaynaklarda yoktur; kadılık ve ihtisap kuralı ise bütün Osmanlı şehirleri için aynıdır.

Denetim yalnızca devletin elinde değildi. Edirne Selimiye ve Payas arastalarında olduğu gibi bazı çarşılarda, esnafın sabahları dükkânlarını açmadan önce toplanıp duacının okuduğu duaya katıldığı, dürüst iş yapacaklarına dair yemin ettikleri dua kubbeleri vardı. Amasya'da böyle bir yapının izi kaynaklarda anılmaz; ancak sabah duasıyla dükkân açma, esnaf geleneğinin yaygın bir âdetidir. Aynı ahlak anlayışının bir yansıması olarak, siftahını yapan esnafın müşteriyi yan dükkâna yönlendirmesi, komşunun hakkını gözetmenin örneği olarak anlatılır; bu anlatı Amasya'ya özgü bir belgeye dayanmaz, genel esnaf geleneği olarak aktarılır.

Çarşının Son Yüzyılları

XIX. yüzyılda eski düzenin dayanakları birer birer çözüldü. Ahilikle ilişkili terimler (ahi baba, yiğitbaşı, kethüda) uzun süre kullanılmakla birlikte teşkilât XVIII. yüzyıldan itibaren gedik adıyla anılan sisteme dönüşmüş, esnaf tekelleri XIX. yüzyılın ilk yarısında kaldırılmıştır. İhtisap Nezareti 1855'te kaldırılıp görevleri şehremaneti, yani belediye düzenine devredilmiştir. Amasya'da aynı yüzyılın ortasında Ziya Bey'in imar girişimleriyle bedestenin kubbeleri yıkılmış, 1915 yangını Taşhan'ı harap etmiş, 1950'lerde bedestenin bir bölümü iş hanına dönüştürülmüştür. Yapıların kurtarılması ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 1971 restorasyonu ve 2012'de tamamlanan Taşhan restorasyonuyla mümkün olmuştur.

Kronoloji

1483: Kapı ağası Hüseyin Ağa, Amasya Bedesteni'ni yaptırır (kitabe tarihi H. 888).

1520: Tahrir kayıtlarına göre şehirde 52 mahalle, yaklaşık 8000 nüfus.

1554-1555: On ay içinde resmî yoldan şehre giren ipekli, 10.632 lodra (yaklaşık 15 ton).

1668: Deprem, bedestende ağır hasar.

1699-1700: Rahtvan Hacı Mehmed Paşa Taşhan'ı yaptırır ve Ocak 1700'de vakfeder.

1761: Taşhan avlusuna şadırvan ve mescit eklenir.

1771: Taşhan vakfiyesi düzenlenir.

1863-1864: Amasya pamuk tohumu üretimi için pilot bölgeler arasında seçilir; panayır kurulur.

1864-1865: Ziya Bey'in imar çalışmalarında bedestenin kubbeleri yıktırılır.

1915: Büyük Amasya yangınında Taşhan harap olur.

1971: Vakıflar Genel Müdürlüğü bedesteni onarır.

2012: Taşhan'ın restorasyonu tamamlanır, han yeniden açılır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 5.
  • Tuba Akar, "Osmanlı Kentinde Ticari Mekânlar: Bedesten-Han-Arasta-Çarşı Mekânları", Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 7/13 (2009).

Resmî kaynaklar

  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Amasya Bedesteni".

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar