Amasya'da bir erkek çocuğun sünnet edilmesi, yalnızca dinî bir görevin yerine getirilmesi sayılmaz. Aile için çocuğun büyüdüğünün ilk açık işareti, mahalle ve akraba için bir araya gelme vesilesidir. Çocuğa özel giysiler giydirilir, çoğu zaman başına süslü bir taç konur, gün boyunca araçlarla ya da yaya alayla gezdirilir, evde davetliler ağırlanır. Bu şenliğin içinde ayrı bir yeri olan kirvelik ise sünnet masraflarını ve çocuğun yanında durma sorumluluğunu üstlenen kişiyle çocuğun ailesi arasında kurulan ve çoğu yerde kan akrabalığından daha sağlam sayılan bir bağdır. Amasya'ya özgü ayrıntılı bir derleme bulunmadığından yörenin kısa kültür kayıtları ile Türkiye genelindeki kirvelik araştırmaları yan yana okunmuş, hangi bilginin Amasya'ya, hangisinin genel geleneğe ait olduğu ayrıca belirtilmiştir. Padişah çocuklarının sünnet törenleri bu sayfanın konusu dışındadır, yalnızca halk geleneğiyle karşılaştırılmak üzere kısaca anılır.

Sünnetin Dinî ve Toplumsal Yeri

Sünnet, erkek çocuğun cinsel organının ucundaki fazla derinin alınması ameliyesidir. İslâm kültüründe Hz. İbrâhim'in uygulamasına dayandırılır ve hadislerde insanın fıtratına uygun işler arasında sayılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre fakihler arasında hükmü konusunda ayrılık vardır: Hanefî ve Mâlikîler sünnet, Şâfiî ve Hanbelîler vâcip der. Hanefîler bunu ezan gibi İslâm'ın sembol sayılan hükümlerinden kabul eder ve toplumun bütünüyle terk etmesine izin vermezler. Uygulamanın tarihi ise İslâm'dan çok öncesine, Eski Mısır'a, Sâmî toplumlara ve Araplar'ın İsmâil soyundan gelen geleneğine kadar uzanır; Tevrat'ta sünnet, Tanrı ile İbrâhim soyu arasındaki ahdin işaretidir.

Sünnet yaşı konusunda da görüş ayrılığı vardır. Bazı fakihler, çocuğun sünnet töreninin hâfızasında dinî motiflerle bezenmiş bir anı olarak kalmasının kişiliğine olumlu etki edeceğini düşünerek temyiz çağı ile bulûğ arasındaki dönemi daha uygun bulmuştur. Şâfiîler ise Hz. Peygamber'in torunları Hasan ve Hüseyin'i yedi günlükken sünnet ettirdiği rivayetine dayanarak doğumun yedinci gününü müstehap görür; öteki üç mezhepte bu rivayet kuvvetli sayılmamış, uygulama Yahudiliğe benzediği için mekruh kabul edilmiştir. Anadolu'daki halk uygulaması bu ikinci çizgiye yakındır. Amasya yöresinde kültür envanterlerinde sünnet yaşı çoğunlukla beş ile sekiz arasında, kimi anlatımlarda on iki yaşına kadar gösterilir ve işlem, çocuğun okulunun bulunmadığı yaz aylarına denk getirilir. Aynı ansiklopedi, Osmanlı'da şehzadelerin temyiz çağında sünnet ettirilip ondan sonra sancağa çıkarıldığını da kaydeder.

Sünnet vesilesiyle ziyafet verilmesi ve eğlence düzenlenmesi çok eski bir âdettir. Araplar'da bu ziyafete azîra denir ve müzik eşliğinde oyunlar oynanırdı. Hz. Ömer'in halifeliği döneminde def ve şarkı sesi duyunca nikâh mı sünnet mi diye sorduğu, ikisinden biri ise karışmadığı nakledilir. Sonraki fakihler ve dört mezhep imamı, dinî kuralların ihlaline araç yapılmaması şartıyla bu tür günlerde ziyafet vermeye ve eğlenmeye karşı çıkmamış, katılmayı çoğunlukla müstehap saymıştır. Türk toplumlarında sünnet törenine öteden beri önem verilmiş, sünnet düğünü çevresinde zengin bir gelenek oluşmuştur.

Amasya'da Sünnet Düğününün Gidişi

Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün yörenin geleneklerini anlatan sayfasına göre sünnet düğünleri genellikle hafta sonlarında yapılır. Sünnet olacak çocuk önce hamama götürülür, ardından sünnet elbisesi giydirilir. Gelen davetlilerle birlikte bir araç konvoyu oluşturulur ve çocuk arkadaşlarıyla birlikte çevrede dolaştırılır; sonra eve getirilir ve sünnet yapılır. Davetliler çocuğu ziyaret edip hediyelerini verir, yemekler ikram edilir, sazlı sözlü eğlenceler düzenlenir. Bazı aileler düğünü mevlit okutarak yapar, bazıları da mevlidi düğünden birkaç gün sonraya bırakır.

Bu gidiş, TDV'nin kirve maddesinde Anadolu geneli için anlatılan sıraya yakındır: çocuk hamama götürülür, sünnet günü at ya da arabayla gezdirilir, sünnetten birkaç gün sonra çocuğun tarafı kirveyi ziyaret edip armağanlar götürür. Kültür envanteri kaynaklarında yörede sünnet hazırlıklarının bir hafta öncesinden başladığı, çocuğun yatağının renkli tülbent, kâğıt ve ışıklarla süslendiği, sünnet elbisesinin en az bir hafta önceden alındığı da yazılıdır. Yemek olarak çorba, pilav, döner ve mevsim meyveleri sayılır. Düğün çoğunlukla cuma ile cumartesi ya da cumartesi ile pazar günlerini kapsayan iki günde tamamlanır; bir gece önce yapılan kına gecesinde akraba, yakın ve komşular toplanır, çocuk oynatılır ve eline kına yakılır. Bu kına anlatımı da Amasya sünnet geleneklerine ilişkin kayıtlarda geçer, ancak ayrıntısı yöreden yöreye ve aileden aileye değişir.

Sünnet düğününün süsleri de ailenin gücüne göre değişir. TDV'nin nahil maddesi, saray düğünlerinde bal mumundan yapılan süslü ağaçlar olarak bilinen nahilin halk düğünlerinde de bulunduğunu, her ailenin kendi maddî gücüne göre nahil yaptırdığını, sünnet düğünlerinde çocuğun ailesinin bunu yaptırıp sünnet evinin önüne taşıttığını ve bazı köylerde bu âdetin hâlâ görüldüğünü yazar. Amasya'da nahil geleneğinin yaşayıp yaşamadığına dair elimizde bir kayıt yoktur; bu bilgi Anadolu geneli içindir.

Kirve Kimdir

Kirvelik, bir çocuğun sünnet düğününün giderlerini başka bir aile büyüğünün üzerine almasıyla iki aile arasında kurulan itibarî akrabalıktır. Özdemir Nutku'nun TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi, kelimenin muhtemelen Farsça yoluyla Türkçe'ye geçtiğini, halk ağzında kivre biçiminde de kullanıldığını bildirir. Orhan Türkdoğan 1966-1969 yılları arasında yayımlanan makalesinde kelimenin kaynağı hakkında kesin bir kanıya varılamadığını söyler ve Farsça kir sözcüğünden Kürtçe aracılığıyla geçmiş olabileceği, ayrıca Ermenice, Rumca ve Hristiyan vaftiz babalığı gibi kurumlarla yakınlık kurulabileceği gibi çeşitli olasılıkları sıralar; hiçbirini kesinleştirmez. Türkçe Sözlük'ün de kelimenin kaynağını göstermediğini ekler.

Kirvenin başlıca görevi sünnet sırasında çocuğun kollarını elleriyle, bacaklarını kendi bacaklarıyla sıkıca tutarak sünnetçinin işini kolaylaştırmaktır. Kirveliğin yaygın olduğu kesimlerde buna sünnet düğününün masraflarını karşılamak, ailenin bütün fertlerine ve davetlilere armağan vermek eklenir. Kirve, çocuğun elbisesini alır, ailenin armağanlarını sünnetten önce gönderir, çoğu kez çocuğu hamama götürür ve düğün günü gezdirir. Törenden bir hafta önce yağ, pirinç, şeker gibi gıda maddelerini sünnet evine göndermek de görevleri arasındadır. Amasya'ya ilişkin kayıtlarda bu tablo şu biçimde yinelenir: kirve yakın akraba ya da çok samimi komşular arasından seçilir; sünnet elbisesini çocuğa kirve giydirir, çocuğun anne ve babasına, varsa dede ve ninesine, ailenin öteki bireylerine hediye verir; kirvenin maddî durumu elverişliyse masrafları o üstlenir. Kimi yerlerde ise kirve yalnızca çocuğu tutar, masraflara kısmen katılır.

Kirvelik teklifinin kimden geleceği bölgeye göre değişir. Bazen çocuğun babası güvendiği dostuna ya da yakınına öneride bulunur, bazen sünneti üstlenecek kişi kendiliğinden talip olur. Kirve adayı görüşülüp olumlu karşılık alındığında kirve olacak aile armağanlarla ziyaret edilir. İki aile arasında kararlaştırılan kirvelikten caymak bağışlanmaz bir davranış sayılır. Bu kural, kurumun hukukî ve toplumsal yönünü gösterir.

Kan Bağı Gibi Bir Akrabalık

Kirvelik bağını güçlü kılan inanç, sünnet kanının kirvenin eteğine bulaşmasıdır. TDV maddesine göre bu yüzden kirve kan bağından ayrılmaz sayılır ve bir tür kan kardeşliği olarak yorumlanır. Türkdoğan, Kars yöresinden aktardığı örneklerde kirvenin eteğine dökülen kanı bu bağın kutsallığının nedeni olarak gösterir; bazı yerlerde kirve çocuğun babasından da önemli bulunur, kardeşten de yakın tutulur. Aynı çalışmada kirvelik, kan akrabaları arasında kurulamayan bir bağ olarak tarif edilir; kirve, çocuğun dayısından ve amcasından bile daha yakın sayılır. Kirve aileden sayıldığı için evin kadınlarının ondan saklanmadığı, onunla birlikte yemek yenildiği, aileler arasında kapı baca bulunmadığı söylenir. Bu ifadeler Amasya için değil, kirveliğin güçlü yaşadığı yörelerin araştırmalarından alınmıştır.

Bağın bir sonucu evlilik yasağıdır. TDV'ye göre bazı yerlerde birbirine kirve olan ailelerin fertleri arasında evlenme yasaktır; hangi fertlerin evlenemeyeceğini belirleyen kurallar yöreden yöreye değişir. Amasya'ya ilişkin kayıtlarda kirvenin, çocuk büyüdüğünde ne kız verdiği ne kız aldığı belirtilir. Türkdoğan Kars'ta kivranın kızıyla evlenilemediğini, kirve verdiği çocuğun erkek kardeşinin de kirvenin kızına talip olamadığını yazar ve bunu, çocuğun kanıyla kirvenin elinin yıkanmış olmasıyla açıklar; yazar bu yasağı kan akrabalığı derecesinde bir bağlılığın ürünü olarak görür.

Kirveliğin bir toplumsal denge işlevi de vardır. TDV, bazen kan davası güden iki aile ya da aşiret arasında kirvelik kurulduğunu, böylece kanların bağışlanıp ailelerin barıştığını bildirir. Tunceli için yazılmış Kültür Portalı maddesi, kirveliğin o bölgede küskün ailelerin barıştırılmasında, eski husumetlerin kaldırılmasında ve aşiretler arası çatışmaların bitirilmesinde inançsal bir işlev gördüğünü anlatır. Tunceli'deki biçim Alevi inanç örgütlenmesiyle iç içedir ve Amasya'da aynı biçimde yaşadığını gösteren bir kayıt yoktur, ama kirveliğin bir sosyal barış aracı olarak kullanılması Anadolu'da geniş görülen bir işlevdir.

Denklik ve Karşılıklılık

Kirvelik çoğunlukla aynı sosyoekonomik düzeydeki insanlar arasında kurulur. Halk bunu "Deve dengine kalır, kirvelik denkten olur" sözüyle özetler. Yoksul bir baba varlıklı bir aileye kirvelik öneremez, onların çağrısını bekler. Türkdoğan ise başka bir tabloyu da anlatır: zengin ailelerin, sevap kazanmak amacıyla fakir çocukların sünnet masraflarını üstlendiği, yetimlere kirve olmanın dinî bir sorumluluk sayıldığı ve bu işin zenginin toplumdaki itibarını artırdığı örnekler vardır. Aynı yörelerde zenginin fakirin de kirvesi olması, iki ayrı denklik anlayışının birbirini tamamladığını gösterir: aynı düzeydeki aileler kirve olur, imkânı olanlar da yoksulun çocuğuna kirve olur.

Karşılık görevi de kuralın parçasıdır. TDV'ye göre çocuğun babası sünnetten sonra kirveye, onun harcadığından daha değerli bir armağan vermek zorundadır; aksi halde halk arasında onurunu ve itibarını yitirir. Bazı yörelerde baba sünnet masraflarını kirveyle paylaşır. Tunceli'de ise kirvenin yaptığı harcama aile tarafından sonradan karşılanır ve böylece kirvenin maddî açıdan sıkıntıya düşmesi önlenir. Bu uygulamalar, kirveliğin yük altında kalma değil, karşılıklı bir bağlanma olduğunu gösterir.

Kirvenin sorumluluğu sünnet gününden sonra da sürer. Çocuğun ailesi okutamıyorsa kirve eğitim giderlerini üstlenebilir, ona yol gösterebilir, iş ve meslek sahibi olmasında onu gözetip koruyabilir. Böylece kirve sünnet günü bittiğinde görevinden kurtulmaz; çocuğun büyüme çağı boyunca ikinci bir baba gibi davranması beklenir. Amasya'da "ikinci baba" ifadesinin yaygın olduğu, kirvenin çocuğun her şeyiyle ilgilendiği, aileler arasındaki bağın akrabalık olarak algılanıp kopmadığı kayıtlarda yer alır.

Amasya ve Çevresinde Kirvelik

Kirvelik kurumu Anadolu'nun her yerinde aynı güçle yaşamaz. TDV maddesi onu Dağıstan'dan Adana'ya, Tebriz'den Sivas'ın doğusuna uzanan bir coğrafyada en eski Türk geleneklerinden biri olarak anar; dar anlamıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yerleşmiştir. Sivas-Adana hattının batısında, Yörük olarak bilinen Türkmen topluluklarının yaşadığı yerlerde bunun hukukî ve sosyoekonomik anlamı kimi zaman sağdıç sözüyle karşılanır; Edirne'de sağdıca kirve denmesi bunun örneğidir. Batı Ege'de Avşar ve Kaçar Yörükleri kirveye sünnet babası der ve bu kişinin kirvelikteki gibi bir akrabalık bağı oluşturmadığı, ama hediyeler veren, saygı gören biri olduğu belirtilir.

Amasya bu haritanın orta kuşağındadır. TDV, Denizli, Afyon, İzmir, Konya, Samsun, Giresun, Ordu, Kastamonu, Bolu, Antalya, Bursa ve Manisa illeriyle çevrelerinde kirve sözünün kullanılmadığını, çocuğu sünnet sırasında yakınlarının ya da en yürekli kişilerin tuttuğunu, dinî törenlerin ve hediyelerin bulunduğunu ama kirveliğin sosyal ve ekonomik işlev taşımadığını yazar. Amasya bu sayılan illerin arasında değildir. Türkdoğan'ın araştırması ise göçler ve çeşitli yerleşme nedenleriyle Sinop'un Ayancık ve Amasya'nın Merzifon ilçelerinde kirveliğin gerçek önemini sürdürdüğünü bildirir; Oğuzlar bölgesinde, özellikle Çorum, Kayseri, Mersin, Adana, Tokat ve Yozgat'ta da kurumun var olduğunu ekler. Bu kayıtlara bakılırsa Amasya'da kirvelik bütün ilin ortak kurumu olmaktan çok, Merzifon gibi yer yer güçlü yaşayan, komşu Tokat, Çorum ve Yozgat çizgisine yakın bir gelenektir; bu değerlendirme kaynakların dolaylı bir okumasıdır.

Yozgat'tan aktarılan bir deyim, kurumun gündelik dile ne kadar karıştığını gösterir. Türkdoğan'a göre orada "keyfimin kivresi misin" denir ve bu söz Anadolu'daki "keyfimin kâhyası mısın" sözünün değişik bir biçimidir; kirvenin her şeye karışabileceğini anlatır. Amasya'da bu deyimin kullanıldığına dair bir kayıt bulunmuyor.

Amasya ilçelerinden Taşova'da İyilik Hareketi Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği'nin her yıl düzenlediği sünnet şöleni, geleneğin günümüzdeki bir yüzünü gösterir. Dernek, ailelerin başvurusunu alıyor; çocukların sünnet işlemleri evlerinde sağlık personeli eşliğinde yapılırken kıyafet, ayakkabı ve hediye gibi ihtiyaçları hayırseverlerin katkısıyla karşılanıyor. Dernek başkanı bu işi anlatırken herkesi "bir çocuğun umudu ve kirvesi olmaya" çağırır. Kirve sözcüğünün Taşova'da bugün hayırseverlik anlamında kullanılması, Türkdoğan'ın tarif ettiği zenginin fakirin kirvesi olması geleneğinin yeni bir biçimi gibi okunabilir. Bu bir yorumdur; haber bunu kirvelik geleneğinin devamı olarak nitelemez.

Kirvelik ve Başka Yörelerin Töreni

Kirvenin sünnetteki en canlı biçimlerinden biri Tunceli'dedir. Kültür Portalı maddesine göre orada kirvelik, Alevi inancında yorum kazanmış bir ikrar olayıdır ve daha çok peygamber dostluğu diye anlamlandırılır. Sünnet düğününden bir gün önce ya da düğün günü honca denen alçak sehpanın etrafında yemin edilir. Sehpanın üstüne bir tepsi konur, içine havlu ve mendil serilir, kenarına sabun yerleştirilir; kesilen kurbandan bir parça da getirilir. Dede kıbleye dönüp duaya başlar, kirve ailesi ve çocuğun ailesi arkada saf tutar. Duadan sonra tepsiye para atılır ve toplanan para seyitlere, sünnetçiye ve düğünde hizmet edenlere dağıtılır. Bu töreni kirve olacak aileye elma ya da çıra göndermek ve on iki imamı temsilen on iki kuruş vermek gibi âdetler tamamlar. Bu düzen Amasya için anlatılanlardan hayli farklıdır; kirveliğin her yerde aynı törenle yapılmadığını, aynı kelimenin farklı inanç ve toplum yapılarında ayrı biçimler aldığını göstermek için anılır.

Saray Sünnetleri ile Halk Sünneti

Osmanlı'da şehzadeler ve devlet büyüklerinin çocukları için düzenlenen sünnet düğünleri çok görkemli olurdu. Surnâme adı verilen manzum ya da mensur eserler padişah çocuklarının doğum ve sünnet törenlerini, padişah kızlarının düğünlerini anlatır; en eski örnekleri III. Murad'ın oğlu III. Mehmed'in 1582 sünneti için Âlî Mustafa Efendi ile İntizâmî'nin yazdıkları eserlerdir. Bu şenlik elli beş gün elli beş gece sürmüştür. Surnâmelerin ortak konuları arasında ferman çıkarılması, davetli listesi, ziyafet düzeni, esnaf alayı, cambazlar, at yarışları, cirit, müzik, havai fişek ve fener alayları sayılır. 1675'te IV. Mehmed'in şehzadeleri Mustafa ile Ahmed için yapılan sünnet on beş gün sürmüştür. Şehzadelerin Amasya'da sancakbeyliği yaptığı dönemlerdeki sünnet törenleri ayrıca ele alınacak bir konudur; burada yalnızca halk düğünüyle karşılaştırma için anılmıştır.

Ortak yanlar dikkat çekicidir. Hem sarayda hem köyde hamam, giyim, alay, ziyafet, hediye ve müzik bu töreni kuran öğelerdir. Fark ölçektedir: saray günlerce süren şenlikler kurar, halk töreni kendi imkânı kadar yapar. Amasya'da kirvenin hazırladığı elbise, düzenlenen konvoy ve kurulan sofra, aynı yapının mahalle ölçeğindeki karşılığıdır. Kirvelik ise halk geleneğinde iki aileyi birbirine bağlayan ve törenden sonra da süren yönüyle bu ortak yapının ayrı bir parçasıdır.

Bilinenler ve Eksikler

Amasya'da sünnet düğünü ve kirvelik üzerine yöreye özgü, alan çalışmasına dayanan geniş bir derleme bulunmamaktadır. Elde olan bilgi, Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Kültür Portalı'ndaki kısa kayıtlar, TDV maddeleri ve Türkdoğan'ın Merzifon'a değinen tek cümlesinden ibarettir. Hangi köyde kirvenin hangi görevi yüklendiği, kirveye hangi hitapla seslenildiği, evlilik yasağının hangi derecede uygulandığı, kirvelik sözleşmesinin nasıl yapıldığı gibi ayrıntılar kaynaklarda yer almaz. Merzifon dışındaki ilçeler için de ayrı bir kayıt görülmemiştir. Bu eksiklik, yöre halkından yapılacak derlemelerle giderilebilir; o zamana kadar yazılanlar geniş Anadolu araştırmalarının Amasya'ya uyarlanmış okumasıdır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar