Giriftzen Âsım Bey, 1851'de Teselya'nın Yenişehir kasabasında doğdu, 1929'da İstanbul'da öldü. Hayatı birbirinden ayrı görünen üç mesleğe yayılmıştı: Mevlevîhâne terbiyesiyle yetişmiş bir neyzendi, Osmanlı itfaiyesinde subay olarak görev yaptı, ömrünün yirmi yıldan fazlasını da Amasya'da geçirip orada bir musiki topluluğunun çekirdeğini oluşturdu. Adını taşıdığı çalgı, yani girift, Türk musikisinde neyin kısa ve zor çalınan bir türüdür ve Âsım Bey'den sonra üfleyeni kalmamış, bugün yalnızca müzelerde ve özel koleksiyonlarda durmaktadır. Amasya ile bağı ise bir tercihten çok bir sürgünle başladı, sonra bir yerleşmeye dönüştü.
Yenişehir'den İstanbul'a
Âsım Bey'in doğduğu yer kaynaklarda Teselya, Tesalya Yenişehri ya da Yenişehir-i Fenâr olarak geçer; bugün Yunanistan'daki Larissa şehridir. Babası Muhzırbaşızade Ali Efendi'dir. Çocuk yaşta musikiye ilgi duydu ve Yenişehir Mevlevîhânesi'ne devam etmeye başladı. Kendi anlatımına göre on dört yaşındaydı, hanenin âyinlerini dinlemekten zevk alıyor, bir gün âyin ve naat okuyanların arasına karışıyordu. Sesinin güzel olduğunu söylediler. Yûsuf Paşa'nın çırağı Hasan Dede'den ney dersi almaya başladı. Üçüncü ayda şeyh, âyinde taksimi Âsım'a bırakmalarını emretti ve genç, o günden sonra kimi zaman çaldı, kimi zaman okudu. TDV İslâm Ansiklopedisi bu başarının yaşını on üç olarak verir ve şeyhin ney taksimlerini ona yüklediğini üç dört aylık bir eğitimin ardından anlatır; yaş farkı, anlatıcının hatırasıyla ansiklopedi maddesinin kayda geçirişinden doğmuş olmalıdır.
Mevlevîhânenin şeyhi, şair Nazif Efendi idi. Genç Âsım onun teveccühünü kazandı ve ondan Mesnevî okudu. Adını bildirmediği bir Fars hocadan da Gülistan'ı okuduğunu, bunun kendisine birkaç yıl "tahsil-i kemâle" hizmet ettiğini söyler. Mevlevî âyin geleneği, Farsça ve Mesnevî okumaları, sonraki hayatında pek göze çarpmayan ama musikisinin zeminini oluşturan birikimdir. On yedi yaşlarında Maliye Nezâreti'nde bir görev alarak İstanbul'a gitti. Bir süre sonra İzmir ve Aydın'a atandı, burada üç yıl kadar idarî işlerde çalıştı. Askerlik çağı geldiğinde İzmir'de komutan olan dayısı Miralay İbrâhim Bey'in yanına gitti. Askerî hesap memuru olarak çalışırken mülâzım rütbesiyle subay oldu.
İtfaiyede Bir Neyzen
1872'de İstanbul'a döndü ve Sultan Abdülaziz'in kurduğu itfaiye teşkilâtına yüzbaşı olarak girdi. Kendi hatıralarına göre ilk başta bu görevi "tulumbacılık" diye kabul etmek istemedi. Âmirleri ısrar etti, o da kabul etti ve uzun yıllar itfaiyede hizmet etti. Hatıralarında teşkilâtı kuran kişi olarak Macar asıllı Ziçni Paşa anılır; ansiklopedi maddeleri ise teşkilâtın kuruluşunu Abdülaziz dönemine bağlar. İtfaiye bu yıllarda yeni bir kurumdu; Âsım Bey'in başta çekimser kalmasının nedeni, işi eski tulumbacılıkla özdeşleştirmesiydi.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na bölük kumandanı olarak katıldı. Savaştan döndüğünde binbaşı rütbesiyle itfaiye kumandanlığına getirildi. Kaynaklar bu görevi bazen İstanbul İtfaiye Kumandanlığı, bazen Üsküdar itfaiye kumandanlığı diye anar. Bir hatırasında en son görev yerini Üsküdar'da binbaşı olarak belirtir. Savaşa giderken kolay taşınabilir bir çalgıya sahip olmak, onu giriftle buluşturan etkenlerden biri oldu.
Girift Nedir
Farsçada "birbirine bağlı, iç içe girmiş, karışmış" anlamına gelen girift, ney gibi kamıştan yapılan nefesli bir sazdır. Ney ailesindeki bolâhenk nısfiyeden de küçüktür (yaklaşık 520 mm); şah neyin (858 mm) ve dâvud neyin (910 mm) kabaca yarısı kadardır. Ney gibi yan tutularak, aynı dudak ve baş pozisyonuyla üflenir; manda boynuzundan yapılan ve sazın baş tarafına takılan başpâre aracılığıyla nefes sazın içine verilir. Ney ve girifti başpâre ile üflemek yalnız Türk neyzenlerine mahsus bir usuldür. Süleyman Erguner'in TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre sazın adı, büyük olasılıkla icrasının güçlüğünden gelir: ses alanı neye göre dardır, parmak pozisyonları daha güç ve farklıdır, bu yüzden iyi bir icrada dudak ve parmak kabiliyeti belirleyicidir.
Girift genellikle altı boğumludur, ama dört, beş, yedi ve dokuz boğumlu örnekleri de vardır. Ön yüzde yedi, arkada bir olmak üzere toplam sekiz perde deliği bulunur. Öndeki altı delik aynı eksende, yedinci delik ise biraz yana, sol tarafa açılmıştır ve girifti neyden ayıran önemli ayrıntılardan biri budur. Konya Mevlânâ Müzesi'ndeki örnek 39,5 santimetre uzunluğundadır. Boyunun kısalığına rağmen sesi neyden daha boğuk ve buruktur; ses alanı kimi örneklerde bir buçuk, kimilerinde iki oktavdır. Sazı çalana giriftzen denir. Osmanlı sarayındaki küme fasıllarında zaman zaman ney, zaman zaman girift kullanıldığı bilinir. XVIII. yüzyıldan itibaren daha çok rağbet gördüğü anlaşılan bu sazı ustaca üfleyenler arasında Mehmed Nûri Efendi, Musâhib Said Mehmed Efendi, Üsküdarlı Rızâ Bey, Hacı Fâik Bey ve Âsım Bey anılır. Nâbî'nin "Nâm-âver iken girift ile mey / Çaldı galebe girift ile ney" beyti ile Enderunlu Vâsıf'ın "Feryâd-ı girift olsa da dünyâda müessir / Nây-ı dil-i nâlânıma nisbet ne düdüktür" beyti, sazın edebiyatta da yer aldığını gösterir. Girift kelimesi ayrıca iç içe geçmiş motiflerle yapılan tezyinat tarzı ile harfleri sıkıştırılıp birbirine geçirilmiş yazı için de kullanılır.
Giriftzen Lakabı
Âsım Bey'in ney hocalarından ilki, Neyzen Yûsuf Paşa'nın talebelerinden Hasan Dede idi. İstanbul'a geldikten sonra meşhur neyzen Sâlim Bey'den meşk etti. Osmanlı-Rus Savaşı için İstanbul'dan ayrılırken hocası Sâlim Bey, yanında kolayca taşıyabilmesi için ona bir girift hediye etti. Âsım Bey savaş yıllarında bu sazla meşgul oldu ve iyi bir giriftzen olarak döndü. Saz ile adı o kadar birleşti ki Giriftzen Âsım Bey diye ün kazandı; ansiklopedi maddesi onu giriftin son üstadı sayar. Girift o günden sonra yeni bir üfleyen bulamamıştır ve Erguner, bu sazın yeniden Türk musikisine kazandırılmasının büyük bir hizmet olacağını yazar.
Savaştan sonra İstanbul'un musiki meclislerine devam etti. Neyzen Yûsuf Paşa, Hacı Ârif Bey, Bolâhenk Nûri Bey, Tanbûrî Ali Efendi ve Medenî Aziz Efendi gibi üstatlarla arkadaşlık kurdu ve onlardan yararlandı. Tanbûrî Cemil Bey ve Kemânî Tevfik Bey'le oluşturduğu grup, Türk musikisini Avrupa'da tanıtmak için konserler hazırlıyordu. Mûsâ Süreyyâ Bey'in biyografisine göre toplantılar Cemil Bey'in evinde, Âsım Bey ve Kemânî Tevfik Bey'le birlikte yapılırdı. Ne var ki katılanların hastalanması yüzünden Avrupa gezisi gerçekleşmedi ve girişim sonuçsuz kaldı.
Müşir Fuad Paşa ve Amasya Sürgünü
Âsım Bey'in İstanbul'daki dostlarından biri, Ayân azası Müşir Fuad Paşa idi. İkisi musiki alanında fikir ve bilgi alışverişinde bulunuyor, aralarındaki dostluk giderek sağlamlaşıyordu. II. Abdülhamid'e Fuad Paşa hakkında bazı ihbar ve şikâyetler ulaştı ve paşa sürgüne gönderildi. Paşaya yakınlığıyla bilinen Âsım Bey de sürülenler arasında yer aldı ve Amasya'da ikamete mecbur edildi.
Sürgünün tarihi kaynaklarda ayrışır. Bir grup kaynak ve yerel anlatı 1883 yılını verir, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin maddesi ise 1900 yazar. Âsım Bey'in kendi anlatımında Amasya'da "25 sene kadar" kaldığı belirtildiğine ve dönüş 1908 Meşrutiyeti'ne denk geldiğine göre 1883 tarihi bu süreyle daha uyumlu görünür. Amasya'da geçirdiği sürenin yirmi yıldan fazla, yaklaşık yirmi beş yıl olduğu birçok kaynakta ortak bilgidir. Sürgün hâli 1908'e kadar sürdü.
Anlatıldığına göre Âsım Bey, sürgünün sarsıntısını atlatır atlatmaz kendine yakın hissettiği kişilerle dostluk kurdu. Geçici olarak kaldığı çiftliğine hemen hemen her gün kırk elli kadar misafir gelir, o da musiki talimleri yapardı. Amasya'nın musikişinas aileleriyle ilişkisini sıklaştırdı ve çalışmaları zamanla "Amasya Mûsikî Cemiyeti" adı altında toplandı. Aynı yıllarda eşini kaybetti; Amasyalı dostlarının yardımıyla Lütfiye Hanım'la evlendirildi. Her iki evliliğinden toplam yirmi dört çocuğu oldu. Bir söyleşide o sırada sekizinin hayatta olduğu, yedisinin musiki ya da sahne sanatçısı olarak yetiştiği belirtilir.
Amasya Mûsikî Cemiyeti
Âsım Bey Amasya'da musiki zevkini ve merakını uyandıran isim olarak anılır; yıllarca bir idealist gibi musiki öğretimiyle uğraştı ve çok sayıda çırak yetiştirdi. Kanun çalmayı ve musikinin bütün usullerini öğrettiği talebeleri arasında İsmail Safa Olcay vardı; İstanbul'a dönüşünde onu beraberinde götürdü, o dönemin tanınmış musikişinaslarından Vitali ve Artaki Candan'la tanıştırdı ve onlardan ders almasını sağladı. Sürgün 1908'de sona erdiğinde İstanbul'a döndü ve eski görevi olan itfaiye kumandanlığına bu kez albay rütbesiyle başladı.
Emekli olunca tekrar Amasya'ya yerleşmeye geldi. Bu geri dönüşün gerekçesi olarak Amasyalıların sıcakkanlı ve samimi olduğu, musikiye ve dostluğa önem verdikleri gösterilir. 1916'da, kendi evinde daha sonra Amasya Mûsikî Cemiyeti adını alacak topluluğu bir araya getirdi ve cemiyetin fahrî başkanlığını yaptı. Cemiyetin kurucuları arasında anılan Udî Hulûsi Bey (Tiryaki) başkanlık etti. Topluluğun enstrümanistleri arasında Nısfıye Dede Sâmi, Âmâ Mehmet, Udî Tahsildar Mustafa Efendi, Karavaiz İsmail Efendi, Alişan Efendi ve Nişan Efendi; hanendeler arasında Çuhacıoğlu Terzi Sabri, Hâfız Memduh ve Topuzubüyük Mustafa bulunuyordu.
Cemiyetin başlangıcına ilişkin iki anlatı vardır: biri sürgün yıllarında çiftlikte başlayan toplantıları cemiyetin tohumu sayar, öteki 1916'daki toplanmayı kuruluş tarihi olarak alır. İkisi birbirini dışlamaz; sürgünde başlamış gayriresmî bir çalışma, emeklilik döneminde adı ve yeri olan bir topluluğa dönüşmüş olabilir. Kaynakların bu noktada kesin bir belge göstermediğini de belirtmek gerekir.
1924'te Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve eşi Lâtife Hanım Amasya'yı ziyaret ettiğinde, konuk edildikleri Belediye Konağı'nda Âsım Bey ve topluluğu Türk sanat musikisinden örnekler sundu. Anlatıya göre paşa ve Lâtife Hanım konserden büyük beğeni duydu.
Besteleri
Âsım Bey'in saz ve söz eserlerinden kırk üçünün notası günümüze ulaşmıştır. Melodilerinin çok zengin ve renkli olduğu, çeşitli ritimlerle kurduğu şarkılarda kendine mahsus bir incelik, zarafet ve şuhluk hissedildiği söylenir. Şarkılarını zorlanmadan, çabuk bestelediği anlatılır. Bunun örneği olarak aktarılan hikâyeye göre bir gün sultanlardan birinin sarayına çağrılmıştı. Kafes arkasından onu dinleyen sultan, derhal bir şarkı yapıp yapamayacağını sordu; genç sanatçı oracıkta güfteyi yazdı ve Rast makâmında besteleyip okudu: "Serta kadem ey pembe ten / Mecburun oldum işte ben / Lütfeyle gel ey gül beden / Virâne gönlüm eyle şen." Bu hikâye bir saray rivayetidir ve başka bir kaynakla doğrulanmış değildir.
En çok bilinen eseri, Uşşak makâmındaki "Cânâ rakîbi handân edersin" şarkısıdır. Sözleri şöyledir: "Cânâ rakîbi handân edersin / Ben bi-nevâyı giryân edersin / Bîgânelerle ünsiyet etme / Bana cihânı zindân edersin." Bugünkü dille, sevgiliye seslenen bir âşık rakiplerini güldürüp kendisini ağlattığından yakınmaktadır ve yabancılarla düşüp kalkma demektedir, çünkü bu tavır onun için dünyayı zindana çeviriyor. Anlatıya göre Mustafa Kemal daha Selânik'te çocukken bu şarkıyı duymuş, çok sevmiş ve okumasını öğrenmişti. Yıllar sonra Çankaya Köşkü'nde ve Yalova'da bunu ses ve saz sanatçılarına çaldırır, söyletir, kendisi de onlara katılırdı. Yakın çevresinden bazıları bu şarkının onun ilk aşklarından biriyle ilişkili olduğunu söylerdi. Bu son bilgi kesin bir tanıklığa dayanmayan bir çevre rivayetidir.
Âsım Bey yalnız sanat musikisi eserleri bestelemekle kalmadı. Milli Mücadele'nin zaferle sonuçlanmasından sonra kabul edilen İstiklâl Marşı için de bir beste yaptı; bu beste, bugün okunmayan besteler arasında yer alır. Çağdaş Türk müziği bestecilerinden Hasan Ferit Alnar'ın "Kanun Konçertosu"nun ilk bölümünü Âsım Bey'in "Rast Peşrevi"nden etkilenerek yazdığı da söylenmektedir; bu bilgi de kesin bir belgeye dayandırılmamıştır.
Çocukları
Yirmi dört çocuğun birçoğu sanat hayatına girdi. Mûsâ Süreyyâ Bey, Cevad Âsım Bey, radyo sanatçısı Âsım Yücesoy, piyanist ve besteci Nihal Erkutun, müzik öğretmeni Selahattin Yücesoy ve tiyatro sanatçısı Muazzez Kurtoğlu bunların arasındadır. Giriftzen Âsım Bey, Işıl Yücesoy ve Cem Kurtoğlu'nun da dedesidir.
Mûsâ Süreyyâ Bey
Çocuklarının en tanınmışı Mûsâ Süreyyâ Bey'dir. 1884'te Üsküdar'da doğdu. Üsküdar Merkez Rüşdiyesi ve Üsküdar İdâdîsi'nde okudu. Küçük yaşta musikiye yeteneği babasının dikkatini çekti; babasından ve ağabeyi İbrâhim Sâbir Efendi'den (kimi kaynaklarda Mustafa Sabir) ders almaya başladı. Babasından musiki nazariyatı ile birlikte girift çalmayı öğrendi ve bu sazda iyi bir icracı oldu. Babasıyla birlikte Yûsuf Paşa, Hacı Ârif Bey, Zekâizâde Hâfız Ahmed Irsoy Efendi, Müezzinzâde Rifat Bey ve Bolâhenk Nûri Bey gibi üstatların katıldığı meclislere devam etti; Tanbûrî Cemil Bey'in evinde babası ve Kemânî Tevfik Bey'le yapılan meşkler de geniş bir repertuvar kazanmasında etkili oldu. Hüseyin Sadettin Arel, Mesut Cemil Tel ve Ruşen Ferit Kam onu son yüzyılda yaşamış musikişinaslar arasında klasik bilgi ve görgüsü en yüksek sanatkâr diye tanımlar.
1910'da devlet tarafından musiki öğrenimi için Berlin'e gönderildi ve Prusya Kraliyet Akademisi ile Stern Konservatuvarı'ndan mezun oldu. Yurda dönünce Çapa Kız Muallim Mektebi, Erkek Muallim Mektebi, Mülkiye Mektebi, Selçuk Kız Lisesi ve Tiyatro Meslek Mektebi'nde ders verdi. 14 Eylül 1923'te İstanbul Şehremaneti'ne bağlı olarak ikinci kez faaliyete geçirilen Dârülelhân'ın (1927'den sonra İstanbul Konservatuvarı) müdürlüğünü üstlendi, musiki tarihi ve kompozisyon dersleri verdi. Türk musikisinin Batı musikisinden yararlanması gerektiğini, ancak bu yeniliklere yönelirken Türk musikisinin özünden ve ruhundan ödün verilmemesi icap ettiğini savunurdu. Bestelerinden "Sen sanki bahârın gülüsün, şen çiçeğimsin" hüzzam, "Tâc-ı hüsnün hükmeder şâirlerin dîvânına" mâhur ve "Sûziş-i aşkınla ben nâlân iken" nihâvend şarkıları repertuvarlarda hâlâ yer alır. 1919'da bestelediği, sözleri Cemal Ethem Yeşil'e ait marş önce "Vatan Marşı" diye anıldı, sonra Mülkiye Marşı olarak Mülkiye Mektebi'nin marşı oldu. Hiç evlenmeyen Mûsâ Süreyyâ Bey, vefatından yaklaşık iki yıl önce kalp rahatsızlığı yüzünden müdürlükten ayrıldı, derslerine devam etti ve 2 Aralık 1932'de Lâleli'deki evinde öldü. Merkezefendi Mezarlığı'na defnedildi. Müdürlükten ayrılış tarihini bir kaynak 1931 olarak verir.
Son Yılları
İstanbul'daki yaşlılık günlerini anlatan Ruşen Ferit Kam, Âsım Bey'in yaşlılığına rağmen yatağa düşünceye kadar dinçliğini koruduğunu, Lâleli yokuşunu hızlı ve sert adımlarla indiğini, apartman merdivenlerini tek solukta çıktığını yazar. Dönemin gazetelerinden İkdam 1925'te, Vakit 1926'da kendisiyle ilgili bir ziyaret yazısı ve bir mülâkat yayımlamıştır. Bir ziyaret için gittiği İstanbul'da hastalandı ve 26 Şubat 1929'da hayatını kaybetti. Merkezefendi Mezarlığı'na defnedildi. Ölümünden sonra adı Aksaray civarında bir sokağa verildi.
Amasya'daki özel eşyalarından girifti bugün Amasya Müzesi'nde, piyanosu ise Amasya Lisesi Müzesi'ndedir. Diğer eşyalarının akıbeti bilinmemektedir. Yerel bir kaynakta çaldığı sazla anılan Giriftzen lakabının, halka mal olmuş eserleriyle birlikte onu "daima aranan, sevilen ve eskimeyen" sanatkârlar arasında tuttuğu yazılır.
Kronoloji
1851: Yenişehir'de (Teselya) doğdu; babası Muhzırbaşızade Ali Efendi.
1864-1865 dolayı: Yenişehir Mevlevîhânesi'nde musiki öğrenimine başladı (on üç ya da on dört yaşında).
1872: İstanbul'da yeni kurulan itfaiye teşkilâtına yüzbaşı olarak girdi.
1877-1878: Osmanlı-Rus Savaşı'na bölük kumandanı olarak katıldı; hocası Sâlim Bey'in hediye ettiği giriftle ilgilendi.
1883: Müşir Fuad Paşa'nın sürgünü sırasında Amasya'ya sürüldü (TDV maddesi bu tarihi 1900 olarak verir).
1884: Oğlu Mûsâ Süreyyâ Bey Üsküdar'da doğdu.
1908: Meşrutiyetin ilânıyla İstanbul'a döndü, itfaiye kumandanlığına albay rütbesiyle başladı.
1916: Amasya'da evinde, sonradan Amasya Mûsikî Cemiyeti adını alacak topluluğu bir araya getirdi.
1924: Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve Lâtife Hanım'ın Amasya ziyareti sırasında konser verdi.
26 Şubat 1929: İstanbul'da öldü, Merkezefendi Mezarlığı'na defnedildi.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Nuri Özcan, "Âsım Bey, Giriftzen", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/asim-bey-giriftzen
- Süleyman Erguner, "Girift", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/girift
- Nuri Özcan, "Mûsâ Süreyyâ Bey", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/musa-sureyya-bey
Resmî kaynaklar
- Salih Bora, "Giriftzen Âsım Bey" (Amasya Belediyesi'nin Amasya'nın Ünlüleri sayfasından aktarma): https://www.salihbora.com/giriftzen-asim-bey/
Diğer kaynaklar
- Giriftzen Asım Bey maddesi, Vikipedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Giriftzen_Asım_Bey
- Musa Süreyya Bey maddesi, Vikipedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Musa_Süreyya_Bey
Çevrimiçi kaynaklar








