Çandarlı İbrahim Paşa, Osmanlı devletine bir asırdan uzun süre vezir ve vezîriâzam yetiştiren Çandarlı ailesinin bu makama yükselen son temsilcisidir. Aynı adı taşıyan ve II. Murad'ın ilk yıllarında vezîriâzamlık yapan dedesinden ayırmak için kaynaklarda "Genç" ya da "II." diye anılır; Amasya kayıtlarında ise çoğunlukla "Halil Paşazâde İbrahim Çelebi" veya "Halil Paşazâde İbrahim Paşa" adıyla geçer. Babası Çandarlı Halil Paşa'nın İstanbul'un fethinden hemen sonra idam edilmesiyle ailenin itibarı sarsılmış, İbrahim Çelebi uzun yıllar kadılık ve ilmiye görevleriyle yetinmek zorunda kalmıştı. Onu yeniden devletin üst kademelerine taşıyan yolun önemli bir durağı Amasya oldu.

İbrahim Paşa'nın Amasya ile bağı, Fatih Sultan Mehmed'in oğlu Şehzade Bayezid'in, yani geleceğin II. Bayezid'inin, bu şehirde sancakbeyi olduğu yıllara dayanır. Kaynaklar onu Bayezid'in Amasya'daki lalası olarak kaydeder: devlet tecrübesiyle genç şehzadeye yol gösteren, divanını ve sancağın işlerini yöneten kişi. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi, onun bu şehirdeki görevlerini daha da ayrıntılı verir: önce Amasya kadılığı, sonra şehzadenin nişancılığı, ardından lalalık ve II. Bayezid'in tahta çıkışından sonra bir süre Şehzade Ahmed'in lalalığı.

Çandarlı Ailesi ve Doğumu

Çandarlı ailesi, Osmanlı devletinin kuruluş döneminden itibaren ilmiye kökenli devlet adamları yetiştirmiş bir ailedir. Kara Halil Hayreddin Paşa ile başlayan vezir silsilesi, oğulları Ali Paşa ve İbrahim Paşa, torunu Halil Paşa ile sürmüş, aile üyeleri genellikle medreseden yetişip kadılık ve kazaskerlik basamaklarından geçtikten sonra idarî görevlere geçmişti. Bu yüzden aile, Osmanlı devlet geleneğinde ilmiye ile vezirlik arasındaki köprünün simgesi sayılır. Hüsameddin, vezirliğin Fatih dönemine kadar Çandarlılara mahsus olduğu yolundaki yaygın kanaate itiraz eden bir makale de yazmıştır; ona göre bu kanaatin doğmasında Hayreddin Halil Paşa'dan başlayıp Halil Paşazâde İbrahim Paşa'ya uzanan vezirler zincirinin etkisi vardır.

İbrahim, Çandarlı Halil Paşa'nın küçük oğludur. 833 (1429) ya da 834 (1430) yılında Edirne'de doğdu. Halil Paşa'nın Ahmed, Yûsuf, Mehmed, Süleyman, Mustafa ve İbrahim adında altı oğlu ile iki kızı vardı; bunların bir kısmı babalarının sağlığında öldü. İbrahim'in kimlerden ders gördüğü ve ilk görevlerinin neler olduğu bilinmemektedir. Kaynaklarda adı ilk kez Edirne kadısı olarak geçer; bu da onun aile geleneğine uygun biçimde medreseden yetişip ilmiye sınıfına girdiğini gösterir. Tursun Bey, onun yüzünün tıpkı babasına benzediğini yazar.

Babasının İdamı ve Edirne Kadılığı

Çandarlı Halil Paşa, II. Murad'ın saltanatının son yıllarında devletin en güçlü adamıydı. Genç II. Mehmed, ilk saltanatı sırasında tahttan indirilmesine Halil Paşa'nın sebep olduğunu düşündüğü için vezîriâzama karşı derin bir husumet besliyordu. İstanbul kuşatması sırasında Haçlı ittifakı tehlikesinden çekinen Halil Paşa'nın ihtiyatlı tavrı da bu husumeti artırdı. 29 Mayıs 1453'te şehir fethedildikten hemen sonra, rüşvet aldığı yolundaki söylentiler ve hakkında çıkarılan tertipli sözler bahane edilerek 30 Mayıs'ta azledildi ve çocuklarıyla birlikte tutuklandı. Çocukları sonradan serbest bırakıldı, Halil Paşa ise kırk gün sonra idam edildi. Hüsameddin'e göre bu sırada kardeşi Süleyman Çelebi kazaskerlikten, oğlu İbrahim Çelebi de Edirne kadılığından azledilmiş, ailenin malları müsadere edilmişti. Müsadere edilen mallar II. Bayezid döneminde çocuklarına geri verilecekti.

İbrahim Çelebi'nin yerine 857 (1453) yılında Edirne kadılığına, Fatih'in hocası olan Amasyalı Hayreddin Hızır Çelebi getirildi. Bu, ailesinin felaketinden sonra İbrahim'in kariyerinin kısa bir kesintiye uğradığını gösterir. Bununla birlikte bu kesinti uzun sürmedi. Edirne'nin Gazi Hoca mahallesinde oturan İbrahim Çelebi, kısa bir mazuliyetten sonra yeniden Edirne kadılığına getirildi; 1453, 1460-61 ve 1465 yıllarında Edirne kadısı olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Edirne kadılığı sırasında bu şehirde bir cami ile medrese, imaret, muallimhane, çilehane ve çeşme yaptırdı. 859 (1455), 862 (1457-58), 866 (1461-62), 869 (1464-65) ve 870 (1465-66) tarihli vakfiyeleri, onun babasının ölümünden sonra da ailenin servetinin bir kısmını korumuş ya da yeniden kazanmış olduğunu düşündürür.

Amasya Kadılığı

İbrahim Çelebi'nin Amasya ile ilk bağı, Hüsameddin'in kayıtlarına göre şehzadeye intisabından önce, kadı olarak kurulmuştur. Hüsameddin'e göre 867 (1462-63) yılında Amasya kadısı Muslihzâde Şemseddin Mehmed Çelebi hakkında şikâyetler birbirini izleyince, "sâbık Edirne kadısı Candârlızâde vezir Halil Paşa mahdûmu Tâceddin İbrahim Çelebi" İstanbul'dan Amasya kadısı olarak gönderildi. İki yıl sonra, 869'da (1464-65), eski kadı Muslihzâde Şemseddin Mehmed Efendi yeniden Amasya kadılığına getirildi. Bu kayıt, İbrahim Çelebi'nin Edirne kadılıkları arasında bir süre Amasya'da görev yaptığını gösterir. Edirne kadılığının 1460-61 ve 1465 yıllarındaki kayıtlarıyla birlikte düşünüldüğünde, onun bu yıllarda iki şehir arasında görev değiştirdiği anlaşılır; Amasya kadılığına dair bilgi yalnızca Hüsameddin'de bulunmaktadır.

O yıllarda Amasya, Fatih'in küçük oğlu Şehzade Bayezid'in sancağıydı. 851 (1448) yılında doğan Bayezid, yedi yaşında Amasya sancakbeyliğine gönderilmiş, ilk lalası Ali Paşa olmuştu. Şehzadenin divanında Amasya ulemasından ve eşrafından pek çok kişi görev alıyordu. Kadı olarak şehre gelen İbrahim Çelebi, şehzade sarayının çevresiyle böylece ilk kez yakından tanışmış oldu.

Şehzade Bayezid'in Nişancısı ve Lalası

İbrahim Çelebi'nin Şehzade Bayezid'in hizmetine girişi kaynaklarda farklı ayrıntılarla anlatılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki biyografisine göre Edirne kadılığından sonra kazasker oldu ve 1468 yılında Amasya sancakbeyi Şehzade Bayezid'in lalalığına getirildi. II. Bayezid maddesi de şehzadenin, Muarrifzâde'den ders görüp Şeyh Hamdullah'tan hat dersleri aldığını, Çandarlı İbrahim ve Yahyâ Paşa gibi tecrübeli devlet adamlarının da kendisine lala tayin edildiğini kaydeder. Hüsameddin ise bu geçişi iki aşamada verir: 873 (1468-69) yılında "kadı-i sâbık Halil Paşazâde İbrahim Çelebi" nişancı olarak şehzadeye yaklaştı; 875 (1470-71) yılında, şehzadenin veziri ve lalası Kemal Paşa ölünce, "şehzadenin nişancısı olan Halil Paşazâde İbrahim Paşa" lala oldu. 873 yılının Temmuz 1468'de başladığı düşünülürse, iki anlatım arasındaki fark büyük ölçüde unvanla ilgilidir: TDV, İbrahim'in şehzadenin yanına geçtiği yılı lalalığın başlangıcı sayar, Hüsameddin ise önce nişancılık, sonra lalalık olmak üzere iki ayrı görev görür.

Hüsameddin'in anlattığı çerçeve, İbrahim'in lalalığa hangi şartlar altında geldiğini de gösterir. 870'te (1465-66) Hızır Paşa'nın emekliye ayrılmasıyla Kemal Paşa lala ve "müdebbir-i umûr-ı memleket" olarak Amasya'ya gelmişti. 875 yılında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Tokat sancakbeyini aldatarak Tokat'a saldırdı ve Sivas ile Tokat çevresini yağmalattı. Hüsameddin'e göre bu olaydan etkilenen Kemal Paşa Amasya'da öldü; olaylar Fatih'e bildirilince padişah son derece öfkelendi. Bunun üzerine şehzadenin nişancısı İbrahim lala oldu, Yörgüç Paşazâde Süleyman Paşa vilayetin muhafızı olarak Amasya'ya geldi ve Amasya şairlerinden Tâcî Bey nişancılığa getirildi. Akkoyunlu kuvvetlerinin Tokat'ı tahribini TDV'deki II. Bayezid maddesi 1472 yılına yerleştirir; Hüsameddin'in 875 tarihi ile bu tarih arasında bir uyuşmazlık vardır.

İbrahim Paşa'nın lalalık yılları, Amasya sarayının hem siyasî hem edebî bakımdan en hareketli dönemlerinden birine denk gelir. Hüsameddin, Yavuz Sultan Selim'in tam bu yıl, 875'te, Amasya'da doğduğunu kaydeder. Şehzade Korkud bir yıl önce, Şehzade Ahmed ise 870'te yine Amasya'da dünyaya gelmişti. Şehzadenin meclisinde Tâcî Bey ve Âfitâbî Abdurrahman Çelebi gibi şairler, Müeyyedzâde Ali Çelebi gibi musahipler bulunuyordu. Mevlânâ Halîmî Çelebi de şehzadenin özel meclisine girip itibar kazanmış Amasyalı âlimlerdendi. Dulkadıroğlu Alâüddevle'nin Osmanlılara sığınması ve Akkoyunlu tehdidi, sancağın doğu sınırını sürekli tetikte tutuyordu.

Lalalık, yalnızca şehzadenin eğitimiyle sınırlı bir görev sayılmazdı. Lala, şehzadenin divanını yönetir, sancağın idaresinde fiilen sorumluluk taşır ve İstanbul'a karşı şehzadenin davranışlarından hesap verirdi. Hüsameddin'in kayıtlarında bu görevin kişisel sürtüşmeler de doğurduğu görülür. Hüsameddin'in biyografi ciltlerine göre Amasyalı Şâh Melik Paşazâde Erdoğdu Bey'in oğlu Şâh Melik Bey, Bayezid'in Amasya'ya tayininde şehzadenin maiyetiyle şehre gelmiş, fakat Çandarlızâde İbrahim Paşa ile arası açıldığı için başka bir göreve gönderilmişti. II. Bayezid tahta çıktıktan sonra Filibe sancakbeyi olan Şâh Melik Bey, 890'da Şehzade Ahmed'in maiyetiyle Amasya'ya dönecekti.

Otlukbeli Seferi ve Azli

Fatih Sultan Mehmed 1473'te Uzun Hasan üzerine sefere çıktığında, Kastamonu sancakbeyi Şehzade Mustafa ile Amasya sancakbeyi Şehzade Bayezid kendi askerleriyle Kazova'da babalarının ordusuna katıldılar. Otlukbeli Savaşı'nda Bayezid sağ kolda yer aldı. TDV'deki biyografisine göre Mart 1473'te, bu sefer sırasında İbrahim Paşa Bayezid'in lalası olarak bulunuyordu. Fatih, Uzun Hasan'ı yenip ordusunu dağıttıktan sonra 878 Cemaziyelevvelinin ortalarında (Ekim 1473) Amasya'ya geldi ve şehirde bir ay kaldı. Yanında getirdiği esirler arasında Timur soyundan mirzalar da vardı; bunlar Amasya kalesinin zindanına kondu.

Padişahın Amasya'daki bu bir aylık kalışı, İbrahim Paşa'nın lalalığının da sonu oldu. Hüsameddin'e göre "Sultan Fatih'in Amasya'ya vürudunda Lala İbrahim Paşa ma'zûl olup" ordunun defterdarı Fenârîzâde Şemseddin Ahmed Çelebi lala, Hızır Paşazâde Mahmud Paşa da şehzadeye vezir ve musahip oldu. Hüsameddin'in eserinin biyografi ciltlerinde ise olay biraz farklı aktarılır: Fatih, Amasya'da iken şehzadenin lalası Çandarlızâde İbrahim Paşa'yı vezaretten azledip Hızır Paşazâde Mahmud Paşa'yı lala tayin etmiş, şehzadenin meclisinde itibar kazanan Mevlânâ Halîmî Çelebi'yi de Sivas kadılığına göndermişti. Yeni lalanın kim olduğu konusundaki bu fark Hüsameddin'in kendi ciltleri arasındadır; her iki anlatımda da İbrahim Paşa'nın Fatih'in Amasya'ya gelişiyle görevden alındığı açıktır.

Azlin sebebi kaynaklarda açıkça yazılmaz. Ancak sonraki yıllarda Amasya'da yaşananlar, Fatih'in şehzadenin çevresinden duyduğu kaygıyı gösterir. Bayezid'in afyon kullandığı için babasıyla arasının açıldığı, Fatih'in oğlunu buna sürükleyenler olarak Hızır Paşazâde Mahmud ile Müeyyedzâde Abdurrahman'ın öldürülmelerini emrettiği, Bayezid'in ise musahiplerini koruyarak babasından af dilediği bilinmektedir. Hüsameddin'e göre 882'de Amasya'ya bir soruşturma heyeti gönderildi, 883'te gelen fermanla Mahmud Paşa idam edildi, Tâcî Bey Bağdat'a, Müeyyedzâde Abdurrahman İran'a kaçtı. İbrahim Paşa'nın lalalığı, bu çalkantılı dönemden önce, şehzade sarayının görece düzenli işlediği yıllara denk gelmiştir.

Şehzade Ahmed'in Lalalığı

İbrahim'in Amasya ile ilişkisi 1473'teki azille bitmedi. 4 Rebiülevvel 886'da (Mayıs 1481) Fatih ölünce, tahta davet edilen Bayezid 12 Rebiülevvel'de Amasya'dan ayrıldı ve büyük oğlu Şehzade Ahmed'i Amasya valiliğine bıraktı. Hüsameddin'e göre Amasya'da 870'te Bülbül Hatun'dan doğan Şehzade Ahmed'in yanına bu sırada "Halil Paşazâde İbrahim Paşa" lala, Süleyman Paşa Amasya muhafızı, Hatîb Kâsım Efendi de muallim olarak verildi. Bayezid'in Amasya'daki eski ricalinin büyük kısmı ise yeni padişahla birlikte ya da onun ardından İstanbul'a gitti.

Hüsameddin'e göre İbrahim Paşa'nın bu ikinci Amasya görevi uzun sürmedi: 887 yılının başlarında (1482 başı) "Lala İbrahim Paşa" İstanbul'a çağrıldı, yerine el-Hâc Sinan Beyzâde Abdullah Paşa Şehzade Ahmed'in lalası ve müdebbir-i umûru oldu. Aynı yıl Bağdat'tan dönen Tâcî Bey de şehzadenin nişancısı oldu. İbrahim Paşa'nın 1481-82'deki bu ikinci lalalığı TDV maddesinde yer almaz; madde onun Bayezid'in cülûsundan sonraki ilk görevi olarak 1483'teki Anadolu kazaskerliğini kaydeder. Hüsameddin'in kaydı doğru ise, İbrahim Paşa Amasya'da iki kuşak şehzadeye, önce Bayezid'e, sonra oğlu Ahmed'e lalalık etmiş olmaktadır.

Kazaskerlikten Vezîriâzamlığa

II. Bayezid'in saltanatında İbrahim'in yükselişi hızlandı. 1483'te Anadolu kazaskeri iken Temmuz 1484'teki Kili ve Akkirman seferine katıldı. 1485'te Rumeli kazaskeri oldu. Ardından babası ve dedeleri gibi ilmiyeden ayrılarak idarî göreve geçti: Şubat 1486'da üçüncü, Şubat 1487'de ikinci vezirliğe yükseltildi. II. Bayezid'in Edirne'de yaptırdığı külliyeye mütevelli tayin edildi; temeli 26 Rebiülevvel 889'da (23 Nisan 1484) atılıp 1488'de tamamlanan bu külliyenin yönetimi, padişahın eski lalasına duyduğu güvenin bir göstergesiydi. İbrahim Paşa Eylül 1498'e kadar ikinci vezir olarak kaldı ve bu tarihte Damad Hersekzâde Ahmed Paşa'nın yerine vezîriâzam oldu. Böylece babasının idamından kırk beş yıl sonra Çandarlı ailesi yeniden sadaret makamına ulaştı.

Vezîriâzamlığı bir yıl kadar sürdü. 1499'da II. Bayezid ile birlikte Venedik'e karşı açılan İnebahtı (Lepanto) seferine çıktı. İnebahtı Kalesi kuşatılırken Ağustos 1499'da öldü. TDV'deki biyografisine göre naaşı buraya defnedildi; İznik'te babasının türbesinde gösterilen kitabesiz mezar yerinin sonradan yapılmış bir makam olduğu tahmin edilmektedir. Bazı kaynaklar ise onun İznik'e gömüldüğünü yazar. Ölüm tarihi hicrî 905 olarak verilir.

Hayır Eserleri ve Vakıfları

İbrahim Paşa babası gibi zengin, cömert, hayır sever, tedbirli, ileri görüşlü ve ilim sahibi bir vezir olarak anılır. Edirne'de vakfettiği kitaplar arasında tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf, lugat ve edebiyata dair çok kıymetli eserler vardı. Edirne, İstanbul, Bursa, Kastamonu ve İznik'te çeşitli hayır eserleri yaptırdı. Edirne'de kadılığı sırasında yaptırdığı külliyenin yanı sıra "Kazasker Hamamı" diye bilinen hamam da onundur.

İstanbul'daki eseri, Mercan semtinde, Uzunçarşı başındaki konağının yakınında yaptırdığı cami, medrese ve sıbyan mektebidir. Külliyenin vakfiyesi Receb 899'da (Nisan 1494) düzenlenmiştir; aynı vakfiye İznik'teki camiyi ve Kastamonu'daki medreseyi de kapsar. Caminin kapısı üzerindeki kitabede yapımın başlangıcı ebcedle 898 (1493), bitişi 900 (1494-95) olarak verilir. Ayvansarâyî ise caminin tarihini "hayr-ı celîl" ibaresinin ebced değeri olan 883 (1478) olarak gösterir; kitabe ve vakfiye kayıtları ile bu tarih uyuşmaz. "Atik İbrahim Paşa Camii" diye de bilinen yapı 1911 Mercan yangınında dört duvar halinde kalmış, 1965'te onarılarak yeniden ibadete açılmıştır. Medresesinden bugün görünür bir iz kalmamıştır. Külliyenin Mimar Ayas mahallesindeki çifte hamamı ise 1940'larda Atatürk Bulvarı açılırken yıktırılmıştır. Hüsameddin'in Amasya ulemasına ayırdığı biyografilerde, bir müderrisin Malkara'dan sonra "İstanbul'da Çandarlızâde İbrahim Paşa'nın medresesi" müderrisliğine getirildiği de görülür.

Bursa'da 1488'de inşa edilmiş bir mektebi vardı; İstanbul ve Bursa'daki eserlerinin vakıfları Nisan 1494 ve 1498 tarihli vakfiyelerle düzenlenmişti. Serez'in merkezindeki bedesten 899'a (1493-94) doğru onun tarafından yaptırıldı; altı kubbeli bu yapı, dış mimarisiyle en gösterişli bedestenler arasında sayılır. Büyük dedesi Kara Halil Hayreddin Paşa'nın Serez'deki camisinin vakıflarını da yeni vakıflarla genişletti. Tekirdağ iskelesinde üst katında kırk iki oda, alt katında on beş mahzen ve on yedi dükkân bulunan büyük bir han yaptırdı. Babası Halil Paşa'nın kabrini de İznik'te Yeniçarşı caddesindeki türbeye naklettirdi.

Amasya'da İbrahim Paşa'ya ait olduğu kesin olarak bilinen bir yapı ya da vakıf tespit edilememiştir. Onun bu şehirdeki izi, mimarî eserlerden çok, Amasya şehzade sarayının yönetimine ve şehrin kadılığına dair kayıtlarda yaşar.

Ailesi

İbrahim Paşa'nın üç eşinden dört oğlu ve üç kızı vardı. Eşlerinden biri Dayı Karaca Paşa'nın kızı Hundi Hatun, biri Hızır Bey'in kızı Hundi Hatun, biri de Çelebi Sultan Mehmed'in kızı Selçuk Sultan'ın kızı Hanzâde Hanım Sultan'dı. Bu son evlilik, Çandarlı ailesini Osmanlı hanedanına akrabalık yoluyla da bağlıyordu. Dayı Karaca Paşa'nın kızından olan kızı Şah Hûban Hatice Hatun için Edirne'de Yıldırım Bayezid imareti civarında bir mescit yaptırdı. Diğer eşi Hundi Hatun'un da Edirne'de bir mescidi ve buna ait vakıfları vardı. Bazı kaynaklar oğullarından Hüseyin ve İsa'nın Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî dönemlerinde çeşitli görevlerde bulunduğunu belirtir.

Amasya Tarihindeki Yeri

Çandarlı İbrahim Paşa, Amasya tarihinde bir şehzade lalası olarak yer alır. Onun lalalığı, Bayezid'in yirmi yaşlarına girdiği, sancağın doğusunda Akkoyunlu tehlikesinin büyüdüğü ve şehzade sarayının bir edebiyat ve ilim merkezi olarak parladığı yıllara denk gelir. Babası İstanbul'un fethinin ertesinde idam edilmiş bir vezirin oğlu olarak, Fatih'in oğlunun yanında bulunması, Osmanlı devlet geleneğinin eski ilmiye ailelerini tamamen dışlamadığını da gösterir. Amasya'da kadılık, nişancılık ve lalalık yapan İbrahim, bu şehirde edindiği bağlar sayesinde II. Bayezid'in güvenini kazanmış, yıllar sonra eski şehzadesinin vezîriâzamı olmuştur.

Kaynaklar arasında ayrıntıda farklar vardır. TDV İslâm Ansiklopedisi onun lalalığını 1468'e yerleştirir, Hüsameddin önce nişancılığını, sonra 875'teki lalalığını kaydeder. Amasya kadılığı ve 1481-82'deki Şehzade Ahmed lalalığı yalnızca Hüsameddin'de geçer. Lalalığın sona erdiği tarih ise iki kaynakta da Fatih'in 1473'teki Amasya ziyaretine bağlanır. Ortak noktalar açıktır: Çandarlı İbrahim Paşa, Şehzade Bayezid Amasya sancakbeyi iken onun lalasıydı ve 1473 Mart'ında, Otlukbeli seferi sırasında bu görevi sürdürüyordu.

Kronoloji

1429-1430: 833 ya da 834 yılında Edirne'de doğar.

1453: Babası Çandarlı Halil Paşa 30 Mayıs'ta azledilip tutuklanır ve kırk gün sonra idam edilir; İbrahim Çelebi Edirne kadılığından alınır, kısa süre sonra yeniden Edirne kadısı olur.

1455-1466: Edirne'deki cami, medrese ve imaretine ait vakfiyeleri düzenlenir.

1460-1461 ve 1465: Edirne kadısı olarak görevdedir.

1462-1463: Hüsameddin'e göre 867 yılında Amasya kadısı olarak İstanbul'dan gelir.

1468: TDV'ye göre Şehzade Bayezid'in lalalığına getirilir; Hüsameddin'e göre 873'te şehzadenin nişancısı olur.

1470-1471: Hüsameddin'e göre 875'te Kemal Paşa'nın ölümü üzerine şehzadenin lalası olur.

1473: Mart ayında Uzun Hasan seferi sırasında Bayezid'in lalası olarak bulunur; Fatih'in Ekim'de Amasya'ya gelişiyle görevden alınır.

1481: Hüsameddin'e göre II. Bayezid'in cülûsunda Amasya valisi Şehzade Ahmed'in lalası olur.

1482: Hüsameddin'e göre 887 başlarında İstanbul'a çağrılır.

1483: Anadolu kazaskeridir.

1484: Temmuz'da Kili ve Akkirman seferine katılır.

1485: Rumeli kazaskeri olur.

1486: Şubat'ta üçüncü vezir olur.

1487: Şubat'ta ikinci vezir olur; II. Bayezid'in Edirne'deki külliyesine mütevelli tayin edilir.

1493-1495: İstanbul Mercan'daki camisi yapılır; Serez bedesteni bu yıllarda inşa edilir.

1494: Nisan'da İstanbul, İznik ve Kastamonu'daki eserlerinin vakfiyesi düzenlenir.

1498: Eylül'de Hersekzâde Ahmed Paşa'nın yerine vezîriâzam olur.

1499: İnebahtı seferinde, kale kuşatılırken Ağustos'ta ölür.

Kaynakça

Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:

  • M. Münir Aktepe, "Çandarlı İbrâhim Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993 (KÜRE Ansiklopedi'deki metni üzerinden). kureansiklopedi.com
  • M. Münir Aktepe, "Çandarlı Halil Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993, s. 212-213. islamansiklopedisi.org.tr
  • Şerafettin Turan, "Bayezid II", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 234-238. islamansiklopedisi.org.tr
  • Semavi Eyice, "İbrâhim Paşa Külliyesi" (İstanbul, Mercan), TDV İslâm Ansiklopedisi (KÜRE Ansiklopedi'deki metni üzerinden). kureansiklopedi.com
  • Semavi Eyice, "Bedesten", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 302-311. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Tekirdağ", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 40, s. 359-364.
  • Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, c. 3 (1-4 ciltler baskısı) ve c. 9-12, Amasya Belediyesi yayını.
  • İ. Hakkı Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, Ankara 1986, s. 100-108 (TDV maddeleri üzerinden).
  • Tursun Bey, Târîh-i Ebü'l-Feth, nşr. Mertol Tulum, İstanbul 1977 (TDV maddesi üzerinden).
  • "Çandarlı Ibrahim Pasha the Younger", İngilizce Vikipedi (yardımcı kaynak). en.wikipedia.org