İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · ESER VE YAZAR HAKKINDA · 2. AMASYA TARİHİ HAKKINDA

2.2. Amasya Tarihi’nin Ciltleri

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, Giriş: Eser ve Yazar, s. 38–48 • Hazırlayan: Doç. Dr. Songül KEÇECİ KURT

Özgün Metin

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddin Amasya Tarihinin ilk dört cildini eski harflerle yayınlatmış; fakat diğerlerini yayınlatamadığı için bu kısım, müellif nüshası olarak kalmıştır.

Birinci Cilt: (İstanbul H. 1330, 422 sayfa-Matbû) : Bu ciltte müellif, eseri yazma amacını açıkladıktan sonra “Mukaddime” bölümüyle başlamaktadır. Bu bölümde Amasya ve Amasya’ya bağlı bulunan yerleşim yerlerinin isimleri, eski ve yeni mevkileri, bilinen mahalleleri ve eski eserleri, medrese, mektep, türbe gibi dini müesseseleri ve önemli yapıları ele almıştır. Amasya adının menşe’i, yerleşim yerlerinin adlarının kökenleri detaylı bir biçimde açıklanarak özellikle Türkçe ile bağlantıları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

Amasya’nın coğrafi olarak sınırlarını açıkladıktan sonra o dönemde yedi kâzadan müteşekkil bir sancak olduğunu geçmiş asırlarda ise on sancağı bulunan bir merkez vilayet olduğu daha sonra on sekiz kazâya ayrılan bir liva merkezi olduğunu ve nüfüsunun iki yüz seksen bini aştığını belirtmiştir. Tarih kitaplarının, seyyahların, şairlerin Amasya’yı nasıl tarif ettikleri üzerinde durarak Amasya’nın dört bin yıllık kadîm bir şehir olup şehri kuranların da Türk kökenli bir kavim olduğunu iddia etmektedir. Bu iddiasını Amas kelimesinin dil olarak kökeni ve çeşitli tarihi kaynaklarda delillendirmektedir. Amasya’ya tarih kitaplarında verilen isimlerden bahsederek Çakallar, Ferhad Kayası, Veng, Lokman dağı gibi mevkilerin adları ve tarihleri ile ilgili bilgiler vermiştir. Ardından Arguma, Enderûn, Bâlus, Harşene, Zemendû, Fon, Kelkis Kaleleri, Yeşilırmak, Çekerek ve Tersakan ırmakları üzerindeki köprülerle beraber anlatılmıştır. Bu cildin sonraki kısmında ise Amasya şehri sınırlarındaki elli üç mahalle ve şehrin dışında bulunan iki mahallesi olmak üzere toplam elli beş mahallenin adı, coğrafi konumu, tarihi, önemli yapı ve mekanları ve şahsiyetleri tanıtılmıştır. Amasya’da bulunan 78 türbe ve şehrin şairlerinin, hattâtlarının, âlimlerinin, şeyhlerinin isimleri sıralanmış; 31 tekke, 8 dârü'l kurrâ, 36 medrese hakkında bilgi verildikten sonra imâretler, ziyafethâneler, Tanzimat Fermanı’ndan sonra açılan mektepler ve Amasya’daki 27 büyük sülaleden bahsedilmiştir. Birinci ciltte müellif Amasya Tarihi’ni yazarken kullandığı önemli kaynakları sıraladıktan sonra Amasya’nın kazâ ve kazâlara bağlı nahiyeleri tek tek incelemiştir. Bütün bu bilgiler verilirken Amasya’nın farklı mevkileri hakkında yazmış olduğu dörtlükler halindeki şiirleri ile metnin edebi yönünü de güçlendirmiştir.

İkinci Cilt (İstanbul H.1332, 492 sayfa-Matbû): Aynı zamanda genel Türk tarihi ile ilgili bilgilerin de verildiği bu ciltte “Birinci Bâb” olarak Amasya Sancağı’nda yerleşmiş olan kavimler ve tâbi oldukları Tûrân, Pont, Roma, Arab, Rûm, Dânişmendî, Selçûkî, İlhânî, Türkmânî ve Osmânî" nâmlarıyla meşhûr olan hükûmetler zamanında meydana gelen olaylar ve sancağın idaresinde bulunan kişiler üç döneme ayrılarak anlatılmıştır. Bu dönemler İslam dininin doğuşunun öncesinden hicrete, hicretten İstanbul’un fethine ve fetihten sonraki dönem olmak üzere üç bölümde incelenmiştir. Zaman belirtmek amacıyla hicri takvim tercih edilmiştir.

İkinci cildin giriş (medhâl) bölümünde Amasya Sancağı’nda yerleşenlerin "Tûrânî ve Âryânî" olmak üzere iki unsurdan çoğaldığı ve her ikisinin de Yâfes bin Nûh evlâdından olduklarını belirtmiştir. Ancak bu iki unusurdan birinin ehl-i îmân, diğerinin ise Hristiyân olduğu, ehl-i îmânın bir mikdâr Kürdlerle beraber çoğunlukla Türk milletinin hakim olduğunu ifade etmiştir. Müellif daha sonra Türk milletin karakteristik özelliklerini kaynaklar vasıtasıyla açıklamış ve bu yönleriyle İslam dinine olan büyük hizmetleri üzerinde durmuştur. Türklerdeki gün ve özellikle ayların adları ve kökenlerini detaylıca ele almış, on iki hayvanlı Türk takvimine dikkat çekmiş ve Türklerin tâbi olduğu usûl ve ahkâm ile ilgili olarak "tûrâ, kânûn, yasa" kelimeleri üzerinde durmuştur. Arap tarihlerinde ve genel araştırmalarında, silsilenamelerde "Tûrân" soyun dilleri ve kılıkları itibâriyle dokuz anara ayrıldığını belirterek bunları tek tek açıklamış, bu dokuz anardan türeyen bütün Turan kabilelerinin hepsini saymak mümkün olmasa da millet veya oymak olan Türk boylarını alfabetik olarak sıralamıştır. Bunlardan Amasya Sancağı’nda daha çok Guz, Tagar, Çerkes, Lâz, Gürcî, Becenek, Koman vesâ'ir Uygur kabilelerinin yoğunlukla yerleşmiş olduklarını belirtmiştir. Guz kelimesinin Oğuz Han’dan geldiği ve Oğuz Han’ın ulu Türk manâsında olan "Türkmen" lakabıyla da iştihâr etdiği için bütün evlâdına "Türkmenler" dendiğini belirterek 24 Oğuz boyunun isimlerini ve anlamlarını tek tek açıklamıştır. Çerkeslerin, Gürcülerin kökenlerini irdelemiş, Türklerin eski dinleri ve adlarından dolayı Türklerden geldiğini iddia ettiği 24 peygamberin isimlerinin kökenlerini açıklayarak bu iddiasını ispat etmeye çalışmıştır. Türklerin İslamiyet’i kabulü ve Amasya Sancağı’nın Amasya, Erba'a, Havza, Zünnûn, Zeytûn, Zile, Osmâncık, Gelgirâs, Köprü, Gümüş, Lâdik, Mecîdözü, Merzifon kazâlarından müteşekkil olduğu H. 1254 (1838-1839)’de tamamlanan nüfus sayımına göre müslüman ve gayrimüslim erkek nüfus miktarını vermiştir. Toplam 202.246 Müslüman nüfûsun üçte birinin Oğuz Hân neslinden yani Türkmen olup üçte birinin yarısı Tatar, Kumuk, Lezgi, Nogay ve diğeri yarısı Çerkes, Kürt ve diğer üçte birinin de Gürci, Laz olduğu tahmininde bulunmuştur.

Birinci fasılda Amasya’daki Turani yönetimleri izah etmeye başlamıştır. Turani bir kavim olarak değerlendirdiği Hititler’in Amasit Oymağı’nın Amasya ile irtibatını dil ve tarih bağlamında irdelemiştir. İkinci fasılda Îrânîlerin ve daha sonra Îrânîlerin bakiyyesi ve Pon hükümdarları demekle meşhûr olan Mihridâdlar’ın Amasya’da iktidarları ve yöneticilerini ele almıştır. Üçüncü fasılda Roma Devleti zamânında Amasya'nın idâresi ve yöneticilerini, dördüncü ve beşinci faslı biribirinden ayırmak mümkün olmadığı için beraber ele alındığını belirterek Tûrânîler’in, Romalılar’ın, Îrânîler’in, Arablar’ın Amasya’da idareleri hakkında bilgi vermektedir. Altıncı fasılda Türkler'in öz yurdu olan Amasya Sancağı’nda Togânîler’in yani Dânişmendîler’in ortaya çıkışı ve burayı idaresi anlatılmaktadır. Bu dönemden itibaren artık yöneticilerin ayrı başlıklar altında isimleri açılarak anlatılmaya başlanmıştır. Yedinci fasılda Selçûkluların kökenini ve bu dönemde Amasya’yı idare eden yöneticiler ile onların döneminde Amasya’da vuku bulan olayları, (Amasya’yı etkileyen Baba İshak hadisesi gibi olaylar dikkat çekicidir), sekizinci fasılda Amasya’da Moğol etkisini, Moğollar tarafından Amasya’ya me'mûr edilenleri ve Selçuklular zamanında buraya yönetici olarak tayin edilenleri, Amasya'da Selçuklu hakimiyetini Moğol idarecilerinin Amasya’da harekâtını ve hâssaten Amasya’daki tarihi olayları bulunabildiği kadar beyân ve tafsîl etmiştir. Bu bölümde Seyfettin Torumtay, Sultan Giyaseddin Mesud, İşboğa Noyin gibi yöneticiler döneminde Amasya anlatılmıştır.

Üçüncü Cilt (İstanbul 1927, 377 sayfa-Matbû): İstanbul Necm-i İstikbal Matbaası’nda baskısı yapılan ve dokuncu fasıl ile başlayan bu ciltte Sultân Ebû Sa'îd Bahâdır Hân’ın vefatından sonra Amasya ve çevresinin yönetiminde bulunan yerli Türk beyleri, bunların zamanlarında Amasya ve havâlîsinin tâbi' olduğu hükûmetler ve tarihi olaylar anlatılmaktadır. Onuncu fasılda müellif, Amasya emîri Ahmed Şâh Bey’in Osmânlılar’la birleşmesinden sonra Amasya ve çevresindeki tarihi olaylar ile Osmanlılar Devri’nde Amasya vilâyetini idâre eden vâlîler, mutasarrıflar, mîrlivâlar, mütesellimler ve Amasya a'yânını beş devreye ayırarak ayrıntılarıyla ele almıştır. “Birinci Devre” Amasya vilâyetinin Osmanlı memleketi sayıldığı H. 788 (M. 1386-1387) senesinden H. 918 (1512-1513) yılına kadar devâm eden yüz yirmi dokuz yıl içinde Amasya’ya tayîn edilen vâlîleri, kadıları, müftüleri ve diğer şehir yöneticilerini ve bu bölgedeki olayları anlatmaktadır. Bu devreyi “Şehzâde Yıldırım Sultân Bâyezîd” ile başlatmış, onun Osmanlı Devleti’nin Anadolu’ya tayin ettiği ilk vali olduğunu ve onun Kadı Burhan’ın Amasya’dan çekilmesiyle Amasya ve çevresinin Osmanlı memleketi olduğunu beyan ettiğini ifade etmiştir. Ardından Çelebi Mehmed, Murad Han, II. Bayezid, Ahmed gibi şehzadeler ile diğer Amasya yöneticilerinin zamanında meydana gelen hadiseleri tafsilatıyla aktarmıştır. “İkinci devre” Osmanlı hakimiyetindeki Amasya’nın H. 918 (M.1512-1513) senesinden başlayıp H. 1011 (1602-1603) yılına kadar doksan üç sene devam eden devredir. Bu dönemde sık sık yöneticilerin değişmesi ve Anadolu’daki karışıklıkların artmasını özellikle Osmanlı hânedânında ve Anadolu’da gayr-i Türkler’in tahakküm ve istibdâdına bağlamış, bu durumun Türklerin ihtilal bayrağını açmasına zemin hazırladığını belirtmiştir. Amasya tarihinin ikinci devresiyle üçüncü devresi arasında hâsıl olan bir “tezebzüb-i idâre” dönemine müellif “Tarih-i Fetret” adını vermiştir. Amasya sancağında altı yıl devâm eden bu karışıklık zamanında Amasya’nın idâresine bazen Osmanlı Devleti bazen de ihtilalciler hâkim olmuşlardır.

Dördüncü Cilt (İstanbul 1928, 240 sayfa- Matbû): Bu cilt Osmanlı yönetimi altındaki Amasya’nın üçüncü devresi ile başlamaktadır. Üçüncü devrede H. 1017 (1608) senesi recebinden başlayıp; H. 1099 (M. 1688) senesi recebinin sonuna kadar tam seksen iki yıl devam eden dönemde Amasya’da görev yapan valilerden, kadılardan, yeniçeri serdarlarından, şehir kethüdalarından ve mütesellimlerinden bahsedilmiştir. Bunun yanısıra hattât, şair, şeyh, müfessirler, muhaddisler gibi önemli şahsiyetlere de değinilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda Amasya Târihi’nin dördüncü devresi de bu ciltte başlamaktadır. Dördüncü devre H.1099 senesi gurre-i şa’bânında (M. 1688) başlayıp, H.1219 senesi rebiülevveline kadar (M. 1804) yüz yirmi yıl devam eden dönemdir ve bu bölümde üçüncü devredeki usulle şehir hakkında bilgiler verilmektedir. Bu cildin başında buradan itibâren üçüncü devrenin sonuna kadar Vecîhî, Hasan Beyzâde, Naîmâ, Abdî Paşa, Silahdâr târihleriyle Fezleke-i Kâtip Çelebi ve Bâb-ı Âlî, evkâf mahzenlerinde mevcut Ahkâm ve Evâmir Defterleri, Amasya Mahkemesi Sicillâtı, Amasyalı Abdî Efendi Tezkiresi, Şakâyık’ın Atâyî ve Şeyhî zeyilleri ve diğer tarihi vesikaları kaynak olarak kullandığı açıklamasını yapmıştır.

Dördüncü cildin bakiyyesi (İstanbul 1935, 196 sayfa-Matbû) “Amasya Tarihi’nden Üçüncü Devre Bakiyyesi” başlığı ile başlayan bu cilt 1119 senesi receb gurresinde (M. Eylül 1707) Amasya mutasarrıfı olan Recep Paşa ile başlayıp H.1219 muharremi başında (M. Nisan 1804) Amasya muhassılı olan Süleyman Bey ile sona eren dönemde Amasya yönetimindeki şahsiyetler ve bu dönemde yaşanan olaylar anlatılmaktadır.

Beşinci Cilt (kayıp): Basılması için Gayret Matbaası’na verilmiş olduğu fakat burada çıkan bir yangında yandığı veya kaybolduğu söylenmektedir. Muhtemelen bu ciltte Osmanlı idaresindeki Amasya’nın beşinci tarih-i devresi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Müellif bu beş devrenin her birinin bir acıklı olay ile sona erdiğini belirtmiştir.

Altıncı Cilt (1931, 819 sayfa-Müellif hattı): H.13 Saferü’l-hayr 1350 tarihinde tamamlanan bu cildin başlangıcında Amasya Tarihi’nin “İkinci bâbı” ile ilgili bir açıklama yapılarak Amasya’nın Türkler eline geçtiği günden itibaren bu şehir dâhilinde doğup, ortaya çıkan, ikamet eden, bir vesile ile burada ün kazanmış “mülûk, ümerâ, vüzerâ, erkân, sudûr, ulemâ, kudât, hükkâm, a’yân, şu’arâ, üdebâ, lutefâ, küttâb, hattâtân, erbâb-ı hayr u şer, ashab-ı sanâyi’ ve eseri olan ricâlin ve hanımların” mümkün olabildiği kadar biyografilerinin ve soylarının yazıldığı ifade edilmiştir. Fakat bu kadar şahsın çokluğuna binâen aranılan kimselerin tercemelerini kolayca bulabilmek için bunların Arap alfabesi sırasına göre düzenlendiği belirtilmiştir. Bu nedenle ikinci bâb yirmi sekiz fasla ayrılmıştır. Terceme sahiplerinin ecdadlarının hece tertibi üzerine yazılması imkânı görülemediğinden tespit edilebilirse vefat yılları olmadığı takdirde yaşadıkları zaman itibariyle tertip ve kaydedilmiştir. Ayrıca lakap ve künyeleri ile meşhur olanlar da şöhretleriyle yazılmıştır. Bu cilt böylelikle birinci fasıl olarak adlarının ilk harfi hemze olanların biyografileri ile başlamaktadır.

Daha önceki ciltlerde kronolojik olarak incelenen Amasya Tarihi bu ciltten sonra Amasya’nın önemli şahsiyetlerinin biyografileri ile devam etmektedir. Altıncı cilt kapsamı bakımından en uzun olan cilttir. İçerisinde 798 kişinin biyografisi yer almaktadır.

Yedinci Cilt (1931, 675 sayfa-Müellif hattı): H. 25 Cumâdelûlâ l350 tarihinde tamamlanan cilt “Ahter Hundi Şah Hatun” ile başlayıp hemze faslı devam etmiş, ilk harfi (ا) ikinci fasılda be (ب)‚ ve üçüncü fasılda pe (پ) olan şahsiyetlerden “Pîri Mustafa Efendi Hacızâde”nin biyografisi ile son bulmuştur. Yedinci ciltte 726 kişinin biyografisi bulunmaktadır.

Sekizinci Cilt (1932, 580 sayfa-Müellif hattı): H. 7 Ramazânü’l-mübârek 1350 yevmü’l-Cum’a tarihinde tamamlanan cilt dördüncü fasıldan adlarının ilk harfi iki noktalı te (ت) harfi olan “Tâbûk Bey-Emîr” ile başlamaktadır. Daha sonra ise eserde se ( ث)‚ cim (ج), çe (چ) ve ha (ح) harfleriyle alfabetik olarak biyografiler devam etmiştir. Sekizinci fasılda “Hasîb Mehmed Efendi-Hâcı Abdullâh Ağazâde” ile son bulmaktadır. Sekizinci ciltte 460 şahsın biyografisi yer almaktadır.

Dokuzuncu Cilt (1932, 606 sayfa-Müellif hattı): Çırçırda Hacı Hasan Mahallesi’nde H. 19 Zilhicce 1350 tamamlanan cilt sekizinci fasıldan devam edip “Hüseyin Gâzi Bey-Emîr Sehmü’d-devle” ile başlayıp dokuzuncu fasılda hâ (ح), diğer fasıllarda hı (خ), dal (د) harfiyle başlayan isimlere ait biyografilerle devam etmiş, zel (ذ‚) harfiyle başlayan isimlere ait kısa hal tercümeleri de on birinci fasılda verilerek “Zihnî Mustafa Efendi-Uzun Müftüzâde es-Seyyid” ile son bulmaktadır. Bu ciltte 586 şahsın biyografisi yer almaktadır.

Onuncu Cilt (1932, 560 sayfa-Müellif hattı): Çırçır’da Hâcı Hasan Mahallesi’nde H. 13 Safer 1351 ve 17 Hazîran 1932 Cum’a günü tamamlanmış ve Amasya tarihinin ikinci bâbından on ikinci faslı ile adlarının başında noktasız “ ر” (râ) harfi bulunan şahsiyetlerden “Râ’if Mehmed Efendi-Abdîzâde” ile başlamakta ve ze (ز) ve sin (س) harfleriyle devam edip on dördüncü fasılda “Sînâ Çelebî-Hâce, el-Hâc” ile son bulmaktadır. Ciltte 499 şahsın biyografisi bulunmaktadır.

On Birinci Cilt (1937, 613 sayfa-Müellif hattı): Şişli’de Samanyolu Sokağı’nda 93 numaralı hânede 1356 senesi Muharrem’inin on yedinci ve 1937 senesi Mart’ının otuz birinci Salı günü tamamlanan cilt on beşinci fasılda adlarının başında üç noktalı şîn (ش) harfi olan şahısların biyografilerinden “Şâpur Bey-Emîr Şücâeddin” ile başlayıp sad (ص) dad (ض)‚ tı (ط)‚ zı ( ظ) ve ayın ( ع) harfleriyle alfabetik sıra ile Amasya tarihindeki önemli şahısların biyografileri ile devam etmiş ve yirminci fasılda “Abdülkerîm Efendi-Müderriszâde” ile son bulmaktadır. Müellif bu ciltte Amasya tarihinin harf-i şîn (ش) dan itibaren aşağılarının tamamen yandığını ve bunları telâfi etmeye çalıştığını ancak üçte birini telâfi edebildiğini ifade etmiştir. Bu ciltte 755 şahsın biyografisi yer almaktadır.

On İkinci Cilt (192 sayfa-Müellif hattı): Yirminci fasıldan devam ederek “Abdullâh Mu’îneddîn Ebü’l-Mekârim el-Müstevfî” ile başlayan on ikinci cilt “Osmân Paşa-Gürcüzâde el-Hâc” ile son bulmuştur. Bu ciltte 250 şahsın biyografisi mevcuttur. Bu cildin sonunda tamamlandığı tarihe dair herhangi bir notun olmayışı ve fihristinin bulunmayışı yarım kaldığını göstermektedir.

Bu muazzam eserde yer yer muhtelif kişilerin hayatları hakkında bilgiler bulunmakla birlikte asıl biyografiler 6-12. ciltleri arasındadır. Fakat yukarıda belirtildiği üzere 12. cilt “Osman Paşa (Gürcüzâde el-Hâc)” maddesiyle bitmektedir. Eserde VI. cildin başında ikinci bâbın yirmi sekiz fasla ayrıldığının belirtilmesi, yine müellifin “ayın” harfinde kalması sekiz fasıl daha eklenmesi gerektiğini göstermektedir. Kezâ müellif 11. cildinin başında “şın harfinden sonrasının bütünüyle yandığını” ifade etmektedir. Sonraki yıllarda tamamlanmaya çalışılan ciltlere ait defterlerin ise Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal tarafından Ankara’da bir sahaftan satın alındığı, altı cilt defterin merhûm Prof. Dr. Mehmet Arslan’ın katkısıyla eserin kayıp olduğu anlaşılan kalan kısımlarının kısmen eksik, kısmen tamamlanmış müsveddeleri olduğu tespit edilmiştir. Bu ciltlerle ilgili bilgiler Mehmet Fatih Köksal tarafından aşağıdaki tabloda özetlenmiştir. Bu sayılar sadece madde başı olarak verilen kişilerin sayısı olup Mehmet Fatih Köksal’ın şahsî kütüphanesinde bulunan altı deftere göre defter başına ortalama 221 madde düşmektedir. Arada iki adet eksik defter olduğu düşünülmekte ve bu eksik defterlerde olması gereken maddelerle birlikte (1330+442=1772) sekiz defterde ortalama 1800 civarında maddenin var olduğu tahmin edilmektedir. ⁶⁹

Defter İlk ve Son

Sırası/ Maddeler Sayfalar Biyografiler Toplam

Numarası Madde

Sayfa Dolu Ekler Sadece Bir Birk Uzun
sayısı sayfa madde cümle aç cümle
sayısı başı bilgi cüm
le
bilgi

1.Defter/numar Şâbûr - Âkıl 376 80 Fihrist 3 184 47 32 116 379

1. Defter/

numara yok

a yok şecere

Ayın harfinin
bir kısmı ve
gayın eksik

2.Defter/5 Fâtih- 374 30 Fihrist 2 92 19 6 46 163

Kemâleddin şecere
Çelebi

3.defter/6 Kibâroğlu- 234 30 Fihrist 108 30 9 50 197

Meşkî

4.defter/7 Muhammed- 343 144 Fihrist 12 5 8 25 231 269

Muhlis Osman şecere

5. defter/8 Mustaf-Münîf 335 117 Fihrist 3 18 12 11 160 201

şecere
nun vav-he
eksik

6.defter/10 Yabur-Yûnus 302 59 7 ayrı kağıt 16 2 12 72+19 121

parçasında 19
biyografi

1964 460 423 118 95 694 1330

Eserin muhtelif ciltlerinde Amasya’da yetişmiş veya bir şekilde Amasya’da bulunmuş kadınların biyografilerine de yer verilmiş ve diğer şahsiyetler gibi titizlikle çalışılmıştır. VI. Ciltten itibaren yaklaşık 82 kadına ayrıca başlık ayrılarak hayat hikayeleri tespit edilmiş, türbe ve mezarları ile vakıfları hakkında bilgiler verilmiştir. Diğer biyografiler içerisinde de haklarında malumat verilen hanımlar bulunmaktadır. Bu hanımların genellikle önemli devlet adamlarının eşleri, anneleri, kızları veya kız kardeşleri oldukları görülmektedir.

Bir şehir tarihi olarak Amasya Tarihi’nde şehir yönetiminde bulunan şehir kethüdası, mutasarrıf, kale dizdarı, meclis-i a’yan ve hâcıyan üyeliği, kaza voyvodası, maden emini, nüzül emini gibi görevliler ile devletin çeşitli kurumlarında görev alan Amasyalılar hakkında bilgi verirken başta Osmanlı yönetim yapısı olmak üzere Anadolu’da hakim olmuş diğer devletlerin yönetimi ile ilgili de pek çok malumat bulunmaktadır.

Müellif eserinde sadece siyasi hadiselere değil Amasya halkını etkileyen sosyal, kültürel ve ekonomik olaylara da değinmiştir. Eserde muhtelif yıllarda meydana gelen doğal afetler buna örnek gösterilebilir. H. 818 (M. 1415-1416) yılında yaşanan depremde halk üç ay kadar çadır altında yaşamış, depremden sonra bahçeler, bağlar, tarlalar kurumuş, kıtlık ve fakirlik bölgede etkili olmuştur. H. 999 (M.1590-1591) senesinde Amasya ve çevresinde büyük bir deprem olduğunu ve on gün kadar sürdüğünü, ahâlînin meydanlara çıkıp çadırlar altında iki ay kadar kaldığını, sonrasında kıyametin kopacağı söylentileri yayılınca Amasya halkında genel bir korku hakim olduğunu, bunu fırsat bilen bazılarının durumu suistimal ederek servetler edindiğini yazmıştır.⁷⁰ H.1079 (M. 1668-1669) yılındaki zelzele için de benzer bilgiler verilmiştir.⁷¹ H.442 (M. 1050-1051), H.1057 (M. 1647-1648), H.1240 (M. 1824-1825) yıllarında da depremler olduğundan söz edilmiştir.

Halkı etkileyen bir diğer afet ise yangınlardır. Müellif H.1099 (M.1687-1688) yılında Amasya mutasarrıfı olan Hüseyin Paşa zamanında Eski Kethüdâ Mahallesi’nde korkunç bir yangın çıktığını, rüzgârın şiddetiyle her tarafa dehşet verip, bu gecenin seherinde İçerişehir’de Hâtuniye Mahallesi’nden de bir yangın daha parladığını ve Amasya Şehri’nin üçte ikisini yakıp mahvettiğini belirtmiştir. O zamanlarda ayân mahalleleri arasında sayılan bu iki mahallede çıkan yangından kurtarmak için kırlara, boş yerlere taşınmış olan ve taşınmakta bulunan ev eşyaları serseriler ve yağmacılar tarafından aşırılmış bu yağmacılar arasında müteseyyidlerin de bulunduğu ifade edilmiştir. Maalesef bu yangın yağmacılık nedeniyle iyice büyümüş, halk ile emîrler ve seyyidler arasında bir kavgaya dönüşmüştür.⁷² Bu dönemde bir taraftan türedilerin belâsı, diğer taraftan emir ve seyyid unvânı alan zorbaların cefâsı yüzünden Amasya acıklı bir felâkete uğramıştır. Müellifin ifadesiyle her taraftan zuhur ederek sâdâtın ve türedilerin kılıcından artakalan Amasyalıları bir başka felaket olan veba salgını da etkisi altına almıştır.⁷³ Ertesi yıl gittikçe şiddetlenen kıtlık ve veba salgını Amasya’yı kasıp kavurmuş, herkesi can derdine düşürmüştür.⁷⁴ Müellif özellikle kendisinin de özellikle muzdarip olduğu yangınlardan da bahsetmiştir. 26 Mart 1914 günü meydana gelen yangından kiralık olarak oturduğu ev, eşyasıyla beraber yandığı esnada koca bir konsol dolusu vesikaları da yanmış ve yine müellifin ifadesiyle bu zâlim yangın, hafızasında kalan malumattan başka bir şey bırakmamıştır.⁷⁵

Müellifin şahit olduğu yangınlardan biri H. 1331 (M.1912-1913) yangınıdır. Amasya âlimlerinden biri olan Ahmed Efendi (Sofu)’nin biyografisinde bahsettiği olayda bir gün kendisinin yanına gittiğini ve hal tercemesini sorduğunu belirtmiştir. Ardından olayı şu şekilde anlatmaktadır: “Derhal elimi tutdu ve buyurdu ki; “Sen ulemâ-yı ümmetin, a’yân-ı memleketin, vatanın târîhini yazıyorsun, bundan büyük hayırlı hizmet olmaz. Bâdi-i mağfiretin olur inşâllah. Lâkin dikkat ki yazdıklarını yakmayasın, yangından sakın. Elinde yarısı bile kalsa yine bir menfa’atdir. Diğer yarısını sonra da yazabilirsin. Terceme-i hâlini yazacağın kimselerin uyûb u nevâkısını yazmakta pek ziyâde dikkat et. Ya müşâhade yahud ihbârât-ı sâdıka ile sâbit olan seyyi’âtı ibret için yazmakta bir be’is yoktur. Bu halde sakın garaz karıştırma. Hasenâtı istediğin kadar yazarsın. Mümkün olduğu kadar seyyi’âtdan taharrüz et, sonra o mağfûr olur, sen mu’azzeb olursun.”

Ahmet Efendi’nin sözlerini kaydeden müellif, İstanbul’da Molla Hüsrev Mahallesi’ndeki Acı Çeşme Sokağı’nda oturduğu hânenin karşısından çıkan yangında eşya ve kitaplarının yandığını ve eşinin kurtarabildiği eşya içinde yukarıda bahsedildiği gibi Amasya Tarihi’nin harfi “şîn”e kadar olan yarısının da bulunduğunu ve “şîn” harfinden sonrasının tamamen yandığını belirtmiştir.⁷⁶

Halkı etkileyen üzücü olaylar arasında kıtlık ve salgın hastalıklar bulunmaktadır. H. 685 (M.1286-1287)’de yaşanan kıtlık nedeniyle kedi, fare, köpek gibi hayvanların etleri bile azalmış keçi, koyun ve öküz etleri gibi narha tâbi' olduğu aktarılmıştır. ⁷⁷ H. 718 (M. 1318-1319) yılında Amasya yönetimindeki İşboğa Noyin zamanında Târîh-i Aynî’de zikredildiği üzere Anadolu halkını kıtlık ve fakirlik perişan etmiş; ölmüş insan, hayvan, köpek etleri yenilmiş; bunlar dahi pahalanmış bu nedenle yokluk içindeki insanlar evlâdını satıp para tedârik ederek bu etleri almaya mecbûr olmuştur. Bu yüzden hükûmet alışverişte hileye meydan vermemek için oğlana on dirhem, kıza sekiz dirhem fiyat belirlemiştir.⁷⁸

Eserde bu vahim hadiseler dışında güldüren anektodlar da anlatılmaktadır. Bunlardan biri yaşadığı dönemin Hoca Nasreddîn’i sayılan Şefîk Mehmed Efendi (Şeyh) biyografisinde şu şekilde geçmektedir:

“Sultan Bâyezid müezzinlerinden ve meşâhîr-i sulehâdan “Kara Müezzin” demekle meşhûr Hâfız İbrahim Efendi bir gece Sultân Bâyezid imâmı Hâfız Şerîf Efendi’nin kahvehânesinde bir cemm-i gafîr içinde latîfeler söyleyerek halkı güldüren Şefik Efendi’nin alnından öper. Şefik Efendi derhal iki elini kaldırıp yüzüne sürerek “Elhamdülillah” der. Kara Müezzin ve nâsdan bazıları neye hamd etdiğini sordukda Şefik Efendi, “Küçüklüğümde annemi kızdırmışdım. “İlâhî oğlum, yüzünü köpekler yalasın” diye bedduâ etmişti. O bedduâya uğradım, fakat hafîf geçtiğinden Allah’a hamd etdim” demiştir.”⁷⁹ Bunun gibi örneklere eserin muhtelif ciltlerinde rastlamak mümkündür.

Dipnotlar

  • 69 Mehmet Fatih Köksal, “Hüseyin Hüsâmeddîn’in Amasya Tarihi’nin Kayıp Ciltleri” Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu, 21-23 Nisan 2017, Amasya.
  • 70 Amasya Tarihi, c. 3, s. 337.
  • 71 Amasya Tarihi, c. 4, s. 152.
  • 72 Amasya Tarihi, c. 4, s. 193-194.
  • 73 Amasya Tarihi, c. 4, s. 201-203.
  • 74 Amasya Tarihi, c. 4, s. 207.
  • 75 Amasya Tarihi, c. 2, s. 225.
  • 76 Amasya Tarihi, c. 6, s. 767-769.
  • 77 Amasya Tarihi, c. 2, s. 422-423.
  • 78 Amasya Tarihi, c. 2, s. 474-475.
  • 79 Amasya Tarihi, c. 11, s. 128-131.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddin, Amasya Tarihi'nin ilk dört cildini eski harflerle bastırmış; ötekileri bastıramadığı için bu kısım müellif nüshası olarak kalmıştır.

Birinci Cilt: (İstanbul, H. 1330, 422 sayfa, basılı). Müellif bu ciltte eseri yazma amacını açıkladıktan sonra "Mukaddime" bölümüyle başlar. Bu bölümde Amasya'nın ve Amasya'ya bağlı yerleşim yerlerinin adlarını, eski ve yeni konumlarını, bilinen mahallelerini ve eski eserlerini; medrese, mektep, türbe gibi dinî kurumlarını ve önemli yapılarını ele almıştır. Amasya adının kökenini ve yerleşim yerlerinin adlarının kökenlerini ayrıntılı biçimde açıklamış, özellikle Türkçeyle bağlantılarını ortaya koymaya çalışmıştır.

Amasya'nın coğrafi sınırlarını açıkladıktan sonra, o dönemde yedi kazadan oluşan bir sancak olduğunu; geçmiş yüzyıllarda ise on sancağı bulunan bir merkez vilayet olduğunu; daha sonra on sekiz kazaya ayrılan bir liva merkezi hâline geldiğini ve nüfusunun iki yüz seksen bini aştığını belirtmiştir. Tarih kitaplarının, seyyahların ve şairlerin Amasya'yı nasıl tarif ettiği üzerinde durmuş; Amasya'nın dört bin yıllık eski bir şehir olduğunu ve şehri kuranların Türk kökenli bir kavim olduğunu ileri sürmüştür. Bu iddiasını Amas sözcüğünün dil bakımından kökenine ve çeşitli tarihî kaynaklara dayandırmaktadır. Amasya'ya tarih kitaplarında verilen adlardan söz etmiş; Çakallar, Ferhad Kayası, Veng, Lokman Dağı gibi yerlerin adları ve tarihleri hakkında bilgi vermiştir. Ardından Arguma, Enderun, Bâlus, Harşene, Zemendû, Fon ve Kelkis kalelerini, Yeşilırmak, Çekerek ve Tersakan ırmakları üzerindeki köprülerle birlikte anlatmıştır. Cildin sonraki kısmında, Amasya şehri sınırları içindeki elli üç mahalle ile şehrin dışındaki iki mahalle olmak üzere toplam elli beş mahallenin adı, coğrafi konumu, tarihi, önemli yapıları ve mekânları ile ünlü kişileri tanıtılmıştır. Amasya'daki 78 türbe ile şehrin şairlerinin, hattatlarının, âlimlerinin ve şeyhlerinin adları sıralanmış; 31 tekke, 8 dârülkurrâ (Kur'an okuma okulu) ve 36 medrese hakkında bilgi verildikten sonra imaretlerden, ziyafethanelerden, Tanzimat Fermanı'ndan sonra açılan mekteplerden ve Amasya'daki 27 büyük soydan söz edilmiştir. Müellif birinci ciltte, Amasya Tarihi'ni yazarken kullandığı önemli kaynakları sıraladıktan sonra Amasya'nın kazalarını ve kazalara bağlı nahiyeleri tek tek incelemiştir. Bütün bu bilgileri verirken Amasya'nın çeşitli yerleri hakkında yazdığı dörtlükler hâlindeki şiirlerle metnin edebî yönünü de güçlendirmiştir.

İkinci Cilt (İstanbul, H. 1332, 492 sayfa, basılı): Genel Türk tarihine ilişkin bilgilerin de verildiği bu ciltte "Birinci Bâb" olarak, Amasya Sancağı'na yerleşmiş kavimler ile bu sancağın bağlı olduğu Turan, Pont, Roma, Arap, Rum, Danişmendli, Selçuklu, İlhanlı, Türkmen ve Osmanlı adlarıyla tanınan yönetimler zamanında olan olaylar ve sancağı yöneten kişiler üç döneme ayrılarak anlatılmıştır. Bu dönemler, İslam'ın doğuşundan önceki zamandan hicrete kadar, hicretten İstanbul'un fethine kadar ve fetihten sonraki zaman olmak üzere üç bölümde incelenmiştir. Zamanı belirtmek için hicrî takvim tercih edilmiştir.

İkinci cildin giriş (medhal) bölümünde, Amasya Sancağı'na yerleşenlerin "Turanî ve Aryanî" olmak üzere iki unsurdan çoğaldığını ve her ikisinin de Nuh oğlu Yâfes'in soyundan olduğunu belirtmiştir. Ancak bu iki unsurdan birinin müslüman, ötekinin Hristiyan olduğunu; müslüman olanların içinde az sayıda Kürt bulunmakla birlikte çoğunlukla Türk milletinin egemen olduğunu söylemiştir. Müellif daha sonra Türk milletinin karakteristik özelliklerini kaynaklar aracılığıyla açıklamış ve bu özellikleriyle İslam dinine yaptıkları büyük hizmetler üzerinde durmuştur. Türklerdeki gün adlarını ve özellikle ay adlarını, bunların kökenlerini ayrıntılı biçimde ele almış, on iki hayvanlı Türk takvimine dikkat çekmiş ve Türklerin bağlı olduğu usul ve hükümlerle ilgili olarak "töre, kanun, yasa" sözcükleri üzerinde durmuştur. Arap tarihlerinde, genel araştırmalarda ve soy kitaplarında "Turan" soyunun dilleri ve görünüşleri bakımından dokuz ana kola ayrıldığını belirterek bunları tek tek açıklamış; bu dokuz koldan türeyen bütün Turan kabilelerini saymak mümkün olmasa da millet ya da oymak olan Türk boylarını alfabetik olarak sıralamıştır. Bunlardan Amasya Sancağı'nda daha çok Guz, Tagar, Çerkes, Laz, Gürcü, Becenek, Koman ve öteki Uygur kabilelerinin yoğun olarak yerleştiğini belirtmiştir. Guz sözcüğünün Oğuz Han'dan geldiğini; Oğuz Han'ın, "ulu Türk" anlamındaki "Türkmen" lakabıyla da tanındığı için bütün çocuklarına "Türkmenler" dendiğini belirterek 24 Oğuz boyunun adlarını ve anlamlarını tek tek açıklamıştır. Çerkeslerin ve Gürcülerin kökenlerini incelemiş; Türklerin eski dinleri ve adları dolayısıyla Türklerden geldiğini ileri sürdüğü 24 peygamberin adlarının kökenlerini açıklayarak bu iddiasını kanıtlamaya çalışmıştır. Türklerin İslamiyet'i kabulünü anlattıktan sonra, Amasya Sancağı'nın Amasya, Erba'a, Havza, Zünnûn, Zeytûn, Zile, Osmancık, Gelgirâs, Köprü, Gümüş, Ladik, Mecidözü ve Merzifon kazalarından oluştuğunu belirtmiş ve H. 1254 (1838-1839) yılında tamamlanan nüfus sayımına göre müslüman ve gayrimüslim erkek nüfus miktarını vermiştir. Toplam 202.246 müslüman nüfusun üçte birinin Oğuz Han soyundan, yani Türkmen olduğunu; üçte birinin yarısının Tatar, Kumuk, Lezgi ve Nogay, öteki yarısının Çerkes, Kürt ve diğerleri olduğunu; kalan üçte birin ise Gürcü ve Laz olduğunu tahmin etmiştir.

Birinci faslda Amasya'daki Turanî yönetimleri açıklamaya başlamıştır. Turanî bir kavim saydığı Hititler'in Amasit Oymağı'nın Amasya ile ilişkisini dil ve tarih bakımından incelemiştir. İkinci faslda İranlıları ve daha sonra İranlıların kalıntısı olan, Pont hükümdarları diye tanınan Mihridatlar'ın Amasya'daki iktidarlarını ve yöneticilerini ele almıştır. Üçüncü faslda Roma Devleti zamanında Amasya'nın yönetimini ve yöneticilerini; dördüncü ve beşinci fasılları birbirinden ayırmak mümkün olmadığı için birlikte ele aldığını belirterek Turanlıların, Romalıların, İranlıların ve Arapların Amasya'daki yönetimleri hakkında bilgi vermektedir. Altıncı faslda, Türklerin öz yurdu olan Amasya Sancağı'nda Togânîlerin, yani Danişmendlilerin ortaya çıkışı ve buranın yönetimi anlatılmaktadır. Bu dönemden itibaren yöneticiler, ayrı başlıklar altında adları açıkça belirtilerek anlatılmaya başlanmıştır. Yedinci faslda Selçukluların kökenini ve bu dönemde Amasya'yı yöneten kişileri, onların zamanında Amasya'da meydana gelen olayları (Amasya'yı etkileyen Baba İshak olayı gibi olaylar dikkat çekicidir) anlatmıştır. Sekizinci faslda ise Amasya'daki Moğol etkisini, Moğollar tarafından Amasya'ya görevlendirilenleri ve Selçuklular zamanında buraya yönetici olarak atananları, Amasya'da Selçuklu egemenliğini, Moğol yöneticilerinin Amasya'daki harekâtını ve özellikle Amasya'daki tarihî olayları bulunabildiği kadar ayrıntılı biçimde anlatmıştır. Bu bölümde Seyfeddin Torumtay, Sultan Gıyaseddin Mesud, İşboğa Noyin gibi yöneticiler döneminde Amasya anlatılmıştır.

Üçüncü Cilt (İstanbul 1927, 377 sayfa, basılı): İstanbul'da Necm-i İstikbal Matbaası'nda basılan ve dokuzuncu faslla başlayan bu ciltte, Sultan Ebû Saîd Bahadır Han'ın ölümünden sonra Amasya ve çevresini yöneten yerli Türk beyleri, onların zamanında Amasya'nın ve çevresinin bağlı olduğu yönetimler ve tarihî olaylar anlatılmaktadır. Onuncu faslda müellif, Amasya emiri Ahmed Şah Bey'in Osmanlılar'a katılmasından sonra Amasya ve çevresindeki tarihî olayları, ayrıca Osmanlı döneminde Amasya vilayetini yöneten valileri, mutasarrıfları, mirlivaları, mütesellimleri ve Amasya ayanını beş döneme ayırarak ayrıntılarıyla ele almıştır. "Birinci Devre", Amasya vilayetinin Osmanlı memleketi sayıldığı H. 788 (M. 1386-1387) yılından H. 918 (1512-1513) yılına kadar süren yüz yirmi dokuz yıl içinde Amasya'ya atanan valileri, kadıları, müftüleri ve öteki şehir yöneticilerini ve bu bölgedeki olayları anlatmaktadır. Müellif bu dönemi "Şehzade Yıldırım Sultan Bayezid" ile başlatmış; onun, Osmanlı Devleti'nin Anadolu'ya atadığı ilk vali olduğunu ve Kadı Burhaneddin'in Amasya'dan çekilmesiyle Amasya ve çevresinin Osmanlı memleketi olduğunu bildirdiğini ifade etmiştir. Ardından Çelebi Mehmed, Murad Han, II. Bayezid, Ahmed gibi şehzadelerin ve öteki Amasya yöneticilerinin zamanında meydana gelen olayları ayrıntılı biçimde aktarmıştır. "İkinci Devre", Osmanlı egemenliğindeki Amasya'nın H. 918 (M. 1512-1513) yılından başlayıp H. 1011 (1602-1603) yılına kadar doksan üç yıl süren dönemdir. Müellif bu dönemde yöneticilerin sık sık değişmesini ve Anadolu'daki karışıklıkların artmasını, özellikle Osmanlı hanedanında ve Anadolu'da Türk olmayanların baskı ve zorbalığına bağlamış; bu durumun Türklerin isyan bayrağı açmasına zemin hazırladığını belirtmiştir. Amasya tarihinin ikinci devresi ile üçüncü devresi arasında ortaya çıkan, yönetimin dağınıklığı ve düzensizliği dönemine müellif "Tarih-i Fetret" adını vermiştir. Amasya sancağında altı yıl süren bu karışıklık zamanında Amasya'nın yönetimine kimi zaman Osmanlı Devleti, kimi zaman isyancılar egemen olmuştur.

Dördüncü Cilt (İstanbul 1928, 240 sayfa, basılı): Bu cilt, Osmanlı yönetimi altındaki Amasya'nın üçüncü devresiyle başlar. Üçüncü devrede, H. 1017 (1608) yılı recebinden başlayıp H. 1099 (M. 1688) yılı recebinin sonuna kadar tam seksen iki yıl süren dönemde Amasya'da görev yapan valilerden, kadılardan, yeniçeri serdarlarından, şehir kethüdalarından ve mütesellimlerden söz edilmiştir. Bunun yanı sıra hattat, şair, şeyh, müfessir (tefsir âlimi), muhaddis (hadis âlimi) gibi önemli kişilere de değinilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nda Amasya Tarihi'nin dördüncü devresi de bu ciltte başlar. Dördüncü devre H. 1099 yılı şaban ayının ilk gününde (M. 1688) başlar, H. 1219 yılı rebiülevvel ayına kadar (M. 1804) yüz yirmi yıl sürer; bu bölümde şehir hakkında üçüncü devredeki yöntemle bilgi verilmektedir. Müellif bu cildin başında, buradan itibaren üçüncü devrenin sonuna kadar kaynak olarak Vecîhî, Hasan Beyzâde, Na'îmâ, Abdî Paşa ve Silahdar tarihlerini, Kâtip Çelebi'nin Fezleke'sini, Bâb-ı Âlî ile vakıf arşivlerinde bulunan Ahkâm ve Evâmir Defterlerini, Amasya Mahkemesi Sicilleri'ni, Amasyalı Abdî Efendi Tezkiresi'ni, Şakâyık'ın Atâyî ve Şeyhî zeyillerini ve öteki tarihî belgeleri kullandığını açıklamıştır.

Dördüncü cildin bakiyyesi (İstanbul 1935, 196 sayfa, basılı): "Amasya Tarihi'nden Üçüncü Devre Bakiyyesi" başlığıyla başlayan bu cilt, 1119 yılı recep ayının başında (M. Eylül 1707) Amasya mutasarrıfı olan Recep Paşa ile başlar; H. 1219 yılı muharremin başında (M. Nisan 1804) Amasya muhassılı olan Süleyman Bey ile sona eren dönemde Amasya yönetimindeki kişileri ve bu dönemde yaşanan olayları anlatır.

Beşinci Cilt (kayıp): Basılması için Gayret Matbaası'na verildiği, ancak orada çıkan bir yangında yandığı ya da kaybolduğu söylenmektedir. Muhtemelen bu ciltte Osmanlı yönetimindeki Amasya'nın beşinci tarih devresiyle ilgili bilgiler verilmiştir. Müellif, bu beş devrenin her birinin acıklı bir olayla sona erdiğini belirtmiştir.

Altıncı Cilt (1931, 819 sayfa, müellif eliyle yazılmış): H. 13 Safer 1350 tarihinde tamamlanan bu cildin başında, Amasya Tarihi'nin "İkinci Bâb"ı hakkında bir açıklama yapılır. Amasya'nın Türklerin eline geçtiği günden itibaren bu şehirde doğan, ortaya çıkan, yerleşen, herhangi bir vesileyle burada ün kazanmış "hükümdarların, beylerin, vezirlerin, devlet ileri gelenlerinin, yüksek rütbeli din ve devlet adamlarının, âlimlerin, kadıların, hâkimlerin, ayanın, şairlerin, edebiyatçıların, zarif kişilerin, kâtiplerin, hattatların, iyilik de kötülük de yapanların, sanat sahiplerinin ve eser sahibi erkeklerle hanımların" mümkün olduğu kadar hayat hikâyelerinin ve soylarının yazıldığı belirtilir. Fakat kişilerin çokluğu nedeniyle aranan kimselerin hayat hikâyelerini kolayca bulabilmek için bunların Arap alfabesi sırasına göre düzenlendiği ifade edilir. Bu nedenle ikinci bâb yirmi sekiz fasla ayrılmıştır. Hayat hikâyesi yazılan kişilerin atalarını hece sırasına göre yazmak mümkün görülmediğinden, tespit edilebilirse ölüm yılları, olmadığı takdirde yaşadıkları zaman esas alınarak sıralanmış ve kaydedilmiştir. Ayrıca lakabı ve künyesiyle tanınanlar da şöhretleriyle yazılmıştır. Bu cilt böylece, birinci fasıl olarak, adlarının ilk harfi hemze olanların hayat hikâyeleriyle başlar.

Önceki ciltlerde kronolojik olarak incelenen Amasya Tarihi, bu ciltten sonra Amasya'nın önemli kişilerinin hayat hikâyeleriyle devam eder. Altıncı cilt, kapsamı bakımından en uzun cilttir; içinde 798 kişinin hayat hikâyesi yer almaktadır.

Yedinci Cilt (1931, 675 sayfa, müellif eliyle yazılmış): H. 25 Cemâziyelevvel 1350 tarihinde tamamlanan cilt, "Ahter Hundi Şah Hatun" ile başlamış, hemze faslı devam etmiş; ilk harfi elif (ا) olan ikinci faslı, be (ب) olan ve pe (پ) olan üçüncü faslı kapsayarak "Pîri Mustafa Efendi Hacızâde"nin hayat hikâyesiyle son bulmuştur. Yedinci ciltte 726 kişinin hayat hikâyesi bulunmaktadır.

Sekizinci Cilt (1932, 580 sayfa, müellif eliyle yazılmış): H. 7 Ramazan 1350 Cuma günü tamamlanan cilt, dördüncü fasıldan, adlarının ilk harfi iki noktalı te (ت) olan "Tâbûk Bey, Emir" ile başlar. Daha sonra eserde se (ث), cim (ج), çe (چ) ve ha (ح) harfleriyle alfabetik olarak hayat hikâyeleri devam eder. Sekizinci faslın sonunda "Hasîb Mehmed Efendi, Hâcı Abdullah Ağazâde" ile bitmektedir. Sekizinci ciltte 460 kişinin hayat hikâyesi yer almaktadır.

Dokuzuncu Cilt (1932, 606 sayfa, müellif eliyle yazılmış): Çırçır'da Hacı Hasan Mahallesi'nde H. 19 Zilhicce 1350 tarihinde tamamlanan cilt, sekizinci fasıldan devam eder; "Hüseyin Gâzi Bey, Emir Sehmüddevle" ile başlayıp dokuzuncu faslda hâ (ح), öteki fasıllarda hı (خ) ve dal (د) harfiyle başlayan adlara ait hayat hikâyeleriyle sürer. Zel (ذ) harfiyle başlayan adlara ait kısa hâl tercümeleri de on birinci faslda verilerek "Zihnî Mustafa Efendi, Uzun Müftüzâde es-Seyyid" ile son bulur. Bu ciltte 586 kişinin hayat hikâyesi vardır.

Onuncu Cilt (1932, 560 sayfa, müellif eliyle yazılmış): Çırçır'da Hacı Hasan Mahallesi'nde H. 13 Safer 1351 ve 17 Haziran 1932 Cuma günü tamamlanmıştır. Amasya tarihinin ikinci bâbının on ikinci faslından, adlarının başında noktasız râ (ر) harfi bulunan kişilerden "Râif Mehmed Efendi, Abdîzâde" ile başlar; ze (ز) ve sin (س) harfleriyle devam eder ve on dördüncü faslda "Sînâ Çelebi, Hâce, el-Hâc" ile sona erer. Ciltte 499 kişinin hayat hikâyesi bulunmaktadır.

On Birinci Cilt (1937, 613 sayfa, müellif eliyle yazılmış): İstanbul Şişli'de, Samanyolu Sokağı'nda 93 numaralı evde, 1356 yılı Muharrem'inin on yedinci ve 1937 yılı Mart'ının otuz birinci Salı günü tamamlanan cilt, on beşinci faslda, adlarının başında üç noktalı şîn (ش) harfi bulunan kişilerin hayat hikâyelerinden "Şâbûr Bey, Emir Şücâeddin" ile başlar. Sad (ص), dad (ض), tı (ط), zı (ظ) ve ayın (ع) harfleriyle alfabetik sırayla Amasya tarihindeki önemli kişilerin hayat hikâyeleriyle devam eder ve yirminci faslda "Abdülkerîm Efendi, Müderriszâde" ile sona erer. Müellif bu ciltte, Amasya tarihinin şîn (ش) harfinden sonrasının tamamen yandığını ve bunu telafi etmeye çalıştığını, ancak üçte birini telafi edebildiğini belirtmiştir. Bu ciltte 755 kişinin hayat hikâyesi yer almaktadır.

On İkinci Cilt (192 sayfa, müellif eliyle yazılmış): Yirminci fasıldan devam ederek "Abdullah Muînüddin Ebü'l-Mekârim el-Müstevfî" ile başlayan on ikinci cilt, "Osman Paşa, Gürcüzâde el-Hâc" ile son bulmuştur. Bu ciltte 250 kişinin hayat hikâyesi vardır. Cildin sonunda tamamlandığı tarihe ilişkin bir not bulunmaması ve fihristinin olmaması, yarım kaldığını göstermektedir.

Bu muazzam eserde yer yer çeşitli kişilerin hayatları hakkında bilgi bulunmakla birlikte asıl hayat hikâyeleri 6-12. ciltler arasındadır. Fakat yukarıda belirtildiği gibi 12. cilt "Osman Paşa (Gürcüzâde el-Hâc)" maddesiyle bitmektedir. Eserin VI. cildinin başında ikinci bâbın yirmi sekiz fasla ayrıldığının belirtilmesi ve müellifin "ayın" harfinde kalması, sekiz fasıl daha eklenmesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim müellif 11. cildinin başında "şîn harfinden sonrasının bütünüyle yandığını" söylemektedir. Sonraki yıllarda tamamlanmaya çalışılan ciltlere ait defterlerin ise Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal tarafından Ankara'da bir sahaftan satın alındığı, altı cilt defterin, merhum Prof. Dr. Mehmet Arslan'ın katkısıyla, eserin kayıp olduğu anlaşılan kalan kısımlarının kısmen eksik, kısmen tamamlanmış müsveddeleri olduğunun tespit edildiği bildirilmektedir. Bu ciltlere ilişkin bilgiler Mehmet Fatih Köksal tarafından aşağıdaki tabloda özetlenmiştir. Bu sayılar yalnızca madde başı olarak verilen kişilerin sayısıdır; Mehmet Fatih Köksal'ın kişisel kütüphanesinde bulunan altı deftere göre defter başına ortalama 221 madde düşmektedir. Aradaki iki defterin eksik olduğu düşünülmekte, bu eksik defterlerde olması gereken maddelerle birlikte (1330+442=1772) sekiz defterde ortalama 1800 civarında madde bulunduğu tahmin edilmektedir.

Tablo: Defterlerin sayfa ve madde dökümü (madde sayıları sırasıyla: yalnız madde başı olanlar, bir cümlelik bilgi olanlar, birkaç cümlelik bilgi olanlar, uzun bilgi olanlar, toplam)

  • 1. defter (numarası yok), Şâbûr ile Âkıl arası: 376 sayfa, 80 dolu sayfa; ekler: fihrist ve şecere (3); 184 / 47 / 32 / 116; toplam 379. Ayın harfinin bir kısmı ve gayın eksik.
  • 2. defter (5), Fâtih ile Kemâleddin Çelebi arası: 374 sayfa, 30 dolu sayfa; ekler: fihrist ve şecere (2); 92 / 19 / 6 / 46; toplam 163.
  • 3. defter (6), Kibâroğlu ile Meşkî arası: 234 sayfa, 30 dolu sayfa; ekler: fihrist; 108 / 30 / 9 / 50; toplam 197.
  • 4. defter (7), Muhammed ile Muhlis Osman arası: 343 sayfa, 144 dolu sayfa; ekler: fihrist ve şecere (12); 5 / 8 / 25 / 231; toplam 269.
  • 5. defter (8), Mustafa ile Münîf arası: 335 sayfa, 117 dolu sayfa; ekler: fihrist ve şecere (3); 18 / 12 / 11 / 160; toplam 201. Nun, vav ve he eksik.
  • 6. defter (10), Yâbûr ile Yûnus arası: 302 sayfa, 59 dolu sayfa; ekler: 7 ayrı kâğıt parçası; 16 / 2 / 12 / 72 ve ayrı kâğıtlardaki 19 hayat hikâyesi; toplam 121.
  • Genel toplam: 1964 sayfa, 460 dolu sayfa; 423 yalnız madde başı, 118 bir cümlelik, 95 birkaç cümlelik, 694 uzun bilgili; toplam 1330 madde.

Eserin çeşitli ciltlerinde, Amasya'da yetişmiş ya da bir biçimde Amasya'da bulunmuş kadınların hayat hikâyelerine de yer verilmiş ve bunlar öteki kişiler gibi titizlikle işlenmiştir. VI. ciltten itibaren yaklaşık 82 kadına ayrıca başlık ayrılarak hayat hikâyeleri belirlenmiş; türbeleri, mezarları ve vakıfları hakkında bilgi verilmiştir. Öteki hayat hikâyelerinin içinde de hakkında bilgi verilen hanımlar vardır. Bu hanımların genellikle önemli devlet adamlarının eşleri, anneleri, kızları ya da kız kardeşleri olduğu görülmektedir.

Bir şehir tarihi olarak Amasya Tarihi'nde, şehir yönetiminde bulunan şehir kethüdası, mutasarrıf, kale muhafızı (dizdar), ayan meclisi ve hacılar meclisi üyeliği, kaza voyvodası, maden emini, nüzül (ordu iaşesi) emini gibi görevliler ile devletin çeşitli kurumlarında görev alan Amasyalılar hakkında bilgi verilirken, başta Osmanlı yönetim yapısı olmak üzere Anadolu'da egemen olmuş öteki devletlerin yönetimine ilişkin de pek çok bilgi bulunmaktadır.

Müellif eserinde yalnız siyasî olaylara değil, Amasya halkını etkileyen toplumsal, kültürel ve ekonomik olaylara da değinmiştir. Eserde çeşitli yıllarda meydana gelen doğal afetler buna örnek gösterilebilir. H. 818 (M. 1415-1416) yılında yaşanan depremde halk üç ay kadar çadırlarda yaşamış; depremden sonra bahçeler, bağlar ve tarlalar kurumuş, bölgede kıtlık ve yoksulluk etkili olmuştur. Müellif, H. 999 (M. 1590-1591) yılında Amasya ve çevresinde büyük bir deprem olduğunu ve on gün kadar sürdüğünü, halkın meydanlara çıkıp iki ay kadar çadırlarda kaldığını, sonrasında kıyametin kopacağı söylentileri yayılınca Amasya halkında genel bir korku hüküm sürdüğünü, bunu fırsat bilen bazı kişilerin durumu kötüye kullanarak servet edindiğini yazmıştır. H. 1079 (M. 1668-1669) yılındaki deprem için de benzer bilgiler verilmiştir. H. 442 (M. 1050-1051), H. 1057 (M. 1647-1648) ve H. 1240 (M. 1824-1825) yıllarında da depremler olduğundan söz edilmiştir.

Halkı etkileyen bir başka afet yangınlardır. Müellif, H. 1099 (M. 1687-1688) yılında Amasya mutasarrıfı olan Hüseyin Paşa zamanında Eski Kethüda Mahallesi'nde korkunç bir yangın çıktığını, rüzgârın şiddetiyle her tarafa dehşet saçtığını, o gecenin seher vaktinde İçerişehir'de Hâtuniye Mahallesi'nden de bir yangın daha başladığını ve Amasya şehrinin üçte ikisini yakıp yok ettiğini belirtmiştir. O zamanlar ayan mahalleleri arasında sayılan bu iki mahallede çıkan yangından kurtarmak için kırlara ve boş yerlere taşınmış olan ve taşınmakta bulunan ev eşyası, serseriler ve yağmacılar tarafından çalınmış; bu yağmacılar arasında seyyid olduğunu söyleyenlerin de bulunduğu belirtilmiştir. Ne yazık ki bu yangın yağmacılık yüzünden iyice büyümüş, halk ile emirler ve seyyidler arasında bir kavgaya dönüşmüştür. Bu dönemde bir yandan türedilerin belası, öte yandan emir ve seyyid unvanını alan zorbaların cefası yüzünden Amasya acıklı bir felakete uğramıştır. Müellifin ifadesiyle, her yandan türeyerek seyyidlerin ve türedilerin kılıcından arta kalan Amasyalıları bir başka felaket olan veba salgını da etkisi altına almıştır. Ertesi yıl gitgide şiddetlenen kıtlık ve veba salgını Amasya'yı kasıp kavurmuş, herkesi can derdine düşürmüştür. Müellif, kendisinin de özellikle zarar gördüğü yangınlardan da söz etmiştir. 26 Mart 1914 günü çıkan yangında kirada oturduğu ev eşyasıyla birlikte yanmış; bu sırada koca bir konsol dolusu belgesi de yanmış ve yine müellifin ifadesiyle bu acımasız yangın, hafızasında kalan bilgiden başka bir şey bırakmamıştır.

Müellifin tanık olduğu yangınlardan biri de H. 1331 (M. 1912-1913) yangınıdır. Amasya âlimlerinden Ahmed Efendi (Sofu)'nun hayat hikâyesinde anlattığı olayda, bir gün onun yanına gittiğini ve hâl tercümesini sorduğunu belirtmiştir. Ardından olayı şöyle anlatır: "Hemen elimi tuttu ve buyurdu ki: 'Sen ümmetin âlimlerinin, memleketin ileri gelenlerinin, vatanın tarihini yazıyorsun; bundan büyük hayırlı hizmet olmaz. İnşallah bağışlanmana vesile olur. Ama dikkat et, yazdıklarını yakmayasın, yangından sakın. Elinde yarısı bile kalsa yine bir yarardır. Öbür yarısını sonra da yazabilirsin. Hayat hikâyesini yazacağın kimselerin kusurlarını ve eksiklerini yazmakta çok dikkatli ol. Ya bizzat görerek ya da doğru haberlerle sabit olan kötülükleri ibret için yazmakta sakınca yoktur. Ama bu durumda sakın kin ve garaz karıştırma. İyilikleri istediğin kadar yazarsın. Mümkün olduğu kadar kötülüklerden kaçın; sonra o bağışlanır, sen azap çekersin.'"

Ahmed Efendi'nin sözlerini kaydeden müellif, İstanbul'da Molla Hüsrev Mahallesi'ndeki Acı Çeşme Sokağı'nda oturduğu evin karşısından çıkan yangında eşyasının ve kitaplarının yandığını, eşinin kurtarabildiği eşya arasında, yukarıda anlatıldığı gibi Amasya Tarihi'nin "şîn" harfine kadar olan yarısının da bulunduğunu ve "şîn" harfinden sonrasının tamamen yandığını belirtmiştir.

Halkı etkileyen üzücü olaylar arasında kıtlık ve salgın hastalıklar da vardır. H. 685 (M. 1286-1287) yılında yaşanan kıtlık yüzünden kedi, fare, köpek gibi hayvanların etlerinin bile azaldığı, keçi, koyun ve sığır etleri gibi resmî fiyata (narh) bağlandığı aktarılmıştır. H. 718 (M. 1318-1319) yılında, Amasya yönetimindeki İşboğa Noyin zamanında, Târîh-i Aynî'de anıldığı üzere kıtlık ve yoksulluk Anadolu halkını perişan etmiş; ölmüş insan, hayvan ve köpek etleri yenmiş, bunlar bile pahalanmış, bu yüzden yokluk içindeki insanlar çocuklarını satıp para bularak bu etleri almak zorunda kalmıştır. Bunun üzerine yönetim, alışverişte hileye yer vermemek için oğlan çocuğuna on dirhem, kız çocuğuna sekiz dirhem fiyat belirlemiştir.

Eserde bu ağır olaylar dışında güldüren anekdotlar da anlatılmaktadır. Bunlardan biri, yaşadığı dönemin Hoca Nasreddin'i sayılan Şefik Mehmed Efendi (Şeyh) hakkındaki hayat hikâyesinde şöyle geçmektedir:

"Sultan Bayezid müezzinlerinden ve ünlü sâlihlerden, 'Kara Müezzin' diye tanınan Hâfız İbrahim Efendi, bir gece Sultan Bayezid imamı Hâfız Şerif Efendi'nin kahvehanesinde, büyük bir kalabalığın içinde fıkralar anlatarak halkı güldüren Şefik Efendi'nin alnından öper. Şefik Efendi hemen iki elini kaldırıp yüzüne sürerek 'Elhamdülillah' der. Kara Müezzin ve halktan bazıları neye şükrettiğini sorunca Şefik Efendi, 'Küçüklüğümde annemi kızdırmıştım. Annem, İlâhî oğlum, yüzünü köpekler yalasın, diye beddua etmişti. O bedduaya uğradım, ama hafif geçtiği için Allah'a hamd ettim' demiştir." Bunun gibi örneklere eserin çeşitli ciltlerinde rastlamak mümkündür.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • müellif nüshası: yazarın kendi eliyle yazdığı, basılmamış asıl nüsha
  • mukaddime, medhal: önsöz, giriş
  • kâzâ, liva, sancak: Osmanlı idari bölümleri; kaza ilçeye benzer, liva ve sancak daha geniş birimlerdir
  • nahiye: kazaya bağlı küçük idari birim, bucak
  • dârülkurrâ: Kur'an'ın okunuşunun öğretildiği okul
  • bâb, fasıl: kitabın büyük ve küçük bölümleri
  • bakiyye: kalan kısım, ek cilt
  • terceme, hâl tercümesi: hayat hikâyesi, biyografi
  • mutasarrıf, muhassıl, mütesellim: sancak yöneticisi; vergi toplayan görevli; vekil olarak yöneten kişi
  • ayan: şehrin ileri gelenleri, yerel güçlü aileler
  • tab': basım
  • bedduâ: kötülük dileme

Eserin Yapısı

Köksal'ın aktardığına göre müellif mukaddimede eserini iki bâba ayırdığını söyler. Birinci bâb, beş ciltlik kronolojik tarih kısmıdır. İkinci bâb ise elifba sırasıyla kurulmuş hayat hikâyeleridir ve klasik tabakât kitaplarının düzenine benzer. Bu hayat hikâyeleri bir bakıma kendi başına ayrı bir eser sayılabilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde de eserin yalnızca bir şehir ve bölge tarihi olmadığını, genel Türk tarihini ele alan bir inceleme olduğunu belirtir. İkinci cilt bunun en açık örneğidir: Amasya'nın tarihi anlatılmadan önce Türklerin nitelikleri, soyları, boyları ve eski dinleri uzun uzun işlenir.

Sayılardaki Küçük Ayrılıklar

Bu bölümde verilen sayfa sayıları başka kaynaklardakilerden biraz farklıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi birinci cildi 428, üçüncü cildi 392, dördüncü cildin bakiyyesini 199 sayfa olarak verir; elimizdeki metin bu ciltler için 422, 377 ve 196 sayfa der. Farkın nedeni belirtilmemiştir; sayımın hangi baskıya ya da hangi sayfa düzenine göre yapıldığıyla ilgili olabilir. Basım tarihlerinde de bir tutarsızlık görülür. Köksal'ın bildirisinin özetinde dördüncü cildin ekinin 1939'da yayımlandığı yazılıdır, oysa hem bu metin hem de TDV maddesi bakiyyenin 1935'te basıldığını söyler. Hüsameddin 1939'da öldüğüne göre 1935 tarihi daha uygun görünür.

On İki Cilt mi, Yarım Kalmış Bir Eser mi

Köksal, Hüsameddin'i ve eserini anan çalışmaların çoğunun eseri on iki cilt olarak yazılmış saydığını, oysa doğrusunun "elde on iki cilt bulunduğu" olduğunu belirtir. Ona göre müellif on birinci cildin başına düştüğü bir notta, Amasya tarihinin şîn harfinden sonrasının tümüyle yandığını, bunun ancak üçte birinin yeniden yazılabildiğini ve eksik kalan yerleri Amasyalı aydınların tamamlayacağını umduğunu yazmıştır. Aydın ve Dündar bu notu yalnız on birinci cilde ait evrakın yanmasıyla ilişkilendirmiştir; Köksal ise notun eserin şîn harfinden sonrasının tamamını kapsadığını söyler ve on birinci cildin "Şâbûr Bey" ile başlayıp on ikinci cildin "Osman Paşa" ile bitmesinin bunu doğruladığını belirtir. Yani eser, bilinen hâliyle "ayın" harfinde kalmıştır.

Kayıp Cilt ve Sonradan Bulunan Defterler

Köksal da beşinci cildin basılmak üzere teslim edildiği matbaada yandığını, müellif nüshasının da bulunmadığını aktarır. Kendisinin Ankara'da bir sahaftan aldığı altı büyük boy defter ise "ayın" harfinden sonrasını içerir. Mehmet Arslan, gönderilen fotoğraflardan yazının aynı el olduğunu, ayın harfindeki bazı maddelerin de Belediye'deki 6-12. ciltlerle özdeş olduğunu doğrulamıştır. Defter etiketlerindeki numaralar (5, 7, 8, 10) ve madde sıralaması, en az iki defterin hâlâ kayıp olduğunu gösterir: ayın harfinin bir bölümü ile gayın, ayrıca nun, vav ve he harfleri bu iki defterde olmalıdır. Köksal ayrıca birinci cildin müellif hattı bir nüshasının İstanbul'da Atatürk Kitaplığı'nda bulunduğunu, 26 Muharrem 1328 (7 Şubat 1910) tarihli olduğunu ve eserin orada "es-Sefînetü'r-râsiyye fî Târîhi Amâsiyye" adıyla kaydedildiğini bildirir. Bu yazma ile basılı cilt arasında başta dil olmak üzere farklar vardır.

Kaynak Gösterme Tartışması

Eserin ilmî değerine ilişkin kuşkular, kaynakların çoğu yerde gösterilmemesinden doğar. TDV maddesi, Tezkire-i Abdî, Abdurrahman Eşref'in Tezkire-i İlmiyye'si, Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Tarihi ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın kitabeler çalışması dışında başvurulan kaynakların çoğunlukla belirtilmediğini, bunun kimi araştırmacılarda tereddüt yarattığını, yine de eserin şehir tarihçiliği bakımından çok önemli olduğunu söyler. Köksal ise Hüsameddin'in birçok kaynağın adını andığını, bazen bir cildin kaynaklarını topluca verdiğini, hayat hikâyeleri ciltlerinde de kaynak göstermeyen klasik tabakât geleneğine uyduğunu hatırlatır. Bu bölümde sayılan dördüncü cildin kaynak listesi, yazarın kaynak verdiği yerlere bir örnektir. Türklerin kökenine ilişkin görüşler ise yazarın kendi yorumudur: Amasya'yı kuranların Türk kökenli olması ya da 24 peygamber adının Türkçe kökenli sayılması gibi iddialar belgeye değil, yazarın etimoloji çıkarımlarına dayanır. Köksal, bu etimolojilerde dönemin Güneş Dil Teorisi'nin etkisinin görüldüğünü not eder.

Yazarın Kısa Hayatı

Hüseyin Hüsameddin 5 Kasım 1869'da Amasya'da Çeribaşı Mahallesi'nde doğmuştur; babası Abdîzâde diye tanınan Hacı Mehmed Ağa'dır. İstanbul'da Kalenderhâne Medresesi'nde öğrenim görmüş, çeşitli şehirlerin kütüphanelerinde ve şer'iyye sicillerinde Amasya'ya dair bilgi toplamıştır. Son görevi Evkaf Nezareti kuyûd-ı kadîme mütercimliğidir. Tarih-i Osmanî Encümeni üyesidir. 10 Şubat 1939'da İstanbul Şişli'deki evinde ölmüş, Feriköy Mezarlığı'na gömülmüştür. Köksal onu "koyu bir Türkçü" olarak niteler; bunu devşirmeler hakkındaki ağır hükümlerine ve hayatının amacını Türk tarihini ve dilini araştırmak olarak göstermesine bağlar.

Bugünkü Durum

Köksal'ın aktardığına göre 6-12. ciltlerin müellif hattı nüshaları Amasya Belediyesi'nde korunmaktadır ve belediyenin kurduğu bir komisyon bunları yeniden basıma hazırlamaktadır. Birinci cildin sadeleştirilmiş metni 1986'da, ilk dört cilt ile dördüncü cildin bakiyyesi ise 2007'de Amasya Belediyesi Kültür Yayınları arasında çıkmıştır. Bu sitedeki özgün metin 2022 baskısına dayanmaktadır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Mehmet Fatih Köksal, "Hüseyin Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'nin Kayıp Ciltleri", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya Üniversitesi, 21-23 Nisan 2017, s. 175 vd. https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_KOKSALF.pdf
  • Mesut Aydın - Recep Dündar, "Amasya Şehir Tarihleri", International Journal of Social Science, 6/3, 2013 (Köksal'ın bildirisi üzerinden dolaylı olarak anılmıştır).

Giriş: Eser ve Yazar içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.