Lâdiklidir. Mustafa oğludur. Genç yaşında İstanbul’a gelip Enderûn-ı hümâyûna girdi. Orada hıfz-ı Kur’ân edib ilm ü kitâbet öğrendi. İyi bir terbiyye gördü. Sonra Dâru’s-saâde Ağası Habeşî Mehmed Ağa’ya intisâb ederek mazhar-ı teveccühü olduğundan Kapıcıbaşı oldu. Burada “Türk Ahmed Ağa” demekle şöhret buldu.⁵³
1003 senesi cumâdelûlâsında Sultân Mehmed Hân-ı Sâlisin cülûsunda Dârus-sa’âde Ağası Osmân Ağa’nın sevkiyle Kapıcılar Kethüdâsı ve 1004 senesi şa’bânında mühr-i hümâyunu alıp Sadr-ı a’zam olan İbrâhim Paşa’ya teslim etmekle büyük Mirahor oldu. 1005 senesi evâ’ilinde Eğri seferine padişah ile beraber gitdi.
1005 senesi rebîülevvelinde Cağalazâde Sinan Paşa’nın sadâretine bâ’is olduğundan rebîulâhirinde İbrâhim Paşa [473] ikinci defa sadâretinde azledilerek kurb-ı pâdişâhîden uzaklaştırıldı. 1010’da İbrâhim Paşa’nın vefâtıyla yine eski mevkiine gelip Yemişci Hasan Paşa sadâretinde sâhib-i kelâm oldu. 1012 senesi rübîulâhirinde gayet şedîdüş-şekim ve müstebid olan sadr-ı müşârün-ileyhin elinden mühr-i hümâyûnı almağa me’mûr oldukta kemâl-i cesâretle îfâ-yı me’mûriyyet edib müte’âkiben Yeniçeri Ağası oldu.
Mukaddemen mühr-i hümâyunun tekrar Hasan Paşa’ya i’âde edilmesi için ayak basıb sarây-ı hümâyûna hücum eden Yeniçerileri tedâbîr-i âkılâne ve nasâyıh-ı mü’esirânesiyle itâat ve inkıyâd etdirip Yemişci Hasan’ın katl ve i’dâmını teshîl etdi.
Bundan dolayı a’yân-ı devlet ve halk arasında fevkalâde bir şöhret kazandı. Sene-i mezbûrenin recebinde Üçüncü Sultân Mehmed’in vefâtıyla şehzâdesi Sultân Ahmed Hân-ı Evvel cülûs edib Sadr-ı a’zam Yavuz Ali Paşa sadâretde ibkâ ve istiklâli te’yîd edildiğinden zilka’denin altıncı günü Yeniçeri Ağalığından azledildi. Ba’dehû vefât etdi.⁵⁴ [474]
Âkil, cesûr, sâdık idi. Koca Ahmed Ağa demekle de meşhûr idi. Herhalde Sivas, Diyârbekir, Anadolu Beylerbeyi olduğu ahkâm-ı dîvâniyye defterlerinde görülen Ahmed Paşa bu olmalıdır. Lâkin kestirilemedi.
Diğer sipahi kethüdâlarının müteneffizânından olan Amasyalı Kara Kethüdâ Ahmed Ağa Amasya Kethüdâyeri olup bu esnalarda vefât etdi. Diğeri Küçük Ahmed Ağa da sipâhî müteneffizânından olup 1014 hudûdunda vefât etdi. Diğer dergâh-ı âlî çavuşânından Sarı Ahmed Ağa da cizye muhassılı, defterdâr kethüdâsı oldu. Bu da 1015 hengâmesinde bulundu. Ba’dehû vefât etdi.
Günümüz Türkçesiyle
Lâdiklidir. Mustafa'nın oğludur. Genç yaşta İstanbul'a gelip Enderun-ı Hümâyun'a (sarayın iç hizmetine) girdi. Orada Kur'an'ı ezberledi, ilim ve kâtiplik öğrendi. İyi bir eğitim gördü. Sonra Dârüssaâde Ağası Habeşî Mehmed Ağa'ya bağlanıp onun teveccühünü kazandığından kapıcıbaşı oldu. Burada "Türk Ahmed Ağa" adıyla tanındı.
1003 yılı Cemâziyelevvel ayında [1595] Sultan III. Mehmed Han'ın tahta çıkışında Dârüssaâde Ağası Osman Ağa'nın yönlendirmesiyle kapıcılar kethüdası oldu. 1004 yılı Şaban ayında [1596] padişah mührünü alıp sadrazam olan İbrahim Paşa'ya teslim etmesi üzerine de büyük mirahur oldu. 1005 yılı başlarında [1596] padişahla birlikte Eğri seferine gitti.
1005 yılı Rebîülevvel ayında Cağalazâde Sinan Paşa'nın sadrazamlığa gelmesine sebep olduğu için, Rebîülâhir ayında İbrahim Paşa ikinci kez sadrazam olunca görevinden alınarak padişahın yakınından uzaklaştırıldı. 1010'da [1601] İbrahim Paşa'nın vefatıyla yine eski mevkiine döndü ve Yemişçi Hasan Paşa'nın sadrazamlığı sırasında sözü dinlenen biri oldu. 1012 yılı Rebîülâhir ayında [1603] son derece sert ve buyurgan olan bu sadrazamın elinden padişah mührünü almakla görevlendirildiğinde işi büyük bir cesaretle yerine getirdi ve hemen ardından yeniçeri ağası oldu.
Mührün yeniden Hasan Paşa'ya verilmesi için önceden ayaklanıp saraya saldıran yeniçerileri akıllıca tedbirleri ve etkili öğütleriyle itaate getirerek Yemişçi Hasan'ın öldürülmesini kolaylaştırdı.
Bu yüzden devlet ileri gelenleri ve halk arasında olağanüstü bir ün kazandı. Aynı yılın Recep ayında [1603] Sultan III. Mehmed'in vefatıyla oğlu Sultan I. Ahmed Han tahta çıktı. Sadrazam Yavuz Ali Paşa görevinde bırakılıp yetkisi pekiştirildiğinden Ahmed Ağa, Zilkade ayının altıncı günü [1604] yeniçeri ağalığından alındı. Daha sonra vefat etti.
Akıllı, cesur ve sadıktı. "Koca Ahmed Ağa" adıyla da tanınırdı. Divan hükümleri defterlerinde Sivas, Diyarbekir ve Anadolu beylerbeyi olarak görülen Ahmed Paşa büyük ihtimalle bu kişidir; ancak kesin olarak belirlenemedi.
Öteki sipahi kethüdalarının sözü geçenlerinden Amasyalı Kara Kethüdâ Ahmed Ağa, Amasya kethüdâyeri olup bu sıralarda vefat etti. Bir başkası, Küçük Ahmed Ağa da sipahilerin sözü geçenlerinden olup 1014 [1605-06] dolaylarında öldü. Dergâh-ı âlî çavuşlarından Sarı Ahmed Ağa da cizye tahsildarı ve defterdar kethüdası oldu. Bu da 1015 [1606-07] sıralarında hayattaydı; sonra vefat etti.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- Enderûn-ı hümâyûn: Topkapı Sarayı'nın iç bölümü; devlet adamı yetiştirilen saray okulu
- hıfz-ı Kur'ân: Kur'an'ı ezberleme
- ilm ü kitâbet: ilim ve yazı, kâtiplik bilgisi
- intisâb: birinin himayesine girme, ona bağlanma
- mazhar-ı teveccüh: birinin gözüne girmiş, iltifatına erişmiş
- cülûs: tahta çıkış
- mühr-i hümâyun: sadrazamlık mührü; sadrazamın atanma ve azlinin simgesi
- mirahor: saray ahırlarının ve atların sorumlusu
- kurb-ı pâdişâhî: padişahın yakını, yanı
- sâhib-i kelâm: sözü dinlenen, etkili kişi
- şedîdü'ş-şekîme, müstebid: sert huylu, buyurgan
- ayak basmak: ayaklanıp padişahtan istekte bulunmak
- ibkâ: görevinde bırakma
- ahkâm-ı dîvâniyye defterleri: Divân-ı Hümâyun'dan çıkan hükümlerin kaydedildiği defterler
- müteneffiz: nüfuzlu, sözü geçen
- cizye muhassılı: gayrimüslimlerden alınan baş vergisinin tahsildarı
Lakabı ve Kökeni
Hüsameddin, Ahmed Ağa'nın Lâdikli olduğunu kendi imzasından çıkarmıştır. Dipnotunda bildirdiğine göre Ahmed Ağa, Dârüssaâde ağasının hizmetindeyken 991 [1583] yılında istinsah ettiği kitapların sonuna "Harrarahû el-fakîru ilâ rahmeti Rabbihi'l-kadîr Hâfız Ahmed bin Mustafa el-Lâdikî" (Kadir Rabbinin rahmetine muhtaç fakir Hâfız Ahmed bin Mustafa el-Lâdikî yazdı) imzasını atmış ve bu kitaplar Enderun kütüphanesinde görülmüştür. "Türk" lakabını da Hüsameddin, Enderun'da yetişen mühtedilerin (sonradan Müslüman olmuş devşirmelerin) kendi milletleriyle anılmasına bağlar; Anadolulu bir Müslüman ailenin oğlu olan Ahmed Ağa'ya da bu sebeple "Türk Ahmed Ağa" denmiştir. Lâdik'ten, Mustafa adlı birinin oğlu olarak gelmesi bu açıklamayı destekler.
Ahmed Ağa'nın bağlandığı Habeşî Mehmed Ağa, sarayın harem tarafındaki görevi ayrı bir makam hâline getiren kişidir. 982 [1574] yılında kendisine verilen yetkilerden yararlanarak Dârüssaâde ağalığını Bâbüssaâde ağalığından ayırmış ve bu unvanı alan ilk kişi olmuş, 995 [1586-87] yılında Haremeyn vakıflarının nezaretini de üzerine almıştı. Ahmed Ağa'nın sarayda yükselişi böyle güçlü bir hamiye dayanır.
Mühür İşi ve Yeniçeri Ağalığı
Hüsameddin'in anlattığı olaylar, dönemin kaynaklarına dayanan bugünkü araştırmalarla büyük ölçüde örtüşür. Cağalazâde Sinan Paşa, 23-25 Ekim 1596'daki Haçova Meydan Savaşı'nın hemen ardından, 27 Ekim'de devlet erkânının teklifiyle sadrazam olmuştur; bu tarih, metindeki 1005 Rebîülevvel'ine denk düşer. Yemişçi Hasan Paşa'nın düşüşü de kaynaklarda ayrıntılı olarak anlatılır. Sadrazamın yeniçerilerle anlaştığı, geri istense bile mührü vermeyeceği padişaha bildirilmiş, III. Mehmed de mührü geri istemiştir. Hasan Paşa mührü vermiş, fakat yeniçerilerin ağalarını hapsederek kendi lehine gösteri yapmalarını sağlamıştır. Yeniçeriler ısrardan vazgeçince 27 Rebîülâhir 1012'de (4 Ekim 1603) azledilmiş ve 10 Cemâziyelevvel 1012'de (16 Ekim 1603) Sütlüce'deki bahçesinde öldürülmüştür.
Bugünkü araştırmalarda bu olaylarda öne çıkarılan isim, o sırada yeniçeri ağası olan Kasım Ağa'dır; padişahı mührü geri almaya onun telkini yöneltmiştir. Mührü sadrazamdan bizzat alan kişi olarak Ahmed Ağa'nın adı bu anlatımlarda geçmez. Bununla birlikte yeniçeri ağalarının listelerinde 1603'te Kasım Ağa'dan hemen sonra "İmrahor Türk Ahmed Ağa" yer alır ve görev süresi 1603-1604 olarak gösterilir. "İmrahor" (mirahor) sıfatı Hüsameddin'in verdiği büyük mirahorluk bilgisiyle, tarihler de metindeki Zilkade 1012 [Nisan 1604] azliyle uyuşur. Kimi listelerde adı "Türk Koca Ahmed Ağa" diye geçer ve ağalıktan kaptan-ı deryalığa geçtiği yazılır. Hüsameddin ise ağalıktan sonraki hayatını bilmediğini söyler; Naîmâ Tarihi'nde de bu döneme dair bir kayıt bulunmadığını belirtir. Kaptan-ı deryalık bilgisini doğrulayan ayrıntılı bir kaynağa ulaşılamadı.
Hüsameddin dipnotunda Ahmed Paşa adının ahkâm defterlerinde iki yerde görüldüğünü de ekler: 1014'te [1605-06] eşkıya savaşı sırasında Sivas beylerbeyi, 1018'de [1609-10] Anadolu beylerbeyi bir Ahmed Paşa. Bunların Türk Ahmed Paşa olmasını "pek muhtemel" bulur, ama kesin konuşmaz. Dönemde aynı adı taşıyan çok sayıda paşa bulunduğu için bu ihtiyat yerindedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 150–151. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar