İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Çelebi-Mevlânâ Rükneddîn el-Cündî

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 122 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasya züamâsında Cündî Mahmûd Bey bin Kemâl Çelebi mahdûmu olup “Mevlânâ Cündî” demekle meşhûrdur. Amasya’da Tâceddîn İbrâhim et-Tokâdî, ZiyâeddînYûsuf bin Abdulmelîk el-Amâsî, Merzifon’da Şerîf Cürcânî tilmizi olan Ferîdüddîn Mehmed bin İbrâhim ed-Devvânî, Şücâ’eddîn İlyâs bin Yahyâ el-Merzifonî gibi fuzâlâdan ahz-ı ulûm ederek Amasya’da ders-i âm oldu.

Yıllarca tedrîs-i ulûm ederek fevkalâde iştihâr edib Torumtay Medresesi müderrisi oldu. Kendisine teklîf-i kazâ edildikde redd eylediğinden Yörgüç Paşa Medresesi müderrisliği verildi. Ömrünün sonuna kadar tedrîs ve tezkîrden ferâgat etmeyip 877 senesi hilâlinde vefât etdi.²⁰

Gâyet fâzıl, muhakkik, Arab ve Acem edebiyâtına fevkalâde vâkıf, müteşerri’, zâhid bir müderris-i benâm idi. Şâkirdân-ı [384] ma’rifeti pek çokdur. Hatîb Kâsım Efendi, Mevlânâ Abdî Çelebi, Abdîzâde Abdurrahman Efendi gibi fuzalâ bunlardandır.

Dipnotlar

  • 20 “Kitâbü’l-Misbâh” adlı eseri esnâ-yı tedrîsinde güzelce şerh ve i’zâh ederek “Dav’ü’l-Misbâh” tesmiye etti. Muhtasar, müfîd bir eserdir.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasya'nın zeamet sahiplerinden Kemal Çelebi oğlu Cündî Mahmud Bey'in oğludur ve "Mevlânâ Cündî" diye tanınır. Amasya'da Tâceddîn İbrahim et-Tokâdî ile Ziyâeddîn Yûsuf bin Abdülmelik el-Amâsî'den, Merzifon'da ise Şerîf Cürcânî'nin öğrencisi Ferîdüddîn Mehmed bin İbrahim ed-Devvânî ile Şücâeddîn İlyas bin Yahyâ el-Merzifonî gibi büyük âlimlerden ilim öğrenerek Amasya'da ders okutmaya yetkili hoca oldu.

Yıllarca ders okutarak çok büyük bir ün kazandı ve Torumtay Medresesi müderrisi oldu. Kendisine kadılık teklif edildiğinde bunu reddettiği için Yörgüç Paşa Medresesi'nin müderrisliği verildi. Ömrünün sonuna kadar ders okutmayı ve vaaz etmeyi bırakmadı; 877 [1472-73] yılı içinde öldü.

Son derece erdemli, meseleleri derinlemesine inceleyen, Arap ve Fars edebiyatını çok iyi bilen, dinin hükümlerine sıkı sıkıya bağlı, dünyadan el etek çekmiş, adı sanı duyulmuş bir müderristi. Ondan ilim öğrenen öğrencileri pek çoktur. Hatîb Kâsım Efendi, Mevlânâ Abdî Çelebi, Abdîzâde Abdurrahman Efendi gibi erdemli âlimler bunlardandır.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • züamâ: zeamet sahipleri, büyük dirlik sahibi sipahiler
  • cündî: asker, sipahi; burada aile lakabı
  • fuzalâ: erdemli âlimler (fâzıl'ın çoğulu)
  • ahz-ı ulûm: ilim öğrenme
  • ders-i âm: medresede ders okutmaya yetkili hoca
  • teklîf-i kazâ: kadılık görevinin önerilmesi
  • tedrîs ve tezkîr: ders okutma ve vaaz-öğüt
  • hilâlinde: içinde, süresince
  • muhakkik: meseleleri derinlemesine araştıran âlim
  • müteşerri': şeriatın hükümlerine sıkı bağlı
  • zâhid: dünya nimetlerinden el çekmiş
  • şâkirdân-ı ma'rifet: ilim öğrencileri
  • şerh ve i'zâh: açıklama ve yorum
  • tesmiye etmek: ad vermek
  • muhtasar, müfîd: kısa ve faydalı

Dipnottaki Bilgi: Dav'ü'l-Misbâh

Hüsameddin dipnotta, Mevlânâ Cündî'nin ders okuturken "Kitâbü'l-Misbâh" adlı eseri güzelce şerh edip açıkladığını, bu şerhe "Dav'ü'l-Misbâh" (Kandilin Işığı) adını verdiğini ve eserin kısa ama faydalı bir kitap olduğunu yazar. Osmanlı medreselerinde "Misbâh" denince akla ilk gelen eser, Mutarrizî'nin (ö. 610/1213) Arapça dilbilgisine dair el-Misbâh fi'n-nahv'idir. M. Sadi Çöğenli'ye göre bu kitap, Mutarrizî'nin oğluna Arapça öğretmek için Abdülkāhir el-Cürcânî'nin gramer kitaplarından kısaltarak meydana getirdiği beş bölümlük bir eserdir; elli kadar şerh ve hâşiyesi yazılmıştır. Niksarlı Hasan Paşa'nın el-İftitâh fî şerhi'l-Misbâh'ı bunların en tanınmışlarındandır. Cündî'nin bu yaygın ders kitabını okutup ona bir şerh yazması medrese geleneğiyle tam uyuşur.

Ne var ki bir ayrıntı dikkat çekmektedir. el-Misbâh'ın en meşhur şerhlerinden biri, Tâceddin el-İsferâyînî'nin ed-Dav' şerhu'l-Misbâh adlı eseridir; bu kitap basılmış ve ilk dönem Osmanlı âlimleri arasında üzerine şerh yazılacak kadar okunmuştur. Hüsameddin'in Cündî'ye mal ettiği "Dav'ü'l-Misbâh" adı bu eserle neredeyse aynıdır. Bu nedenle ya Cündî kendi şerhine bilerek benzer bir ad vermiş ya da Hüsameddin'in gördüğü nüsha, İsferâyînî'nin ed-Dav''ının Cündî tarafından okutulmuş veya istinsah edilmiş bir kopyasıdır. Hüsameddin nüshanın yerini belirtmediği için bu soru açık kalmaktadır.

Torumtay ve Yörgüç Paşa Medreseleri

Cündî'nin ilk müderrislik yaptığı Torumtay Medresesi, büyük ihtimalle bugün Gökmedrese Camii ya da Torumtay Camii diye bilinen Selçuklu yapısıdır. Selda Kalfazade'ye göre bu yapıyı, II. Gıyâseddin Keyhusrev zamanında Amasya valiliğine getirilen Seyfeddin Torumtay yaptırmıştır. Kitabesi kayıp olduğundan inşa tarihi kesin değildir, ama Torumtay'ın düzenlediği vakfiye 665 [1266-67] tarihini taşır. Vakfiyesinde "Gökmedrese" diye anılan yapı, devrinde hem medrese hem cami olarak kullanılmıştır. Adını, bitişiğindeki türbenin fîrûze ve mor renkli çini ve sırlı tuğla süslemelerinden alır; kündekâri tekniğindeki kapı kanatları bugün Amasya Müzesi'ndedir. Yapı ayaktadır.

Kadılığı reddettiği için kendisine verilen Yörgüç Paşa Medresesi ise, Yörgüç Paşa'nın 834 [1430] yılında yaptırdığı külliyenin parçasıydı. Emine Naza Dönmez'e göre Yeşilırmak kıyısındaki Yörgüç Paşa Camii ayakta olsa da medresesi günümüze ulaşmamıştır; caminin giriş eyvanının doğusundaki kapalı bölümün bu medresenin dershanesi olduğu düşünülmektedir. Kadılığı reddetmesi, Hüsameddin'in onu "zâhid" diye nitelemesiyle uyumludur.

Hocaları ve Öğrencileri

Cündî'nin Merzifon'daki hocalarından Ferîdüddîn ed-Devvânî'nin Seyyid Şerîf Cürcânî'nin öğrencisi olarak anılması, Cündî'yi XV. yüzyıl Osmanlı ilim hayatının ana damarlarından birine bağlar. II. Murad'ın Edirne müftüsü Fahreddîn Acemî de Cürcânî'nin yanında yetişmiş âlimlerdendir. Merzifon'un bu dönemde Amasya kadar canlı bir ilim merkezi olduğunu, Çelebi Sultan Mehmed devrinden itibaren âlim, fakih, mutasavvıf, kadı ve müftü yetiştirdiğini Ahmet Suphi Furat da vurgular.

Cündî'nin öğrencileri hakkında Hüsameddin'in eserinden ve başka kaynaklardan bazı bilgiler toplanabilir. Hüsameddin bir başka maddede, Koca Emîr İbrahim Efendi'nin 861 [1456-57] yılında babasıyla Amasya'ya geldikten sonra bir süre "Mevlânâ Ahmed Cündî Çelebi"den ilim öğrendiğini, ardından İstanbul'a gittiğini yazar. Öğrenciler arasında adı geçen Hatîb Kâsım büyük ihtimalle, Mecdî'nin Hadâiku'ş-Şakāik'inde Amasyalı âlimler arasında yer alan Muhyiddîn Mehmed bin Hatîb Kâsım'ın babasıdır. Muhyiddîn Mehmed 27 Şâban 864'te [17 Haziran 1460] Amasya'da doğmuş, Amasya, Bursa, İstanbul ve Edirne'de müderrislik yapmış, Şehzade Ahmed'in hocalığını üstlenmiştir. Listedeki Abdîzâde Abdurrahman Efendi'nin nisbesi Hüsameddin'in kendi lakabıyla aynıdır; ancak aralarında bir soy bağı olup olmadığı bu maddeden anlaşılmaz.

Mevlânâ Cündî'nin kendisi ve hocaları Tâceddîn et-Tokâdî, Ziyâeddîn el-Amâsî, Ferîdüddîn ed-Devvânî ile Şücâeddîn el-Merzifonî hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.