Amasya a’yânından ve sülâle-i Selçukiyyeden Sa’îd Çelebi bin Mes’ûd Bey bin Sultân Rükneddîn Kılıçarslan Şâh bin Mes’ûd Çelebi bin Sultân Tâceddîn Altunbaş Gâzi Çelebi bin Sultân Gıyâseddîn Mes’ûd Şâh bin Sultân İzzeddîn Keykâvus-ı Selçukî mahdûmudur.²¹
Seng-i mezârında mahkûk olduğu üzere 811’de Amasya’da [386] doğdu. Pederinin vefâtında bi’l-cümle metrûkâtına vâris olup ağır ze’âmetle taltîf edildi. Servet ü sâmânını ticâretle tenmiye ederek meşâhîr-i ağniyâdan ve Sultân Bâyezîd-i Sânî’nin hâce-i kurenâsından oldu.
880’de Amasya’nın Dârü’s-Selâm Mahallesi üstünde mu’azzam bir hângâh ve misâfir-hâne ve imâret binâ ederek meşâhîr-i meşâyîh-i kirâmdan Çelebi Halîfe demekle meşhûr eş-Şeyh Cemâleddîn Mehmed bin Mahmûd el-Halvetî’yi oraya şeyh nasb etdi. Vakfiyesini de tanzîm ederek emlâk ü akârâtını oraya vakf ve mahdûmu Mes’ûd Şâh Çelebi’yi mütevellî nasb eyledi.
888’de dâr-ı na’îme irtihâl eyledi. Pâdişâh ile halk arasında pek muhterem, sahî, me’ârif-perver bir zât idi. Zâviyesinin kapısı önünde medfûndur. Orta taşı mevcûd olup baş ve ayak taşları hayli arandığı hâlde bulunamadı.
Zâviyesi harâb olup arsası üstüne bir Ermeni hâne yaptırmış olduğu nazar-ı dikkatimi celb etdi. Hâne sâhibinin müsâdesiyle bahçesini aradım. Yarım arşın kadar yükseklikde olan bahçe duvarının bir köşesinde o taşları bulup çıkardım. [387] Baş taşında Şemseddîn Ahmed bin Sa’îd ismi mahkûk ve altında târîh-i tevellüdü olan 811 senesi rakamla yazılmış ve ayak taşında târîh-i vefâtı olan 888 senesi Arapça hakk edilmiş gördüm ve aynen yazmıştım. Hayfâ ki Taş Musluk harîkinde yandı. Hâtırımda bu kadar kaldı.
Bu zâviyenin vakfiyesi Zanalızâdelerden birinin elinde olduğunu öğrendim ise de ma’alesef ne o kimseyi ne de vakfiyesini göremedim. Kuyûd-ı vakfiyeden öğrendiğime göre tevliyeti evlâdına ve nezâreti ilk şeyhi olan müşârün-ileyhin evlâdına meşrût olduğu anlaşıldı.
1092’de tevliyeti züamâdan Veli Bey’e tevcîh edilmişdi. Sâdât-ı ulemâdan Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi tevliyeti bundan alıp 1099’da sânîyen Veli Bey’e verildi. Ba’dehû sânîyen yine Hacı Ahmed Efendi mütevellî oldu. 1097’de tekkenin şeyhi ve nâzırı olan eş-Şeyh Mehmed Efendi’nin vefâtıyla nezâreti de kendisine tevcîh etdirmişdi. Zâviye, Zanalızâdelerin tevliyet ü nezâretinde yanıp arsa olarak satılmıştır. Vâridâtı kurâ ve mezâri’dir. [388]
Günümüz Türkçesiyle
Amasya ileri gelenlerinden ve Selçuklu soyundan Saîd Çelebi'nin oğludur. Saîd Çelebi'nin soyu şöyledir: Saîd Çelebi bin Mesûd Bey bin Sultan Rükneddîn Kılıçarslan Şah bin Mesûd Çelebi bin Sultan Tâceddîn Altunbaş Gâzi Çelebi bin Sultan Gıyâseddîn Mesûd Şah bin Sultan İzzeddîn Keykâvus-ı Selçukî.
Mezar taşında kazılı olduğuna göre 811 [1408-09] yılında Amasya'da doğdu. Babası ölünce bütün mirasına vâris oldu ve büyük bir zeâmetle ödüllendirildi. Servetini ve varlığını ticaretle artırarak tanınmış zenginlerden ve Sultan II. Bâyezîd'in yakın çevresindeki hocalarından biri oldu.
880 [1475-76] yılında Amasya'nın Dârüsselâm Mahallesi'nin üst tarafında büyük bir hankah, bir misafirhane ve bir imaret yaptırdı; tanınmış büyük şeyhlerden, Çelebi Halîfe diye bilinen eş-Şeyh Cemâleddîn Mehmed bin Mahmûd el-Halvetî'yi buraya şeyh atadı. Vakfiyesini de düzenleyerek mülklerini ve gelir getiren taşınmazlarını buraya vakfetti, oğlu Mesûd Şah Çelebi'yi de mütevelli tayin etti.
888 [1483] yılında ebedî nimet yurduna göçtü. Padişah katında da halk arasında da çok saygın, cömert, ilmi ve irfanı seven bir zattı. Zaviyesinin kapısı önünde gömülüdür. Mezarının orta taşı yerindedir; baş ve ayak taşları ise çok arandığı halde bulunamadı.
Zaviyesi harap olmuş, arsası üzerine bir Ermeni'nin ev yaptırmış olması dikkatimi çekti. Ev sahibinin izniyle bahçesini araştırdım. Yarım arşın kadar yükseklikteki bahçe duvarının bir köşesinde o taşları bulup çıkardım. Baş taşında "Şemseddîn Ahmed bin Saîd" adının kazılı olduğunu, altında doğum tarihi olan 811 yılının rakamla yazıldığını, ayak taşında da ölüm tarihi olan 888 yılının Arapça olarak kazındığını gördüm ve olduğu gibi kaydetmiştim. Ne yazık ki bu kayıt Taş Musluk yangınında yandı. Hatırımda bu kadarı kaldı.
Bu zaviyenin vakfiyesinin Zanalızâdelerden birinin elinde olduğunu öğrendimse de ne yazık ki ne o kişiyi ne de vakfiyeyi görebildim. Vakıf kayıtlarından öğrendiğime göre zaviyenin tevliyetinin (vakıf yöneticiliğinin) kendi evladına, nezaretinin (denetiminin) de ilk şeyhi olan Çelebi Halîfe'nin evladına şart koşulduğu anlaşıldı.
1092 [1681] yılında tevliyet zeâmet sahiplerinden Veli Bey'e verilmişti. Seyyid âlimlerden Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi tevliyeti ondan aldı; 1099 [1687-88] yılında tevliyet ikinci kez Veli Bey'e verildi. Sonra yine ikinci kez Hacı Ahmed Efendi mütevelli oldu. Hacı Ahmed Efendi, 1097 [1686] yılında tekkenin şeyhi ve nâzırı olan eş-Şeyh Mehmed Efendi ölünce nezareti de kendi üzerine aldırmıştı. Zaviye, Zanalızâdelerin tevliyet ve nezareti altındayken yandı ve arsa olarak satıldı. Gelirleri köylerden ve mezralardan gelirdi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- a'yân: şehrin ileri gelenleri
- sülâle-i Selçukiyye: Selçuklu hanedanı soyu
- seng-i mezâr: mezar taşı; mahkûk: kazılmış
- metrûkât: ölenin bıraktığı mal, miras
- ze'âmet: timardan büyük bir dirlik, geliri devlet hizmeti karşılığında verilen toprak; "ağır ze'âmet" büyük gelirli zeâmet
- tenmiye: artırma, çoğaltma
- meşâhîr-i ağniyâ: tanınmış zenginler
- hâce-i kurenâ: hükümdarın yakın çevresindeki hocalardan biri
- hângâh: tekke, dervişlerin barındığı yapı; imâret: yoksullara yemek dağıtılan aşevi
- nasb etmek: atamak
- emlâk ü akârât: mülkler ve gelir getiren taşınmazlar
- mütevellî: vakfı yöneten kişi; tevliyet: vakıf yöneticiliği; nezâret: vakfın denetimi
- dâr-ı na'îm: cennet; "dâr-ı na'îme irtihâl" ölmek
- sahî: cömert; me'ârif-perver: ilim ve irfan sever
- hayfâ ki: ne yazık ki; harîk: yangın
- meşrût: şart koşulmuş
- tevcîh: bir görevi birine verme
- vâridât: gelirler; kurâ ve mezâri': köyler ve ekili araziler
Hoca Sultan Zaviyesi
Madde sahibinin Amasya'da bıraktığı en kalıcı iz, halkın onun lakabıyla "Hoca Sultan" dediği zaviyedir. Hüsameddin birinci ciltte zaviyenin yerini, Dârüsselâm Mahallesi'nin üst tarafında, kendi zamanında kabri bulunan yerin doğu ve güney yanlarını çeviren evlerin bulunduğu mevki olarak tarif eder ve kurucusunu, Sultan Bâyezîd'in Amasya valiliği sırasında "hoca-i sultânî" olan Şemseddîn Ahmed Çelebi diye anar. Zaviyenin adı bu unvandan gelmektedir. Halvetî tekkelerini inceleyen Kadir Özköse de yapının Şehzade Bayezid'in Amasya'da hocalığını yapmış Şemseddin Ahmed Çelebi tarafından 880 [1475] yılında yaptırıldığını, şeyhliğinin Çelebi Halîfe'ye verildiğini yazar ve yerin eski Dârüsselâm Mahallesi'nde, bugünkü Fethiye Mahallesi civarında olduğunu belirtir.
Zaviyenin şeyhleri bir asırdan uzun süre Çelebi Halîfe'nin soyundan geldi. Çelebi Halîfe İstanbul'a çağrılınca yerine oğlu Bedreddin Mahmud Çelebi geçti; sonra Hayreddin Hızır Çelebi, Muhyiddin Mehmed Çelebi ve Alâeddin Çelebi sırasıyla şeyh oldular. Daha sonra şeyhlik ileri gelen âlimlere emeklilik görevi olarak verilmeye başlandı, vakfın yönetimi ise Çelebizâdelerde kaldı. Bedreddin Mahmud Çelebi'nin kabri bugünkü Fethiye Mahallesi civarındadır. XVII. yüzyılın başında şeyh Rasul Efendi'nin vakıf muhasebesinde zimmeti çıkınca 1017 [1608] yılında görevden uzaklaştırıldığı, yerine Pîr Mehmed Efendi'nin getirildiği bilinir.
Zaviyenin sonu, Hüsameddin'in anlattığı tevliyet çekişmesine bağlanır. Özköse'ye göre 1686 yılında Çelebizâdeler sülalesi Amasya'da sona erince Zanalı ailesinden biri tekkenin şeyhi ve mütevellisi oldu; onun 1729'da ölümüyle oğlu Abdullah Efendi, sonra da Abdullah Efendi'nin oğulları Mahmud, Ömer, Osman, Ahmed, Mehmed ve Hüseyin Çelebiler 1759 yılına kadar tekkeyi ellerinde tuttular; babalarının ölümüyle tekke aralarında miras olarak paylaşıldı ve faaliyeti sona erdi. Özköse bu Zanalı'yı "Mehmet Efendi" diye anarken Hüsameddin hem bu maddede hem birinci ciltte "Zanalı es-Seyyid Ahmed Efendi" der; Hüsameddin'in birinci ciltte verdiği 1141 [1729] ölüm tarihi Özköse'nin tarihiyle örtüştüğü için söz konusu kişinin aynı olduğu anlaşılmaktadır. Hüsameddin'in başka bir kaydında bu Zanalı Seyyid Hacı Ahmed Efendi'nin nakîb kaymakamı, Atabeg Medresesi müderrisi ve Hoca Sultan Tekkesi mütevellisi olarak iki kez Amasya müftülüğüne getirildiği de görülür.
Çelebi Halîfe
Zaviyenin ilk şeyhi olan Çelebi Halîfe, Halvetiyye'nin Cemâliyye kolunun kurucusu Cemâl-i Halvetî'dir. Tam adı Ebü'l-Füyûzât Muhammed b. Hamîdüddin b. Mahmûd el-Aksarâyî'dir. Kimi kaynaklar onun Amasya'da doğduğunu yazarsa da çoğunluğu doğum yerini Aksaray olarak verir. Önce Zeyniyye şeyhi Seyyid Abdullah el-Kastamonî'ye, sonra Karaman'da Abdullah Karamânî'ye, Tokat'ta Ümmî Şeyh Tâhirzâde'ye intisap etmiş, Halvetiyye'nin ikinci piri Yahyâ-yı Şirvânî'ye gitmek üzere yola çıktığında onun ölüm haberini alınca Molla Pîrî diye bilinen halifesi Muhammed Erzincânî'den icazet almıştır. Bir süre Amasya'da irşadla meşgul olduktan sonra II. Bayezid ile Koca Mustafa Paşa'nın davetiyle İstanbul'a gitmiş, İstanbul'da ilk Halvetî âyinini yapan şeyh olarak anılmıştır. Bayezid'in valiliği sırasında onunla tanışması ve valinin kapıcıbaşısı Mustafa Ağa'nın, yani sonraki Koca Mustafa Paşa'nın ona mürid olması, İstanbul'daki itibarının temelini oluşturmuştur. Özköse, Amasya'daki II. Bayezid Külliyesi'nin de Cemal Halife'nin padişaha ricası üzerine 1485 yılında yaptırıldığını kaydeder. Çelebi Halîfe, 899 [1494] yılında hacca giderken Tebük yakınlarında ölmüştür.
Hoca Sultan'ın zaviyeyi 880'de kurup şeyhliği Çelebi Halîfe'ye vermesi, şehzade Bayezid'in sarayı ile Halvetî çevresi arasındaki yakınlığın somut bir göstergesidir. Hüsameddin'in kaydettiği vakıf şartı, yani nezaretin Çelebi Halîfe'nin evladına bırakılması, Özköse'nin aktardığı şeyhler listesiyle de uyumludur.
Selçuklu Soyu Meselesi
Hüsameddin, madde sahibini Anadolu Selçuklu hanedanına bağlar ve dipnotta bu soy zincirini vakıf kayıtlarından öğrendiğini, Sivas'ta şehit edilen Kılıçarslan Şah'ın Mesud, Âzer ve Ali Koç adlı üç oğlu olduğunu, Ali Koç Bey'in de Hüseyin Bey adlı bir oğlu bulunduğunu yazar. Zincirin en üstündeki iki halka bilinen tarihle uyuşur: Anadolu Selçuklularının son sultanı II. Gıyâseddin Mesud, II. İzzeddin Keykâvus'un oğludur; babası Moğollar karşısında tutunamayınca onunla birlikte İstanbul'a, oradan Kırım'a gitmiş, babasının ölümünden sonra Sinop'a gelmiş ve İlhanlıların desteğiyle tahta çıkmış, 1308'de Kayseri'de ölmüştür.
Zincirin aşağı halkaları ise Hüsameddin'e özgüdür. Mesud'un oğlu olarak gösterilen Tâceddin Altunbaş ve onun oğulları hakkında Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin ikinci ve üçüncü ciltlerinde ve "Sultan Altunbaş" başlıklı bir makalesinde bilgi vermiştir. II. Mesud hakkında yazan Zerrin Günal Öden, Hüsameddin'in çoğu kez kaynak göstermediği için verdiği bilgilerin ihtiyatla karşılandığını belirtir. Hoca Sultan'ın Selçuklu soyundan geldiği iddiası da bu yüzden Hüsameddin'in vakıf kayıtlarına dayanan, başka bir kaynakla henüz doğrulanamamış bir aktarımı olarak kalmaktadır.
Mezar Taşları
Maddenin en canlı bölümü, Hüsameddin'in kayıp mezar taşlarını bulduğu satırlardır. Taşların verdiği 811 ve 888 tarihlerine göre Şemseddin Ahmed Çelebi 77 yıl kadar yaşamıştır; zaviyeyi kurduğunda altmışlarının sonundaydı. Hüsameddin taşlardaki yazıyı not etmiş, fakat notları Taş Musluk yangınında yanmıştır. Taşların bugün nerede olduğuna dair bir bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 123–124. amasya.bel.tr
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1. Cilt, Mukaddime (Hoca Sultan Tekkesi; Bedreddîn Mahmûd Çelebi Türbesi); 4. Cildin Bakiyyesi ("Mirzâ Alî Bey" maddesi).
Akademik çalışmalar
- Zerrin Günal Öden, "Türkiye Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud Hakkında Bazı Görüşler", Belleten, 61/231, 1997.
Kitaplar
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar, 5, 2018, s. 91-118.
- Mehmet Serhan Tayşi, "Cemâl-i Halvetî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, 1993, s. 302-303.
- Muharrem Kesik, "Mesud II", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, 2004, s. 342-344.