İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Paşa-Hubyarlı es-Seyyid el-Hâc

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 198–201 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasyalıdır.⁷⁸ Amasya’nın şarkı şimâlisinde kâin, Zana, Zânâ karyesi eşrâfından Kara Ca’feroğlu Ca’fer Ağa bin Veli Ağa bin Ca’fer Ağa’nın mahdûmu ve Mirza Ali Paşa ile Zülfikar Ağa’nın liebin birâderidir.

Ceddi Ahıska Ağası olup giderken Erzurum’a vusûlünde 1093’de vefât eden Amasyalı Veli Ağa’dır.⁷⁹ Pederi de Antalyalı Osmân Ağa’nın kethüdâlığından Foça Kazâsı voyvadası olduğu halde 1129’da vefât eden Ca’fer Ağa’dır. Kendisi Amasya’da takriben 1106’da doğdu. Foça’da büyüdü.

Pederinin Antalyalı Osmân Ağa kethüdâsı olduğu esnâda Osmân Ağazâde İsmâil Efendi ile beraber çalışıp hattât-ı meşhûr Mirahûr Câmii imâmı Emîr es-Seyyid Abdullah ve Fındıkzâde İbrâhim Efendilerden hutût-ı mütenevvi’ayı ahz ü temeşşuk etdi. [639]

1123 senesi zilka’desinde Hubyâr Mahallesi’nde ikâmet eden mezkûr Antalyalı Osmân Ağa’nın i’dâmı üzerine açıkta kalan pederi, Foça Kazası voyvodası oldukta Osmân Ağa’nın birâderi olan Gümrükçü Ebûbekir Ağa’nın hânesine nakl-i mekân ederek tahsîline devam etdi.

Ya’ni o zamanın tabiri ile Ebûbekir Ağa’nın içoğlanı oldu. Tûl-i müddet Hubyâr Mahallesi’nde ikâmet etdiği münâsebetle “Hubyârlı” ve Ebûbekir Ağa’nın hânesinde ikâmet etdiği cihetle “Antalyalı Ebûbekir Ağa’nın yeğeni” dendi.⁸⁰ Hâlbuki tevellüd itibâriyle Amasyalı ve pederinin maskat-ı re’si itibârıyla Zanalıdır.

Bu esnâda Şehzâde Sultân Mahmûd’un lalası olan Amasyalı Hâce Alizâde Osmân Ağa’nın konağına gidip gelir. Bu Osmân Ağa’dan da hayli yardımlar görür idi. Kezalik Amasyalı Yûsuf Efendizâde Abdullah Efendi’den tahsîl-i ulûm edib “Her kalemde ve bilhassa hatt-ı divânîde güzîde ve her hünerde zerr-i Ca’ferî gibi tefevvuk-ı akrân müyesser” oldu.⁸¹ [640] Müşârün-ileyhin siyâdeti ana tarafındandır. Vâlidesi sâdât-ı Hüseyniyyeden ve Amasya’nın a’yân-ı ulemâsından olup 1140 senesi zilhiccesinde Amasya’da vefât eden Atabeg müderrisi Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi’nin kerîmesi Şerîfe Safiye Hâtun olduğu Amasya defter-i sâdâtında görüldü.⁸²

Bir müddet Bâb-ı âlîde nişân kalemine devam edib devlet umûrunu da öğrendi. 1137 senesi rebîülevvelinde efendisi olan çavuşbâşı Antalyalı el-Hâc Ebûbekir Ağa vezâretle Cidde ve Habeş vâlîsi ve şeyhü’l-harem oldukta kethüdâsı olarak Cidde’ye gidip üç defa hâc etdi.

1140 senesi muharreminde Hacı Ebûbekir Paşa Mısır vâlîsi oldukta dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından olup 1143 senesi rebîülevvelinde Sultân Mahmûd Hân-ı Evvel taht-ı saltanata cülûs etdikte şehzâdeliğinde lalası olan Amasyalı Osmân Ağa kapıcılar kethüdâsı olmuş ve bir yıl sonra Rumeli Beylerbeyi pâyesi ile taltîf edilmişdi.

1145’de Ebûbekir Paşa Kapudân-ı deryâ olarak İstanbul’a geldikte Lala Osmân Paşa’nın sevk ve tarifi ile malûm-ı [641] pâdişâhî olduğundan Lala Paşa’nın 1147’de vefâtı üzerine kapıcılar kethüdâsı, 1149’da çavuşbaşı oldu.

1150 senesi şa’bânında kethüdâ-yı sadr-ı âlî ve zilka’denin yirmi üçünde Sadr-ı a’zam Yeğen Mehmed Paşa serdâr-ı ekrem olup sefere me’mûr oldukta rütbe-i vezâretle sadâret kâ’im-makâmı, 1151 cumâdelâhiresinde Aydın vâlîsi ve muhassılı olduysa da zilhiccesinde rikâb-ı hümâyûn kâ’im-makâmı oldu.

1152 senesi şa’bânında nişâncı olarak teveccüh ve itimâd-ı şâhâneye mazhâr olduğuna binâ’en 1153 senesi rebiülevvelinin yirmi yedinci günü sadr-ı a’zam oldu. Yirmi üç ay kadar mevki’ini muhâfaza edebildi.

Ancak tamah, haset, irtişâ gibi hâlât ile i’timâd-ı şâhaneyi kaybetdiğinden 1155 senesi saferinin onbeşinci günü azl ve müsâdere edilerek Balık-hâne’de hapsedildi. Halefi İskeforlu es-Seyyid Hasan Paşa’nın şefa’âti ile afv buyrulup müte’âkiben Rakka vâlîsi oldu.

1156’da Rakka vilâyetinden azledildiyse de az müddet sonra [642] Sayda vâlîsi olup 1157 senesi muharreminde Şark ser-askeri ve Kars vâlîsi, zilka’desinde Halep, 1158 rebîülevvelinde Anadolu vâlîsi ve sânîyen Şark ser-askeri zilka’desinde sânîyen Halep, 1159 zilka’desinde Kandiye, zilhiccesinde sâlisen Halep vâlîsi oldu.

1160 senesi cumâdelâhiresinde Diyârbekir, zilhiccesinde Bağdâd vâlîsi, 1161 senesi rebîülevvelinde bi’l-isti’fâ İçel mutasarrıfı, ramazânın on dokuzunda Mısır vâlîsi olarak i’âdeyi itibâr etdi. 1163 senesi cumâdelûlâsında Adana, 1165 senesi şa’bânında rabi’an Halep vâlîsi olup, 1166 senesi rebîülahirinde Halep’de vefât etdi. Âlî-himmet, ma’ârif perver, müdebbir, fâzıl, muktedir bir vezîr idi. Tamah ve haseti, bir takım enderûn ağalarının sem-i şâhâneye ilkâ’atından ve irtişâsı da ma’iyyetinde bulunan kethüdâsı ve ba’zı ağalarının irtikâbâtından ibâret olduğunu hayrâtı göstermektedir.

İstanbul’da Hubyâr Mahallesi’nde Mehmed Efendi’nin mescidini yeniden yaptırıp minber vaz’ ederek câmii şerîfe tahvil ve hademesine [643] vezâ’if tahsis etdi. Şehzâde civârında Hüsambey Mescidini i’mâr ve minber vaz’ıyle câmiye tahvil edib hademesine vezâ’if verdi. Aya kapısında Ahmed Çelebi mescidini, Bandırma tekkesini müceddeden imâr etdi. Sebil ve çeşme yaptırdı. Amasya’da Pîrînçci Mahallesi’nde Dâru’l-Hadîs-i Osmân Çelebi medresesini müceddeden imâr etdi.

Mahdûmları es-Seyyid Ömer, Veli, Ca’fer Beylerdir. “Hadîkatü’l-Vüzerâ” zeylinde ve “Sicill-i Osmânî”de” 1123’de maktûl olan Osmân Ağa’nın akrabâsından Ca’fer Ağa sulbünden Foça’da tevellüd eyledi. Amcası Alâiyeli Hacı Ebûbekir Paşa’ya intisâb edib…” yazılıdır.

Hacı Ebûbekir Paşa’nın kuyûd-ı vakfiyesinde mukayyet ve müseccel vakfiyelerinde Antalyalı İbrâhim Ağa bin Hüseyin Ağa mahdûmu olduğu mûsârrahdır. Alâiyeli değildir. Birâderleri mezkûr Osmân Ağa ile tersane emini Hüseyin Ağa’dır. Bunların her ikisi de Antalyalı olup maktûldür.

Kezalik sâhib-i tercemenin pederi “Ca’fer Ağa bin Veli Ağa” olduğu da kendi vakfiyesinde ve Amasya sicillâtında mûsârrahdır. Binâ’en aleyh; es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa, Hacı Ebûbekir Paşa’nın [644] ne kardeşlerinden birinin oğlu ne de hemşîrezâdesi değildir ki yeğeni olsun.

Kezalik pederi Ca’fer Ağa ne maktûl Osmân Ağa’nın akrabâsından ne de Hacı Ebûbekir Paşa’nın birâderi değildir. 1101 senesinden 1110 sâline kadar Amasya’da amcazâdesi ve kayın-pederi Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi’nin yanında idi. Foça’da değildi. Belki maktûl Osmân Ağa’nın 1114’de çavuşbaşılığında kethüdâsı olmuşdu.

Amasya sicillâtından ve defter-i sâdâtından anlaşıldığı üzere Hubyârlı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa’nın sülâle-i nesebiyyesi şöyledir.

es-Seyyid Süleyman
Kara Ca'fer Ağa b.
bin es-Seyyîd
Mahmûd
Abdülvehhab
Şerife
İbrahim Ağa (110 Mahmûd Ağa (1111-
Veli Ağa (1093 fevtî) Fatıma[Mahmûd
fevtî) fevtî
Ağa'nın zevcesi]
Zanalı Mirzâ Bey kızı
Zanalı es-Seyyid el-Hâc
Hatice Hanım(1102
Zanalı Ca'fer Ağa Ahmed Efendi
fevtî) [Zanalı Cafer
(1129 fevtî)
Ağa'nın zevcesi] (1140 fevtî)
es-Seyyid el-Hâc
Zanalı Mirzâ Ali Paşa
Zülfikâr Ağa Ahmed Paşa ( 1166
(1152 fevtî)
fevtî)

[645] Zanalı Mirza Ali Paşa, 1151’de Selanik Beylerbeyi iken Çankırı sancağı ile cebecibaşı olarak İstanbul’a geldi ve 1152’de bu mansıbda vefât etdiği ve es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa’nın birâderi olduğu, 1316’da mütâla’a ve tetkik etdiğim Selânîk Mahkemesi sicillâtında mukayyed iki kıt’a fermân-ı âlî ile müsbetdir.

Kezâlik bu Mirza Ali Paşazâde Ömer Beyle Hacı Ahmed Pâşazâde es-Seyyid Ömer Bey’in usûbet-i nesebiyye cihetinden akraba, ya’nî iki birâderin oğulları olduğu da bil-muhakeme sabît olduğuna dair olan ilâm-ı şer’i (1184) Amasya sicillâtında mevcutdur. Bu ilâm ile sadr-ı müşârün-ileyhin mu’tekası Ayşe Hânım zevci olan Ömer Bey bin Mirza Ali Paşa, o târîhte Amasya’da mübaya’acı olan es-Seyyid Ömer Bey bin es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa’dan mirâsını ve vakfından hissesini almıştır.

Es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa, 1150 zilka’desinde vezâretle sadâret kâ’im-makâmı oldukta Amasya kazâsını mevsıle-i Süleymaniyye derecesine is’âd etdirdiğine dâ’ir istihsâl eylediği fermân-ı padişâhî, Amasya mâhkemesi sicillâtında müsecceldir.

Kezâlik hârem kethüdâsı Amasyalı Süleyman Ağa, Kapıcılar kethüdâsı [646] Amasyalı Hacı Efendizâde el-Hâc Ebûbekir Ağa, Selâm ağası birâderi Zülfikar Ağazâde Amasyalı Mehmed Ağa’dır. Eniştesi Amasyalı Telhîsîzâde Ahmed Ağa, yeğeni de Ahmed Bey bin Zanalı Mirza Ali Paşa’dır.

Zaman-ı ikbâl ü sadâretinde pek çok Amasyalılar tefeyyüz etmişlerdi. Bunların mecmû’u sadr-ı müşârün-ileyhin Amasya’ya alâka-i tâmmesini gösteren edille-i târîhîyedendir. Amasya’da Harem Kâhyası oğulları, Selamağası oğulları, Zanalı oğulları pek meşhûrdur.

Dipnotlar

  • 78 Müstakîmzâde Süleyman Sa’adeddin Efendinin “Tuhfetü’l-Hattâtîn”de yazdığı gibi Antalyalı ve Osmânzâde Tâ’ib Ahmed Efendinin “Hadîkatü’l-vüzerâ”da beyân ettigi gibi Foçalı değildir. Müşârün ileyhin Antalyalı yahud Foçalı olması bir zan ve tahminden ibarettir.
  • 79 Amasya mahkemesi sicillâtında böyle mestûrdur.
  • 80 Müşârün ileyhin cihât-ı vakfiye defterlerinde ismi “Yelken Ahmed Paşa” diye muharrerdir. Zurafâ arasında “Yeğen Ahmed Paşa” denmişdir. Şu’arâ-yı zamanından biri şu beytiyle bu zarâfeti şöyle anlatıyor: “Yelken Ahmed Bekir Ağa Yegeni olsa nola Yelkenin lâmını kaldırdı Yegen oldu ana”
  • 81 “Tuhfetü’l Hattâtîn”de Süleyman Sâdeddîn Efendi böyle diyor.
  • 82 Bu defter-i sâdât-ı Amasya belediye azâsından Şeyh Alizâde es-Seyyid Abdullah Efendi hânesinde bulundu. 1111 senesinde nakîbü’l-eşrâf es-Seyyid Osmân Efendi’nin hat ve hâtemiyle musaddak görüldü. Bu defterin münderecâtı 1334’te nakîbü’l-eşrâf bulunan es-Seyyid Ahmed Muhtar Bey Efendi’nin bâb-ı meşîhatında makâm odasında mevcut olan sâdât defterinde aynen müşâhede edildi. Amasya defter-i sâdâtı 1147’de tezyil edilmişdi. Bu zeyli de orada bulundu.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Amasya'nın kuzeydoğusunda bulunan Zana (Zânâ) köyünün ileri gelenlerinden Kara Ca'feroğlu Ca'fer Ağa'nın, onun da babası Veli Ağa'nın, onun da babası Ca'fer Ağa'nın oğludur; Mirza Ali Paşa ile Zülfikar Ağa'nın ana baba bir kardeşidir.

Dedesi, Ahıska Ağası iken giderken Erzurum'a varınca 1093'te vefat eden Amasyalı Veli Ağa'dır. Babası da Antalyalı Osman Ağa'nın kethüdâlığından Foça kazası voyvodası olmuşken 1129'da vefat eden Ca'fer Ağa'dır. Kendisi Amasya'da yaklaşık 1106'da doğdu. Foça'da büyüdü.

Babasının Antalyalı Osman Ağa'nın kethüdâsı olduğu sırada Osman Ağazâde İsmâil Efendi ile birlikte çalışıp ünlü hattat, Mirahor Camii imamı Emîr es-Seyyid Abdullah ve Fındıkzâde İbrâhim Efendilerden çeşitli yazı türlerini öğrenip bu alanda ilerledi.

1123 yılı zilkade ayında Hubyâr Mahallesi'nde oturan adı geçen Antalyalı Osman Ağa'nın idam edilmesi üzerine açıkta kalan babası, Foça kazası voyvodası olunca, Osman Ağa'nın kardeşi olan Gümrükçü Ebûbekir Ağa'nın evine taşınarak öğrenimine devam etti.

Yani o zamanın deyimiyle Ebûbekir Ağa'nın içoğlanı oldu. Uzun süre Hubyâr Mahallesi'nde oturduğu için "Hubyârlı", Ebûbekir Ağa'nın evinde kaldığı için de "Antalyalı Ebûbekir Ağa'nın yeğeni" dendi. Hâlbuki doğum bakımından Amasyalı, babasının doğduğu yer bakımından Zanalıdır.

Bu sırada Şehzade Sultan Mahmud'un lalası olan Amasyalı Hâce Alizâde Osman Ağa'nın konağına gidip gelir, bu Osman Ağa'dan da epeyce yardım görürdü. Yine Amasyalı Yûsuf Efendizâde Abdullah Efendi'den ilim öğrenip "her kalemde ve özellikle divanî yazıda seçkin, her sanatta Ca'ferî altını gibi akranlarına üstünlük" elde etti. Adı geçenin seyyidliği ana tarafındandır. Annesi Hüseyin soyundan seyyidlerden ve Amasya'nın âlim ileri gelenlerinden olup 1140 yılı zilhicce ayında Amasya'da vefat eden Atabeg müderrisi Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi'nin kızı Şerife Safiye Hatun'dur; bu, Amasya seyyidler defterinde görüldü.

Bir süre Bâb-ı âlî'de nişân kalemine devam edip devlet işlerini de öğrendi. 1137 yılı rebîülevvel ayında efendisi olan çavuşbaşı Antalyalı el-Hâc Ebûbekir Ağa vezirlik rütbesiyle Cidde ve Habeş valisi ve şeyhülharem olunca, onun kethüdâsı olarak Cidde'ye gidip üç defa hacca gitti.

1140 yılı muharreminde Hacı Ebûbekir Paşa Mısır valisi olunca, saray kapıcıbaşılarından oldu. 1143 yılı rebîülevvelinde Sultan I. Mahmud Han tahta çıkınca, şehzadeliğinde lalası olan Amasyalı Osman Ağa kapıcılar kethüdâsı olmuş, bir yıl sonra da Rumeli beylerbeyi payesiyle ödüllendirilmişti.

1145'te Ebûbekir Paşa kaptan-ı derya olarak İstanbul'a gelince, Lala Osman Paşa'nın yönlendirmesi ve tanıtmasıyla padişahın da bilgisi dahilinde bulunduğundan, Lala Paşa'nın 1147'de vefatı üzerine kapıcılar kethüdâsı, 1149'da çavuşbaşı oldu.

1150 yılı şaban ayında sadrazam kethüdâsı, zilkadenin yirmi üçünde Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa serdâr-ı ekrem olup sefere görevlendirilince vezirlik rütbesiyle sadâret kaymakamı, 1151 cumâdelâhiresinde Aydın valisi ve muhassılı oldu; ama zilhiccede rikâb-ı hümâyûn kaymakamı oldu.

1152 yılı şabanında nişancı olarak padişahın teveccüh ve güvenine mazhar olduğu için 1153 yılı rebîülevvelinin yirmi yedinci günü sadrazam oldu. Yirmi üç ay kadar bu makamı koruyabildi.

Ancak hırs, haset, rüşvet gibi hâllerle padişahın güvenini kaybettiğinden 1155 yılı saferinin on beşinci günü azledilip malına el konularak Balıkhane'de hapsedildi. Yerine gelen İskeforlu es-Seyyid Hasan Paşa'nın aracılığıyla affedilip hemen ardından Rakka valisi oldu.

1156'da Rakka vilayetinden azledildiyse de kısa süre sonra Sayda valisi olup 1157 yılı muharreminde Doğu serdarı ve Kars valisi, zilkadede Halep valisi, 1158 rebîülevvelinde Anadolu valisi ve ikinci kez Doğu serdarı, zilkadede ikinci kez Halep, 1159 zilkadesinde Kandiye, zilhiccesinde üçüncü kez Halep valisi oldu.

1160 yılı cumâdelâhiresinde Diyarbekir, zilhiccesinde Bağdat valisi, 1161 yılı rebîülevvelinde istifa ederek İçel mutasarrıfı, ramazanın on dokuzunda Mısır valisi olarak itibarını geri kazandı. 1163 yılı cumâdelûlâsında Adana, 1165 yılı şabanında dördüncü kez Halep valisi olup 1166 yılı rebîülâhirinde Halep'te vefat etti. Yüksek himmetli, bilime değer veren, işi iyi yürüten, fâzıl, güçlü bir vezirdi. Hırs ve hasedi, bir kısım enderûn ağalarının padişahın kulağına söylemesinden, rüşvet suçu ise yanındaki kethüdâsı ve bazı ağalarının yolsuzluklarından ibarettir; bunu hayrâtı gösterir.

İstanbul'da Hubyâr Mahallesi'nde Mehmed Efendi'nin mescidini yeniden yaptırıp minber koyarak cami hâline getirdi ve hizmetlilerine maaş bağladı. Şehzâde civarında Hüsam Bey Mescidi'ni onarıp minber koyarak camiye çevirdi, hizmetlilerine maaş verdi. Aya kapısında Ahmed Çelebi Mescidi'ni, Bandırma Tekkesi'ni yeniden onarttı. Sebil ve çeşme yaptırdı. Amasya'da Pîrînçci Mahallesi'nde Dâru'l-Hadîs-i Osmân Çelebi Medresesi'ni yeniden onarttı.

Oğulları es-Seyyid Ömer, Veli ve Ca'fer Beylerdir. "Hadîkatü'l-Vüzerâ" zeylinde ve "Sicill-i Osmânî"de "1123'te idam edilen Osman Ağa'nın akrabasından Ca'fer Ağa'nın soyundan Foça'da doğdu. Amcası Alanyalı Hacı Ebûbekir Paşa'ya intisap edip…" yazılıdır.

Hacı Ebûbekir Paşa'nın vakıf kayıtlarında ve tescilli vakfiyelerinde, Antalyalı İbrâhim Ağa'nın, Hüseyin Ağa oğlu olduğu açıkça yazılıdır. Alanyalı değildir. Kardeşleri adı geçen Osman Ağa ile tersane emini Hüseyin Ağa'dır. Bunların ikisi de Antalyalı olup öldürülmüşlerdir.

Aynı şekilde kendisinin babasının "Veli Ağa oğlu Ca'fer Ağa" olduğu da kendi vakfiyesinde ve Amasya mahkeme kayıtlarında açıkça yazılıdır. Bu nedenle es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa, Hacı Ebûbekir Paşa'nın ne kardeşlerinden birinin oğlu ne de kız kardeşinin oğludur ki yeğeni olsun.

Aynı şekilde babası Ca'fer Ağa ne öldürülen Osman Ağa'nın akrabasıdır ne de Hacı Ebûbekir Paşa'nın kardeşidir. 1101 yılından 1110 yılına kadar Amasya'da amcaoğlu ve kayınpederi Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi'nin yanındaydı. Foça'da değildi. Belki öldürülen Osman Ağa'nın 1114'te çavuşbaşılığında kethüdâsı olmuştu.

Amasya mahkeme kayıtlarından ve seyyidler defterinden anlaşıldığı üzere Hubyârlı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa'nın soy cetveli şöyledir. Basılı metindeki tablo dağınık olduğundan, okunabilen adlar ve tarihler olduğu gibi sıralanmıştır.

  • es-Seyyid Süleyman, Kara Ca'fer Ağa, es-Seyyid Mahmûd, Abdülvehhab
  • Şerife Fatıma [Mahmûd Ağa'nın eşi]
  • İbrahim Ağa (vefatı 110.), Mahmûd Ağa (1111'de vefat)
  • Veli Ağa (1093'te vefat)
  • Zanalı Mirzâ Bey'in kızı Hatice Hanım (1102'de vefat) [Zanalı Ca'fer Ağa'nın eşi]
  • Zanalı Ca'fer Ağa (1129'da vefat)
  • Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi (1140'ta vefat)
  • Zanalı Mirzâ Ali Paşa (1152'de vefat), Zülfikâr Ağa, es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa (1166'da vefat)

Zanalı Mirza Ali Paşa, 1151'de Selanik beylerbeyi iken Çankırı sancağı ile cebecibaşı olarak İstanbul'a geldi ve 1152'de bu görevde vefat etti; es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa'nın kardeşi olduğu da yazarın 1316'da [1898-99] inceleyip okuduğu Selanik mahkemesi kayıtlarında geçen iki fermanla sabittir.

Yine bu Mirza Ali Paşa'nın oğlu Ömer Bey ile Hacı Ahmed Paşa'nın oğlu es-Seyyid Ömer Bey'in baba tarafından akraba, yani iki kardeşin çocukları olduğu da yargılamada sabit olmuş ve buna dair 1184 [1770-71] tarihli şer'î hüküm Amasya mahkeme kayıtlarında bulunur. Bu hükümle, adı geçen sadrazamın azatlısı Ayşe Hanım'ın eşi olan Ömer Bey bin Mirza Ali Paşa, o tarihte Amasya'da mübayaacı olan es-Seyyid Ömer Bey bin es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa'dan mirasını ve vakıftaki hissesini almıştır.

Es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa 1150 zilkadesinde vezirlikle sadâret kaymakamı olunca Amasya kazasını Mevsıle-i Süleymaniyye derecesine yükselttiğine dair aldığı padişah fermanı Amasya mahkeme kayıtlarında kayıtlıdır.

Yine harem kethüdâsı Amasyalı Süleyman Ağa, Kapıcılar kethüdâsı Amasyalı Hacı Efendizâde el-Hâc Ebûbekir Ağa, Selâm ağası kardeşi Zülfikar Ağazâde Amasyalı Mehmed Ağa'dır. Eniştesi Amasyalı Telhîsîzâde Ahmed Ağa, yeğeni de Zanalı Mirza Ali Paşa'nın oğlu Ahmed Bey'dir.

Sadareti ve talih döneminde çok sayıda Amasyalı yükselmişti. Bunların hepsi, adı geçen sadrazamın Amasya'ya tam bir ilgi gösterdiğini ortaya koyan tarihî kanıtlardandır. Amasya'da Harem Kâhyası oğulları, Selamağası oğulları ve Zanalı oğulları çok meşhurdur.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • kethüdâ: kâhya; büyük bir görevlinin işlerini yürüten yardımcı
  • voyvoda: kazada yönetim ve vergi işlerine bakan görevli
  • içoğlanı: büyük bir evde yetiştirilen genç
  • çavuşbaşı: saray çavuşlarının başı
  • şeyhülharem: Mekke ve Medine'deki haremin başı
  • kapıcıbaşı, kapıcılar kethüdâsı: saray kapıcıları arasındaki yüksek görevler
  • kaptan-ı derya: Osmanlı donanmasının başı
  • sadâret kâim-makâmı: sadrazamın yerine bakan vekil
  • nişancı: fermanlara tuğra çeken, devlet yazışmalarına bakan görevli
  • serdâr-ı ekrem: sefere çıkan sadrazam, başkomutan
  • muhassıl: vergi toplamakla görevli vali
  • serasker: cephedeki başkomutan
  • irtişâ, irtikâb: rüşvet, yolsuzluk
  • hayrât: vakıf yoluyla yaptırılan hayır eserleri
  • nakîbü'l-eşrâf: seyyidlerin kayıtlarına bakan görevli
  • mevsıle-i Süleymaniyye: kadılık derecelerinden biri
  • mübaya'acı: alım işlerine bakan görevli

Sadrazam Ahmed Paşa

Bu madde, 1740'ta sadrazam olan Ahmed Paşa'yı anlatır. Kaynaklarda Şehlâ Ahmed Paşa diye geçen kişi, 22 Haziran 1740'ta Hacı İvaz Paşa'nın yerine sadrazam olmuş ve iki yıla yakın bu makamda kalmıştır. Daha önce Aydın muhassıllığı yapmış, 27 Eylül 1739'da nişancılığa getirilmiştir. Hüsameddin'in 1153 rebîülevvelinin yirmi yedisi diye verdiği sadrazamlık tarihi bu bilgilerle uyuşur.

Düşüşü iki kaynakta farklı anlatılır. Hüsameddin 1155 saferinde azledildiğini, malına el konulup Balıkhane'de hapsedildiğini, ardından İskeforlu Seyyid Hasan Paşa'nın aracılığıyla affedilip Rakka valiliğine atandığını yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi ise hudut tahkimatını ihmal, devlet işleriyle ilgilenmeme, rüşvet ve yolsuzluk suçlamalarıyla 28 Nisan 1742'de azledildiğini, Rodos'a sürüldüğünü ve bir süre sonra itibarını geri kazandığını bildirir. Hapis ve sürgün ayrıntıları birbirini tutmaz; hangisinin doğru olduğu bu çalışmada belirlenemedi. Sonraki görevleri iki kaynak genel çizgisiyle birbirine yakın sayar: Rakka çevresi, Sayda, Kars, Halep, Anadolu, Diyarbekir, Bağdat, Mısır ve Adana. Hüsameddin'in saydığı Kandiye valiliği ansiklopedi maddesinde yer almaz. Paşa, Halep'te Şubat 1753'te vefat etmiştir; Hüsameddin'in verdiği 1166 rebîülâhir tarihi buna uyar.

Doğum Yeri ve Soy Tartışması

Maddenin dikkat çeken yanı, Hüsameddin'in paşanın kökeni konusundaki düzeltmesidir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Ahmed Paşa'nın ailesi Alanyalıdır; Kalaylıkoz Ahmed ve Baltacı Mehmed paşaların kethüdâsı Osman Ağa'nın akrabasından Câfer Ağa'nın oğludur, Foça'da doğmuş, amcası Vezir Hacı Ebûbekir Paşa'nın yanında yetişmiş ve onun Cidde valiliği sırasında kethüdâlığını yapmıştır. Hüsameddin bu bilginin Dilâverzâde'nin Hadîkatü'l-Vüzerâ zeylinde ve Sicill-i Osmânî'de yer aldığını söyler ve karşı çıkar.

Gerekçesi şudur: Hacı Ebûbekir Paşa'nın vakıf kayıtlarına göre Paşa, Antalyalı İbrâhim Ağa'nın oğludur, Alanyalı değildir; kardeşleri Osman Ağa ile tersane emini Hüseyin Ağa da Antalyalıdır. Ahmed Paşa'nın babası ise kendi vakfiyesinde ve Amasya mahkeme kayıtlarında "Veli Ağa oğlu Ca'fer Ağa" diye geçer. Bu yüzden Ebûbekir Paşa'nın ne kardeşinin ne de kız kardeşinin oğludur, yeğeni sayılamaz. Hüsameddin'e göre "Antalyalı Ebûbekir Ağa'nın yeğeni" denmesi, gençliğinde Ebûbekir Ağa'nın evinde içoğlanı olarak kalmasından doğan bir söylentidir. Hubyârlı adı da İstanbul'daki Hubyâr Mahallesi'nde uzun süre oturmasındandır. Yani kaynaklar aynı kişiyi anlatır, ama köken, doğum yeri ve amcalık bağı konusunda ayrılırlar. Hüsameddin'in dayandığı belgeler arasında Amasya mahkeme kayıtları, paşanın vakfiyesi, seyyidler defteri ve Selanik mahkemesi kayıtlarındaki iki ferman vardır; bu belgelerin asılları burada görülmedi.

Yazar, paşanın doğum yeri konusunda başka bir ayrıma da dikkat çeker: Foça'da yetişmiştir ama doğum yeri Amasya'dır, baba yurdu da Amasya'nın kuzeydoğusundaki Zana köyüdür. Ona "Yeğen" ya da "Yelken" denmesi ise bir dipnottaki beytin söz oyununa dayanır. Hüsameddin, vakıf defterlerinde adın "Yelken Ahmed Paşa" yazıldığını, zarifler arasında "Yeğen Ahmed Paşa" dendiğini söyler ve dönemin bir şairinin şu beyitle bu söz oyununu anlattığını aktarır:

Yelken Ahmed, Bekir Ağa'nın yeğeni olsa ne olur,
Yelken'in lâmını kaldırdı, ona Yeğen oldu.

Beyit, "yelken" sözcüğünden "lâm" harfi çıkarılınca "yeğen" biçiminin ortaya çıktığı söz oyununa dayanır.

Hat Sanatı ve Hayratı

Hüsameddin paşanın çeşitli hattatlardan yazı öğrendiğini, özellikle divanî yazıda ünlü olduğunu anlatır ve bunu Müstakimzâde'nin "Tuhfetü'l-Hattâtîn"ine dayandırır. TDV maddesi de paşanın devrin büyük yazı ustalarından dersler aldığını, özellikle divanî yazıda şöhret kazandığını bildirir ve bu eseri kaynakçasında anar. Aynı madde, paşanın İstanbul'da bazı hayratı ve çeşmeleri olduğunu söyler; Hüsameddin bunları tek tek sayar: Hubyâr Mahallesi'ndeki Mehmed Efendi Mescidi'nin camiye çevrilmesi, Şehzâde civarında Hüsam Bey Mescidi, Aya kapısında Ahmed Çelebi Mescidi, Bandırma Tekkesi, sebil ve çeşmeler. Amasya'daki hizmeti ise Pîrînçci Mahallesi'ndeki Dâru'l-Hadîs-i Osmân Çelebi Medresesi'nin onarımıdır; bu onarım 645 numaralı maddede 1151 [1738-39] olarak verilir.

Amasya ile Bağı

Maddenin son bölümü, Ahmed Paşa'nın Amasya'ya olan ilgisini belgelemeye ayrılmıştır. Hüsameddin, paşanın 1150 zilkadesinde sadâret kaymakamı iken Amasya kazasını Mevsıle-i Süleymaniyye derecesine çıkardığını, bunun fermanının Amasya mahkeme kayıtlarında bulunduğunu yazar. Onun döneminde yükselen Amasyalıları da sayar: harem kethüdâsı Süleyman Ağa, kapıcılar kethüdâsı Hacı Efendizâde Ebûbekir Ağa, selâm ağası olan kardeşi Zülfikar Ağa'nın oğlu Mehmed Ağa, eniştesi Telhîsîzâde Ahmed Ağa (bk. 643) ve yeğeni Ahmed Bey. Hüsameddin'e göre Amasya'da "Harem Kâhyası oğulları, Selamağası oğulları ve Zanalı oğulları" çok tanınmıştır. Bu ailelerin bugünkü durumu hakkında kaynak bulunamadı.

Mirza Ali Paşa'ya ve Hüsameddin'in andığı Zana köyünün bugünkü durumuna dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Kaynakça

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.