İzmitlidir. “Çingâne” demekle meşhûrdur. 1113 senesi rebîülahirinin on üçüncü günü Amasya beyi olup Kethüdâyeri Köse Mehmed Ağa bin serdâr Yâkup Ağa Amasya mütesellimi ve yirmisinde Avkatlı İbrâhim Ağa Amasya alaybeyi oldu.
Ancak Köse Mehmed Ağa ile Kal’a-i Bâlâ Dizdârı Receboğlu Mehmed Ağa geçen sene Bağdat Harbi’ne me’mûr olup azîmetleri ta‘cîl ve te’kîd edilmişdi. [232] Bunlar, Bağdat’a gitmedikleri halde halka karşı şiddet gösteriyorlardı.
Bundan münfail olan halk, Köse Mehmed Ağa’nın Ahi Sâdeddin Mahallesindeki hânesini taşlayıp eşyasını yağma etdikleri esnada hânede çıkan yangın, Yukarı Hamam’a kadar iki mahalleyi yakıp küle döndürdü. Bu hâdise hayli yolsuzluklara meydan verdi.
Hâdise, Bâb-ı Âlî’ye aks etdikde Mirlivâ Ali Bey gelip her iki Mehmed Ağa’yı ve yağmacılardan bir kısmını habs ederek tahkîkâta başladı. A‘yândan ba’zılarının ve hâssaten baş a‘yân Yeğen Ali Ağa’nın nüfûzu görülüyordu.
Cumâdelâhirede Şehr-i Zor Beylerbeyi Ergenetli Süleyman Paşa Sivas vâlisi oldu. Tahkîkât uzadı. Receb gurresinde baş a‘yân ile Şehir Kethüdâsı Yeğen es-Seyyid el-Hâc Hasan Ağa azl ü nefy edilip Sarı Ahmedzâde el-Hâc Abdülbâkî Efendi baş a‘yân ve Abdi Beyzâde el-Hâc İbrâhim Bey şehir kethüdâsı oldu.
Şa’bân evâilinde Köse Mehmed ile Dîzdâr Mehmed Ağalar, mukayyeden İstanbul’a i‘zâm edilerek Yedikule Zindanı’nda habs edildi.
Mu’ahharan Müftü Ahmed Efendi ile nakîb es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi de cerâim-i vâkı’ada müşârik sayılıp her ikisi de azl ve İstanbul’a i‘zâm edildi. Atabey Müderrisi Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi Amasya müftüsü, Emîr Hacı Abdüllatîf Çelebi nakîb kâ’im-makâmı, Doğan Beyzâde ceddim Kara Hüseyin Ağa bin Abdullah Bey Kal’a-i Bâlâ dizdârı oldu. [233]
Şevvâl gurresinde Kadı-i sâbık es-Seyyid Abdülkâdir Efendi yine Amasya kadısı olup ulemâdan Mehmed Efendi Amasya nâibi oldu. Zilka’denin on yedisinde Gümüşlüzâde Çelebi Mehmed Ağa evkâf-ı Sultâniyye mütevellîsi olup İstanbul’dan geldi.
Zilhicce evâilinde Kethüdâ-yı Sadr-ı Âlî Amasyalı es-Seyyid Hasan Ağa bin Abdullah Ağa vezâretle Şehr-i Zor vâlisi olup Yedikule’de mahbus olan Köse Mehmed Ağa, Dizdâr Mehmed Ağa ile Müftü Ahmed ve nakîb es-Seyyid eş-Şeyh Ali efendiler afv u ıtlâk edildi.
Ancak Müftü Ahmed Efendi Samsun’dan Amasya’ya gelirken refîk ve hâdimi olan bir Ermeni tarafından Kavakhân’da feci‘ bir sûretde şehîd edildi. Muahharan Ermeni de tutulup asıldı.⁶⁸⁶
1114 senesi gurre-i muharreminde Sarı Ahmedzâde el-Hâc Abdülbâkî Efendi baş a‘yân oldu. Muharrem evâhirinde müftü-i esbak Osmân Efendizâde Hâfız es-Seyyid Ali Efendi vefât etdi.
Safer gurresinde Hazret-i Pîr İlyâs türbedârı ve mütevellîsi Mustafa Efendi’nin kasr-ı yediyle ulemâdan Yûsuf Efendi mütevellî, Abdî Efendizâde es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi nakîb kâ’im-makâmı, müteâkiben Amasya Nüzûl Emîni Zanalı Mirza Ali Ağa Tokat voyvodası ve Amasya beytü’l-mâl emîni oldu.
Rebiülâhirin on birinci günü Ammizâde Hüseyin Paşa’nın sadâretten istifâsına binâen Bağdat serdarı Daltaban Mustafa Paşa sadârete davet [234] edilip mâh-ı mezkûrun on dokuzunda Amasya’ya geldi. Dârüsselâm Mahallesinde kâin Sefer Ağazâde el-Hâc Mehmed Paşa’nın konağına indi. Burada mühr-i hümâyun kendisine vâsıl olarak sadrâzam oldu.
Ertesi günü İstanbul’a müteveccihen hareket edib Hacı Mehmed Paşa da sadr-ı müşârün-ileyhin emriyle İstanbul’a ve buradan Edirne’ye gitdi. Ancak bilâ emr-i âlî Edirne civârına vusûlünde ibkâ-yı vezâretle Erzurum vâlisi olup iâde edildi.
Lâkin Amasya a‘yânının yekdiğeri aleyhine düşmesinden Mirlivâ Çingâne Ali Bey fevkalâde istifâde ederek ağır şikâyetlere ma‘ruz kaldığından cumâdelâhirede azl edilip Amasya sancağı sâbık çavuşbaşı Mustafa Ağa’ya bâ-rütbe-i mîrimîranî tevcîh edildi.
Günümüz Türkçesiyle
İzmitlidir. "Çingâne" lakabıyla tanınır. 1113 [1701] yılı Rebîülâhir ayının on üçüncü günü Amasya beyi oldu. Kethüdâyeri Köse Mehmed Ağa bin serdar Yâkup Ağa Amasya mütesellimi, ayın yirmisinde de Avkatlı İbrâhim Ağa Amasya alaybeyi oldu.
Ancak Köse Mehmed Ağa ile Yukarı Kale (Kal'a-i Bâlâ) Dizdarı Receboğlu Mehmed Ağa, geçen yıl Bağdat Savaşı'na görevlendirilmiş, kendilerine yola çıkmakta acele etmeleri defalarca ve kesin bir dille emredilmişti. Bunlar Bağdat'a gitmedikleri hâlde halka karşı zorbalık ediyorlardı.
Buna kızan halk, Köse Mehmed Ağa'nın Ahi Sâdeddin Mahallesi'ndeki evini taşlayıp eşyasını yağmaladığı sırada evde bir yangın çıktı; yangın Yukarı Hamam'a kadar iki mahalleyi yakıp kül etti. Bu olay epeyce yolsuzluğa meydan verdi.
Olay Bâb-ı Âlî'ye yansıyınca Mirliva (sancakbeyi) Ali Bey gelip her iki Mehmed Ağa'yı ve yağmacılardan bir kısmını hapsederek soruşturmaya başladı. Âyandan bazılarının, özellikle de baş âyan Yeğen Ali Ağa'nın olayda parmağı olduğu görülüyordu.
Cemâziyelâhir ayında Şehrizor Beylerbeyi Ergenetli Süleyman Paşa Sivas valisi oldu. Soruşturma uzadı. Receb'in ilk günü baş âyan ile Şehir Kethüdası Yeğen es-Seyyid el-Hâc Hasan Ağa azledilip sürgün edildi; Sarı Ahmedzâde el-Hâc Abdülbâkî Efendi baş âyan, Abdi Beyzâde el-Hâc İbrâhim Bey de şehir kethüdası oldu.
Şaban başlarında Köse Mehmed Ağa ile Dizdar Mehmed Ağa zincire vurularak İstanbul'a gönderildi ve Yedikule Zindanı'na kapatıldı.
Daha sonra Müftü Ahmed Efendi ile Nakîb es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi de işlenen suçlara ortak sayıldı; ikisi de azledilip İstanbul'a gönderildi. Atabey Medresesi Müderrisi Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi Amasya müftüsü, Emîr Hacı Abdüllatîf Çelebi nakîb kaymakamı, dedem Doğan Beyzâde Kara Hüseyin Ağa bin Abdullah Bey de Yukarı Kale dizdarı oldu.
Şevval'in ilk günü eski kadı es-Seyyid Abdülkâdir Efendi yeniden Amasya kadısı oldu, ulemâdan Mehmed Efendi de Amasya naibi oldu. Zilkade'nin on yedisinde Gümüşlüzâde Çelebi Mehmed Ağa, Evkâf-ı Sultâniyye (padişah vakıfları) mütevellisi olarak İstanbul'dan geldi.
Zilhicce başlarında sadaret kethüdası Amasyalı es-Seyyid Hasan Ağa bin Abdullah Ağa vezirlik rütbesiyle Şehrizor valisi oldu. Yedikule'de hapiste bulunan Köse Mehmed Ağa ile Dizdar Mehmed Ağa, Müftü Ahmed Efendi ve Nakîb es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi affedilip serbest bırakıldı.
Ancak Müftü Ahmed Efendi, Samsun'dan Amasya'ya gelirken yol arkadaşı ve hizmetkârı olan bir Ermeni tarafından Kavakhan'da feci bir şekilde öldürüldü. Sonradan Ermeni de yakalanıp asıldı.
1114 [1702] yılı Muharrem'inin ilk günü Sarı Ahmedzâde el-Hâc Abdülbâkî Efendi baş âyan oldu. Muharrem sonlarında eski müftü Osman Efendizâde Hâfız es-Seyyid Ali Efendi vefat etti.
Safer'in ilk günü Hazret-i Pîr İlyâs'ın türbedarı ve mütevellisi Mustafa Efendi'nin görevden el çektirilmesiyle ulemâdan Yûsuf Efendi mütevelli, Abdî Efendizâde es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi nakîb kaymakamı oldu. Ardından Amasya Nüzul Emini Zanalı Mirza Ali Ağa, Tokat voyvodası ve Amasya beytülmal emini oldu.
Rebîülâhir'in on birinci günü Amcazâde Hüseyin Paşa'nın sadaretten istifası üzerine Bağdat serdarı Daltaban Mustafa Paşa sadarete çağrıldı ve aynı ayın on dokuzunda Amasya'ya geldi. Dârüsselâm Mahallesi'nde bulunan Sefer Ağazâde el-Hâc Mehmed Paşa'nın konağına indi. Sadaret mührü kendisine burada ulaştı ve sadrazam oldu.
Ertesi gün İstanbul'a doğru yola çıktı. Hacı Mehmed Paşa da sadrazamın emriyle önce İstanbul'a, oradan Edirne'ye gitti. Ancak padişahın emri olmadan Edirne yakınlarına varması üzerine vezirliği üzerinde bırakılarak Erzurum valiliğine getirildi ve geri gönderildi.
Fakat Mirliva Çingâne Ali Bey, Amasya âyanının birbirine düşmesinden son derece yararlandığı için ağır şikâyetlere uğradı ve Cemâziyelâhir'de azledildi. Amasya sancağı beylerbeyilik rütbesiyle eski çavuşbaşı Mustafa Ağa'ya verildi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- kethüdâyeri: sancaktaki tımarlı sipahilerin işlerine bakan, alaybeyinden sonra gelen görevli
- Kal'a-i Bâlâ, dizdâr: Yukarı Kale; kale komutanı
- azîmetleri ta'cîl ve te'kîd edilmek: yola çıkmaları için acele etmelerinin tekrar tekrar emredilmesi
- münfail: kızgın, gücenmiş
- Bâb-ı Âlî'ye aks etmek: devlet merkezine yansımak, duyulmak
- mîrlivâ: sancakbeyi
- tahkîkât: soruşturma
- hâssaten: özellikle
- azl ü nefy: görevden alıp sürgün etme
- mukayyeden i'zâm: zincire vurulmuş olarak gönderme
- mu'ahharan: sonradan
- cerâim-i vâkı'a: işlenen suçlar
- ceddim: dedem, atam
- afv u ıtlâk: affedip serbest bırakma
- refîk ve hâdim: yol arkadaşı ve hizmetçi
- tilmîz: öğrenci
- kasr-ı yed: el çektirme, görevden uzaklaştırma
- nüzûl emîni: ordunun zahire (nüzul) ihtiyacını toplayan görevli
- beytü'l-mâl emîni: sahipsiz kalan mirasları devlet adına toplayan görevli
- mühr-i hümâyun: sadrazama verilen padişah mührü, sadaret mührü
- ibkâ-yı vezâretle: vezirliği üzerinde bırakılarak
- bâ-rütbe-i mîrimîrânî: beylerbeyilik rütbesiyle
Çingâne Ali Bey
İzmitli "Çingâne" Ali Bey'e dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Bir önceki madde, Rebîülâhir 1113'te Kaya Ali Paşa'nın azliyle Amasya sancağının "serdarın ağalarından Serçeşme Ali Bey"e verildiğini yazar. Bu maddenin aynı ayın on üçünde Amasya beyi olan Ali Bey'i de odur; yani Çingâne Ali Bey, Bağdat serdarı Daltaban Mustafa Paşa'nın kapısında sekban ve levent bölüklerinin başında bulunan bir ağadır. Hüsameddin'in onu anlatırken kullandığı dil, kitabın genel üslubuna göre sert sayılır: âyanın birbirine düşmesinden "fevkalâde istifade" ettiğini ve ağır şikâyetlere uğradığını açıkça yazar. Ali Bey'in Amasya'daki bir yıllık beyliği, şehrin yerli ileri gelenleri arasındaki çekişmenin dışarıdan gelen bir sancakbeyi için nasıl bir kazanç kapısına dönüşebildiğini gösteren bir örnektir.
1113 Yangını ve Bugünkü Yeri
Maddenin en canlı sahnesi, Bağdat seferine gitmesi emredildiği hâlde şehirde kalıp halka zorbalık eden mütesellim Köse Mehmed Ağa'ya karşı ayaklanan halkın onun evini taşlayıp yağmalaması ve bu sırada çıkan yangının iki mahalleyi yakmasıdır. Yangının başladığı Ahi Sâdeddin Mahallesi, Kadir Özköse'nin Amasya'daki Halvetî tekkeleri üzerine yaptığı çalışmada da geçer: Sâdeddin Tekkesi "içeri şehirde, bugünkü Hatuniye Mahallesi'nde Meydan Kapısı civarında" Ahi Sadeddin Mahallesi'nde bulunuyordu ve 871 (1467) yılında Sadi Efendi tarafından yaptırılmıştı. Tekke 1260 (1844) yılında yıkılmıştır. Yangının ulaştığı "Yukarı Hamam" da bugün aynı semttedir: yerel kayıtlar Altuntaş Hamamı diye de anılan Yukarı Hamam'ı Hatuniye Mahallesi'nde, Şifre Sokak'ta, Madenüs Köprüsü yakınında gösterir. Kitabesi bulunmayan hamamın muhtemelen XVII. yüzyıl yapısı olduğu belirtilir. Buna göre 1113 yangını, eski "içeri şehir"in bugün Hatuniye Mahallesi içinde kalan kesimini etkilemiş olmalıdır.
Hüsameddin olayın "hayli yolsuzluklara meydan verdiğini" ve soruşturma sırasında baş âyan Yeğen Ali Ağa'nın "nüfuzunun görüldüğünü" söyler. Soruşturma bir yıla yayılmış, baş âyan ile şehir kethüdası sürgün edilmiş, iki Mehmed Ağa İstanbul'a götürülüp Yedikule'ye kapatılmış, sonunda müftü ile nakîb vekili de suça ortak sayılmıştır. Bir şehir olayının kadı, müftü, nakîb, âyan ve kale dizdarını aynı anda görevinden etmesi, Amasya'da bu yıllarda yönetimin ne denli birbirine bağlı ve kırılgan bir ileri gelenler ağına dayandığını gösterir.
Yedikule Zindanı
Köse Mehmed Ağa ile Dizdar Mehmed Ağa'nın kapatıldığı Yedikule, İstanbul'un kara surlarının güney ucunda, Bizans'ın Altın Kapı'sını da içine alan hisardır. Fatih Sultan Mehmed fetihten sonra 1458'de üç kule daha ekleterek yapıyı yedi kuleye tamamlamış, hisar uzun yüzyıllar boyunca devlet hapishanesi olarak kullanılmıştır. İki Amasyalı ağanın buraya gönderilmesi, olayın basit bir şehir kavgası olarak değil, devlet emrine karşı gelme ve halkın can ve malına zarar verme davası olarak görüldüğünü gösterir. Affedilmeleri ise Zilhicce 1113'te Amasyalı sadaret kethüdası Hasan Ağa'nın vezirlikle Şehrizor valiliğine yükselmesine denk düşer; Hüsameddin iki olayı aynı cümlede vermekle, hemşehrisi kethüdanın nüfuzunun affı sağladığını ima eder gibidir.
Müftü Ahmed Efendi'nin Öldürülmesi ve Eşref Abdürrahman Efendi
Affedilen Müftü Ahmed Efendi, bir önceki maddede Sultâniyye müderrisi ve Amasya müftüsü olan Çorumlu Ahmed Efendi'dir. Memleketine dönerken Samsun-Amasya yolu üzerindeki Kavakhan'da hizmetkârı tarafından öldürülmesi, Hüsameddin'in dipnotuna göre öğrencisi Merzifonlu Eşref Abdürrahman Efendi'nin eserinde kayıtlıdır. Bugünkü Samsun'un Kavak ilçesi, kıyı ile iç bölgeler arasındaki ticaret yolu üzerinde eski bir yerleşimdir; Samsun sancağına bağlı bir köy iken 1530'da kaza merkezi olduğu bilinir. "Kavakhan" adı, adından anlaşıldığı üzere bu yol üzerindeki bir konaklama yerini işaret etmektedir.
Abdürrahman Eşref Efendi, TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Merzifonlu Şerefeddin Ali'nin oğludur; medrese tahsilini tamamladıktan sonra kadılık mesleğine girmiş, 1151 (1738-39) yılında vefat etmiştir. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan yazarın önemi eserlerinden gelir. 1728'de Türkçe yazdığı Tezkiretü'l-hikem fî tabakāti'l-ümem, bir mukaddime, otuz altı tezkire ve bir hâtimeden oluşan ansiklopedik bir eserdir; 1252'de Mısır'da tek cilt hâlinde, 1291'de de İstanbul'da Şemseddin Sivâsî'nin manzum Menâkıb-ı İmâm-ı A'zam'ının kenarında basılmıştır. Hüsameddin'in bu basılı nüshanın zeylinden yararlanması, kitabını yazarken yalnız arşiv ve sicil kayıtlarına değil, bölgeden yetişmiş yazarların eserlerine de başvurduğunu gösterir.
Hüsameddin'in Atası Doğan Beyzâde Kara Hüseyin Ağa
Maddede yazarın kendi ailesine dair küçük ama değerli bir kayıt vardır: Yukarı Kale dizdarlığına getirilen Doğan Beyzâde Kara Hüseyin Ağa bin Abdullah Bey'i Hüsameddin "ceddim", yani atam diye anar. Görevden alınan Receboğlu Mehmed Ağa'nın yerine gelen bu atasının dizdarlığı, Hüsameddin'in kitabında kendi soyuna değindiği seyrek yerlerden biridir. Bu kişiye dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Pîr İlyâs Türbesi'nin Türbedarlığı
Safer 1114'te Hazret-i Pîr İlyâs'ın türbedarı ve mütevellisi Mustafa Efendi'nin görevden el çektirildiği, yerine ulemâdan Yûsuf Efendi'nin getirildiği kaydı, Halvetîliğin Amasya'daki kurucusu Pîr Şücâaddin İlyâs'ın türbesine aittir. Yerel kayıtlara göre Yukarı Pirler Türbesi adıyla da bilinen türbe bugün Pirler Parkı içindedir, Gümüşlüzâde Ahmed Bey tarafından 1486'da yaptırılmıştır ve içinde Pîr İlyâs, damadı Pîr Celâleddin Abdurrahman, torunu Pîr Hayreddin Hızır Çelebi ile aile mensupları yatar. Özköse'nin verdiği Gümüşlüoğlu Tekkesi şeyhleri listesinde XVII. yüzyıl sonu ile XVIII. yüzyıl başı için "Mustafa Efendi (ö. 1114/1702)" ve "Mahmut Efendi (1702)" adları geçer. Bu liste Mustafa Efendi'nin 1114'te öldüğünü, yerine Mahmud Efendi'nin geldiğini gösterirken Hüsameddin, aynı yıl Mustafa Efendi'nin görevden uzaklaştırıldığını ve mütevelliliğin Yûsuf Efendi'ye verildiğini yazar. Kaynaklar arasındaki bu fark, şeyhlik ile türbedarlık-mütevellilik görevlerinin ayrı kişilere verilmiş olabileceğini de düşündürür; eldeki bilgilerle kesinleştirilemez.
Aynı maddede Evkâf-ı Sultâniyye mütevellisi olarak İstanbul'dan gelen Gümüşlüzâde Çelebi Mehmed Ağa'nın adı da dikkati çeker. Pîr İlyâs'ın soyundan gelenler Amasya'da "Gümüşlüoğlu" ve "Gümüşlüzâde" diye anılmıştır; Özköse, ailenin aslen Amasya'nın Gümüş kazasından olduğu için bu adı aldığını belirtir. Çelebi Mehmed Ağa'nın bu aileden olup olmadığı metinde açıkça söylenmez.
Daltaban Mustafa Paşa'nın Amasya'da Sadrazam Olması
Maddenin Osmanlı genel tarihi açısından en önemli kaydı, Daltaban Mustafa Paşa'nın sadaret mührünü Amasya'da almasıdır. Amcazâde Hüseyin Paşa, yerel kayıtlara göre 4 Eylül 1702'de sadaretten istifa etmiştir; Hüsameddin'in verdiği 11 Rebîülâhir 1114 tarihi buna denk düşer. İstifanın sebepleri arasında Şeyhülislâm Feyzullah Efendi'nin devlet işlerine ve tayinlere karışması ile halasının oğlu Kıblelizâde Ali Bey'in karıştığı saray olayı sayılır. Amcazâde istifadan sonra çiftliğine çekilmiş, kısa süre sonra vefat ederek İstanbul Saraçhanebaşı'ndaki medresesinin yanındaki türbesine gömülmüştür.
Abdülkadir Özcan'ın maddesine göre Daltaban Mustafa Paşa, Bağdat valiliğinden sonra ikinci defa Anadolu beylerbeyiliğine getirilmiş, çok geçmeden Amcazâde'nin yerine sadrazam olmuştur; Özcan bu tayini 27 Eylül 1702 olarak verir. Hüsameddin'in kaydına göre ise paşa Bağdat'tan dönerken 19 Rebîülâhir'de Amasya'ya gelmiş ve mühür kendisine burada ulaşmıştır. Tarihler arasındaki birkaç günlük fark, tayin kararının verildiği gün ile mührün serdara ulaştığı gün arasındaki mesafeden kaynaklanıyor olabilir. Sadareti dört ay kadar sürmüş, 10 Ramazan 1114'te (28 Ocak 1703) azledilip öldürülmüştür.
Paşanın Amasya'da indiği konak, Dârüsselâm Mahallesi'ndeki "Sefer Ağazâde el-Hâc Mehmed Paşa"nın konağıdır. Hüsameddin'in biyografi cildine göre bu kişi, Amasya'da "Sefer Ağazâde" diye bilinen Elçi Mehmed Paşa'dır: eski Amasya mütesellimi ve Fethiye Mahallesi'nde çeşmesi bulunan Sefer Ağazâde Hasan Ağa'nın oğlu, Sadrazam Bayburtlu Kara İbrâhim Paşa'nın kız kardeşinin oğludur; reisülküttaplık yapmış, büyük ve gösterişli kavuğu yüzünden "Ebû Kâvuk" künyesiyle anılmıştır. Bir önceki maddeye göre 1112'de Şam hac kafilesinin bedevîlerce yağmalanması üzerine vezirliği kaldırılarak Amasya'ya sürülmüştü. Daltaban'ı konağında ağırlaması ve yeni sadrazamın emriyle İstanbul'a gitmesi, kısa süre sonra Erzurum valiliğiyle yeniden vezirliğe dönmesini sağlamıştır. Dârüsselâm Mahallesi'nin yeri hakkında Özköse, Hoca Sultan Tekkesi'nin "eski Darüsselam Mahallesi'nde, bugün Fethiye Mahallesi civarında" bulunduğunu yazar.
Sancağın Bodur Mustafa'ya Geçmesi
Maddenin son cümlesinde Amasya'nın beylerbeyilik rütbesiyle verildiği "sâbık çavuşbaşı Mustafa Ağa", bir önceki maddede Safer 1113'te çavuşbaşılıktan azledilip sürgün olarak Amasya'ya gelen Kadızâde Bodur Mustafa Ağa'dır. Kitabın bir sonraki maddesi onun Cemâziyelâhir 1114'ün on dördünde, henüz Amasya'da sürgünde iken mutasarrıf olduğunu yazar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cilt, s. 621–622. amasya.bel.tr
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 6-8. Cilt, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, "Mehmed Paşa-Elçi el-Hâc" maddesi, e-kitap s. 105.
Akademik çalışmalar
Resmî kaynaklar
Diğer kaynaklar