İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · İKİNCİ DEVRE

Deli Zülfikâr Bey

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 3. Cilt, s. 524–525 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Amasya'nın Ziyâre Mahallesi ahâlîsinden "Baloğlu" demekle meşhûr sipâhî Mehmed Ağa bin Behlûl'ün oğludur. Amasyalı Budak Beyzâde Hüseyin Paşa'nın kethüdâsı ve Amasya mütesellimi olmuşdu. Hüseyin Paşa'nın felâketinde menkûb olmakla erbâb-ı ihtilâle karışdı. 1011 senesi recebinin beşinde ihtilâlciler tarafından Amasya beyi oldu.

Deli Zülfikâr Bey, gâyet milliyet-perver, fa''âl, cesûr, munsif adamdı. Ma'iyyetinde bulunan erbâb-ı ihtilâlin başbuğları şunlardı: Zu'amâdan Tâhir Bey, Sipâhîlerden Budakoğlu Alî Ağa, Çeribaşıoğlu Sarhoş Mehmed Ağa, Dündaroğlu Mustafa Ağa, Şeytânoğlu İbrâhim Ağa, Yardımoğlu Sefer Ağa.

Tâhir Bey, "Geldiklanlı" demekle meşhûr bir alay beyi idi. Budakoğlu Alî Ağa, Hüseyin Paşa'nın birâderi olup Zülfikâr Bey'in kethüdâsı ve mütesellimi olmuşdu. Yüz on üçüncü silahdâr bölüğünde mukayyed olup 1011 senesi recebinin on üçünde Gümüş kasabasında kâ'in Hacı Halîl Paşa Medresesi evkâfına mütevellî oldu.⁶⁰⁵ Buna "Aliç Bey" denmişdi. [357]

Yardımoğlu Sefer Ağa, "Sefer Şâh" demekle meşhûr olan sipâhîdir. Çeribaşıoğlu Mehmed Ağa, üçüncü silahdâr bölüğünde mukayyed olup 1011 senesi recebinin on ikisinde Amasya'da Bâyezîd Paşa evkâfına mütevellî olmuşdu. Aşağılarda "Sarhoş Mehmed Paşa" denilen beylerbeyi budur.

Bunlara karşı Amasya'yı müdâfa'a edenler, kaleye kapanıp dayanmışlardı. Kazâların a'yânları içinde erbâb-ı ihtilâle karşı Osmanlı devletini iltizâm ve kazâlarını müdâfa'a edenler çokdu. Bunlardan Lâdik voyvodası kâ'im-makâmı Yenioğlu Tayyâr Mustafa Ağa bin Hüseyin Ağa pek meşhûr idi.

Köprü voyvodası Durak Ağa da pek meşhûr idi. Köprü a'yânından Müftüoğulları Ahmed, Mehmed Ağalar'la Sinânoğlu Mustafa Bey bin Alî Bey, Mü'ezzinoğlu Hasan Ağa, kezâlik Mustafa Bey'in dâmâdı Arnavut Hüseyin Ağa ve birâderi Hasan Ağa, Durak Ağa'ya mu'în olmuşlardı. Köprü'ye musallat olan Türkmen Sarı Şa'bân Ağa'ya karşı Köprü'yü müdâfa'a ediyorlardı.

Merzifon voyvodası Hasımoğlu Yahyâ Ağa bin Ömer Çelebi ve "Çayırköylü" demekle meşhûr Ahmed Ağa, Havza voyvodası Hasan Ağa ve Gümüş voyvodası Ebû Bekir Ağa erbâb-ı ihtilâle karşı vatanlarını müdâfa'a ediyorlardı. Fakat gerek müdâfa'a edenler ve gerek musallat olanlar Türklüğe bir mevki' vermek da'vâsında beraberdiler. Müdâfa'a edenler erbâb-ı ihtilâle karışan eşirrânın nehb ü gâretlerinden vatanlarını kurtarmağa çalışanlardı. [358]

Köprü sipâhîlerinden Arnavut Hüseyin Ağa⁶⁰⁶ ibtidâ Durak Ağa tarafdârı olduğu hâlde sonradan erbâb-ı ihtilâle uyup Deli Zülfikâr Bey'in ma'iyyetinde Türklük da'vâsına iştirâk etmişdi. Arnavut Hüseyin Ağa, birinci silahdâr bölüğünde mukayyed olup 1011 senesi recebinin yedisinde Amasya'da Büyük Hüseyin Ağa evkâfına mütevellî olmuşdu.⁶⁰⁷

Erbâb-ı ihtilâlin Arnavut Sinan Paşazâde vezîr Mehmed Paşa'yı, Boşnak Husrev Paşa'yı, vezîr-i sâlis el-Hâc İbrâhim Paşa'yı münhezim ve Sokullu Mehmed Paşazâde vezîr Hasan Paşa'yı şehîd etdikden sonra kâ'im-makâm-ı sadr-ı âlî Arnavut vezîr Hâfız Ahmed Paşa'yı kaçırıp ordularını perîşân ve ağırlıklarını yağmâ etdikleri Üçüncü Sultân Mehmed'le gayr-i Türk vezîrlerini sarsmışdı.

Erkân-ı devlet, bu cem'iyyet-i ihtilâliyyeyi bir an evvel inhilâle uğratmak çâresini düşündü. Türkler'e vezâret, ihtilâl başbuğlarına beylerbeyilik, mîrlivâlık vererek dağıtmayı tecrübe etdi. Karaman beylerbeyi Dârendeli Nûh Paşa'ya vezâretle Anadolu vâlîliğini, mîrâhûr Zeynelâbidîn oğlu Nasûh Paşa'ya Sivas beylerbeyiliğini verip gönderdi (1011).

Nûh Paşa, defterdârlıkdan yetişme bir Türk idi. 929 târîhinden beri bu âna kadar Türkler'e vezâretle Anadolu vâlîliği verildiği yokdu. Kezâlik Nasûh Paşa hâlis Türk idi. Ermenî dönmelerinden değildi. [359] Gayr-i Türkler'e mîrâhûrlukdan vezâret verildiği hâlde buna vezâret va'diyle beylerbeyiliği verilmişdi.

Deli Zülfikâr Bey, Amasya müdâfi'lerine emân verip erbâb-ı ihtilâlin makâsıdını anlatdı. Deli Zülfikâr'ın sözleri bütün a'yân-ı livâyı teshîr etdi. Herkes kendisine hak veriyor, beraber çalışacaklarını ta'ahhüd ediyordu. Deli Zülfikâr Bey, tenvîrât ile bütün Amasya ve mülhakâtını erbâb-ı ihtilâle râm etdi.

Şâyân-ı dikkatdir ki Anadolu'da meskûn erbâb-ı tımâr ve ze'âmetden olan gayr-i Türkler de erbâb-ı ihtilâlin da'vâlarına iştirâk etmişlerdi. Çünkü vezâret, sadâret, serdârlık gibi menâsıb-ı âliye bütün sarâylı gayr-i Türkler'e münhasır olduğundan bunlar da o meziyyetlerden Türkler gibi mahrûmlardı.

Enderûn denilen sarây devlet mektebinde Anadolu Türkleri yok değildi. Fakat bunlardan nâ'il-i vezâret olanlar yokdu. Bu Türkler'in nihâyet olacağı müteferrikabaşı, çavuşbaşı, ikinci derecede beylerbeyi idi. Vezâret ve sadâret, âdetâ Arnavutlarla Boşnaklara hâs bir mesned-i âlî idi.

Dârendeli Nûh Paşa, muvaffak olamadı. Çünkü ummadığı vezârete nâ'il olunca kendisine gurûr geldi. Türkler'e karşı cebr ve şiddet isti'mâl ederek işe başlamışdı. Hâlbuki erbâb-ı ihtilâl, bütün livâlara ta'yîn edilen sancak beylerini tenvîr ederek kendilerine râm etmişlerdi. Bir hamlede Nûh Paşa'nın cem'iyyetini târumâr etdiler.

Nasûh Paşa, erbâb-ı ihtilâlin damarını, makâsıdını pek güzel [360] bilirdi. Sivas beylerbeyi olup gelince bütün başbuğlara maksadlarını açık bir sûretde söylemelerini teklîf ve onlarla müzâkereler akd etdi. Sivas'dan kalkıp livâları devre çıkdı. 1012 senesi saferinde Amasya'ya geldi. Bütün kazâların a'yânını topladı.

Amasya'nın erbâb-ı nüfûz ve iktidârından Hacı ve Çelebi Efendiler'le kadı Bayrâm-zâde Mahmûd, kibâr-ı müderrisînden Dursunzâde Mehmed, Sinânzâde Şeyh Ya'kûb, Cum'azâde Hızır Efendiler'in tavassutu sâyesinde Deli Zülfikâr arz-ı inkıyâd ederek terfî'an Karahisâr-ı Şarkî beylerbeyiliğine ta'yîn edildi. Erbâb-ı ihtilâlden Deli Tâhir Bey, Amasya beyi oldu.

Çünkü Nasûh Paşa, hükûmet-i Osmâniyye tarafından erbâb-ı ihtilâlin her türlü şerâ'itini kabûle murahhasdı. Bu şerâ'it kabûl edilince Deli Zülfikâr Bey'in inâd ve mükâberesinde bir ma'nâ kalmazdı. Lâdik voyvodası Tayyâr Mustafa Ağa'nın akıl ve dirâyeti, nutuk ve şecâ'ati Nasûh Paşa'nın nazar-ı dikkatini celb etdiğinden mûmâ-ileyhi kendisine kethüdâ nasb etdi.

Dipnotlar

  • 605 Kuyûd idâresinde ve zîr-i muhâsebe-i atîk defterinde böyle mukayyeddir.
  • 606 Sadr-ı esbak Köprülü Mehmed Paşa'nın pederi olduğu kayden müsbetdir.
  • 607 Akîk muhâsebe defterinde böyle mukayyeddir.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasya'nın Ziyâre Mahallesi halkından, "Baloğlu" diye tanınan sipahi Mehmed Ağa bin Behlûl'ün oğludur. Amasyalı Budak Beyzâde Hüseyin Paşa'nın kâhyası ve Amasya mütesellimi (vekil yöneticisi) olmuştu. Hüseyin Paşa'nın felaketi üzerine sürgüne uğrayınca isyancılara karıştı. 1011 yılı recebinin beşinde [1602-03] isyancılar tarafından Amasya beyi oldu.

Deli Zülfikâr Bey son derece milliyetperver, faal, cesur ve insaflı bir adamdı. Yanındaki isyancıların elebaşıları şunlardı: zeamet sahiplerinden Tâhir Bey; sipahilerden Budakoğlu Alî Ağa, Çeribaşıoğlu Sarhoş Mehmed Ağa, Dündaroğlu Mustafa Ağa, Şeytânoğlu İbrâhim Ağa, Yardımoğlu Sefer Ağa.

Tâhir Bey, "Geldiklanlı" diye tanınan bir alay beyiydi. Budakoğlu Alî Ağa, Hüseyin Paşa'nın kardeşi olup Zülfikâr Bey'in kâhyası ve mütesellimi olmuştu. Yüz on üçüncü silahdar bölüğüne kayıtlıydı; 1011 yılı recebinin on üçünde Gümüş kasabasındaki Hacı Halîl Paşa Medresesi vakıflarına mütevelli oldu. Buna "Aliç Bey" denmişti.

Yardımoğlu Sefer Ağa, "Sefer Şâh" diye tanınan sipahidir. Çeribaşıoğlu Mehmed Ağa üçüncü silahdar bölüğüne kayıtlıydı; 1011 yılı recebinin on ikisinde Amasya'da Bâyezîd Paşa vakıflarına mütevelli olmuştu. Aşağıda "Sarhoş Mehmed Paşa" denilen beylerbeyi budur.

Bunlara karşı Amasya'yı savunanlar kaleye kapanıp direnmişlerdi. Kazaların ileri gelenleri arasında isyancılara karşı Osmanlı devletinden yana durup kazalarını savunanlar çoktu. Bunlardan Lâdik voyvodası kaymakamı Yenioğlu Tayyâr Mustafa Ağa bin Hüseyin Ağa çok ünlüydü.

Köprü voyvodası Durak Ağa da çok ünlüydü. Köprü ileri gelenlerinden Müftüoğulları Ahmed ve Mehmed Ağalar ile Sinânoğlu Mustafa Bey bin Alî Bey, Mü'ezzinoğlu Hasan Ağa, yine Mustafa Bey'in damadı Arnavut Hüseyin Ağa ve kardeşi Hasan Ağa, Durak Ağa'ya yardım etmişlerdi. Köprü'ye saldıran Türkmen Sarı Şa'bân Ağa'ya karşı Köprü'yü savunuyorlardı.

Merzifon voyvodası Hasımoğlu Yahyâ Ağa bin Ömer Çelebi ile "Çayırköylü" diye tanınan Ahmed Ağa, Havza voyvodası Hasan Ağa ve Gümüş voyvodası Ebû Bekir Ağa isyancılara karşı yurtlarını savunuyorlardı. Ancak gerek savunanlar gerek saldıranlar, Türklüğe bir yer kazandırmak davasında birleşmişlerdi. Savunanlar, isyancılara karışan serserilerin yağma ve talanından yurtlarını kurtarmaya çalışanlardı.

Köprü sipahilerinden Arnavut Hüseyin Ağa önce Durak Ağa'nın yanındayken sonradan isyancılara uyup Deli Zülfikâr Bey'in yanında Türklük davasına katılmıştı. Arnavut Hüseyin Ağa birinci silahdar bölüğüne kayıtlıydı; 1011 yılı recebinin yedisinde Amasya'da Büyük Hüseyin Ağa vakıflarına mütevelli olmuştu.

İsyancılar, Arnavut Sinan Paşazâde vezir Mehmed Paşa'yı, Boşnak Husrev Paşa'yı ve üçüncü vezir el-Hâc İbrâhim Paşa'yı bozguna uğratmışlar, Sokullu Mehmed Paşazâde vezir Hasan Paşa'yı şehit etmişlerdi. Ardından sadrazam kaymakamı Arnavut vezir Hâfız Ahmed Paşa'yı kaçırmışlar, ordularını dağıtıp ağırlıklarını yağma etmişlerdi. Bu olaylar Üçüncü Sultan Mehmed'i ve Türk olmayan vezirlerini sarsmıştı.

Devlet erkânı bu isyancı topluluğu bir an önce dağıtmanın çaresini düşündü. Türklere vezirlik, isyanın elebaşılarına beylerbeyilik ve mirlivalık (sancak beyliği) vererek dağıtmayı denedi. Karaman beylerbeyi Dârendeli Nûh Paşa'ya vezirlikle Anadolu valiliğini, mîrâhûr (seyisbaşı) Zeynelâbidîn oğlu Nasûh Paşa'ya Sivas beylerbeyiliğini verip gönderdi (1011).

Nûh Paşa defterdarlıktan yetişme bir Türk'tü. 929 yılından [1522-23] bu zamana kadar Türklere vezirlikle Anadolu valiliği verildiği olmamıştı. Nasûh Paşa da öz Türk'tü; Ermeni dönmelerinden değildi. Türk olmayanlara mirahurluktan vezirlik verildiği hâlde buna vezirlik vaadiyle beylerbeyilik verilmişti.

Deli Zülfikâr Bey, Amasya savunucularına eman verip isyancıların amaçlarını anlattı. Deli Zülfikâr'ın sözleri sancağın bütün ileri gelenlerini etkiledi. Herkes ona hak veriyor, birlikte çalışacaklarına söz veriyordu. Deli Zülfikâr Bey, bu aydınlatma çalışmalarıyla bütün Amasya'yı ve bağlı yerlerini isyancılara bağladı.

Dikkate değer ki Anadolu'da oturan tımar ve zeamet sahiplerinden Türk olmayanlar da isyancıların davasına katılmışlardı. Çünkü vezirlik, sadrazamlık, serdarlık gibi yüksek makamlar saraylı olan bütün Türk olmayanlara ayrılmış olduğundan bunlar da o üstünlüklerden Türkler gibi yoksundular.

Enderûn denilen saray devlet okulunda Anadolu Türkleri yok değildi. Fakat bunlardan vezirliğe erişen olmamıştı. Bu Türklerin varabileceği en son yer müteferrikabaşılık, çavuşbaşılık, ikinci derecede beylerbeyilikti. Vezirlik ve sadrazamlık âdeta Arnavutlara ve Boşnaklara özgü yüksek bir makamdı.

Dârendeli Nûh Paşa başarılı olamadı. Çünkü hiç ummadığı vezirliğe erişince kendisine gurur geldi. Türklere karşı zor ve sertlik kullanarak işe başlamıştı. Oysa isyancılar, bütün sancaklara atanan sancak beylerini aydınlatarak kendilerine bağlamışlardı. Tek hamlede Nûh Paşa'nın topluluğunu darmadağın ettiler.

Nasûh Paşa isyancıların damarını, amaçlarını çok iyi bilirdi. Sivas beylerbeyi olup gelince bütün elebaşılara amaçlarını açıkça söylemelerini önerdi ve onlarla görüşmeler yaptı. Sivas'tan kalkıp sancakları dolaştı. 1012 yılı safer ayında [1603-04] Amasya'ya geldi. Bütün kazaların ileri gelenlerini topladı.

Amasya'nın nüfuz ve güç sahiplerinden Hacı ve Çelebi Efendiler ile kadı Bayrâm-zâde Mahmûd, büyük müderrislerden Dursunzâde Mehmed, Sinânzâde Şeyh Ya'kûb, Cum'azâde Hızır Efendilerin aracılığı sayesinde Deli Zülfikâr boyun eğdi ve rütbesi yükseltilerek Karahisâr-ı Şarkî beylerbeyiliğine atandı. İsyancılardan Deli Tâhir Bey Amasya beyi oldu.

Çünkü Nasûh Paşa, Osmanlı hükümeti adına isyancıların her türlü şartını kabul etmeye yetkiliydi. Bu şartlar kabul edilince Deli Zülfikâr Bey'in inat ve büyüklenmesinde bir anlam kalmazdı. Lâdik voyvodası Tayyâr Mustafa Ağa'nın akıl ve basireti, konuşma gücü ve cesareti Nasûh Paşa'nın dikkatini çektiğinden adı geçeni kendisine kâhya atadı.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mütesellim: sancak beyinin yerine yönetimi yürüten vekil
  • kethüdâ: kâhya, bir üst görevlinin başlıca yardımcısı
  • menkûb: felakete uğramış
  • sipâhî: tımar geliriyle geçinen, savaşta atlı asker çıkaran görevli
  • zu'amâ: zeamet sahipleri, tımarlıların daha yüksek gelirli olanları
  • silahdâr bölüğü: kapıkulu süvarisinin altı bölüğünden biri; sipahi ve silahdar bölükleri en çok anılanlardır
  • voyvoda: bir kazada vergi ve düzenden sorumlu görevli
  • evkâf, mütevellî: vakıflar; vakfın işlerini yürüten kişi
  • nehb ü gâret: yağma ve talan
  • mîrâhûr: padişahın ahırlarından sorumlu görevli, seyisbaşı
  • tenvîr: aydınlatma, ikna
  • arz-ı inkıyâd: boyun eğme
  • mîrlivâ: sancak beyi

Hüseyin Paşa ve Kâhyası

Metindeki "Budak Beyzâde Hüseyin Paşa" Celâlî isyanlarının tanınmış bir adıdır. Bir dönem Habeş beylerbeyiliği yapan ve Ekim 1590'da Amasya sancak beyi atanan bu paşanın, Erzurum savunmasıyla da görevli olduğu için Amasya'yı Zülfikâr Ağa'ya vekil olarak bıraktığı yazılır. 1599'da görevden alınıp Amasya zindanına atıldığı, dört ay sonra kaçarak Karaman'a döndüğü, ardından isyan edip Konya'yı üs edindiği anlatılır. Devletin en yüksek rütbeli isyancı olması nedeniyle önce onun üzerine gitmeyi tercih ettiği, Karayazıcı ile birleşen paşanın sonunda Karayazıcı tarafından teslim edilip Şubat 1600'de İstanbul'da idam edildiği anlatılır. Ölümünden sonra kardeşi Aliç Bey'in ve kâhyası Zülfikâr Ağa'nın isyancılara katıldığı, Amasya'yı Zülfikâr'ın ele geçirdiği belirtilir. Hüsameddin'in "Budakoğlu Alî Ağa, Hüseyin Paşa'nın kardeşi... buna Aliç Bey denmişti" cümlesi bu anlatıyla örtüşür.

Paşanın kökeni konusunda kaynaklar ayrılır. Venedik belgeleri onu Arnavut ya da Boşnak diye gösterir; Hüsameddin ise Amasyalı, Budak Bey'in oğlu ve Şâdgeldi soyundan bir Türk olduğunu öne sürer. Hüsameddin'e göre isyan, Türk olmayan vezirlerin devlet makamlarını elinde tutmasına karşı bir tepkidir.

Türklük Yorumu Üzerine

Hüsameddin'in bu sayfalardaki yorumu, isyancıların talebini "vezirlik ve sadrazamlığın yalnız Arnavut ve Boşnaklara kaldığı" bir düzene karşı Türk ve Anadolulu öfkesi olarak okur. Bu yorum, kitabın yazıldığı dönemin tarih anlayışını yansıtır. Bugünkü araştırmalar olayı farklı nedenlerle açıklar. Celâlî isyanlarının arkasında nüfus artışı, para ayarının bozulması, uzun savaşlar sırasında dirliklerini kaybeden sipahiler, medrese öğrencilerinden oluşan suhteler ve işsiz levent grupları bulunur. İsyanların amacı ve niteliği dönemden döneme değişse de ortak yön, halka yönelen baskı, haraç toplama ve yağmadır. Metinde adı geçen Dârendeli Nûh Paşa için "Türk olduğu hâlde" başarısız olduğunun söylenmesi, bu çerçevenin tek başına yetmediğini de gösterir.

Nasûh Paşa

Metindeki Nasûh Paşa, ilerde sadrazamlığa çıkacak ve 1614'te idam edilecek kişidir. Hüsameddin onun "öz Türk" olduğunu yazar. Ansiklopedi maddesi ise Gümülcine doğumlu olduğunu, bir rivayete göre Dramalı bir Rum papazın oğlu olup küçük yaşta İstanbul'a getirildiğini, kimi kaynaklarda da Arnavut asıllı gösterildiğini yazar; yani kökeni konusunda belirsizlik vardır ve bu bilgiler Hüsameddin'in cümlesini desteklemez. Aynı madde, Nasûh Paşa'nın bir dönem Zile voyvodası olarak Vâlide Sultan'ın has gelirlerini yönettiğini kaydeder; yani Nasûh Paşa'nın Amasya yöresiyle daha önceden bir bağı olduğu görülür.

Tarihler konusunda iki anlatı ayrılır. Hüsameddin, Nasûh Paşa'nın Sivas beylerbeyiliğine atanmasını 1011'e koyar ve 1012 safer ayında Amasya'ya geldiğini yazar. Ansiklopedi maddesi ise Nasûh Paşa'nın 1012'de [1603] kapıcıbaşılıktan Halep beylerbeyiliğine gönderildiğini, Sivas beylerbeyiliğine Şevval 1012'de [Mart 1604] atandığını söyler. Bu iki kayıt bu hâliyle bağdaşmaz; hangisinin doğru olduğu burada belirlenemedi. Hüsameddin'in "mîrâhûr Zeynelâbidîn oğlu" nitelemesi de ansiklopedide geçmez.

Vakıflar ve Köprü Çevresi

Dipnotlarda Budakoğlu Alî'nin, Çeribaşıoğlu Mehmed'in ve Arnavut Hüseyin'in mütevelliliklerinin "kuyûd idâresi", "zîr-i muhâsebe-i atîk defteri" ve "akîk muhâsebe defteri" gibi kayıtlardan alındığı bildirilir. Metne göre isyan önderlerine Gümüş'teki Hacı Halîl Paşa Medresesi, Amasya'daki Bâyezîd Paşa ve Büyük Hüseyin Ağa vakıflarının mütevelliliği verilmişti; yani vakıf yönetimi de önderleri devlet düzenine bağlamak için kullanılan imkânlar arasındaydı. Akdağ'ın Celâlî başbuğlarının kendi yörelerinde sancak beyi yapıldığına, adamlarının ise silahdar ve sipahi bölüklerine yazıldığına dair tespitleri de aynı uygulamayı anlatır; Hüsameddin'in bölük numarası vererek yaptığı sayım bu tespitin yerel bir örneğidir.

Dipnot 606, Arnavut Hüseyin Ağa'nın, sonraki yüzyılın ünlü sadrazamı Köprülü Mehmed Paşa'nın babası olduğunu "kayden sabit" diye bildirir. Ansiklopedi maddesi ise Köprülü Mehmed Paşa'nın Arnavutluk'un Berat sancağına bağlı Rudnik köyünde doğup devşirildiğini, Köprü kasabasına sonradan gelip orada Ayşe Hanım'la evlendiği için Köprülü diye anıldığını yazar ve baba adını vermez. Bu iki bilgi bu kaynaklarla bağdaştırılamadı; Hüsameddin'in dayandığı kayıt doğrulanamadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 524–525. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

3. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.