Aslında Köprülü Debbâğ Mehmed Ağa'nın oğludur. Amasya debbâğ-hânesinde [350] çalışıp mültezimlerden oldu. Deli İbrâhim Paşa'nın zulüm ve seyyi'âtı yüzünden isyân etmekle "Yaramaz Ahmed" dendi. Sonra müfettiş Hüseyin Paşa'nın arzıyla mîrlivâ oldu. 1008 senesi şa'bânında Abdulhalîm'e Çorum sancağı verildikde Amasya beyi olup geldi.
Alacaatlı Ahmed Paşa, meşâhîr-i şuc'ândan bir zât idi. Dâ'iresi mükemmeldi. Diyârbekir'den sür'atle gelip Sivas'ı sardı. Mahmûd Paşa'yı kaçırdı. Cebren Sivas'ı zabt etdi. Yaramaz Ahmed Bey de bu ayârda bir adamdı. Ma'iyyetiyle gelip Amasya'yı zabt etdi.
Ahmed Bey, Amasya'nın a'yân ve ulemâsına istinâd ederek Abdulhalîm'i Geldiklan sahrâsından kaldırdı. İki tarafdan muhârebeler oldu. Amasya sipâhîleri Ahmed Bey'e mu'în olarak Abdulhalîm'e galebe etmişdi. Erbâb-ı ihtilâl arasında hakîkaten şakîler de vardı. Ahmed Bey Amasya'yı en ziyâde bu şakîlerden korudu.
1009 senesi rebî'ulevvelinde müftü Köse Ahmed Efendi, eşkıyâ korkusundan ikinci def'a isti'fâ edib derhâl İstanbul'a gitdi. Yerine Manav Hasan Efendizâde Abdullah Efendi Amasya müftüsü olduğu hâlde gelmeğe cesâret edemedi. Bunun da yerine cumadelûlâsında Eyüplü Emîr Alî Efendi ta'yîn edildi.
Alî Efendi, "Emîr-i Sâhib-i Tâc" demekle meşhûrdu. İlmi ve kalbi zayıf adamdı. İstanbul'dan kalkıp gemi ile Samsun'a çıkdı. Buradan güç hâl ile Lâdik'e kadar geldi. Fakat yolların kapalı olması hasebiyle Lâdik voyvodası Tayyâr Mustafa Ağa ile Amasya'ya geldi. [351]
1009 senesinde bâb-ı âlî Haleb vâlîsi vezîr el-Hâc İbrâhim Paşa'yı erbâb-ı ihtilâl üzerine serdâr ta'yîn edib gönderdi. Hacı İbrâhim Paşa fenâ hâlde bozulup kaçdı. Ordusu yağmâ edildi. Erbâb-ı ihtilâl bundan fevkalâde kuvvet aldı.
1010 senesinde bâb-ı âlî Bağdâd vâlîsi Sokullu Mehmed Paşazâde Hasan Paşa'yı serdâr gönderdi. Fakat Abdulhalîm tamamiyle azıtmış, erbâb-ı ihtilâlin makâsıd-ı asliyyesini bırakıp kendi nüfûz ve saltanatı hevâsına tâbi' olarak erbâb-ı ihtilâlin rü'esâsını tanımaz olmuşdu.
Hâlbuki erbâb-ı ihtilâl, cumhûrî bir şekil ve tarzı kabûl ederek gâyelerine ermek istiyorlardı. Abdulhalîm'in tarz ve tavrı erbâb-ı ihtilâli kızdırdı. 1010 senesi recebinde erbâb-ı ihtilâl arasında çıkan muhâlefet ve nizâ' üzerine Abdulhalîm ifnâ edildi.
Bunun üzerine erbâb-ı ihtilâl, uzun mükâleme ve mücâdeleden sonra Halîm'in birâderi Deli Hasan Ağa'yı re'îs yapdılar. Tokat'a kadar gelen serdâr Hasan Paşa'yı muhâsara edib 1010 senesi zilhiccesinde şehîd ve ma'iyyetini perîşân, ordusunu talân etdiler.
Deli Hasan, bundan fevkalâde kuvvet buldu. Anadolu'yu istîlâya kıyâm edib Amasya sancağına Deli Zülfikâr Ağa'yı ta'yîn ve i'zâm eyledi. Fakat Tokat şehri yanıp kül oldu. Pek çok adamlar kılıçdan geçdi. Çünkü kendilerine uymayanları "Osmanlı" diye öldürüyorlardı. [352]
Tokat şehrinin felâketi, Amasya'nın a'yân ve halkını fevkalâde ürkütmüşdü. Her neye mâl olursa olsun eşkıyâyı Amasya'ya yanaşdırmamağa ahd etmişlerdi. Bu esnâda Amasya mîrlivâsı Yaramaz Ahmed Bey, kadısı Bayrâmzâde Mahmûd Efendi, müftüsü Sâhib-i Tâc Emîr Alî Efendi, nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı es-Seyyid Sâfî Mustafa Çelebi idi.
Amasya'nın a'yân-ı ulemâsından Şeyhzâde Veliyyeddîn Efendi, Zileli Abdurrahmân Efendi, Köprülü el-Hâc Mehmed Efendi pek meşhûr idi. En ziyâde sâhib-i nüfûzu sâbık Sivas defterdârı Gümüşlüzâde Şemseddîn Efendi ile Hacı Mehmed, Çelebi Mehmed Efendiler'di. Hacı Mehmed Efendi, Yukarıpazar'ın efendisi, Çelebi Mehmed Efendi de Aşağıpazar'ın efendisi sayılırdı.
Amasya kalesinin dizdârı Memî Bey, Topçular kethüdâsı Topçu Mehmed Ağa⁶⁰³, alaybeyisi Mîrzâ Beyzâde Kalender Bey, kibâr-ı zu'amâdan Abdullah Paşazâde Hacı Kerîm Bey, sipâhî kethüdâyeri Aydınoğlu Kanlı Alî Ağa, yeniçeri zâbiti (serdârı) Çakaloğlu Hüseyin Ağa idi.
Dergâh-ı âlî çavuşlarından Helkisli Mustafa Ağa, kapıcılarından Elmacı Mehmed Ağa, zu'amâdan Kesdek Mehmed, Seydî Beyzâde Mustafa, Kalender Beyzâde Bâkî, Hacı Beyzâde İlyâs, Muzaffer Paşazâde Sefer Beyler de meşhûr idiler. Amasya'yı müdâfa'a edenlerin başlarında bunlar vardı.
Deli Zülfikâr Ağa, süvârî ve piyâde sekiz binden ziyâde ma'iyyetiyle beraber Amasya üzerine yürümüş, Kaynar mevki'ine gelip çadırını kurmuşdu. [353] Amasya müdâfi'leriyle hayli muhâbereler etdi. Söyleşdi. Üç ay kadar uğraşıp durdu. Müdâfi'leri bir türlü inandıramadı. Çünkü başındaki haşerâtı şer adamlardı. 1011 senesi recebinin gurresinde Deli Zülfikâr Ağa, kethüdâsı Sarhoş Mehmd Ağa'nın ve ma'iyyetinin icbârıyla Amasya'ya cebren girmeğe azm ederek Kaynar mevki'inden ordusunu kaldırıp Amasya'yı her tarafdan sardı.
Amasya'nın a'yân ve halkı, kadın ve çocuklarını kal’a-i bâlâya kaldırdılar. Mallarını, nakidlerini yerlere gömüp, mağaralara gizleyip Amasya'yı fedâkârâne müdâfa'a etmeğe koyuldular. Hayli uğraşdılar. Fakat kendilerinden fazla olan eşkıyâya karşı âciz kaldılar.
1011 senesi recebinin beşinci günü eşkıyâ, Deli Zülfikâr Ağa'nın sâkin olduğu Ziyâre tarafından Amasya'ya cebren girdiler. Şenlikler yapar gibi Amasya'nın Aşağıpazar tarafını kâmilen yakdılar. Önlerine gelen bîçâreleri kesdiler.⁶⁰⁴ Amasya'nın ikinci devre-i târîhine nihâyet verdiler.
Amasya ikinci devre-i târîhiyyesinde kıymet-i mülkiyyesinden biraz gâyib etmiş, büyük bir vilâyet merkezi iken sancak olmuş denebilir. Ancak vilâyet hâlinde hâvî olduğu kazâlar i'tibârıyla eski şân ve şerefini muhâfaza etmişdi. [354]
Amasya vilâyet iken şu kazâları şâmildi: Taşâbâd, Lâdik, Havza, Gümüş, Merzifon, Gelgirâs, Mecidözü, Tanun (Zünnûnâbâd), Varay, Turhal, Geldiklan. Şu nâhiyeler de Amasya'nın müştemilâtından idi: Akdağ, Yenice, Hakala, Arguma, İnepazar, Öz, Olus. Amasya olduğu bir günden beri şu kazâlar ve nâhiyeler kendisinin bir uzvu, kendisinin infikâkı mümkün olmayan bir cüz'-i hâsı idi. Bu kazâlarla Amasya'nın imtiyâzı, bu kazâların da Amasya ile şeref ve i'tibârı vardı. Havza ve Köprü, Amasya'nın birer mahallesi kadar yakın, iki gözü kadar lâzım birer uzv-ı kıymetdârıydı. Yüzlerce yıllardan beri bu kazâlar Amasya ile iftihâr ederdi.
İkinci devre-i târîhiyyesinde Amasya'nın irfânı eski parlaklığını hâ'izdi. Belki biraz daha yükselmişdi. Mü'eyyedzâde Abdurrahmân, Tâcîzâde Ca'fer ve Sa'dî, Cemâlîzâde Alî, Kemâl Paşazâde Ahmed, Muhaşşî Sinan, Seydî Alizâde Abdurrahmân, Mü'eyyedzâde Abdulkâdir Şeyhî Efendiler gibi Türklerden emsâli nâdir yetişir sudûr-ı ulemâ ve meşâyih-i İslâm, Amasya'nın ahvâlini pek parlak gösteren ricâlidir.
Türk vüzerâ-yı izâmının hâtimesi sayılan a'lem-i ulemâ, ser-defter-i fuzalâ Pîrî Mehmed Paşa gibi bir sadr-ı a'zam, Bâlî Beyzâde Mehmed Paşa, Ümmet Çavuşzâde Mehmed Paşa, Ramazânzâde Mehmed Bey gibi pek değerli nişâncılar, Yenicelizâde İskender, Sarı Kadızâde Mahmûd Çelebiler gibi yüksek defterdârlar, Amasya'nın yetişdirdiği ezkiyâ-yı milletdir.
Hele Amasya'nın şân ve şerefini, fazl ve kemâlini terennüm eden şâirleri [355] birinci devre-i kemâline fâ'ik denecek kadar çokdur. Bunlardan Çeşmî, Mihrî, Kâmî, Celîlî, Mu'îdî, Fikrî, Hızrî, Remzî, Ânî, Hayâtî, Siyâbî, Âhî pek ma'rûf idiler.
İkinci devresinde Amasya'nın umrânı, irfânıyla beraberdi. Kaya Paşa'nın câmi' ve mektebi, Seydî Alizâde Osmân Efendi'nin dâru'l-hadîsi, Abdullah Efendi'nin dâru't-tevhîdi gibi mü'essesât-ı dîniyye ve ilmiyyenin ilâveleri de vardı. Hayfâ ki ihtilâl erbâbının hücûm ve isyânı hayli mü'essesâtı harâb u yebâb etdi.
Osmanlı kânûn-ı idâresinin Türklüğe müdhiş darbeler indiren birkaç mâddesi aleyhinde bütün Anadolu'da kaldırılan ihtilâl bayrağı, Amasya târîhinde altı yıllık bir fetret doğurmuşdu. Bu fetret, ikinci devrenin müntehâsıyla üçüncü devrenin mübtedâsı arasına girmiş bir fâsıla-i târîhiyyedir.
Günümüz Türkçesiyle
Aslında Köprülü Debbağ Mehmed Ağa'nın oğludur. Amasya'daki tabakhanede çalışıp vergi mültezimlerinden oldu. Deli İbrâhim Paşa'nın zulmü ve kötülükleri yüzünden isyan ettiğinden "Yaramaz Ahmed" diye anıldı. Sonra müfettiş Hüseyin Paşa'nın arzıyla mirliva oldu. 1008 senesi şaban ayında [1600] Abdulhalîm'e Çorum sancağı verilince Amasya beyi olarak geldi.
Alacaatlı Ahmed Paşa, ünlü yiğitlerden bir zattı. Maiyeti mükemmeldi. Diyarbekir'den hızla gelip Sivas'ı kuşattı. Mahmûd Paşa'yı kaçırdı. Sivas'ı zorla ele geçirdi. Yaramaz Ahmed Bey de bu ayarda bir adamdı. Maiyetiyle gelip Amasya'yı ele geçirdi.
Ahmed Bey, Amasya'nın ayan ve âlimlerine dayanarak Abdulhalîm'i Geldiklan ovasından kaldırdı. İki taraftan savaşlar oldu. Amasya sipahileri Ahmed Bey'e yardım ederek Abdulhalîm'e üstün gelmişti. Ayaklananlar arasında gerçekten kötü kişiler de vardı. Ahmed Bey Amasya'yı en çok bu kötü kişilerden korudu.
1009 senesi rebîülevvel ayında [1600-01] müftü Köse Ahmed Efendi, eşkıya korkusundan ikinci defa istifa edip hemen İstanbul'a gitti. Yerine Manav Hasan Efendizâde Abdullah Efendi Amasya müftüsü olduğu hâlde gelmeye cesaret edemedi. Onun da yerine cemâziyelevvel ayında Eyüplü Emîr Alî Efendi atandı.
Alî Efendi "Emîr-i Sâhib-i Tâc" diye anılırdı. İlmi de kalbi de zayıf bir adamdı. İstanbul'dan kalkıp gemiyle Samsun'a çıktı. Buradan güçlükle Ladik'e kadar geldi. Fakat yolların kapalı olması yüzünden Ladik voyvodası Tayyâr Mustafa Ağa ile Amasya'ya geldi.
1009 senesinde Bâb-ı âlî, Halep valisi vezir el-Hâc İbrâhim Paşa'yı ayaklananların üzerine serdar atayıp gönderdi. Hacı İbrâhim Paşa fena hâlde bozguna uğrayıp kaçtı. Ordusu yağmalandı. Ayaklananlar bundan olağanüstü güç aldı.
1010 senesinde [1601-02] Bâb-ı âlî, Bağdat valisi Sokullu Mehmed Paşazâde Hasan Paşa'yı serdar olarak gönderdi. Fakat Abdulhalîm büsbütün azmış, ayaklananların asıl amaçlarını bırakıp kendi nüfuz ve saltanat hevesine uyarak ayaklananların başkanlarını tanımaz olmuştu.
Oysa ayaklananlar, cumhuriyete benzer bir biçim ve tarz benimseyerek amaçlarına ulaşmak istiyorlardı. Abdulhalîm'in tarzı ve tavrı onları kızdırdı. 1010 senesi recep ayında ayaklananlar arasında çıkan muhalefet ve anlaşmazlık üzerine Abdulhalîm yok edildi.
Bunun üzerine ayaklananlar, uzun görüşme ve çekişmeden sonra Halîm'in kardeşi Deli Hasan Ağa'yı başkan yaptılar. Tokat'a kadar gelen serdar Hasan Paşa'yı kuşatıp 1010 senesi zilhiccesinde şehit ettiler, maiyetini dağıttılar, ordusunu yağmaladılar.
Deli Hasan bundan olağanüstü güç buldu. Anadolu'yu istilaya kalkıp Amasya sancağına Deli Zülfikâr Ağa'yı atayarak gönderdi. Fakat Tokat şehri yanıp kül oldu. Pek çok kişi kılıçtan geçirildi. Çünkü kendilerine uymayanları "Osmanlı" diye öldürüyorlardı.
Tokat şehrinin felaketi, Amasya'nın ayan ve halkını çok ürküttü. Her ne pahasına olursa olsun eşkıyayı Amasya'ya yaklaştırmamaya söz vermişlerdi. O sırada Amasya mirlivası Yaramaz Ahmed Bey, kadısı Bayrâmzâde Mahmûd Efendi, müftüsü Sâhib-i Tâc Emîr Alî Efendi, nakîbüleşraf vekili es-Seyyid Sâfî Mustafa Çelebi idi.
Amasya'nın ayan ve âlimlerinden Şeyhzâde Veliyyeddîn Efendi, Zileli Abdurrahmân Efendi, Köprülü el-Hâc Mehmed Efendi çok ünlüydü. En fazla nüfuz sahibi olanlar, eski Sivas defterdarı Gümüşlüzâde Şemseddîn Efendi ile Hacı Mehmed ve Çelebi Mehmed Efendiler idi. Hacı Mehmed Efendi Yukarıpazar'ın efendisi, Çelebi Mehmed Efendi de Aşağıpazar'ın efendisi sayılırdı.
Amasya kalesinin dizdarı Memî Bey, Topçular kethüdası Topçu Mehmed Ağa, alaybeyi Mîrzâ Beyzâde Kalender Bey, ileri gelen zeamet sahiplerinden Abdullah Paşazâde Hacı Kerîm Bey, sipahi kethüdâyeri Aydınoğlu Kanlı Alî Ağa, yeniçeri subayı (serdarı) Çakaloğlu Hüseyin Ağa idi.
Saray çavuşlarından Helkisli Mustafa Ağa, kapıcılarından Elmacı Mehmed Ağa, zeamet sahiplerinden Kesdek Mehmed, Seydî Beyzâde Mustafa, Kalender Beyzâde Bâkî, Hacı Beyzâde İlyâs ve Muzaffer Paşazâde Sefer Beyler de ünlüydüler. Amasya'yı savunanların başında bunlar vardı.
Deli Zülfikâr Ağa, süvari ve piyade sekiz binden fazla maiyetiyle Amasya üzerine yürümüş, Kaynar mevkiine gelip çadırını kurmuştu. Amasya savunucularıyla epey yazışma yaptı. Görüştü. Üç ay kadar uğraşıp durdu. Savunucuları bir türlü ikna edemedi. Çünkü başındaki kalabalık kötü niyetli kişilerdi. 1011 senesi recebinin başında [1602-03] Deli Zülfikâr Ağa, kethüdası Sarhoş Mehmed Ağa'nın ve maiyetinin zorlamasıyla Amasya'ya zorla girmeye karar verdi; ordusunu Kaynar mevkiinden kaldırıp Amasya'yı her yandan kuşattı.
Amasya'nın ayan ve halkı, kadınlarını ve çocuklarını yukarıdaki kaleye çıkardılar. Mallarını ve paralarını yerlere gömüp mağaralara saklayarak Amasya'yı fedakârca savunmaya koyuldular. Epey uğraştılar. Fakat kendilerinden çok olan eşkıyaya karşı güçsüz kaldılar.
1011 senesi recebinin beşinci günü eşkıya, Deli Zülfikâr Ağa'nın oturduğu Ziyare tarafından Amasya'ya zorla girdi. Şenlik yapar gibi Amasya'nın Aşağıpazar tarafını tamamen yaktılar. Önlerine gelen zavallıları kestiler. Amasya'nın ikinci tarih devresine son verdiler.
Amasya ikinci tarih devresinde mülkiyet değerinden biraz yitirmiş, büyük bir vilayet merkezi iken sancak merkezi olmuş denebilir. Ancak vilayet hâlinde kapsadığı kazalar bakımından eski şan ve şerefini korumuştu.
Amasya vilayet iken şu kazaları kapsıyordu: Taşâbâd, Ladik, Havza, Gümüş, Merzifon, Gelgirâs, Mecidözü, Tanun (Zünnûnâbâd), Varay, Turhal, Geldiklan. Şu nahiyeler de Amasya'ya bağlıydı: Akdağ, Yenice, Hakala, Arguma, İnepazar, Öz, Olus. Amasya var olduğu günden beri bu kazalar ve nahiyeler onun bir uzvu, ondan ayrılması mümkün olmayan özel bir parçasıydı. Bu kazalarla Amasya'nın ayrıcalığı, bu kazaların da Amasya ile şeref ve itibarı vardı. Havza ve Köprü, Amasya'nın birer mahallesi kadar yakın, iki gözü kadar gerekli birer değerli uzuvdu. Yüzlerce yıldan beri bu kazalar Amasya ile övünürdü.
İkinci tarih devresinde Amasya'nın irfanı eski parlaklığını koruyordu. Belki biraz daha yükselmişti. Mü'eyyedzâde Abdurrahmân, Tâcîzâde Ca'fer ve Sa'dî, Cemâlîzâde Alî, Kemâl Paşazâde Ahmed, Muhaşşî Sinan, Seydî Alizâde Abdurrahmân, Mü'eyyedzâde Abdulkâdir Şeyhî Efendiler gibi Türklerden benzeri az yetişen âlimler ve İslam şeyhleri, Amasya'nın durumunu pek parlak gösteren kişilerdir.
Büyük Türk vezirlerinin sonuncusu sayılan, âlimlerin en bilgini, fazılların başı Pîrî Mehmed Paşa gibi bir sadrazam; Bâlî Beyzâde Mehmed Paşa, Ümmet Çavuşzâde Mehmed Paşa, Ramazânzâde Mehmed Bey gibi pek değerli nişancılar; Yenicelizâde İskender ve Sarı Kadızâde Mahmûd Çelebiler gibi yüksek defterdarlar, Amasya'nın yetiştirdiği milletin zeki insanlarıdır.
Hele Amasya'nın şan ve şerefini, fazlını ve olgunluğunu dile getiren şairleri, ilk olgunluk dönemini aşacak kadar çoktur. Bunlardan Çeşmî, Mihrî, Kâmî, Celîlî, Mu'îdî, Fikrî, Hızrî, Remzî, Ânî, Hayâtî, Siyâbî ve Âhî çok tanınmışlardı.
İkinci devrede Amasya'nın bayındırlığı irfanıyla birlikteydi. Kaya Paşa'nın cami ve mektebi, Seydî Alizâde Osmân Efendi'nin darülhadisi, Abdullah Efendi'nin darüttevhidi gibi dinî ve ilmî kurumların eklemeleri de vardı. Yazık ki ayaklanma erbabının saldırı ve isyanı bu kurumların birçoğunu yıkıp harap etti.
Osmanlı idare kanununun Türklüğe korkunç darbeler indiren birkaç maddesi aleyhinde bütün Anadolu'da kaldırılan isyan bayrağı, Amasya tarihinde altı yıllık bir fetret doğurmuştu. Bu fetret, ikinci devrenin sonu ile üçüncü devrenin başı arasına girmiş bir tarihî aradır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- debbâğ-hâne: tabakhane, deri işlenen yer
- mültezim: vergi gelirini önceden satın alıp toplama işini üstlenen kişi
- seyyi'ât: kötülükler
- mîrlivâ: sancak beyi
- şuc'ân: yiğitler
- şakî: eşkıya, yol kesen
- serdâr: sefere çıkan ordunun başkomutanı
- ifnâ: yok etme
- cumhûrî: kurul ve ortak karara dayanan yönetim biçimi
- muhâsara: kuşatma
- nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı: seyyidlerin işlerine bakan görevlinin vekili
- dizdâr: kale komutanı
- alaybeyi, sipâhî kethüdâyeri: sancaktaki sipahi birliklerinin yöneticileri
- kibâr-ı zu'amâ: ileri gelen zeamet sahipleri
- haşerât: aşağı sınıftan kalabalık, avam
- kal'a-i bâlâ: yukarı kale
- fetret: iki dönem arasındaki boşluk, düzensizlik dönemi
- nişancı: padişah fermanlarını tuğra ile işaretleyen, yüksek devlet görevlisi
- dârü'l-hadîs, dârü't-tevhîd: hadis ve itikat okutulan medrese türleri
Yaramaz Ahmed Bey ve Amasya'nın Savunması
Yaramaz Ahmed, bu maddede iki ayrı kimlikle görünür. Önce Amasya'da bir tabakhanede çalışan ve vergi toplama işini üstlenen bir isyancıdır; Hüseyin Paşa onu yatıştırmak için Karahisâr-ı Şarkî sancağıyla ödüllendirmiştir. Sonra Amasya beyi olarak şehri savunan yöneticiye dönüşür. Başka kaynaklarda da Hüseyin Paşa'nın bu yatıştırma yöntemi anılır; ancak Yaramaz Ahmed'in ayrıntılı hayatını Hüsameddin dışında bir kaynakta bulamadık. Hüsameddin'in kitaba koyduğu dipnota göre ikinci devreye ait bilgiler Bâb-ı âlî ve vakıflar idaresi arşivlerindeki hüküm, mukataa ve muhasebe defterleriyle mahkeme sicillerinden, Türkiye tarihlerinden ve Şakâyık zeyillerinden derlenmiş bir özettir. Bu belgelerin hangisinden hangi cümlenin alındığı gösterilmediği için tek tek sınanması mümkün değildir.
Savunmada adı geçen Topçu Mehmed Ağa için Hüsameddin dipnotta, onun bugün Amasya eşrafı olan Topçuzâdeler ailesinin en eski atası olduğunu yazar. Bu bilgi, kitabın 1920'lerde yazıldığını hatırlatan yerel bir ayrıntıdır; bugün bu aile hakkında bir şey söyleyemiyoruz.
Amasya Kalesi'nin Celâlî tehlikesi karşısındaki işlevi, başka kaynaklarda da geçer: Evliya Çelebi, Celâlî saldırılarına karşı şehrin zenginlerinin kıymetli eşyalarını kalede sakladığını yazar. Hüsameddin'in "mallarını yerlere gömüp mağaralara gizlediler" anlatımı bu uygulamayı tamamlar. Kale ise aynı kaynağa göre sonraki yüzyıllarda önemini yitirip harap olmaya başlamıştır.
Karayazıcı'nın Sonu, Deli Hasan ve Tokat
Hüsameddin'in Abdulhalîm'in ortadan kaldırılmasını ayaklananların kendi aralarındaki muhalefete bağlaması, kaynaklardaki rivayetlerden birine uyar. Karayazıcı'nın 1601 ağustosunda Sepetli'de Sokulluzâde Hasan Paşa'ya yenilip Canik dağlarına çekildiği, ölümüyle ilgili kaynakların ya adamlarınca öldürüldüğünü ya da yaralarından öldüğünü yazdığı bilinir; ölüm haberi 1602 şubat-mart aylarında İstanbul'a ulaşmıştır. Kaynaklar ayrıca Hasan Paşa'nın Tokat'ı merkez edindiğini, ertesi yıl Karayazıcı'nın yerine geçen kardeşi Deli Hasan'ın Tokat'a baskın yaparak onu şehit ettiğini aktarır. Hüsameddin bu olayı 1010 zilhiccesine koyar; kaynaklarla uyumludur.
Hüsameddin'in kitabında Deli Hasan'ın sonu burada anlatılmaz. Ansiklopedi maddesine göre Deli Hasan Kütahya'yı yağmalayıp Afyonkarahisar üzerine yürüdükten sonra, mesele "tatlılıkla" çözülmek istenerek 1603'te Bosna beylerbeyiliğine atanmıştır. Başka bir kaynağa göre Avrupa'ya 1603 baharında geçmiş, ertesi yıl Temeşvar'a nakledilmiş, 1605'te de bir suikast girişiminden sonra Belgrad'a kaçarak orada hapsedilip idam edilmiştir. Anadolu'da bu yıllardan 1608'e kadar süren dönem ise kaynaklarda "büyük kaçgunluk" diye anılır; halk köylerini bırakıp surlu şehir ve kasabalara sığınmıştır.
Amasya'nın Yakılması
Amasya'nın Deli Zülfikâr Ağa tarafından girilip yakılması, bakılan kaynakların hiçbirinde ayrıntısıyla anlatılmaz; ansiklopedi maddesi yalnızca Amasya'nın XVI. yüzyıl sonlarında karışıklıklara düştüğünü ve Celâlî eşkıyasının zaman zaman şehre hâkim olduğunu söyler. Bu nedenle olayın günü, kuşatmanın süresi ve zararın boyutu için Hüsameddin tek kaynaktır. Aşağıpazar'ın yanması ve halkın kaleye çekilmesi, onun tarihçiliğinin yerel arşiv ve sicillere dayandığını belirttiği bölümlerdendir ve ayrıca teyit edilmesi gerekir. Hüsameddin'in "bu sancak bir zamanlar vilayet merkeziydi" çerçevesi de ansiklopedik bilgiyle uyuşur: Amasya sancağı Rum eyaletinin önemli bir bölümüydü ve ilk zamanlarda bu eyaletin merkezi durumundaydı. Aynı kaynağa göre sancağın kaza sayısı yüzyıllar içinde değişir: XVI. yüzyıl başında Amasya, Ladik ve Merzifon kazalarından oluşurken 1576-77'de yediye çıkmış, Evliya Çelebi'nin dönemine doğru dokuz olmuştur. Hüsameddin'in verdiği on bir kazalık liste bu resmî sayılarla örtüşmez; yazar muhtemelen daha eski ve daha geniş bir idari çerçeveyi anlatmaktadır, ancak bunu kendi belgesine dayanarak gösteremiyoruz.
Yetişen Âlimler ve Şairler
Hüsameddin'in burada saydığı isimlerden Pîrî Mehmed Paşa, Amasya'nın en bilinen devlet adamlarındandır. Ansiklopedi maddesine göre muhtemelen 1463'te Konya'da doğmuştur; Halvetî şeyhi olan babasının görev yaptığı Amasya'da medrese eğitimine başlamış, Amasya mahkemesinde bir süre kâtiplik yapmıştır. 1518'den 1523'e kadar Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman'a sadrazamlık etmiştir. Hüsameddin'in onu Amasya'nın yetiştirdiği biri olarak anması, kaynaklardaki bu bağla uyumludur. Doğum yeri konusunda ise kaynaklar Konya'yı gösterir.
Şairler arasında anılan Mihrî Hatun, Amasya'da doğup hayatını orada geçirmiş, önce II. Bayezid'in, sonra oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında şehzade sarayı çevresinde oluşan edebî ortama girmiştir. Ölüm tarihi kesin değildir: kimi araştırmalar 1506'yı verir, ancak 1512'de padişaha kaside gönderdiğine dair bir kayıt bulunduğu için bu tarihten sonra öldüğü kabul edilir. Mezarı, dedesi Pîr İlyas'ın tekkesindeki hazîredir. Mü'eyyedzâde Abdurrahman Efendi de Mihrî'nin çevresinde anılan, Hâtemî mahlasıyla şiir yazan bir âlimdir; ansiklopedi maddesi aralarında hissî bir yakınlık bulunduğunu tezkirelere dayanarak aktarır. Mü'eyyedzâde Abdülkadir ise Gelibolulu Âlî'nin eserindeki icazetnâme listesinde, dönemin önde gelen âlimleri arasında geçer. Aynı aile adını taşıyan bu kişilerin birbirine yakınlığı konusunda bu çalışmada bir hüküm vermiyoruz. Listedeki diğer ad ve yapılar, Kaya Paşa Camii, Seydî Alizâde'nin darülhadisi, Abdullah Efendi'nin darüttevhidi için ayrı bir araştırma yapılamadı ve bu bilgiler yalnız Hüsameddin'e dayanır.
Hüsameddin'in Kapanış Yorumu
Maddenin sonunda Hüsameddin, bütün bu olayları Osmanlı idare kanununun "Türklüğe darbe indiren" maddelerine karşı çıkan bir ayaklanma olarak özetler. Önceki maddelerde olduğu gibi bu, yazarın kendi yorumudur. Bugünkü araştırmalar, Celâlî isyanlarının sebeplerini daha çok yönlü sayar: tımar düzeninin bozulması, boşta kalan genç kalabalıklar, tüfeğin yaygınlaşması, para değerinin düşmesi, görevlilerin baskısı ve uzun süren Avusturya ve İran savaşları. Aynı çalışmalar, bu dönemin Celâlî liderlerinin çoğunun devlet teşkilâtı içinden gelen ve haklı ya da haksız görevden alınmış kişiler olduğunu vurgular. Amasya için sonuç ise ortaktır: kaynaklar 1596'dan sonra Anadolu'nun birçok yerinde nüfusun şehirlere ve kalelere sığındığını, yıkımın büyük olduğunu yazar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 522–524. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Mücteba İlgürel, "Karayazıcı Abdülhalim", TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2001. https://islamansiklopedisi.org.tr/karayazici-abdulhalim
- Mücteba İlgürel, "Celâlî İsyanları", TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1993. https://islamansiklopedisi.org.tr/celali-isyanlari
- "Tokat" maddesi (Ali Açıkel bölümü), TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/tokat
- "Amasya" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- "Pîrî Mehmed Paşa" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/piri-mehmed-pasa
- "Mihrî Hatun" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/mihri-hatun
- "Âlî Mustafa Efendi" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/ali-mustafa-efendi
- Meryem Kaçan Erdoğan, "Karayazıcı İsyanı", Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4/2, 2003, s. 53-66. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/112963
Diğer kaynaklar