Batumludur. Mehmed bin Ahmed mahdûmu olup 1257’de doğdu. Batum’da mukaddimât-ı ulûmu görüb Amasya’ya geldi. Bir müddet İbikli el-Hâc Hasan ve Sofuzâde Hulûsî Mehmed Efendilerden ahz-ı ulûma çalışdı. Hacı Hasan Efendi Hicâz’a gitdikde Şirvânî el-Hâc Mustafa Efendi’nin halka-i tedrîsine mülâzemet etdi.
Müşarün-ileyhden icâzet-nâme ahziyle ders-i âm olup Sultân Bâyezîd Câmi-i şerîfinde tedrîs-i ulûm ederek iştihâr etdi. 1301’de mutantan bir sûretde bir çok talebesine icâzet-nâme verib 1303 senesi şa’bânının on ikinci günü Müftü Sofuzâde Mehmed Hulûsî Efendi’nin irtihâline binâen Kazasker Şirvânîzâde es-Seyyid Ahmed Hulûsî Efendi’nin himmetiyle Amasya müftüsü ve Halfet Gâzi müderrisi [211] oldu.
1310 senesi şevvâlinde müsevvidi ve fetvâ emîni Caniklizâde el-Hâc Ahmed Efendi ve bir cemm-i gafîr ile Hicâz’a gidip farîza-i haccı îfâdan sonra 1311 senesi saferinde avdet ve vazîfe-i şer’iyyesine mübâşeret etdi. 1314 senesi recebinde şûrâ-yı devlet mahkeme-i temyizi müddeî umûmîsi Arif Beyzâde Mehmed Kemal Bey Amasya mutasarrıfı olarak geldi.
Mehmed Kemal Bey eş-Şeyh Tal’atî Efendi’nin müridânından olup tarikata müncezib idi. Tarikât-ı Hamzâviye şeyhi olan Mir Hasan Efendi bu zâtı kendisine cezb ederek ulemâyı ehl-i sünnet ittifakıyla ashab-ı Resulullahdan ma’dûd olan Hazreti Muaviye ibn Ebi Süfyânın ve tarafdarlarının tekfiri mes’elesi yine meydana çıkdı.
Çünkü Mir Hasan Efendi’nin yukarıda aynen yazılan “Tevellâ ve Teberrâ Risalesi”ni te’lîf ve sûret-i hafiyyede ihvan-ı Hamzeviyye arasında neşr etdiği esnâda sâhib-i terceme bir sûretini bulub şerh ve usûl-ı şer’iyye ve kavâid-i kelâmiye dâiresinde tezyif ve cerh ederek mîr-i mûmâ-ileyhe göndermesi Kemal Bey’in nazarında bir cürm-i siyâsî olmuşdu. [212] Kezâlik Mutasarrıf Kemal Bey romatizmadan muzdarib olduğundan bahisle meclis-i idâre riyâsetini muhâsebeci Giridli Sâlih Bey’e verib mukarrerat, Kemal Bey’in verdiği emr ü irâde dâiresinde ittihaz edilirdi. Sahîb-i terceme buna da mu’terizdi. Kemal Bey’in bizzat riyâset etmesini ve mukarrerât ittihâzında âzânın hürriyet-i kelâmiyesini taleb ediyordu. Bu talebi de bir cürm-i siyâsî oldu.
Şu iki haslet-i meşrûa Kemâl Bey’in gâyet üstâdâne yazan kaleminde gayr-i kabil afv ve müsamaha birer cürm-i siyâsî şeklinde tezâhür etdiğinden vâlî Reşid Akif Paşa’nın bilâ-tahkîk bu tezâhürâtı tervici üzerine 1317 senesi saferinin yirmi birinci günü Amasya fetvâsından azl edildi.
Bundan sonra tedrîs ve ibâdetle iştigâl ederek 1321 senesi recebinde bir takım tezvirâtla azl ve Kayserîye’ye nefy edilen Mutasarrıf Kemal Bey’in muhakkarân Amasya’dan i’zâmını gördü. 1323 senesi recebinde vefât eden Mir Hasan Efendi’den beş buçuk ay sonra sene-i mezbûre zilhiccesinin ...³⁵ günü dâr-ı naîme irtihâl etdi. Halfet Gâzi civârında medfûndur. Âlim, ulûm-ı şer’iyyede kâmil, fakih, usûl-i fürûa [213] pek vâkıf, kavâid-i kelâmiye ve âdâb-ı münâzaraya ârif, tab’an kerîm, beşûş, âl-i cenâb, gâyet müşekkel, orta boylu, ak ve kızılca benizli, endâmı güzel ve mütenâsib, âbid, müteheccid, gâyet müteşerri’, selef-i sâlihîne pir ve zât-ı sütûde-simât idi.
Ak Hasanzâde el-Hâc Hâfız Hasan Ağa’nın Zaviyesi bu zâtın fetvâ-hânesi idi. Muharrir-i fakîr, bu fetvâ-hânenin fevkinde kâin, odada beşyıl kadar ikâmet ve tahsîl-i ulûm ve fünûna gayret ederek ahyânen kendisine hizmet ederdim. Yaz günlerinde bütün mesârifi kendisinden olmak üzere her Cuma günü fetvâ-hânenin bahçesinde ulemâyı toplar ve onlara ziyâfet verir. Müsahâbât-ı ilmîye yapardı.
Dedikodudan hoşlanmaz. Mesâil-i kelâmîye ve mebâhis-i şer’iyyeden bir kaçı mevzu bahs olup her âlim kendi mikdârı ilim ve ıttılâ’ına göre söz söyler, son sözü kendi söyler ve edillesiyle isbât ederdi. Yalnız iki fâzıl-ı meşhûr olan Mecdîzâde Hâfız Abdurrahman Kamil, Köprülü Semercizâde Hacı Hâfız Mustafa Tevfik Efendiler gelmezlerdi.[214]