Amasyalıdır. Mehmed Çelebi mahdûmudur. “Mahzenü’l-Fıkh” mü’ellifi ve Amasya Müftüsü olan Mevlânâ Musliheddîn Mûsâ Çelebi’den ulûm-ı şer’iyye ve edebiyyeyi ahz ve tahsîl ederek ders-i âm ve müderris, sonra kadı oldu.
Muahharan Habîb-i Karamanî hulefâsından Seydî Halîfe’nin halîfe-i zîşânı “Şehre Küstü” demekle meşhûr eş-Şeyh Sinâneddîn Yûsuf Çelebi’ye intisâb ederek terk-i mâsivâ etdi. Şeyhinin irtihâlinde tekkesi şeyhi olup 966’da dâr-ı kudse irtihâl etdi.
Âlî Bey Künhü’l-Ahbâr’ında Amasya meşâyihi sırasında diyor ki: “Şeyh İlyâs Halvetîlerdendir ki mecnûn [267] deyû mülakkabdır. Hâl-i hayâtında bir ay evvel mevtini ta’yin etmişdir. Senete sittin ve sittîn ve tis’imie de fevt şod”.
“Deli Şeyh” diye meşhûr olduğu anlaşılan bu zât, âlim, kâmîl, hadîd-meşreb, mazınne-i kerâmet bir zât idi. Hulafâsından Zileli Muhyîddîn Mehmed Çelebi ve Amasyalı Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi meşhûrdur. Mahdûmu “Memik Çelebi” demekle meşhûr Bedreddîn Mahmûd Çelebi’dir.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Mehmed Çelebi'nin oğludur. "Mahzenü'l-Fıkh" adlı eserin yazarı ve Amasya müftüsü Mevlânâ Musliheddîn Mûsâ Çelebi'den dinî ilimleri ve edebiyatı öğrenerek herkese açık ders veren (ders-i âm) bir müderris, sonra kadı oldu.
Daha sonra, Habîb-i Karamânî'nin halifelerinden Seydî Halife'nin şerefli halifesi, "Şehre Küstü" diye ünlü Şeyh Sinâneddîn Yûsuf Çelebi'ye bağlanıp Allah'tan başka her şeyi terk etti. Şeyhinin vefatında tekkesinin şeyhi oldu ve 966'da [1558-59] ahirete göçtü.
Âlî Bey, "Künhü'l-Ahbâr" adlı eserinde Amasya şeyhleri arasında şöyle der: "Şeyh İlyas Halvetîlerdendir; 'mecnun' [267] diye anılır. Hayattayken ölümünü bir ay önceden bildirmişti. 966 yılında vefat etti." (Son cümle Farsça bir ibaredir.)
"Deli Şeyh" diye tanındığı anlaşılan bu zat, âlim, olgun, ateşli mizaçlı ve kerâmet sahibi olduğuna inanılan biriydi. Halifelerinden Zileli Muhyîddîn Mehmed Çelebi ile Amasyalı Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi tanınmıştır. Oğlu, "Memik Çelebi" diye ünlü Bedreddîn Mahmûd Çelebi'dir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- ulûm-ı şer'iyye ve edebiyye: dinî ilimler ve edebiyat
- ders-i âm: herkese açık ders veren müderris
- intisâb: bir şeyhe bağlanma, ona mürit olma
- terk-i mâsivâ: Allah'tan başka her şeyi bırakma
- halîfe-i zîşân: şerefli halife; şeyhin yerine geçmeye ya da yetiştirmeye yetkili kılınmış mürit
- irtihâl: ölüm, ahirete göç
- mecnûn: deli
- mülakkab: lakap verilmiş
- hadîd-meşreb: ateşli, sert mizaçlı
- mazınne-i kerâmet: kerâmet gösterdiği sanılan
- hulefâ: halifeler
Şehre Küstü Lakabı
Metindeki Şeyh Sinâneddîn Yûsuf için Hüsameddin eserin aynı cildinde ayrı bir madde yazmıştır. Oradaki anlatıya göre Sinâneddîn Bâlî'nin oğludur, "Mahzenü'l-Fıkh" yazarı Musliheddîn Mûsâ ile Bahşî Çelebi'den ders almış, yıllarca Mehmed Paşa Medresesi'nde ders-i âm olarak görev yapmış, sonra Habîb-i Karamânî'nin ünlü halifesi Seydî Ali Çelebi'ye bağlanıp öğretmenliği bırakmıştır. Şeyhinin vefatında Mehmed Paşa Tekkesi'nin şeyhi ve cami vaizi olmuştur. 949'da Amasya valisi Şehzade Mustafa'nın oğlu Süleyman Çelebi'nin sünnet düğününde yapılan israfı vaazında eleştirince görevden alınmıştır. Bunun üzerine Çeribaşı Mahallesi'nin üstünde, dağ eteğindeki boş bir yere çekilmiş, Hüsameddin bunu "âdeta şehre küstü" diye anlatır. Müritleri orada ona bir zaviye, bir ev, önüne bir çeşme ve yanına geniş bir bahçe yaptırmıştır. Sinâneddîn on yıl burada zikir ve ibadetle yaşamış, 959 şabanında ölmüştür. Zaviye Şehreküstü Tekkesi adıyla tanınmış, çevresine evler yapılınca bölge Şehreküstü Mahallesi olmuştur.
Halvetî tekkelerini inceleyen bir araştırma aynı olayı kısa biçimde aktarır: Şehre Küstü Tekkesi, Pîr Sinan'ın (ö. 957/1550) müritlerince yaptırılmış, ilk şeyhi de kendisi olmuştur. Pîr Sinan vaazlarında Şehzade Mustafa'yı eleştirdiği için vaaz vermekten alıkonmuş, halkın vaaz meclislerine gitmesi de yasaklanmıştır. Tekke şeyhliği ondan sonra halifesi Derviş Ali Halvetî'ye, sonra Şeyh Ahmed Efendi'ye geçmiş ve tekke 1241'e [1826] kadar ayakta kalmıştır. Ölüm tarihi iki kaynakta farklıdır: Hüsameddin 959 der, bu araştırma 957. Hüsameddin, mahallenin 1300'den sonra Ermeni Mahallesi hâline geldiğini, 1332 büyük yangınında bütünüyle yandığını, yalnız bir çeşme ile kabrin kaldığını yazar.
İlyas Halife'nin Yeri
Metinde İlyas Halife, Sinâneddîn'in ölümünden sonra tekkenin şeyhi olarak anılır. Oysa Sinâneddîn maddesine göre yerine, halifesi İmâmzâde Hâfız Abdülkerîm Efendi geçmiştir. İki kayıt birbirini tutmaz; İlyas'ın şeyhliği başka bir tekke için söylenmiş olabilir, ama kaynak bunu açıklamaz. Halvetî tekkelerini ele alan araştırmada Hızır Paşa Tekkesi'nin 971'de [1564] kurulduğu ve ilk şeyhinin "Molla Şeyh" diye tanınan bir İlyas Efendi olduğu yazılır. Bu ad ve ünvan Hüsameddin'in maddesinin başlığıyla uyuşur, ama 971, Hüsameddin'in verdiği 966 ölüm tarihinden beş yıl sonradır. Aynı kişi olup olmadıkları belirlenemedi.
Tekkelerin önemli bir kaynağında Halvetîliğin Amasya'ya Pîr İlyas'ın (ö. 833/1429) yoluyla girdiği belirtilir; bu İlyas, burada anılan İlyas Halife değildir.
Aynı Adlı Başka Bir Âlim
Amasya doğumlu Muhaşşî Sinan Efendi adlı ünlü bir âlim vardır ve Halvetî tekkeleri üzerine yazılmış makalenin bir dipnotunda adı Halvetîlerle birlikte anılır. TDV maddesine göre bu Sinan Efendi 893'te [1488] doğmuştur; babasının adı Hüsameddin, dedesinin adı İlyas'tır; Halep, Dımaşk, Bursa, Edirne ve İstanbul kadılıklarında, sonra Anadolu kazaskerliğinde bulunmuş, 986'da [1578] İstanbul'da ölmüştür. Hüsameddin'in Şehreküstü Sinâneddîn Yûsuf'u ise Bâlî'nin oğlu olarak, mezar taşında "Pîr Sinâneddîn Yûsuf bin Bâlî" diye yazılı olarak tanıtılır. İki ad aynı kişiyi göstermez.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 345. amasya.bel.tr
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 7. Cilt, "Pîr Sinâneddîn Yûsuf el-Halvetî-Şehreküsdü" maddesi.
Kitaplar
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar, sayı 5, Ankara 2018, s. 91–118.
- Eyyüp Said Kaya, "Sinan Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2009.