Amasyalıdır. Esbak Amasya kudâtından İçerişehir’de zâviyesi olan Kadı İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi ahfâdından olup, Sultân Bâyezîd-i Sânî Amasya’da vâlî iken musâhibi bulunan “Çakal Kadı” demekle meşhûr Bedreddîn Mahmûd Çelebi evlâdından Beylerbeyi Çakalzâde Sinan Paşa’nın mahdûmudur.
Karayazıcı ihtilâl ve isyânında gördüğü hizmetlere binâen Kefe beylerbeyi olup ma‘zûl iken Eşkıyâ Harbi’nde fedâkârâne çalışdığından 1017 senesi recebinin yirmisinde Amasya sancağı muhâfız ve mutasarrıfı oldu.⁶¹² [4]
Sadr-ı a’zam Kuyucu Murâd Paşa, kethüdâsı Amasyalı Yularkısdızâde Ömer Ağa’nın delâletiyle Amasya a‘yânını taltîf ve fedâkârâne hizmetlerini mükâfâtlarla takdîr ederek sâbık Amasya Beyi Ali Bey’e Şehr-i Zor, sâbık Sivas Defterdârı Şemsetdin Ahmed Efendi’ye Batum, “Köprülü Hacı Bölükbaşı” demekle meşhûr Bayram Ağa’ya Kars beylerbeyiliklerini verdi. İki gün sonra Amasya’dan kalkıp Üsküdar’a müteveccihen Gelgiras’a gitdi. 1017 senesi recebinde Amasya Mutasarrıfı Mehmed Paşa, kadısı Amasyalı Habîbzâde Mustafa Efendi, müftüsü Selânikli Ebrîz Mahmûd Efendi, nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı Havzalızâde es-Seyyid Celâleddîn Mehmed Efendi, muhassıl-ı emvâli çavuşândan Helkisli Mustafa Ağa, alaybeyi Ya’kûb Bey, sipâhi kethüdâyeri Kozkıran Mehmed Ağa, yeniçeri serdârı İkinci Ahmed Ağa, subaşı Hasan Bey, çeribaşı Seydî Beyzâde Mustafa Bey idi.
Şehir kethüdâsı denilen şehir ağası, belediye reisi ve Şehir Emîni el-Hâc Mansûr Ağa⁶¹³, Kal’a-i Bâlâ Dizdârı Çelebi Efendi kölesi Memi Bey, Kale Kethüdâsı Dizdâr Sinan oğlu Mehmed Bey, dizdâr yamağı Uğurlu oğlu Doğan Bey⁶¹⁴, Beyler Sarayı Ağası Bostânî Ali Ağa, Kızlar Sarayı Ağası Çerkes Piyâle Ağa idi.
Amasya’da ulemâ, meşâyih, a‘yân pek çokdu. Bunlardan Müeyyed [5] zâde Pîrî Ahmed Efendi, Alevî Köylü el-Hâc Bayram Efendi, Zileli muhaddis Abdurrahman Efendi, şâir-i meşhûr Türâbî Mustafa Efendi, Harşeneli İbrâhim Efendi, Cum‘azâde Hızır Efendi, Dursunzâde Mehmed Efendi, Şeyhu’l-Harem Sinan Efendizâde Esad Efendi, Kışlacıklı Halil Efendi, Yağmur Köylü İsmâil Efendi, Kadızâde Küçük Mehmed Efendi, Dilki Bâlî Efendi pek meşhûr idiler.
Amasya meşâyihinden Müftüzâde Tekkesi şeyhi Lâdikli muharrem Efendi, Ya’kûb Paşa Tekkesi şeyhi ve Hazreti Pîr İlyâs Evkâfı mütevellîsi eş-Şeyh Hüsâmeddîn Efendi, İmâret Tekkesi şeyhi Kutb Ahmed Efendi, Hoca Sultân Tekkesi şeyhi Resul Efendi, Hızır Paşa Tekkesi şeyhi Memi Dedezâde İbrâhim Efendi, Yâkut Paşa Tekkesi şeyhi Yâkup Efendi, Emîr Paşa Tekkesi şeyhi es-Seyyid Celâleddîn Mehmed Efendi, Mevlevîhâne şeyhi Garîbî Mehmed Dede Efendi pek şâyân-ı hürmet ederler.
Es-Seyyid Celâleddîn Efendi, başdefterdârlıktan vezâretle Mısır vâlisi olan es-Seyyid Emîr Mehmed Paşa’nın ammizâdesi bunlara Havzalıoğulları denirdi. Vezîr-i müşârün-ileyhin verdiği paralarla Çukurbahçe’de güzel bir tekke yaptırmış, oraya “Celâliyye” adını vermişdi.
Bu esnada Amasya’da ikâmet eden mevâlîden Sa‘dîzâde Şemseddîn Sa‘dî Efendi, Şeyhzâde Veliyyüddîn Ahmed Efendi, Müftüzâde Abdülvehhâb Efendi, Hakâlalızâde es-Seyyid Bahâeddîn Mehmed Efendi, Havzalızâde es-Seyyid Şemseddîn Ahmed Efendi de meşâhir-i kudâttan idiler.
Bu zamanlarda “Anâsır-ı Erba‘a-i Edeb” denilen Âbî, Âzerî, Türâbî, [6] Hevâyî adlı şu‘arâdan Türâbî Mustafa Efendi ilm ü fazlıyla, edeb ü hüsn-i ahlâkıyla temâyüz etmiş bir sîmâ-yı muhteremdi. Kelâmî Efendi’nin vefâtından sonra Türâbî Efendi asrında yektâ bir şâir sayılırdı. Amasya şu‘arâsından Sıyâmî ile Kıyâmî de bu zamanlarda meşhûr idiler.
Amasya hattâtların yatağı sayılırdı. Bu esnada Amasya hattâtlarından sülüs ve rik‘ada Ramazân Dedezâde Hüseyin Efendi, aklâm-ı sittede Sultân Bâyezîd evkâfı kâtibi Kâsım Efendi, ta‘lîkte Kâtipzâde İsmâil Efendi pek meşhûr ve yektâ idiler. Kâsım Efendi’nin tilmîz-i hâssı olan Nefîszâde es-Seyyid İbrâhim Efendi muahharan İstanbul’a gidip orada iştihâr etdi.
Bu esnada büyük mütevellîler de şunlardı: Sultân Bâyezîd evkâfı mütevellîsi defterdârlıktan mütekâ‘id Hacı Efendizâde el-Hâc Mehmed Efendi⁶¹⁵, Yörgüç Paşa evkâfı mütevellîsi Yörgüç Paşazâde Hasan Bey⁶¹⁶, Hızır ve Mehmed paşalar evkâfı mütevellîsi Kurd Mahmûd Bey⁶¹⁷, Torumtay mütevellîsi Kaya Paşazâde Dursun Bey, Yâkut Paşa ve Pervâne Bey evkâfı mütevellîsi Müeyyedzâde Pîrî Ahmed Efendi idi.
Yine bu esnada Amasyalılardan Gonca Beyzâde Hızır Paşa İstanbul’da vezîr-i kubbenişîn, Kadızâde Vezîr Ali Paşa Budin vâlisi, Şeyh [7] Kemâlzâde Mehmed Emin Paşa Halep beylerbeyi, Abdullah Paşazâde Hacı Abdülkerim Paşa Ankara beylerbeyi, Muhaşşî Sinan Efendizâde Kethüdâ Mustafa Efendi Anadolu kazaskeri, İğnecizâde Ömer Efendi şehzâdegân muallimi, La‘lî Ali Efendi Ayşe Sultân kethüdâsı, Sarı Mehmed Efendi Bursa kadısı, Abdî Çelebizâde İsmâil Efendi Nasûh Paşa muallimi ve Bağdat kadısı, Sandukîzâde Abdülkerîm Efendi Sivas defterdârı idi.⁶¹⁸
Kibâr-ı züamâdan ve Amasya a‘yânından Şâdgeldi Paşa sülâlesinden Pîr Hasan Beyzâde Derviş Bey, Defterdâr Fazlullah Paşazâde Abdüsselâm Bey⁶¹⁹, Emîr Mehmed Paşazâde es-Seyyid Fazlullah ve Abdullah beyler, Hacı Beyzâde İlyâs Bey, Yularkısdı Sinan Paşazâde İskender Bey, Seydî Beyzâde Mustafa Bey, Çavuşzâde Abdülkâdir Bey, birâderi Abdülbâkî Bey, Kesdekzâde Mustafa Bey pek ma‘rûf idiler.
Kezâlik sipâhi ağalardan Kozkıran Mehmed Ağa, Kağnılı Ali Ağazâde Aydın Ağa, Dervişzâde Köse Mehmed Ağa, Topçu Mehmed Ağa, Gevüklü Kara Mehmed Ağa, Serhoş Mehmed Ağa, İn’âm Beyzâde es-Seyyid Ali Ağa, Cebecizâde Mahmûd Ağa, Seydî Alizâde Şa’bân Ağa, Rus Hamza Ağa ve yeniçerilerden İkinci Ahmed Ağa, Çakaloğlu Hüseyin Ağa, Karabulutoğlu Üçüncü Hüseyin Ağa, Sülükoğlu Altıncı Mehmed Ağa pek müteneffiz idiler. [8]
Merzifon Voyvodası⁶²⁰ Çayırköylü Ahmed Ağa, kadısı Amasyalı Hayreddînzâde İbrâhim Efendi, müftüsü Hâfız el-Hâc Ahmed Efendi idi. Eşrâfından Hısımzâde Yahya Paşa Çelebi Sultân Mehmed evkâfı mütevellîsi olup, Devlet Hâtun mütevellîsi Yûsuf Paşazâde Osmân Bey, mevâlîden Receb Efendizâde el-Hâc Mehmed Efendi, a‘yândan el-Hâc Mustafa Ağa pek meşhûr idi. “Topal Kadı” demekle meşhûr Bezmî Abdullah Efendi meşâhir-i şu‘arâdan idi.
Köprü Voyvodası çâvuşân-ı dergâh-ı âlîden Durak Ağa, kadısı Gedizli el-Hâc Mehmed Efendi, müftüsü Tokatlı Şücâeddîn Efendi idi. Kutbu da Gökderelizâde Şeyh Muhyiddîn Efendi hulefâsından Köprülü eş-Şeyh Mehmed Çelebi Efendi idi. A‘yânından Müezzinzâde Ahmed Paşa, Beylerbeyi Yûsuf Paşa, Sinan oğlu Mustafa Bey, Yanık Kadızâde Şeyh Mehmed Ağa, Arnavut Hüseyin Ağa pek meşhûr idi.
Lâdik Voyvodası Yeni Çavuşoğlu Mehmed Ağa, kadısı Şeyh muharrem Efendizâde Mustafa Efendi, müftüsü Hamidli el-Hâc Mehmed Efendi idi. Sivas’tan ma‘zûl Türk Ahmed Paşa, sâhibü’l-hâl Ahmed Rifâî Tekkesi şeyhi ve evkâfı mütevellîsi es-Seyyid Yahya Efendi, Nasûh Paşa kethüdâsı Uçar Mustafa Ağa, Zâim Sarı Ali Bey Lâdik’in a‘yân-ı meşhûrasından idi. [9]
Gümüş Voyvodası ve Ma‘den-i Emîni Hayta Yûsuf Ağa, kadısı Karakadızâde Hasan Efendi, müftüsü ve Halil Paşa müderrisi el-Hâc Halil Efendi idi. A‘yânından Gümüşlü Şa’bân Efendi, Hacıköylü el-Hâc Süleyman Ağa, Kabakozlu Ali Ağa, pek ma‘rûf idi.
Zünnûnâbâd, ya’nî Tânunözü, Mecidözü Voyvodası Elvân Çelebi evlâdından İn’âm Beyzâde es-Seyyid Ali Ağa, kadısı İbrâhim Efendi, müftüsü ve Elvân Çelebi Tekkesi şeyhi ve mütevellisi Nefisoğlu eş-Şeyh Elvân Efendi bin Abdurrahman Efendi idi.
Bu zâtın nüfûz ve şöhreti, bütün kazâyı tutmuşdu. Çünkü Elvân Çelebi evkâfı, Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Mustafa nişancısı Hamdullah Hamdi Çelebi tarafından vakıflar ilhâkıyla tezâyüd etmişdi. Hamdullah Çelebi, bu Elvân Efendi’nin amcası, İn’âm Beyzâde es-Seyyid Ali Ağa da bu Hamdullah Çelebi’nin torunu idi.
Amasya ve kazâlarının nâhiyelerini idâre eden ağalara, beylere “subaşı” unvânı verilmişdi. Subaşı, me’mûr olduğu nâhiyenin kumandanı, müdürü, zabıta me’mûru sayılırdı. Bir subaşı da sancağın merkezi olan Amasya’da bulunurdu. Amasya subaşısı, Amasya sancağı beyinin icrâ me’mûru idi. Çeribaşı, komser vazifesini görürdü. Eski zamanın muhtesibi sayılırdı.
Amasya sancağı beyi, Amasya’nın muhâfızı, mülkiye mutasarrıfı, Amasya sancağından toplanan askerin başbuğu, livâ kumandanı idi. Muhârebelere gitdiği zaman, tarafından bir kâ’im-makâm nasb ederdi. Bu kâ’im-makâma o zamanlarda [10] “mütesellim” denirdi. Amasya sancağı mütesellimi, bir sancak beyinin vezâif-i askeriyye ve mülkiyesini deruhte eden bey, ağa demektir.
Sancak beyi, vezîr yahut beylerbeyi olursa “mutasarrıf paşa” unvanıyla yâd edilirdi. Her sancağın kadısı yahut nâibi o sancağın dînî, dâhilî, ilmî, idârî, adlî ve iktisâdî her türlü umûr ve husûsâtını deruhte eden büyük bir me’mûr idi. Mütesellimlerle şehir kethüdâları, kadılarla nâiblerinin muâvin-i icrâsı ve kethüdâsı sayılırdı. Beş yüz akçe tahsîsâtı vardı. Müftüler, şer‘î ve ilmî olan mesâil ve hâdisâtı tetkîk ve îzâha, muhâlif-i diyânet ve adâlet olan işleri ehl-i örfe arz ve ihtâr ve irşâda müvekkel zevât idiler. Bunlar bulunduğu şehir ve kasabaların ulemâsına riyâset ederek medrese ve mektep gibi mebânî ve müessesât-ı ilmiyye ve dîniyye işlerine bakarlardı. Yevmî seksen akçe vazîfesi vardı.
Nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmları, İstanbul’da bulunan nakîbü’l-eşrâfları temsil eden birer me’mûr idiler, Amasya ve mülhakâtında olan Hazret-i Ali (Radıyallâhü anh) Efendimizin evlâd-ı kirâmından Hasan, Hüseyin efendilerimizin zükûr ve inâsından türeyen evlâdının hâkimleri, zâbıtları idiler. Bunların evlâdına umûmen “sâdât, seyyidler” denirdi.
“Umdetü’t-Tâlip fî Nesebi Âl-i Ebî Tâlib” müellifi Cemâleddîn Ahmed bin Utbe’nin ve sâdât-ı nessâbelerinin ıstılâhı üzere ebeveyn, ya’nî ana ve baba taraflarından Alevî olanlara ve Amasya sâdâtının ıstılâhı üzere hâssaten Hazret-i Hasan Efendimizin evlâdına “emîrler, umurlar” denir ve emîrlerin i‘tibârı seyyidlerden ziyâde sayılırdı. [11]
Amasya’da her türlü esnafın birer kethüdâsı olduğu gibi sâdâtın ve emîrlerin kethüdâsı da nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı idi. Sâdât ve eşrâf tekâlif-i emîriyyeden müstesnâ oldukları münâsebetle vergi metâlibâtından, subaşı, çeribaşı gibi idârî ve adlî zâbıta me’mûrlarının muâhezelerinden ve tâkiplerinden masûn idiler. Bunları tâkip ve muâheze eden me’mûr, yalnız nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı idi.
Yapılan tetebbu‘lara ve taharrîlere göre Amasya sancağındaki seyyidler ve emîrler, on sülâleden türemişlerdir. Bunlardan müteseyyidler ve müteemmirler olduğu gibi hakîkaten sâdât ve eşrâf-ı Aleviyye de vardı. Bunlardan her birinin tetkîk ve tenkîdi Amasya’da mutavattın sülâle reislerinin terâcim-i ahvâlinde yazılır.
Birinci sülâle-i sâdât, Lâdik’de medfûn olan sâhibü’l-hâl es-Seyyid Ahmed Kebîr er-Rifâî sülâlesidir. Bu zâtın silsilenâmesi pek meşhûrdur. Bunlardan on iki kadarını gördüm. Müşârün-ileyhin sülâlesi çok şu‘belere ayrılmışdır.
İkincisi “Seydî Hüsâm” demekle meşhûr olan es-Seyyid Hüsâmeddîn Hüseyin el-Kubavî el-Fergânî sülâlesidir. Bunun torunu Amasya’da Kuba Evliyâsı demekle meşhûr olan eş-Şeyh es-Seyyid Hüsâmeddîn Hüseyin el-Halvetî’dir. Bu zâtın silsilenâmesini refîk-i cânım Hacı Abdüş Efendizâde Hasan Şevkî Efendi’nin elinde görüp not etdim.
Üçüncüsü Amasya civarında Yenice Karyesi’nde medfûn olan eş-Şeyh Sadreddîn Mehmed bin Hüseyin el-Horasânî sülâlesidir. Bunun neseb-i âlîsi’ni “Umdetü’t-Tâlib” kitabından tashîh edebildim. [12]
Dördüncüsü Celâleddîn Ebû Talib Ali es-Sivasî sülâlesidir. Bunun sülâlesine Amasya’da “Âl-i Mutahhar” sülâlesi denmişdir. Bunu “Umdetü’t-Tâlib” kitabından müşkîlât ile bulabildim.
Beşincisi Amasya’da medfûn olan es-Seyyid Şemseddîn Ebû Hâşim Muhammed bin Abdullah es-Semerkandî sülâlesidir. Bunun mahdûmu es-Seyyid Ahmed Çelebi İkinci Sultân Bâyezîd’in Amasya vâliliğinde pek ma‘rûf idi. Bunun neseb-i âlîsini de “Umdetü’t-Tâlib”den tashîh edebildim.
Altıncısı Mîr Gıyâseddîn Abdülkerim bin Mansûr eş-Şirâzî sülâlesidir. Amasya’da yedilerin birincisi sayılan bu zâtın nesebini de müşkîlât ile bulabildim. Sonra “Umdetü’t-Tâlib”den tashîh etdim.
Yedincisi Niksar’da medfûn olan es-Seyyid Şemseddîn Muhammed eş-Şirâzî sülâlesidir. Bu zâtın silsilenâmesini bir tesâdüf eseri olarak Köprü’de Hacı Kâsımzâde Mustafa Efendi’nin elinde mütâla‘a etdim. Derhâl aynını yazıp aldım.
Sekizincisi es-Seyyid Muhyiddîn Muhammed el-Havzavî sülâlesidir. Bunun silsilenâmesini Amasya eşrâfından Vâsî‘ Çelebizâde es-Seyyid Hâfız Ebûbekir Efendi’nin hânesinde bulup aynını almışdım hayfâ ki yandı. Fakat evlâd-ı kirâmının terâcim-i ahvâlinde bir kısmı vardır.
Dokuzuncusu es-Seyyid Nureddîn Hamza-i Karahisârî sülâlesidir. Bunun silsilenâmesini çok aradım. İstanbul’da nakîbü’l-eşrâf olan zevâtın tuttukları defterleri son nakîbü’l-eşrâf olan Muhtar Bey Efendi’nin [13] himmet ve müsâadeleri sâyesinde tetkîk etdim. Ma‘alesef bulamadım.
Onuncusu Amasya’da medfûn olan Mîr Nigârî Hamza-i Karabâğî sülâlesidir. Bu zâtın silsilenâmesini de müşârün-ileyhin ammizâdesi evlâdından mektep arkadaşımız Hâşim Efendi’nin delâletiyle bulup mütâla‘a ederek not etdim.
Şu on ve hâssaten dokuz sülâlenin evlâd-ı zükûr u inâsından türeyen seyyidler, Amasya sancağı nüfûsunun hemen öşrünü teşkîl edecek kadar çoğalmış, bu devrenin sonlarında âdetâ bir gâile olmuşdu. Fakat bu miktârın onda dokuzu zevi’l-erhâmın zevi’l-erhâmı, ya’nî dığdığının dığdığısıdır. Şimdi bu moda geçmişdir.
Amasya’nın kazâlarında da birer nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı bulunurdu. Seyyidler ve emîrlerin şi‘ârı, başlarına sardıkları yeşil sarıktı. Seyyid ve emir olmayan bir adam başına yeşil sarık saramazdı. Bunların neseblerini tashîh ve ispat eden şahitlerin adedi, evâilinde hadd-i tevâtürden aşağı olamazdı. Hatta Devr-i Kânûnî’de nakîbü’l-eşrâf olan Mîr Tâceddîn ve Muhterem efendiler, yirmi şâhit isterlerdi.⁶²¹
Sonraları iki şâhide kadar indiğinden müteseyyidler, ya’nî seyyid olmadığı halde kendisini seyyid gösterenler ve müteemmirler, ya’nî emir olmadığı halde kendisini emir gösterenler çoğaldı nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmlarının [14] nüfûz ve şöhretleri yükseldi. Baş a‘yânlara, hatta mütesellimlere karşı koyanları bile oldu.
Amasya alaybeyi, bütün sancağın zâimlerine kumanda eden bir asker beyi idi. Asrımızın miralay, alay kumandanı demektir. İcâbında sancak beyinin bütün vezâif-i askeriyye ve mülkiyesini deruhte ederdi. Bununla beraber livânın jandarma kumandanı vazifesini de görürdü.
Amasya kethüdâyeri, bütün sancağın sipâhilerine, ya’nî süvâri askerlerine kumanda ederdi. Süvâri kumandanı demekti. Amasya yeniçeri serdârı bütün sancağın yeniçerilerine kumanda ederdi. Amasya sancağında altı bölük yeniçeri vardı. Bunlardan icâbında serdengeçtiler, ya’nî fedâiler çıkar, bunların kumandanlarına serdengeçtiler ağası denirdi.
Bunlardan başka Amasya sancağından çıkan gönüllü askerlere Amasya a‘yânının mütemâyizleri kumanda ederdi. Çünkü o zamanlar bütün millet askerdi. Amasya Kalesi’nin bir dizdârı, bir kethüdâsı, bir de yamağı ve bir bölük müstahfızları vardı. Dizdâr, kale muhâfızı demekti. Harşene Kalesi’nde ikâmet ederdi. Kethüdâsı da Aşağı Kale’yi muhafaza ederdi.
1017 senesi Şevvâlinde Çorum sancağını teftişe me’mûr olan mutasarrıf Mehmed Paşa, Alaybeyi Yâkût Bey’le beraber gidip kethüdâyeri [15] Mehmed Ağa Amasya mütesellimi ve kalender Çavuşzâde Bâkî, Abdülbâkî Bey de alaybeyi vekîli oldu. Amasya Kadısı Mustafa Efendi de evkâf mütevellîlerinin muhâsebelerine başladı.
1017 senesi zîlhiccede Mehmed Paşa, Çorum’un Hüseyinâbâd nâhiyesinde türeyen eşkıyâyı def‘ ve tenkîl ederek büyük yararlık gösterdiğinden Sivas beylerbeyi oldu. Ma‘iyyetindeki Yakut Bey vurulup vefât etdi. Amasya sancağı Muğla Beyi Mahmûd Bey’e tevcîh edildi.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Eskiden Amasya kadılarından olan, İçerişehir'de zaviyesi bulunan Kadı İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi'nin torunlarındandır. Sultan II. Bayezid Amasya'da vali iken onun sohbet arkadaşı olan, "Çakal Kadı" diye ünlü Bedreddîn Mahmûd Çelebi'nin soyundan Beylerbeyi Çakalzâde Sinan Paşa'nın oğludur.
Karayazıcı isyan ve ayaklanmasında gösterdiği hizmetler sebebiyle Kefe beylerbeyi oldu, görevden alınmışken Eşkıyâ Harbi'nde fedakârca çalıştığı için 1017 [1608-09] yılı Receb ayının yirmisinde Amasya sancağı muhafızı ve mutasarrıfı oldu.
Sadrazam Kuyucu Murâd Paşa, kâhyası Amasyalı Yularkısdızâde Ömer Ağa'nın aracılığıyla Amasya ileri gelenlerini ödüllendirdi, fedakâr hizmetlerini mükâfatlarla karşıladı. Önceki Amasya Beyi Ali Bey'e Şehrizor beylerbeyiliğini, eski Sivas Defterdarı Şemseddin Ahmed Efendi'ye Batum beylerbeyiliğini, "Köprülü Hacı Bölükbaşı" diye tanınan Bayram Ağa'ya Kars beylerbeyiliğini verdi. İki gün sonra Amasya'dan kalkıp Üsküdar'a doğru Gelgiras'a gitti. 1017 yılı Receb ayında Amasya'nın yöneticileri şunlardı: Amasya Mutasarrıfı Mehmed Paşa; kadısı Amasyalı Habîbzâde Mustafa Efendi; müftüsü Selânikli Ebrîz Mahmûd Efendi; nakîbü'l-eşrâf vekili Havzalızâde es-Seyyid Celâleddîn Mehmed Efendi; mal tahsildarı, çavuşlardan Helkisli Mustafa Ağa; alaybeyi Ya'kûb Bey; sipahi kethüdâyeri Kozkıran Mehmed Ağa; yeniçeri serdarı İkinci Ahmed Ağa; subaşı Hasan Bey; çeribaşı Seydî Beyzâde Mustafa Bey.
Şehir kethüdâsı denilen şehir ağası, belediye başkanı ve Şehir Emini el-Hâc Mansûr Ağa; Yukarı Kale Dizdarı Çelebi Efendi'nin kölesi Memi Bey; Kale Kethüdâsı, Dizdar Sinan oğlu Mehmed Bey; dizdar yamağı Uğurlu oğlu Doğan Bey; Beyler Sarayı Ağası Bostânî Ali Ağa; Kızlar Sarayı Ağası Çerkes Piyâle Ağa idi.
Amasya'da âlimler, şeyhler ve ileri gelenler çoktu. Bunlardan Müeyyedzâde Pîrî Ahmed Efendi, Alevî Köylü el-Hâc Bayram Efendi, Zileli hadis âlimi Abdurrahman Efendi, ünlü şair Türâbî Mustafa Efendi, Harşeneli İbrâhim Efendi, Cum'azâde Hızır Efendi, Dursunzâde Mehmed Efendi, Şeyhu'l-Harem Sinan Efendizâde Esad Efendi, Kışlacıklı Halil Efendi, Yağmur Köylü İsmâil Efendi, Kadızâde Küçük Mehmed Efendi, Dilki Bâlî Efendi çok tanınmışlardı.
Amasya şeyhlerinden Müftüzâde Tekkesi şeyhi Lâdikli Muharrem Efendi, Ya'kûb Paşa Tekkesi şeyhi ve Hazreti Pîr İlyâs Vakfı mütevellisi eş-Şeyh Hüsâmeddîn Efendi, İmâret Tekkesi şeyhi Kutb Ahmed Efendi, Hoca Sultân Tekkesi şeyhi Resul Efendi, Hızır Paşa Tekkesi şeyhi Memi Dedezâde İbrâhim Efendi, Yâkut Paşa Tekkesi şeyhi Yâkup Efendi, Emîr Paşa Tekkesi şeyhi es-Seyyid Celâleddîn Mehmed Efendi, Mevlevîhâne şeyhi Garîbî Mehmed Dede Efendi saygıya çok değer kişilerdi.
Es-Seyyid Celâleddîn Efendi, baş defterdarlıktan vezirlikle Mısır valisi olan es-Seyyid Emîr Mehmed Paşa'nın amcaoğludur; bunlara Havzalıoğulları denirdi. Adı geçen vezirin verdiği paralarla Çukurbahçe'de güzel bir tekke yaptırmış, ona "Celâliyye" adını vermişti.
Bu sırada Amasya'da oturan yüksek rütbeli ilim adamlarından (mevâlî) Sa'dîzâde Şemseddîn Sa'dî Efendi, Şeyhzâde Veliyyüddîn Ahmed Efendi, Müftüzâde Abdülvehhâb Efendi, Hakâlalızâde es-Seyyid Bahâeddîn Mehmed Efendi, Havzalızâde es-Seyyid Şemseddîn Ahmed Efendi de ünlü kadılardandı.
Bu zamanlarda "Anâsır-ı Erba'a-i Edeb" (edebiyatın dört unsuru) denilen Âbî, Âzerî, Türâbî, Hevâyî adlı şairlerden Türâbî Mustafa Efendi, ilmi ve fazileti, edebi ve güzel ahlâkıyla öne çıkmış saygıdeğer bir kişiydi. Kelâmî Efendi'nin ölümünden sonra Türâbî Efendi çağında tek şair sayılırdı. Amasya şairlerinden Sıyâmî ile Kıyâmî de bu zamanlarda ünlüydüler.
Amasya hattatların yatağı sayılırdı. Bu sırada Amasya hattatlarından sülüs ve rik'a yazılarında Ramazân Dedezâde Hüseyin Efendi, altı yazı türünde (aklâm-ı sitte) Sultân Bâyezîd Vakfı kâtibi Kâsım Efendi, ta'lik yazıda Kâtipzâde İsmâil Efendi çok ünlü ve emsalsizdiler. Kâsım Efendi'nin özel öğrencisi olan Nefîszâde es-Seyyid İbrâhim Efendi sonradan İstanbul'a gidip orada ün yaptı.
Bu sırada büyük mütevelliler de şunlardı: Sultân Bâyezîd Vakfı mütevellisi, defterdarlıktan emekli Hacı Efendizâde el-Hâc Mehmed Efendi; Yörgüç Paşa Vakfı mütevellisi Yörgüç Paşazâde Hasan Bey; Hızır ve Mehmed paşalar vakfı mütevellisi Kurd Mahmûd Bey; Torumtay mütevellisi Kaya Paşazâde Dursun Bey; Yâkut Paşa ve Pervâne Bey vakfı mütevellisi Müeyyedzâde Pîrî Ahmed Efendi.
Yine bu sırada Amasyalılardan Gonca Beyzâde Hızır Paşa İstanbul'da kubbe veziri, Kadızâde Vezir Ali Paşa Budin valisi, Şeyh Kemâlzâde Mehmed Emin Paşa Halep beylerbeyi, Abdullah Paşazâde Hacı Abdülkerim Paşa Ankara beylerbeyi, Muhaşşî Sinan Efendizâde Kethüdâ Mustafa Efendi Anadolu kazaskeri, İğnecizâde Ömer Efendi şehzadeler hocası, La'lî Ali Efendi Ayşe Sultan'ın kâhyası, Sarı Mehmed Efendi Bursa kadısı, Abdî Çelebizâde İsmâil Efendi Nasûh Paşa'nın hocası ve Bağdat kadısı, Sandukîzâde Abdülkerîm Efendi Sivas defterdarı idi.
Büyük zeâmet sahiplerinden ve Amasya ileri gelenlerinden Şâdgeldi Paşa sülâlesinden Pîr Hasan Beyzâde Derviş Bey, Defterdar Fazlullah Paşazâde Abdüsselâm Bey, Emîr Mehmed Paşazâde es-Seyyid Fazlullah ve Abdullah beyler, Hacı Beyzâde İlyâs Bey, Yularkısdı Sinan Paşazâde İskender Bey, Seydî Beyzâde Mustafa Bey, Çavuşzâde Abdülkâdir Bey, kardeşi Abdülbâkî Bey, Kesdekzâde Mustafa Bey çok tanınmışlardı.
Aynı şekilde sipahi ağalarından Kozkıran Mehmed Ağa, Kağnılı Ali Ağazâde Aydın Ağa, Dervişzâde Köse Mehmed Ağa, Topçu Mehmed Ağa, Gevüklü Kara Mehmed Ağa, Serhoş Mehmed Ağa, İn'âm Beyzâde es-Seyyid Ali Ağa, Cebecizâde Mahmûd Ağa, Seydî Alizâde Şa'bân Ağa, Rus Hamza Ağa ve yeniçerilerden İkinci Ahmed Ağa, Çakaloğlu Hüseyin Ağa, Karabulutoğlu Üçüncü Hüseyin Ağa, Sülükoğlu Altıncı Mehmed Ağa sözü geçen kişilerdi.
Merzifon Voyvodası Çayırköylü Ahmed Ağa; kadısı Amasyalı Hayreddînzâde İbrâhim Efendi; müftüsü Hâfız el-Hâc Ahmed Efendi idi. Ileri gelenlerinden Hısımzâde Yahya Paşa Çelebi Sultân Mehmed Vakfı mütevellisiydi; Devlet Hâtun mütevellisi Yûsuf Paşazâde Osmân Bey, yüksek rütbeli ilim adamlarından Receb Efendizâde el-Hâc Mehmed Efendi, ayândan el-Hâc Mustafa Ağa çok ünlüydü. "Topal Kadı" diye tanınan Bezmî Abdullah Efendi ünlü şairlerdendi.
Köprü Voyvodası, dergâh-ı âlî çavuşlarından Durak Ağa; kadısı Gedizli el-Hâc Mehmed Efendi; müftüsü Tokatlı Şücâeddîn Efendi idi. Kutbu da (manevi önderi de) Gökderelizâde Şeyh Muhyiddîn Efendi'nin halifelerinden Köprülü eş-Şeyh Mehmed Çelebi Efendi idi. Ayanından Müezzinzâde Ahmed Paşa, Beylerbeyi Yûsuf Paşa, Sinan oğlu Mustafa Bey, Yanık Kadızâde Şeyh Mehmed Ağa, Arnavut Hüseyin Ağa çok ünlüydü.
Lâdik Voyvodası Yeni Çavuşoğlu Mehmed Ağa; kadısı Şeyh Muharrem Efendizâde Mustafa Efendi; müftüsü Hamidli el-Hâc Mehmed Efendi idi. Sivas'tan azledilmiş Türk Ahmed Paşa, manevi hâl sahibi ermiş Ahmed Rifâî Tekkesi şeyhi ve vakfı mütevellisi es-Seyyid Yahya Efendi, Nasûh Paşa'nın kâhyası Uçar Mustafa Ağa, zeâmet sahibi Sarı Ali Bey Lâdik'in tanınmış ayanındandı.
Gümüş Voyvodası ve Maden Emini Hayta Yûsuf Ağa; kadısı Karakadızâde Hasan Efendi; müftüsü ve Halil Paşa müderrisi el-Hâc Halil Efendi idi. Ayanından Gümüşlü Şa'bân Efendi, Hacıköylü el-Hâc Süleyman Ağa, Kabakozlu Ali Ağa çok tanınmışlardı.
Zünnûnâbâd, yani Tânunözü, Mecidözü Voyvodası Elvân Çelebi'nin soyundan İn'âm Beyzâde es-Seyyid Ali Ağa; kadısı İbrâhim Efendi; müftüsü ve Elvân Çelebi Tekkesi şeyhi ve mütevellisi Nefisoğlu eş-Şeyh Elvân Efendi bin Abdurrahman Efendi idi.
Bu zatın nüfuz ve şöhreti bütün kazayı tutmuştu. Çünkü Elvân Çelebi Vakfı, Amasya Valisi Şehzade Sultan Mustafa'nın nişancısı Hamdullah Hamdi Çelebi tarafından vakıfların ona katılmasıyla büyümüştü. Hamdullah Çelebi bu Elvân Efendi'nin amcası, İn'âm Beyzâde es-Seyyid Ali Ağa da bu Hamdullah Çelebi'nin torunu idi.
Amasya ve ilçelerinin nahiyelerini yöneten ağalara, beylere "subaşı" unvanı verilmişti. Subaşı, görevli olduğu nahiyenin komutanı, müdürü, zabıta memuru sayılırdı. Bir subaşı da sancağın merkezi olan Amasya'da bulunurdu. Amasya subaşısı, Amasya sancağı beyinin icra memuru idi. Çeribaşı, komiser görevini görürdü. Eski zamanın muhtesibi sayılırdı.
Amasya sancağı beyi, Amasya'nın koruyucusu, mülkî mutasarrıf, Amasya sancağından toplanan askerin komutanı, liva komutanı idi. Savaşlara gittiği zaman kendi adına bir kaymakam atardı. Bu kaymakama o zamanlarda "mütesellim" denirdi. Amasya sancağı mütesellimi, bir sancak beyinin askerî ve mülkî görevlerini üstlenen bey, ağa demektir.
Sancak beyi vezir ya da beylerbeyi olursa "mutasarrıf paşa" unvanıyla anılırdı. Her sancağın kadısı ya da naibi, o sancağın dinî, iç, ilmî, idarî, adlî ve iktisadî her türlü iş ve konusunu üstlenen büyük bir memurdu. Mütesellimlerle şehir kethüdâları, kadıların ve naiblerin yardımcı icracısı ve kâhyası sayılırdı. Beş yüz akçe ödenekleri vardı. Müftüler, şer'î ve ilmî sorunları ve olayları inceleyip açıklamakla; dine ve adalete aykırı işleri idarecilere (ehl-i örf) bildirmek, uyarmak ve doğru yola yöneltmekle görevli kişilerdi. Bunlar bulundukları şehir ve kasabaların âlimlerine başkanlık ederek medrese ve mektep gibi ilmî ve dinî binaların ve kurumların işlerine bakarlardı. Günlük seksen akçe maaşları vardı.
Nakîbü'l-eşrâf vekilleri, İstanbul'da bulunan nakîbü'l-eşrâfları temsil eden birer memurdu. Amasya'da ve bağlı yerlerinde bulunan, Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Efendimizin soyundan Hasan ve Hüseyin efendilerimizin erkek ve kız çocuklarından türeyen çocukların yöneticileri, zabıta amirleriydi. Bunların çocuklarına genel olarak "sâdât, seyyidler" denirdi.
"Umdetü't-Tâlib fî Nesebi Âl-i Ebî Tâlib" yazarı Cemâleddîn Ahmed bin Utbe'nin ve seyyid soyu bilginlerinin (sâdât-ı nessâbe) terimine göre ana ve baba tarafından Alevî (Hz. Ali soyundan) olanlara, Amasya seyyidlerinin terimine göre ise özellikle Hazreti Hasan Efendimizin soyundan gelenlere "emirler, umurlar" denir ve emirlerin itibarı seyyidlerden fazla sayılırdı.
Amasya'da her türlü esnafın birer kethüdâsı olduğu gibi seyyidlerin ve emirlerin kethüdâsı da nakîbü'l-eşrâf vekili idi. Seyyidler ve eşraf, emirlik yükümlülüklerinden (tekâlif-i emîriyye) bağışık oldukları için vergi taleplerinden, subaşı ve çeribaşı gibi idarî ve adlî zabıta memurlarının sorgularından ve takiplerinden korunmuşlardı. Bunları takip eden ve sorgulayan memur yalnız nakîbü'l-eşrâf vekiliydi.
Yapılan araştırmalara ve incelemelere göre Amasya sancağındaki seyyidler ve emirler on sülâleden türemişlerdir. Bunlar arasında kendini seyyid sayanlar (müteseyyidler) ve kendini emir sayanlar (müteemmirler) bulunduğu gibi gerçekten Alevî seyyid ve eşraf da vardı. Bunlardan her birinin incelenmesi ve eleştirisi Amasya'da yerleşik sülâle başkanlarının hal tercümelerinde yazılır.
Birinci seyyid sülâlesi, Lâdik'te gömülü olan manevi hâl sahibi es-Seyyid Ahmed Kebîr er-Rifâî sülâlesidir. Bu zatın soy kütüğü çok ünlüdür. Bunlardan on iki kadarını gördüm. Adı geçenin sülâlesi çok kola ayrılmıştır.
İkincisi "Seydî Hüsâm" diye ünlü es-Seyyid Hüsâmeddîn Hüseyin el-Kubavî el-Fergânî sülâlesidir. Bunun torunu Amasya'da Kuba Evliyası diye ünlü eş-Şeyh es-Seyyid Hüsâmeddîn Hüseyin el-Halvetî'dir. Bu zatın soy kütüğünü can dostum Hacı Abdüş Efendizâde Hasan Şevkî Efendi'nin elinde görüp not ettim.
Üçüncüsü Amasya yakınında Yenice Köyü'nde gömülü olan eş-Şeyh Sadreddîn Mehmed bin Hüseyin el-Horasânî sülâlesidir. Bunun yüce nesebini "Umdetü't-Tâlib" kitabından düzeltebildim.
Dördüncüsü Celâleddîn Ebû Talib Ali es-Sivasî sülâlesidir. Bunun sülâlesine Amasya'da "Âl-i Mutahhar" sülâlesi denmiştir. Bunu "Umdetü't-Tâlib" kitabından güçlükle bulabildim.
Beşincisi Amasya'da gömülü olan es-Seyyid Şemseddîn Ebû Hâşim Muhammed bin Abdullah es-Semerkandî sülâlesidir. Bunun oğlu es-Seyyid Ahmed Çelebi, İkinci Sultân Bâyezîd'in Amasya valiliği sırasında çok tanınmıştı. Bunun yüce nesebini de "Umdetü't-Tâlib"den düzeltebildim.
Altıncısı Mîr Gıyâseddîn Abdülkerim bin Mansûr eş-Şirâzî sülâlesidir. Amasya'da "yedilerin" birincisi sayılan bu zatın nesebini de güçlükle bulabildim. Sonra "Umdetü't-Tâlib"den düzelttim.
Yedincisi Niksar'da gömülü olan es-Seyyid Şemseddîn Muhammed eş-Şirâzî sülâlesidir. Bu zatın soy kütüğünü bir rastlantı sonucu Köprü'de Hacı Kâsımzâde Mustafa Efendi'nin elinde okudum. Hemen aynısını yazıp aldım.
Sekizincisi es-Seyyid Muhyiddîn Muhammed el-Havzavî sülâlesidir. Bunun soy kütüğünü Amasya eşrafından Vâsi' Çelebizâde es-Seyyid Hâfız Ebûbekir Efendi'nin evinde bulup suretini almıştım, yazık ki yandı. Fakat soyundan gelenlerin hal tercümelerinde bir kısmı vardır.
Dokuzuncusu es-Seyyid Nureddîn Hamza-i Karahisârî sülâlesidir. Bunun soy kütüğünü çok aradım. İstanbul'da nakîbü'l-eşrâf olan zatların tuttukları defterleri, son nakîbü'l-eşrâf olan Muhtar Bey Efendi'nin yardımı ve izni sayesinde inceledim. Ne yazık ki bulamadım.
Onuncusu Amasya'da gömülü olan Mîr Nigârî Hamza-i Karabâğî sülâlesidir. Bu zatın soy kütüğünü de adı geçenin amcaoğlunun çocuklarından, okul arkadaşımız Hâşim Efendi'nin aracılığıyla bulup okuyarak not ettim.
Bu on ve özellikle dokuz sülâlenin erkek ve kız çocuklarından türeyen seyyidler, Amasya sancağı nüfusunun hemen onda birini oluşturacak kadar çoğalmış, bu dönemin sonlarında âdeta bir dert olmuştu. Fakat bu sayının onda dokuzu zevi'l-erhâmın zevi'l-erhâmı, yani "dığdığının dığdığısı"dır (uzaktan uzağa akraba). Şimdi bu moda geçmiştir.
Amasya'nın kazalarında da birer nakîbü'l-eşrâf vekili bulunurdu. Seyyidlerin ve emirlerin simgesi başlarına sardıkları yeşil sarıktı. Seyyid ve emir olmayan bir adam başına yeşil sarık saramazdı. Bunların nesebini düzeltip ispat eden tanıkların sayısı başlangıçta tevatür sınırından (yalan üzerinde birleşmeleri düşünülemeyecek kadar çok kişi) aşağı olamazdı. Hatta Kanunî devrinde nakîbü'l-eşrâf olan Mîr Tâceddîn ve Muhterem efendiler yirmi tanık isterlerdi.
Sonraları tanık sayısı iki kişiye kadar indiğinden müteseyyidler, yani seyyid olmadığı halde kendini seyyid gösterenler ve müteemmirler, yani emir olmadığı halde kendini emir gösterenler çoğaldı; nakîbü'l-eşrâf vekillerinin nüfuz ve şöhretleri yükseldi. Baş ayanlara, hatta mütesellimlere karşı koyanları bile oldu.
Amasya alaybeyi, bütün sancağın zeâmet sahiplerine komuta eden bir asker beyi idi. Çağımızın miralayı, alay komutanı demektir. Gerektiğinde sancak beyinin bütün askerî ve mülkî görevlerini üstlenirdi. Bununla birlikte livanın jandarma komutanı görevini de görürdü.
Amasya kethüdâyeri, bütün sancağın sipahilerine, yani süvari askerlerine komuta ederdi. Süvari komutanı demekti. Amasya yeniçeri serdarı, bütün sancağın yeniçerilerine komuta ederdi. Amasya sancağında altı bölük yeniçeri vardı. Bunlardan gerektiğinde serdengeçtiler, yani fedaîler çıkar, bunların komutanlarına serdengeçtiler ağası denirdi.
Bunlardan başka Amasya sancağından çıkan gönüllü askerlere Amasya ayanının öne çıkanları komuta ederdi. Çünkü o zamanlar bütün millet askerdi. Amasya Kalesi'nin bir dizdarı, bir kethüdâsı, bir de yamağı ve bir bölük kale muhafız askeri (müstahfız) vardı. Dizdar, kale muhafızı demekti. Harşene Kalesi'nde otururdu. Kethüdâsı da Aşağı Kale'yi korurdu.
1017 yılı Şevvâl ayında Çorum sancağını denetlemekle görevlendirilen mutasarrıf Mehmed Paşa, Alaybeyi Yâkût Bey'le birlikte gitti. Kethüdâyeri Mehmed Ağa Amasya mütesellimi, kalender Çavuşzâde Bâkî (Abdülbâkî) Bey de alaybeyi vekili oldu. Amasya Kadısı Mustafa Efendi de vakıf mütevellilerinin hesaplarını görmeye başladı.
1017 yılı Zilhicce ayında Mehmed Paşa, Çorum'un Hüseyinâbâd nahiyesinde türeyen eşkıyayı def edip cezalandırarak büyük yararlılık gösterdiğinden Sivas beylerbeyi oldu. Maiyetindeki Yakut Bey vurulup öldü. Amasya sancağı Muğla Beyi Mahmûd Bey'e verildi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mutasarrıf: bir sancağı yöneten üst düzey idareci
- muhâfız ve mutasarrıf: sancağı hem koruyan hem yöneten
- Eşkıyâ Harbi: Anadolu'daki Celâlî ayaklanmalarının bastırılması için yapılan mücadele
- ma‘zûl: görevden alınmış
- kudât: kadılar
- musâhib: sohbet arkadaşı, yakın dost
- mahdûm: oğul
- ahfâd: torunlar, soyundan gelenler
- a‘yân: bir yerin ileri gelen, sözü geçen kişileri
- ulemâ, meşâyih: âlimler, şeyhler
- muhassıl-ı emvâl: mal tahsildarı
- kethüdâ: kâhya, yönetici yardımcısı
- dizdâr: kale komutanı
- mütevellî, evkâf: vakıf yöneticisi, vakıflar
- nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı: Hz. Peygamber soyundan gelenlerin kayıtlarına ve işlerine bakan nakîbü'l-eşrâfın şehirdeki vekili
- aklâm-ı sitte: Arap yazısının altı klasik türü (sülüs, nesih, muhakkak, reyhânî, tevkî, rik'a)
- tilmîz-i hâss: özel öğrenci
- kubbenişîn vezîr: divanda kubbealtı toplantılarına katılan vezir, yani divanın sıradan üyesi vezirlerden biri
- zâim: yıllık geliri yüksek bir toprak gelirine (zeâmet) sahip sipahi
- voyvoda: bu dönemde bir kazanın yöneticisi
- mütesellim: sancak beyinin vekili
- müteseyyid, müteemmir: seyyid ya da emir olmadığı halde kendini öyle gösteren kişi
- zevi'l-erhâm: kan bağıyla uzak akraba
- serdengeçti: canını göze alıp ilk saldıran gönüllü yeniçeri
Görev Adlarını Anlamak
Bu madde bir kişinin tanıtımından çok, Amasya sancağının 1608 dolaylarındaki yönetim şemasının bir dökümüdür. Hüsameddin önce o yıl görevde olan kişileri sayar, sonra görev adlarını tek tek açıklar. Bu açıklamalar başka kaynaklarla büyük oranda uyuşur.
Mütesellim, ansiklopedilerde beylerbeyinin ya da sancak beyinin vekili olarak, onların sefere gittiği ya da görev bölgesine gitmediği zamanlarda yerlerine bakan, vergileri toplayan görevli diye tanımlanır. Bazen bunlara voyvoda da denmiştir. Görev süresi kural olarak bir yıldı, ancak bu kural hemen hiç uygulanmazdı. Mütesellimlik kurumu XVI. yüzyıl sonlarından Tanzimat dönemine kadar sürmüş ve özellikle yerel ayanın güçlenmesinde bir basamak olmuştur. Hüsameddin'in mütesellim tanımı ("kaymakam") bununla örtüşür. Alaybeyi ise timarlı sipahi komutanlarından biriydi ve yükselirse sancak beyi de olabilirdi. Hüsameddin'in "bugünkü miralay" benzetmesi anlaşılır olsa da alaybeyi, bugünkü alay komutanından çok, sipahilerin bölgedeki komutanıdır. Çeribaşı ise ansiklopedik açıklamaya göre nahiye askerlerinin başında bulunan, sancak beyine bağlı bir komutandı; Hüsameddin'in onu "komiser" ve "muhtesip" gibi çağdaş kavramlarla anlatması, görevin zabıta yönünü öne çıkarır.
Voyvoda sözcüğü için Hüsameddin dipnotta, Slav dilinde ağa anlamına geldiğini, bu dönemde ise kaza kaymakamlarına ve millet başkanına denildiğini, Türkçesinin "il beyi" olacağını yazar.
Seyyidler ve Nakîbü'l-Eşrâf
Metnin en uzun bölümü Peygamber soyundan gelenlere, yani seyyid ve şeriflere ayrılmıştır. Ansiklopedi maddelerine göre Osmanlılar'da bu kişilerin işlerine bakmak üzere ilk görevlendirme 1400 dolaylarında Yıldırım Bayezid zamanında yapılmış; II. Bayezid 1494'te maaşlı bir nakîbüleşraf atayarak makamı kurumlaştırmıştır. Merkezdeki nakîbüleşraf İstanbul'da otururdu, diğer şehirlerde ise seyyidler arasından belirli bir süre için seçilen nakîbüleşraf kaymakamları görev yapardı. Bu görev önemli bir nüfuz ve gelir kaynağıydı ve genellikle nüfuzlu ailelerden seçilirdi. Havzalızâde es-Seyyid Celâleddîn Efendi'nin hem nakîbü'l-eşrâf kaymakamı hem Mısır valisi Emîr Mehmed Paşa'nın amcaoğlu olarak anılması bu tabloya uyar.
Hüsameddin'in yeşil sarık ve tanık sayısıyla ilgili anlattıkları da kaynaklarla birleşir. Osmanlı döneminde yeşil sarık giyme âdeti düzenli biçimde uygulanmış, seyyid ve şeriflerin soy kayıtları defterlere işlenmiş, müteseyyidlerin seyyidlere tanınan imtiyazlardan yararlanması engellenmeye çalışılmıştır. XVI. yüzyılda birçok müteseyyidin ortaya çıktığı ve bu yüzden kayıt defterlerinin önem kazandığı da kaynaklarda geçer. Seyyidlere tanınan ayrıcalıklar arasında askerlik ve örfî vergi bağışıklığı sayılır; Hüsameddin'in "tekâlif-i emîriyyeden müstesnâ" ve subaşı, çeribaşı gibi görevlilerin sorgusundan korunma anlatımı bu bilgiyle uyuşmaktadır.
Hüsameddin'in verdiği iki sayısal iddia için kaynak gösterilmemiştir: Amasya sancağı nüfusunun yaklaşık onda birinin seyyid olduğu ve bunların onda dokuzunun uzak akraba olduğu. Bu oranlar yazarın kendi tahminidir ve başka bir belgeyle doğrulanamamıştır. Yirmi tanık isteyen Mîr Tâceddîn örneğine gelince, dipnot 621'de Hüsameddin bu bilgiyi, Amasyalı Mazlum Melik diye ünlü Ahmet Efendi'nin 5 Cemâziyelevvel 970 tarihli seyyidlik belgesinden aldığını söyler; belgede nakîbü'l-eşrâf es-Seyyid Tâceddin bin Ali el-Hüseyin'in imzası bulunmakta ve tamamı Amasyalı yirmi iki tanığın şahitliğiyle seyyidliğe hükmedilmiş olmaktadır. Başka bir kaynakta bu belgeye rastlanmadı.
Tekkeler ve Şeyhler
Hoca Sultân Tekkesi'ni Hüsameddin bu maddede bir şeyhin yönetim sorunu olarak anar. Tekke, Eski Darüsselam Mahallesi'nde, bugünkü Fethiye Mahallesi civarında bulunuyordu. Şehzade Bayezid'in Amasya'daki hocası Şemseddin Ahmed Çelebi tarafından 1475'te (880) Halvetiyye halifesi olarak Amasya'ya gelen Cemal Halvetî (Çelebi Halife) için yaptırılmıştı. Cemal Halvetî II. Bayezid tarafından İstanbul'a çağrılınca yerine oğlu Bedreddin Mahmut Çelebi şeyh oldu; daha sonra sırayla Hayreddin Hızır Çelebi, Muhyiddin Mehmed Çelebi ve Alaeddin Çelebi şeyhlik yaptı. Alaeddin Efendi'den sonra âlimlerin ileri gelenleri emeklilik esasına göre tekkeye şeyh oldular. Bir çalışmada, XVII. yüzyılın başlarında tekke şeyhi olan Resul Efendi'nin 1017'de (1608) vakıf muhasebesinde zimmeti çıktığı gerekçesiyle tevliyet ve şeyhlikten uzaklaştırıldığı, yerine âlimlerden Pîr Mehmed Efendi'nin getirildiği yazılır. Bu bilgi, bir sonraki maddede Hüsameddin'in anlattığı olayla birebir örtüşür.
Yâkub Paşa Tekkesi'ne gelince, halk arasında Çilehâne Tekkesi diye de anılan bu yapı Amasya'nın Pîrler semtinde, 1412'de Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa tarafından kurulmuştur. Halvetiyye tarikatına bağlıdır ve şeyhlikler "silsiletü'z-zeheb" denen bir zincirle devredilmiştir. Bir çalışmaya göre 1031'de (1622) Vâiz Şeyh Hüsâmeddin Efendi ile Şeyh Abdi Efendi arasındaki şeyhlik anlaşmazlığını gidermek için mescit ve halvethâne birimlerinde bir medrese kurulmuş, tekke işlevi ise Hüsâmeddin Efendi'ye bırakılmıştır. Hüsameddin'in bu maddede adını verdiği "Ya'kûb Paşa Tekkesi şeyhi eş-Şeyh Hüsâmeddîn Efendi" büyük olasılıkla bu kişidir; ancak bu eşleştirme kaynaklarda açıkça yazılmadığı için kesin olarak söylenemez.
Amasyalı Vezirler ve Paşalar
Metin, o zaman Amasyalı olup İstanbul'da ya da taşrada yüksek görevlere ulaşan kişileri de sayar. Bunlardan Kadızâde Ali Paşa hakkında kaynaklar şöyle der: Kuyucu Murad Paşa'nın damadıdır; Budin beylerbeyliği yapmış, 1606'da Zitvatorok Antlaşması'nı görüşen heyette bulunmuş, 1610'da vezirlik rütbesi almış, 1616'da Belgrad'da ölmüştür. Hüsameddin onu Amasyalı sayar; öte yandan bir kaynak onun babasının Budin kadısı Habil Efendi olduğunu ve babasının Bursalı bulunduğunu belirtir. Bu iki bilgi arasındaki fark çözülememiştir, "Amasyalı" nitelemesi yalnızca Hüsameddin'e dayanmaktadır.
Kuyucu Murad Paşa'nın 1608'deki Amasya çevresi temizliği, üçüncü cilt ile bu cildin arasında bir köprü kurar. Paşa, Alaçayır'da Kalenderoğlu'nu yendikten sonra Amasya civarında faaliyet gösteren Tavil Halil ve kardeşi Meymun'un İran'a kaçan Kalenderoğlu'na katılmak istediğini öğrenip altı gün altı gece onları kovalamış, Karahisar-ı Şarkî sancağındaki Kara Hasan Derbendi'nde yakalayarak çoğunu yok etmiştir. Hüsameddin'in bu maddede sadrazamın Amasya a‘yânını ödüllendirmesini ve beylerbeyilikleri dağıtmasını anlatması, aynı olaylar zincirinin yerel boyutudur. Kuyucu 25 Cemâziyelevvel 1020'de (5 Ağustos 1611) ölmüştür.
Çakalzâde Mehmed Paşa
Maddenin asıl kişisi Çakalzâde Mehmed Paşa hakkında Hüsameddin dışında bir kaynakta bilgiye rastlanmadı. Hoca Sultân Tekkesi'nin bugün ayakta olup olmadığına dair de bir kayıt bulunamadı; kaynaklar yalnızca eski yerinin Fethiye Mahallesi civarında olduğunu bildirir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cilt, s. 536–540. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- "Kuyucu Murad Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kuyucu-murad-pasa
- "Nakîbüleşraf", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nakibulesraf
- "Mütesellim", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mutesellim
- "Alay (Osmanlı)", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/alay--osmanli
- "Çeribaşı", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ceribasi
- "Yâkub Paşa Tekkesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/yakub-pasa-tekkesi
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", AKADEMİAR Akademik İslam Araştırmaları Dergisi, sayı 5, Aralık 2018, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606666
Diğer kaynaklar