Varay zu'amâsından Halîl bin Kubâd⁵⁸⁷ Bey'in oğludur. 918 senesi muharreminin on beşinci günü Amasya şehrine hâkim oldu. Amasya'ya girdiği zamân halka amân vermişdi. Bir gün sonra bütün hâneler yağmâ edildi. Merâsim-i şî'adan olarak Ebû Bekir, Ömer, Osmân gibi ashâb-ı Resûlullâh'a la'netler yağdırıldı.
Bu varta-i hevl-nâkda Hazret-i Hüseyn'in aşk ve intikâmı uğruna çok sünnîler kılıçdan geçdi. Sağ kalanlar da kendilerini şî'î göstermeğe mecbûr oldular. Muhabbet-i Alî, sünnîleri âteş gibi yakıp kavurdu. Zünnûn, bu vahşetler ile Amasya târîhinin birinci devresini hitâma erdirdi.
Şâyân-ı dikkatdir ki burada öldürenler de ölenler de Türklerdi. Bunlarda ne şu'ûr-ı millî ne de irfân-ı dînî yokdu. Şu'ûr-ı millî olsaydı Türklük nâmına kendi milletdaşlarına kıyamayacaklardı. İrfân-ı dînî olsaydı uhuvvet-i dîniyye nâmına kendi dindâşlarına acıyacaklardı.
Hayfâ ki duygusuzluk Türklüğü ve Müslümânlığı parçaladı. Bu duygusuz Türkler şî'îlik nâmına, muhabbet-i Alî uğruna Acemler'in bâzîçesi oldu. Kendi milletdaşlarını koyunlar gibi boğazladılar. [265]
Zünnûn denilen adam, serserî bir Tatar'dı. Bunun azdıranı ya'nî şeyhi de Celâl Baba dedikleri dönme bir Ermenîydi. Bu iki serserî tam on beş yıl Anadolu Türkleri'ni birbirine kırdırdılar. Pek çok Türkler'in ocaklarını söndürdüler.
Amasya bu birinci devresinde vahdet-i milliyye sâyesinde ikbâlin en yüksek zirvesine su'ûd ederek en yüksek refâh ve medeniyyet görmüş, en büyük fâtihlere, en şânlı kahramânlara vatan olmuş, gerek ilmen ve gerek iktisâden en yüksek irfân ve sa'âdete ermişdi.
Amasya bu devresinde yüksek medreseleriyle, fâzıl müderrisleriyle, âlim şâirleriyle, hâzık tabîbleriyle, mütefennin üstâdlarıyla, mâhir hattâtlarıyla muhteşem bir dâru'l-irfân, şanlı bir dâru'l-fünûn, mu'azzam bir merkez-i medeniyyet olmuşdu.
Amasya'nın bu devrede yetişdirdiği fâtih pâdişâhları, vezîr-i a'zamları, vezîrleri, kazaskerleri, beylerbeyileri, nişâncıları, mollaları, velîleri, fâzılları, kâmilleri, âlimleri, üstâdları, hattâtları bütün Türkiye târîhinin medâr-ı iftihârıdır. Bunların terâcim-i ahvâli "Bâb-ı Sânî"de arz olunur.
Günümüz Türkçesiyle
Varay zeamet sahiplerinden Halîl bin Kubâd Bey'in oğludur. 918 [1512-13] yılı muharreminin on beşinci günü Amasya şehrine hâkim oldu. Amasya'ya girdiği zaman halka eman vermişti. Bir gün sonra bütün evler yağmalandı. Şiî törenlerinden olarak Ebû Bekir, Ömer, Osman gibi Resûlullah'ın ashabına lanetler yağdırıldı.
Bu korkunç kasırgada Hazret-i Hüseyin'in aşkı ve intikamı uğruna çok Sünnî kılıçtan geçirildi. Sağ kalanlar da kendilerini Şiî göstermeye mecbur oldu. Ali sevgisi, Sünnîleri ateş gibi yakıp kavurdu. Zünnûn, bu vahşetlerle Amasya tarihinin birinci devresini sona erdirdi.
Dikkate değer ki burada öldürenler de ölenler de Türklerdi. Bunlarda ne millî şuur ne de dinî irfan vardı. Millî şuur olsaydı Türklük adına kendi milletdaşlarına kıymayacaklardı. Dinî irfan olsaydı dinî kardeşlik adına kendi dindaşlarına acıyacaklardı.
Yazık ki duygusuzluk Türklüğü ve Müslümanlığı parçaladı. Bu duygusuz Türkler Şiîlik adına, Ali sevgisi uğruna Acemler'in oyuncağı oldu. Kendi milletdaşlarını koyunlar gibi boğazladılar.
Zünnûn denilen adam, serseri bir Tatar'dı. Bunu azdıran, yani şeyhi de Celâl Baba dedikleri dönme bir Ermeni'ydi. Bu iki serseri tam on beş yıl Anadolu Türkleri'ni birbirine kırdırdılar. Pek çok Türk'ün ocağını söndürdüler.
Amasya bu birinci devresinde millî birlik sayesinde yükselişin en yüksek zirvesine çıkarak en yüksek refah ve medeniyeti görmüş, en büyük fatihlere, en şanlı kahramanlara vatan olmuş, hem ilim hem ekonomi bakımından en yüksek irfan ve mutluluğa ermişti.
Amasya bu devrede yüksek medreseleriyle, fazıl müderrisleriyle, âlim şairleriyle, usta hekimleriyle, çok yönlü ustalarıyla, mahir hattatlarıyla muhteşem bir irfan yurdu, şanlı bir darülfünun, büyük bir medeniyet merkezi olmuştu.
Amasya'nın bu devrede yetiştirdiği fatih padişahlar, sadrazamlar, vezirler, kazaskerler, beylerbeyleri, nişancılar, mollalar, evliyalar, fazıllar, kâmiller, âlimler, ustalar, hattatlar bütün Türkiye tarihinin övünç kaynağıdır. Bunların hal tercümeleri "İkinci Bâb"da arz olunur.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- zu'amâ: zeamet sahipleri; yüksek gelirli timar sahipleri
- varta-i hevl-nâk: korkunç uçurum, korkunç kasırga; çok tehlikeli durum
- ashâb-ı Resûlullâh: Hz. Peygamber'in arkadaşları
- muhabbet-i Alî: Ali sevgisi
- şu'ûr-ı millî, irfân-ı dînî: millî bilinç, dinî bilgi ve kavrayış
- uhuvvet-i dîniyye: dinî kardeşlik
- bâzîçe: oyuncak
- dâru'l-irfân, dâru'l-fünûn: bilgi yurdu; yüksek öğretim kurumu, bugünkü anlamıyla üniversite
- terâcim-i ahvâl: hal tercümeleri, yani biyografiler
Zünnûn'un Amasya'ya Girişi
Hüsameddin, Zünnûn'un Amasya'ya girişini 918 muharreminin on beşine, yani 1512 baharına yerleştirir. Bu tarih, II. Bayezid'in tahttan çekilip Selim'in 24 Nisan 1512'de padişah olmasından hemen önceki döneme denk gelir. Aynı yıl içinde Anadolu'da Şah İsmail'in gönderdiği Nur Ali Halife'nin Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum bölgesinde kızılbaş Türkmenleri topladığı (rakam kaynağa göre üç dört bin sipahi ile yirmi bin kişi arasında değişir), Tokat'ta Şah İsmail adına hutbe okuttuğu, Amasya valisi Ahmed'in gönderdiği Yularkısdı Sinan Bey'in ayaklanmayı bastıramadığı yazılır. Bu hareketlerin birbirinden ne kadar ayrı ya da iç içe olduğu kaynaklarda net değildir. Hüsameddin, Zünnûn'u tek başına öne çıkarır.
Zünnûn'a dair bir çalışmaya göre Zünnûn, Şahkulu isyanı ve Amasya'nın kısa bir süre isyancıların elinde kalmasından sonra, Yavuz Sultan Selim'in tahta geçmesiyle birlikte Varay üzerinden İran sınırına doğru çekilmiştir. Bu, Hüsameddin'in sonraki maddede anlattığı geri çekilişe benzer, ancak sebep ve ayrıntıları aynı değildir. Hüsameddin'in elindeki "Zünnûn-nâme", Zünnûn'a "Emîrü'l-mü'minîn, şeriatın ve dinin yardımcısı Zünnûn Şah bin Emîr Halîl bin Emîr Kubâd el-Caferî" unvanını verir. Hüsameddin bu eserin bütün savaşlarının ve hikâyelerinin Battal-nâme biçiminde yazıldığını da belirtir. Bu eserin kendisine ulaşılamadı; ondan yapılan aktarmalar Hüsameddin'in anlatısı üzerinden bilinmektedir.
Hüsameddin'in Yorumu Üzerine
İkinci ve üçüncü paragraftaki millî şuur ve dinî irfan değerlendirmeleri, kitabın yazıldığı dönemin tarih yazımını yansıtan Hüsameddin'in kendi görüşleridir. Bugünkü araştırmalar bu ayaklanmaları yalnızca mezhep ya da Safevî propagandası ile açıklamaz. Antalya'daki Şahkulu hareketi için Teke bölgesinin yarı göçebe Türkmen nüfusunun iskân ve vergi baskısıyla karşı karşıya kalması, ayrıca II. Bayezid'in oğulları arasındaki taht mücadelesinin yarattığı belirsizlik de sebepler arasında sayılır. Amasya ve çevresindeki sonraki kızılbaş hareketleri için de merkezileşme politikalarına ve tahrire verilen tepki vurgulanır. Hüsameddin'in "dönme bir Ermeni" dediği Celâl Baba hakkında taradığım kaynaklarda bu nitelemeyi doğrulayan bir bilgi bulunamadı; kaynaklar yalnızca onun Şahkulu çevresinden bir halife olduğunu ve Zünnûn'un ona bağlandığını belirtir.
Metin, kitabın Amasya'nın birinci devresini anlatan bölümünü kapatır. Amasya'nın bu uzun dönemde şehzadelerin yönetim tecrübesi kazanmak üzere gönderildiği sancakların başında geldiği ve on iki şehzadenin burada görev yaptığı da araştırmalarda kaydedilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 491. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Murat Alandağlı, "İnancın, Şekavetin ve Siyasetin Şekillendirdiği Bir Orta Anadolu Kazası: Zünnunabad", Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, sayı 115, 2025.
- Merve Karakulak, "XVI. Yüzyılda Amasya'da Kızılbaşlık Hareketlerinin Toplumsal Yansımaları", Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, sayı 109, 2024.
- Faruk Söylemez, "Yavuz Sultan Selim'in Taht Mücadelesi", Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 33, 2012, s. 63–86.
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", DergiPark.
Kitaplar
- Feridun Emecen, "Şahkulu Baba Tekeli", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 38, İstanbul 2010, s. 284–286.
Diğer kaynaklar
- "Nur Ali Halife İsyanı", Vikipedi.