İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · BİRİNCİ DEVRE

Sultân Ahmed (1)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 3. Cilt, s. 480–485 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

İkinci Sultân Bâyezîd'in ikinci şehzâdesidir. Amasya'da 870 [234] senesinde doğdu. Vâlidesi Bülbül Hâtun idi. 886 senesi rebî'ulevvelinin on ikinci günü Amasya vâlîsi oldu. Halîl Paşazâde İbrâhim Paşa lala ve Süleyman Paşa da Amasya muhâfızı ve Hatîb Kâsım Efendi mu'allim oldu.

Vezîr Mustafa Paşa, nişâncı Ahmed Bey, mu'allim-i sultânî Mu'arrifzâde Sinan Efendi, imâm-ı sultânî Bedreddîn Efendi, defterdâr Pîrî Bey ve sâ'ir birçok Amasya ricâli Sultân Bâyezîd ile beraber ve sonra İstanbul'a gitdiler.

Lâkin Sultân Bâyezîd, İstanbul'a muvâsalat edene kadar yeniçerilerle sipâhîler iki taraf olmuşdu. Ekseriyet Sultân Bâyezîd tarafdârı olup İshâk Paşa bunların başı idi. Sipâhîlerle Karamânî Mehmed Paşa da Sultân Cem tarafdârı idiler.

Aralıkda hayli arbedeler oldu. Karamânî Mehmed Paşa ve tarafdârlarından hayli kimseler maktûl⁵⁷⁶ olup Sultân Bâyezîd'in cülûsunda Amasyalı İshâk Paşa vezîr-i a'zam oldu.

Amasya a'yân ve tüccârından Şeyh Hamîdoğlu Hâce Süleyman Çelebi, Samanpazârı'nda ikâmet etdiği hânesi civârına güzel bir mescid-i şerîf binâ etmişdi. Akârâtını bu mescid-i şerîf mesâlihine vakf etdikden sonra [235] bu sene vefât eyledi. Mahdûmu Hâce Mehmed Çelebi yerine kâ'im oldu.

887 senesi evâ'ilinde Lala İbrâhim Paşa İstanbul'a celb edilip yerine el-Hâc Sinan Beyzâde Abdullah Paşa, şehzâde Sultân Ahmed'in lalası ve müdebbir-i umûru oldu. Hacı Beyzâde Tâcî Bey de Bağdâd'dan gelip şehzâdenin nişâncısı oldu.

Bu sene dîvân-ı hümâyûnda vezîr-i sânî olan Hamza Beyzâde Mustafa Paşa, birçok esbâb-ı hâ'ileden dolayı maktûl olup Amasya'da yapdığı tahkîkât ile yıkdığı hânumânların cezâsını gördü. Yerine Amasyalı Hızır Paşazâde Mehmed Paşa vezîr-i sâlis oldu.

887 senesi evâ'ilinde meşhûr Mü'eyyedzâde Alî Çelebi vefât etdi. Üç mâh sonra mahdûmu Abdurrahmân Efendi İran'dan gelip şa'bânında İstanbul'a gitdi. Bu sene "Hâce Sultân" demekle meşhûr olan Şemseddîn Ahmed Çelebi de merhûm olup yapdırdığı zâviyesi önüne defn edildi.

888 senesi zilhiccesinde İshâk Paşa sadâretden, Hızır Paşazâde Mehmed Paşa vezâretden, defterdâr-ı devlet Amasyalı Gümüşlüzâde Şemseddîn Ahmed Bey defterdârlıkdan azl edildi. İshâk Paşa Selânîk vâlîsi, Mehmed Paşa şehzâde Sultân Ahmed lalası oldu. Defterdâr Ahmed Bey de Dimetoka'ya gönderildi.

Yine bu sene Amasyalı fuzalâdan Cemâloğlu Alâ'eddîn Alî Çelebi Bursa müderrisliğinden Amasya müftülüğüne ta'yîn olunarak Amasya'ya geldi. Hattâtların [236] şeyhi Amasyalı Hamdullâh Efendi'nin birâderi Mehmed Çelebi, Sultân Bâyezîd'in Amasya'da başlatdığı hayrâtına binâ emîni oldu.

889 senesi muharreminde Hızır Paşa pek yaşlı olduğu hâlde vefât etdiği gün oğlu Mehmed Paşa İstanbul'dan geldi. Bu esnâda Amasya'da Gümüşlüoğlu Pîr Hayreddîn Hızır, Cemâloğlu Cemâleddîn Mehmed, Karamânî Habîb Çelebiler "Üç Kutub" diye yâd olunurdu.

890 senesinde Hacı Sinânoğlu Abdullah Paşa'nın Sofular Mahallesi'nde câmi ve dâru'l-hadîsi, Büyük Kapıağası Hüseyin Ağa ve Küçük Kapıağası Ayas Ağalar'ın Şamlılar Mahallesi'nde medreseleri ve Ayas Ağa'nın câmii ve Mehmed Paşa câmi ve medresesi hitâma erip Amasya şenlendi.

Yine bu sene Sultân Bâyezîd Hazret-i Pîr İlyâs'ın türbesi evkâfını tanzîm edib tevliyetini pîr-i müşârün-ileyhin ahfâdından Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi'ye ve evlâdına verdi. 891 senesi zilhiccesinin on birinci günü Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi vefâtıyla ceddi türbesine defn edildi. Yerine Kadızâde Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Hüsâmî Çelebi kâ'im oldu.

Büyük Ağa demekle meşhûr olan Hüseyin Ağa medresesine Amasya ulemâsından Ustaoğlu Tâceddîn İbrâhim Efendi ilk müderris olduğu gibi Küçük Ağa demekle meşhûr olan Ayas Ağa Medresesi'ne de Horasânlıoğlu es-Seyyid Tâceddîn İbrâhim Efendi müderris oldu.

891 senesinde Sultân Bâyezîd'in Amasya'da yapdırdığı câmi', medrese, mekteb, imâret ve tabhânesi hitâm buldu. Medreseye Amasya müftüsü [237] Cemâloğlu Alâ'eddîn Alî Çelebi ilk müderris, câmi-i şerîfe kibâr-ı ulemâdan Muhyiddîn Mehmed Çelebi ilk vâ'iz ve kürsî şeyhi oldu.

Bu sene a'yân-ı kudâtdan Muslihzâde Mahmûd Çelebi bin Abdurrahmân Paşa Çelebi evâ'il-i zilhiccede ve akrabâsından Muslihzâde Nûreddîn Hamza Çelebi de 892 zilhiccesinde vefât etdiler. Amasya muhâfızı Lala Mehmed Paşa Mısır harbine me'mûr olup gitdi. Yerine Kemâl Paşazâde Süleyman Bey vekâlet etdi.

892 senesinde Amasya kadısı kibâr-ı fuzalâdan Abdurrahmân Çelebi bin Yûsuf Çelebi vefât edib yerine kadı-i esbak Muslihzâde Şemseddîn Mehmed Çelebi kadı oldu. Yine Muslihzâdeler'den kazasker Molla Vildân Çelebi 893 rebî'ulevvelinde İstanbul'da vefât etdi. Vezîr Mehmed Paşa harbden geldi.

Şehzâde Sultân Ahmed'in mu'allim-i fâzılı Halifetoğulları'ndan Hatîb Kıvâmeddîn Kâsım Efendi 894 senesi ramazânında vefât edib yerine Birgilizâde Musliheddîn Mustafa Efendi mu'allim-i sultânî olarak İstanbul'dan geldi.

Sultân Bâyezîd-i Sânî Amasya hayrâtına vakf eylediği kurâ ve mezâri'-i cesîmesi mütevelliliğine ilk def'a Amasya ulemâsından müftî-i sâbık Abdî Çelebi ta'yîn edilmişdi. 895 senesinde muhâsebesini görüp tevliyetde kaldı.

896 senesinde Sultân Ahmed'in şehzâdeleri Murâd, Alâ'eddîn Çelebiler'e mu'azzam sünnet düğünü tertîb edilmişdi. Ulemâ ve a'yân arasında [238] zuhûr eden tasaddur dâ'iyesi büyükçe bir vak'aya sebebiyyet verdi.

Vak'a, mu'allim-i sultânî olan genç Birgilioğlu Mustafa Efendi'nin kibâr-ı ulemâ ve ümerâya tasaddur etmesinden çıkdı. O zamân üstâzü'l-küll sayılan Mevlânâ Abdî-i Amâsî'ye tarafdâr olan zevât, hâssaten müftü Cemâloğlu Alî Çelebi şiddetle i'tirâz ederek çekilip gitdi. Fetvâdan isti'fâ etdi. Meclis dağıldı. Sultân Ahmed, bundan fevkalâde müte'essir oldu.

Mu'allim-i sultânî Birgilizâde azl edilerek İstanbul'a i'zâm edildi. Amasya fuzalâsından Pîr İmâm Mezîdoğlu Şerefeddîn Ya'kûb Çelebi mu'allim-i sultânî oldu. Müftü yerine Bursa'dan Amasyalı Horasanlıoğlu es-Seyyid Abdullah Efendi geldi. Kibâr-ı ulemâdan Atabey Medresesi müderrisi Tokatlı Ahi Yûsuf Efendi bin Cüneyd İstanbul'a gitdi. Tokatlıoğlu Muhyiddîn Mehmed Efendi bin Yûsuf Çelebi Amasya nâibi oldu.

Bu tasaddur dâ'iyesi yalnız ulemâya münhasır kalmadı, şehzâdelerin ma'iyyetleriyle ümerâ kısmında daha şedîd oldu. Büyük Hüseyin Ağa'ya karşı duran ağalar, Kemâl Paşazâde Süleyman Bey'e karşı ağır söyleyenler vardı. Beyler ve ağalar arasında arbedeler oldu. Birçok kimsenin canı yandı. Birkaç kimsenin hânumânı söndü.

Bundan dolayı Hüseyin Ağa, İstanbul'a celb edildi. Süleyman Bey, ikinci def'a Tokat sancağı beyi olarak gitdi. Yerine Nişâncı Tâcî Bey demekle meşhûr olan Tâceddîn Paşa geçdi. Molla Câmî Hemşîrezâdesi denilen üdebâdan Ahmed Çelebi bin Kutbeddîn [239] Câmî nişâncı oldu. Buna "Kutbî-i Câmî" denirdi.

Yine bu vak'a üzerine Amasya'da olan şehzâdelerden Sultân Selîm Trabzon eyâletine, Sultân Şehinşâh Karaman, Sultân Alemşâh Menteşe, Sultân Korkud Saruhan vilâyetlerine vâlî olarak gönderildiler. Sultân Ahmed Amasya'da yalnız kaldı.

Bu vak'a-i hâ'ileden az evvel şehzâde Sultân Ahmed'in lalası vezîr Mehmed Paşa emlâk ve akârâtını yapdırdığı hayrâtına vakf etmişdi. Vakfiyesini tescîl ve tanzîm eden Amasya kadısı Muslihzâde Fâzıl Mehmed Çelebi'dir.

Bu Mehmed Çelebi hıtân vak'asında hastalandığından 896 senesi evâhirinde vefât edib yerine nâibi olan Muhyiddîn Mehmed Efendi Amasya kadısı oldu. Amasya mahkemesi kâtibi Hacı Enbiyâoğlu Pîr Ahmed Çelebi kadı olduğundan yerine Cemâloğlu Pîr Mehmed Çelebi kâtib oldu.⁵⁷⁷

897 senesinde Amasya'da müftü ve müderris-i Sultâniyye olan es-Seyyid Abdullah Efendi vefât eylediğinden yerine İstanbul'dan Germiyânî Kâsım İzârî Efendi geldi. 898 senesinde müftü Kâsım İzârî Efendi, şehzâdenin ba'zı lâ'ubâliyâne harekâtına ta'rîz eylediğinden şehzâdeyi gücendirmişdi. Müftî-i sâbık Alî Efendi, amcası Cemâleddîn Mehmed Çelebi halîfeyi [240] ziyâret kasdıyla Amasya'ya gelmiş olduğundan sâniyen 900 senesinde Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi oldu. Kâsım İzârî Efendi de İstanbul'a gitdi.

901 senesinde Safeviyye hulefâsından meşhûr Şâh İsmâ'îl tarafdârı olan Mardinli Nûreddîn Alî Mısır'dan Amasya'ya geldi. Çünkü İran hükümdârı Rüstem Hân, Şâh İsmâ'il'e tarafdârlık etdiğinden bunu öldürecekdi. Bu niyyeti hisseden Nûreddîn Alî 899 senesinde Mısır'a kaçdı. Melik Eşref Kayıtbay'ın vefâtıyla Amasya'ya ilticâ etdi.⁵⁷⁸

902 senesi şa'bânında İran ve Irak hükümdârı Rüstem Hân'ın vefâtını işiden Nûreddîn Alî, Amasya'da hayli adamları teşeyyu' ve Şâh İsmâ'îl Safevî tarafına zehirledikden sonra gitdi. Mu'allim-i sultânî Pîr İmâmoğlu Şerefeddîn Ya'kûb Çelebi vefât edib Yörgüç Paşa mezârlığına defn edildi. Yerine "Molla Bezen" demekle meşhûr olan Bedreddîn Mahmûd Çelebi mu'allim-i sultânî oldu.

903 senesinde vâki' tâ'ûnun def'i için Amasya'da Hâce Sultân Zâviyesi şeyhi olan Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe Hicâz'a gönderildi. Yeğeni olan müftü Alî Çelebi de Hicâz'a beraber gitmişdi. Yerine Amasya'da üstâzü'l-küll sayılan Mevlânâ Fâzıl Abdî Efendi Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi oldu.

903 senesi ramazânında kutbu'l-aktâb sayılan Gümüşlüzâde [241] Pîr Abdurrahmân Hüsâmî Çelebi vefât edib Ya'kûb Paşa Zâviyesi hücresine defn edildi. Mekke-i Mükerreme'de Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe de vefât edib yerine yeğeni Muhyiddîn Mehmed Çelebi Hâce Sultân Zâviyesi şeyhi oldu.

Amasyalılardan şeyhü'l-islâm Efdalzâde Hamîdeddîn Efendi İstanbul'da vefât edib yerine diğer Amasyalı Cemâloğlu Alâ'eddîn Alî Efendi şeyhü'l-islâm oldu. Pîr Abdurrahmân Çelebi yerine dâmâdı diğer Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi şeyh-i zâviye-i Pîr İlyâs oldu.

Müftü Abdî Efendi, uhdesinde olan evkâf-ı sultâniyye tevliyetinden ferâgat edib yerine meşhûr Âfitâbî Abdurrahmân Çelebi evkâf-ı sultâniyye mütevellîsi oldu. Amasya şu'arâsından Çeşmî Ahmed Çelebi ile Mihrî Hâtun iştihâr ediyordu.

Büyük Ağa müderrisi Tâceddîn İbrâhim Efendi de bu sene vefât edib yerine "Bursalı Deli Birâder" demekle meşhûr Mehmed Çelebi bin Durmuş⁵⁷⁹ Akşehir'den gelip Büyük Hüseyin Ağa Medresesi müderrisi oldu. Fakat pek titiz bir müderrisdi.

Şimdiye kadar Osmân İli'nde bulunan ve hâricden gelen sâdât-ı Aleviyye'nin neseblerine ve da'vâlarına bakanlar her memleketin kadısı idi. Osmanlı [242] devletinde bu husûsâtı rü'yet etmek üzere bir nekâbet-i eşrâf mesnedi ihdâs edildi.

Sultân Bâyezîd'in Amasya'da mu'allimi ve Amasya müftüsü olan Horasânlıoğlu es-Seyyid Abdullah Efendi'nin mahdûmu Amasyalı Emîrî Mahmûd Efendi ilk nakîbü'l-eşrâf olup Amasya'da nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı da 903 senesinde bunun amcası olan ulemâdan es-Seyyid İbrâhim Efendi oldu. Buna "Koca Emîr Efendi" dendi.

904 senesinde Deli Birâder Efendi, talebesiyle nizâ' ve müdârebe etdiğinden müderrislikden azl olunup yerine nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı Koca Emîr İbrâhim Efendi Büyük Ağa müderrisi olarak ta'ayyün etdi.

Şâyân-ı dikkatdir ki Koca Emîr Efendi kendisinin Acem olduğunu iddi'â ediyor. İmzâsını "İbrâhim bin Mehmed el-Acem" diye atıyor⁵⁸⁰, Amasya'ya yeni gelen Acemler'le düşüp kalkıyordu. Bununla beraber hakîkaten fâzıl, müteşerri', pâk-mezheb ve hattât bir zât idi.

Çünkü şehzâde Sultân Ahmed Acem ulemâsına hâssaten Acem sâdâtına pek mâ'ildi. Tabîbi Kutb-ı Şirvânî ile nişâncısı Ahmed-i Câmî⁵⁸¹ İran edebiyâtını, lisânını, ricâlini, milliyetini şehzâdenin nazarında pek yüksek gösteriyorlardı. [243]

Bu sene Sultân Ahmed'in lalası, vekîl-i saltanatı vezîr Mehmed Paşa vefât edib yerine emîr-i dîvân olan Hacı Beyzâde Tâceddîn İbrâhim Paşa vekîl-i saltanat, müdebbir-i memleket oldu. Tâcî Bey demekle meşhûr olan budur. Kadı İmâd oğullarından Ebu's-Su'ûd Mehmed Efendi de Amasya kadısı olmuşdu.

Fakat Tâceddîn Paşa ile nişâncı Ahmed Câmî Çelebi kezâlik kadı Ebu's-Su'ûd Efendi ile nişâncı bir türlü geçinemediler. Münîrî Mehmed Çelebi Mecmû'a-i Târîhiyye'sinde⁵⁸² diyor ki: Nişâncı Ahmed Çelebi âlim, edîb, şâir olmakla beraber muta'assıb, mütekebbir bir Acem'di.

Çünkü bu senelerde "Hubb-ı Âl-i Abâ" sevdâsı Amasya ve havâlîsinde şâyi' olmağa başlamışdı. Amasya vilâyeti halkı umûmen sünnîlerdi. Aralarında şi'îler yok gibi idi. Şirvân ve İran taraflarında İsmâ'il bin Haydar-ı Safevî türemiş, halkı şî'iyyete, hubb-ı âl-i abâya müsellahan da'vet etmişdi.

Öteden beri Alevîler'in ya'nî evlâd-ı Alî'nin birinci silâh-ı dînîsi olan hubb-ı âl-i abâ, Amasya'ya gelen Acemler'in vird-i lisânı, derd-i derûnu, vâsıta-i ma'îşeti olmuşdu. Bunların nazarında hubb-ı âl-i abâ, her derde [244] devâ, her türlü günâha kefâret, bâ'is-i duhûl-i cennet idi.

Hubb-ı âl-i abâ, Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib ile oğulları Hasan, Hüseyin hazerâtına ve bunların evlâd ve ensâline muhabbet, ya'nî Hasan ve Hüseyin evlâdını cândan ve gönülden sevmek demekdir. Âl-i abâyı sevenlerin günâhları mağfûr sayılırdı.

İsmâ'il bin Haydar-ı Safevî kendisini âl-i abâdan sayar, kendisine bey'at ve muhabbeti farîza-i dîniyye bilir ve bildirirdi. Her tarafda mürîdânı, hulefâsı, dâ'îleri, sâ'îleri vardı. Bunların birinci silâh-ı muvaffakiyyeti, en büyük propagandası "Hubb-ı Âl-i Abâ" idi.

Bu esnâda hâricden Amasya'ya gelen Acemler, pek sünniyâne hareket etmekle beraber hubb-ı âl-i abâdan dem vururlar, İran edebiyât ve lisânını pek yüksek görürler, âdetâ halkı İrânîliğe da'vet ederler, birbirlerini son derece tutarlardı.

Ahmed Câmî Çelebi, kibir ve inâdıyla Tâceddîn Paşa'yı ve kadıyı kızdırmışdı. Bunu bildiğinden bunları Sultân Ahmed'e fazla si'âyet etmişdi. Bu sebebden 905 senesinde Tâceddîn Paşa Kefe beylerbeyi olup şehzâdenin ma'iyyetinden çıkdı.

Kadı Ebu's-Su'ûd Efendi azl edilip yerine Muslihzâde Celâleddîn Abdurrahmân Efendi Amasya kadısı oldu. Nişâncı Ahmed Câmî Çelebi de azl edildi. Yerine Nîsâburlu Fettâhîzâde hattât Şemseddîn Ahmed Çelebi nişâncı oldu. Bu zât Amasya'da doğup büyümüşdü. [245]

906 senesinde Şeyh İsmâ'il bin Haydar-ı Safevî ma'iyyetine aldığı şi'îleriyle babasını öldüren Şirvân şâhı Ferruh Yesâr bin Sultân Halîl üzerine yürüdü. Ferruh'un ordusunu dağıtdı. Kendisini tutup diri diri yakdı. Şâhlığını i'lân etdi. Anadolu Acemleri'ne gün doğdu.

Amasya'da şehzâde Sultân Ahmed, zevk ve safâsıyla, hoş-gû nüdemâsıyla meşgûl iken Şâh İsmâ'il nâmına Acemler Anadolu'da propagandalar yapıyorlar, halkı şî'îliğe da'vet ediyorlardı.

Şâyân-ı dikkatdir ki Şâh İsmâ'il Türklüğe ne kadar meyl ve muhabbet göstererek Türkleri kendisine celbe çalışıyorsa, Sultân Ahmed de bunun aksine o kadar İrânîliğe meyl ve muhabbet gösteriyor, İran edebiyâtına, Acem ricâline âdetâ i'lân-ı aşk ediyordu.

Tâceddîn Paşa'nın yerine gelen Hakalalı Âbâdoğulları'ndan Abdullah Beyzâde Kâsım Paşa idi. Birçok erbâb-ı hamiyyet gibi Kâsım Paşa şehzâdenin bu hâlinden memnûn değildi. Fakat şehzâdenin etrâfını Acemler almışlardı. Onlardan tecrîd etmek mümkün değildi.

Husûsiyle 908 senesinde gûyâ sünnîliklerini muhâfaza için Şâh İsmâ'il'in kılıcından kaçıp Amasya'ya ilticâ eden Mîr Gıyâseddîn Mehmed bin Mansûr-ı Şîrâzî ile İran şu'arâsından Penâhî-i Tebrîzî şehzâdenin musâhibleri sırasına girmişlerdi.

Mîr Gıyâseddîn Mehmed Çelebi, sâdât-ı Hüseyniyye'den sayılırdı. Münîrî [246] Efendi diyor ki: Mîr Gıyâseddîn gâyet müşkil, biraz da âlim, gâyet natûk, mizâc-gîr bir adamdı. Amasya'ya geldikde büyük hürmet gördü. Üçler Mahallesi'ndeki Bâlî Bey'in muhteşem Konağı ikâmetine tahsîs edildi.

Kibâr-ı ulemâ-yı sünniyyeden "Hâfız Acem" nâmıyla meşhûr olan Hâfızeddîn Mehmed bin Ahmed bin Âdil Çelebi de bu sene Amasya'ya gelmiş, ri'âyetler görmüş, ders-i âm olmuşdu. Bu zât hakîkaten sünnî, fâzıl, mütefennin, müteşerri' bir zât idi. Bununla beraber sonradan bu da ter-dâmen sayılmışdı.

907 senesinde Amasya müftüsü Allâme Abdî Efendi, evkâf-ı sultâniyye mütevellîsi Âfitâbî Çelebi vefât etmişlerdi. Amasyalı Şemseddîn Ahmed Mâşî Efendi Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi olarak İstanbul'dan geldi. Ümerâdan "Yular Kısdı" demekle meşhûr Sinan Bey de evkâf-ı sultâniyye mütevellîsi oldu.

Yine bu sene Hüseyin Ağa müderrisi Koca Emîr İbrâhim Efendi, Medrese-i Hâtuniyye müderrisi olarak Tokat'a gönderildi. Fakat yerine ulemâ-yı A'câm'dan Şirvânî Ebulhayr Efendi⁵⁸³ Hüseyin Ağa Medresesi müderrisi olarak ta'ayyün etdi.

Çünkü bu esnâda Sultân Bâyezîd Câmii vâ'izi Muhyiddîn Mehmed Çelebi, Acemler'in neşr etdikleri "Hubb-ı Âl-i Abâ"dan mutlakâ bir maksadları olacağını, ehl-i sünnet arasında zâten bu muhabbetin mevcûd olduğunu, âl-i [247] abâdan her ferdin mukaddes ve mutahhar olamayacağını, bunlardan nâ-pâk ve erzel adamların zuhûru mümkün olduğunu edillesiyle va'zında anlatmışdı.

Koca Emîr Efendi, nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı olduğu münâsebetle sâdâtı ve siyâdeti müdâfa'a etmiş, aralarında sû'-i tefehhümü mûcib ba'zı hâdiseler zuhûr etmişdi. Vekîl-i saltanat Kâsım Paşa'nın metânetiyle Koca Emîr Efendi Tokat'a gönderildi. Fakat Ebulhayr Efendi'nin müderrisliğine mâni' olamadı.

Hâlbuki Amasya'da Ebulhayr Efendi'den ilmen ve sinnen yüksek pek çok ulemâ ve fuzalâ vardı. Bundan dolayı Ebulhayr Efendi'nin müderrisliği oldukça dedikodular doğurdu. Şehzâde Sultân Ahmed aleyhinde te'sîrler yapdı.

908 senesinde Şâh İsmâ'il-i Safevî, Erzincân havâlîsine kadar gelip oraları gâret, halkı mezheb-i şî'iyyete da'vet ediyor, karîben bütün bilâd-ı Rûm'u istîlâ edeceğini de açıkdan söylüyor, Erzincân ahâlîsi feryâd ve istimdâd ediyorlardı.

Vekîl-i saltanat Kâsım Paşa, bunları bilâ-pervâ şehzâde Sultân Ahmed'e arz ederek Acemler'e yüz verilmesi muvâfık olmadığını, âtiyen tehlikeli bir hareket olduğunu söylemişdi. Fakat Acemler Kâsım Paşa'yı şiddetle tekzîb ederek bîçâreyi i'dâm etdirmeğe çalışıyorlardı.

Bunu hisseden Kâsım Paşa 909 senesi evâ'ilinde Amasya'dan firâr edib Şâh İsmâ'îl-i Safevî'ye karşı mükemmel bir vaz'iyyet alan Trabzon vâlîsi Sultân Selîm'in yanına gitdi. Orada lâyık olduğu mükâfâtı [248] gördü. Yular Kısdı Sinan Paşa da şehzâde Sultân Ahmed'e vekîl-i saltanat oldu.

Sinan Paşa uhdesinde bulunan evkâf-ı sultâniyye mütevellîliğini ulemâ-yı A'câm'dan Hibetullâh Efendi'ye verdi. Kâsım Paşa'nın firârı hayli a'yânı dûçâr-ı iz'âc etmişdi. A‘yânı âdetâ sindirmişdi. Acemler oldukça geniş bir meydân buldular. Hubb-ı âl-i abâdan dolayı ba'zı ashâb-ı Resûlullâh'a da ta'n ve la'net mes'elesi tedrîcen canlanıyordu.

910 senesinde mu'allim-i sultânî Bedreddîn Mahmûd Çelebi, ba'dehû musâhiblerden nişâncı Şemseddîn Ahmed Çelebi vefât edib Hatîb Kâsımzâde Amasyalı Muhyiddîn Mehmed Efendi mu'allim-i sultânî olarak İstanbul'dan geldi. Amasya'nın kibâr-ı fuzalâ ve üdebâsından Münîrî Mehmed Çelebi bin Yûsuf Çelebi de nişâncı oldu.

Mu'allim-i sâbık Mahmûd Çelebizâde Şemseddîn Ahmed Efendi, Mü'eyyedzâde Şemseddîn Ahmed Efendi bin Mehmed, Çakal Kadızâde Şemseddîn Ahmed Efendi bin Mahmûd Çelebi Sultân Ahmed'in musâhibleri oldular. Bunlara "Şemsler" denirdi. Şu'arâ bunları "Güneşler" diye medh ederlerdi.

Bunlara mukâbil, Acemler'den tabîb-i sultân Kutb-ı Şirvânî ile üstâd-ı mûsikî Hâce Kutbeddîn Mahmûd Çelebi, müderrislerden Kutbeddîn Îsâ Çelebi vardı. Bunlara da "Kutublar" denirdi. Güneşler'e mukâbil Kutublar, şu'arânın eş'ârında hayli mazmûnlar doğurmuşdu.

Bu esnâlarda Mu'âviye ve emsâline ta'n ve la'net mes'elesi ortaya çıkdı. [249] Hızır Paşa medresesi müderrisi ve câmii vâ'izi olan Şeyhşâdili Muhyiddîn Mehmed Efendi dayanamadı, olanca kuvvetiyle bunu red ve tezyîf ederek şehzâde Sultân Ahmed hakkında dokunaklı sözler sarf etdi.

Bu sebebden bîçâre müderrislikden azl edilerek mu'ahharan Kastamonu'da Atabey Medresesi müderrisi olup 911 senesi evâ'ilinde Amasya'dan çıkarıldı. Ulemâ-yı A'câm'ın nüfûzu yerli ulemâyı susduruyor, fakat Sultân Ahmed'in nüfûzunu kesr ederek Türkleri Sultân Selîm tarafına imâle ediyordu.

911 senesinde şehzâde Sultân Ahmed, pederinden aldığı me'zûniyyet üzerine İdrîs-i Bidlîsî merhûmun Heşt-Behişt'inde tafsîl edildiği üzere genç şehzâdelerine bir sünnet düğünü yapdırdı. Ümerâ-yı etrâfı da'vet ederek mu'azzam bir dernek oldu. Mükemmel bir donanma şeklini aldı. Amasya şehri cennet gibi bezendi.

Bu esnâda Amasya'da Türk şu'arâsından Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî, Mihrî ve Acem şu'arâsından Basîrî, Penâhî, Kutbî pek ma'rûf idiler. Bunların içinde en ayyâşı Tokatlı Melîhî, en terbiyelisi Şermî, en fâzılı da Münîrî Efendiler idi. En şâyân-ı dikkat Mihrî Hâtun'du.

Bu şâirler coşdular, güzel kasîdeler yapıp sûr-ı hıtânı tebrîk etdiler. Ağır câ'izeler aldılar. Acemler Sultân Ahmed'in gözüne ve gönlüne girmek için olanca kudretlerini, san'atlarını gösterdiler. [250]

Amasya sâzende ve hânendelerinin en meşhûru olan Baba Mehmed Çelebi bin İlyâs'ın udu, Sofioğlu Abdî Çavuş bin Hüseyn'in tanbûru, Beylioğlu Sünbül Ahmed Bey bin Hızır Bey'in sâzı, hele Merâğî ahfâdından Hâce Kutbeddîn Mahmûd bin Abdulazîz'in negamât-ı latîfesi, Süleyman Dede'nin dâvûdî sesi cânlara cân katıyor, Amasya'yı çınlatıyordu.

Mevlânâ İdrîs-i Bidlîsî bile Heşt-Behişt'inde bu sûr-ı hıtânı yazarken coşmuş, bir kasîde-i rebî'iyye yazmışdı. Şu beyitler o kasîdedendir:

Dipnotlar

  • 576 Şâyân-ı dikkatdir ki Candârlı-zâde Halîl Paşa'nın i'dâmına bâ'is olduğu söylenen Mahmûd Paşa, Rûm Mehmed Paşa'nın, Rûm Mehmed Paşa, Karamânî Mehmed Paşa'nın si'âyeleriyle maktûl olmuşlardı. Karamânî Mehmed Paşa da yeniçeri elinde cân verdi. "Beşşiri'l-kâtile bi'l-katli" buyurulmuşdu.
  • 577 Pîr Mehmed Çelebi, sadr-ı esbak Pîr Mehmed Paşa'dır. Selefi olan Pîr Ahmed Çelebi oğullarını sadâretinde kayırmışdır.
  • 578 Bu Nûreddîn Alî aşağılarda görülecek olan meşhûr Şahkulu Hân'dır.
  • 579 Şakâyık'da Deli Birâder Efendi'nin adı yokdur, şöhreti vardır. Bunun adını Beşiktaş'da câmi' ve medresesi olan Sinan Paşa vakfiyesinde bulabildim.
  • 580 Amasya'da elime geçen bir Metn-i Kudûrî kitâbının zahrında 905 târîhli kendi hattıyla yazılmış aynı imzâyı ve Büyük Ağa müderrisi olduğunu gördüm.
  • 581 Tâceddîn Paşa vakfiyesinde görülen "Ahmed bin Kutbeddîn el-Câmî et-Tevkî'î" imzâsı bunundur.
  • 582 Münîrî Efendi bu devrin ricâlinden ve Amasya fuzalâsından bir zât olup Sultân Ahmed devrine mahsûs bir mecmû'asıyla münşe'ât mecmû'ası vardır. Mecmû'a-i Târîhiyye'sini Amasya'da Şeyh Alî-zâde Abdullah Efendi'nin hânesinde, münşe'ât mecmû'asını da İstanbul'da Veliyyeddîn Efendi Kütüphânesi'nde bulmuşdum. Hayfâ ki mecmû'a-i târîhiyyesi yandı.
  • 583 Bu zâtın kendi yazısıyla "Ebulhayr bin Muhammed bin Ahmed el-Acem eş-Şirvânî el-Müderris bi-Medreseti Hüseyin Ağa bi-Amasya" diye 908 senesinde yazılmış bir kitâbe gördüm.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

İkinci Sultan Bayezid'in ikinci şehzadesidir. Amasya'da 870 [1465-66] yılında doğdu. Annesi Bülbül Hatun idi. 886 [1481-82] yılı rebîulevvel ayının on ikinci günü Amasya valisi oldu. Halîl Paşazâde İbrâhim Paşa lala, Süleyman Paşa Amasya muhafızı, Hatîb Kâsım Efendi hoca oldu.

Vezir Mustafa Paşa, nişancı Ahmed Bey, sultanın hocası Mu'arrifzâde Sinan Efendi, sultanın imamı Bedreddîn Efendi, defterdar Pîrî Bey ve başka birçok Amasya ileri geleni Sultan Bayezid'le birlikte ve ondan sonra İstanbul'a gittiler.

Ancak Sultan Bayezid İstanbul'a ulaşıncaya kadar yeniçeriler ile sipahiler iki tarafa bölünmüştü. Çoğunluk Sultan Bayezid'den yanaydı ve İshâk Paşa bunların başındaydı. Sipahiler ve Karamânî Mehmed Paşa ise Sultan Cem'i tutuyorlardı.

Bu arada epeyce kargaşa oldu. Karamânî Mehmed Paşa ve yandaşlarından birçok kişi öldürüldü; Sultan Bayezid'in tahta çıkışında Amasyalı İshâk Paşa sadrazam oldu.

Amasya ileri gelenleri ve tüccarlarından Şeyh Hamîdoğlu Hâce Süleyman Çelebi, Samanpazarı'nda oturduğu evin yakınına güzel bir mescit yaptırmıştı. Gelirli mülklerini bu mescidin giderlerine vakfettikten sonra bu yıl öldü. Oğlu Hâce Mehmed Çelebi onun yerine geçti.

887 [1482-83] yılı başlarında Lala İbrâhim Paşa İstanbul'a çağrılıp yerine el-Hâc Sinan Beyzâde Abdullah Paşa, şehzâde Sultan Ahmed'in lalası ve işlerinin yöneticisi oldu. Hacı Beyzâde Tâcî Bey de Bağdat'tan gelip şehzâdenin nişancısı oldu.

Bu yıl divân-ı hümâyunda ikinci vezir olan Hamza Beyzâde Mustafa Paşa, korkunç birçok sebepten dolayı öldürülerek Amasya'da yaptığı soruşturmayla yıktığı yuvaların cezasını gördü. Yerine Amasyalı Hızır Paşazâde Mehmed Paşa üçüncü vezir oldu.

887 yılı başlarında ünlü Mü'eyyedzâde Alî Çelebi öldü. Üç ay sonra oğlu Abdurrahmân Efendi İran'dan gelip şaban ayında İstanbul'a gitti. Bu yıl, "Hâce Sultân" diye ünlü olan Şemseddîn Ahmed Çelebi de vefat etti ve yaptırdığı zâviyenin önüne gömüldü.

888 [1483-84] yılının zilhicce ayında İshâk Paşa sadrazamlıktan, Hızır Paşazâde Mehmed Paşa vezirlikten, devlet defterdarı Amasyalı Gümüşlüzâde Şemseddîn Ahmed Bey defterdarlıktan alındı. İshâk Paşa Selanik valisi, Mehmed Paşa şehzâde Sultan Ahmed'in lalası oldu. Defterdar Ahmed Bey de Dimetoka'ya gönderildi.

Yine bu yıl, Amasyalı bilginlerden Cemâloğlu Alâ'eddîn Alî Çelebi Bursa müderrisliğinden Amasya müftülüğüne atanarak Amasya'ya geldi. Hattatların şeyhi Amasyalı Hamdullâh Efendi'nin kardeşi Mehmed Çelebi, Sultan Bayezid'in Amasya'da başlattığı hayır eserlerinin inşaat emini oldu.

889 [1484-85] yılının muharrem ayında Hızır Paşa çok yaşlı olduğu hâlde öldü; öldüğü gün oğlu Mehmed Paşa İstanbul'dan geldi. Bu sırada Amasya'da Gümüşlüoğlu Pîr Hayreddîn Hızır, Cemâloğlu Cemâleddîn Mehmed ve Karamânî Habîb Çelebi'ler "Üç Kutup" diye anılırdı.

890 [1485-86] yılında Hacı Sinânoğlu Abdullah Paşa'nın Sofular Mahallesi'ndeki camii ve hadis medresesi, Büyük Kapıağası Hüseyin Ağa ile Küçük Kapıağası Ayas Ağa'nın Şamlılar Mahallesi'ndeki medreseleri, Ayas Ağa'nın camii ve Mehmed Paşa'nın camii ile medresesi tamamlandı ve Amasya şenlendi.

Yine bu yıl Sultan Bayezid, Hazret-i Pîr İlyâs'ın türbesinin vakıflarını düzenleyip türbenin yöneticiliğini Pîr İlyâs'ın torunlarından Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi'ye ve çocuklarına verdi. 891 [1486-87] yılı zilhiccesinin on birinci günü Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi'nin ölümüyle dedesinin türbesine gömüldü. Yerine Kadızâde Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Hüsâmî Çelebi geçti.

Büyük Ağa diye ünlü Hüseyin Ağa'nın medresesine Amasya bilginlerinden Ustaoğlu Tâceddîn İbrâhim Efendi ilk müderris olduğu gibi, Küçük Ağa diye ünlü Ayas Ağa'nın medresesine de Horasânlıoğlu es-Seyyid Tâceddîn İbrâhim Efendi müderris oldu.

891 yılında Sultan Bayezid'in Amasya'da yaptırdığı cami, medrese, mektep, imaret ve tabhane tamamlandı. Medreseye Amasya müftüsü Cemâloğlu Alâ'eddîn Alî Çelebi ilk müderris, camiye büyük bilginlerden Muhyiddîn Mehmed Çelebi ilk vaiz ve kürsü şeyhi oldu.

Bu yıl, kadıların ileri gelenlerinden Muslihzâde Mahmûd Çelebi bin Abdurrahmân Paşa Çelebi zilhicce başında, akrabası Muslihzâde Nûreddîn Hamza Çelebi de 892 [1487] zilhiccesinde öldüler. Amasya muhafızı Lala Mehmed Paşa Mısır savaşına görevlendirilerek gitti. Yerine Kemâl Paşazâde Süleyman Bey vekil oldu.

892 yılında Amasya kadısı, büyük bilginlerden Abdurrahmân Çelebi bin Yûsuf Çelebi öldü; yerine önceki kadı Muslihzâde Şemseddîn Mehmed Çelebi kadı oldu. Yine Muslihzâde'lerden kazasker Molla Vildân Çelebi 893 [1487-88] rebîulevvelinde İstanbul'da öldü. Vezir Mehmed Paşa savaştan geldi.

Şehzâde Sultan Ahmed'in bilgin hocası, Halifetoğulları'ndan Hatîb Kıvâmeddîn Kâsım Efendi 894 [1488-89] yılı ramazanında ölünce, yerine Birgilizâde Musliheddîn Mustafa Efendi sultanın hocası olarak İstanbul'dan geldi.

Sultan Bayezid-i Sânî'nin Amasya hayır eserlerine vakfettiği geniş köyler ve tarlaların mütevelliliğine ilk olarak Amasya âlimlerinden eski müftü Abdî Çelebi atanmıştı. 895 [1489-90] yılında hesabı görülüp mütevellilikte bırakıldı.

896 [1490-91] yılında Sultan Ahmed'in şehzâdeleri Murâd ve Alâ'eddîn Çelebi'ler için büyük bir sünnet düğünü düzenlenmişti. Bilginler ve ileri gelenler arasında ortaya çıkan başköşeye oturma meselesi büyükçe bir olaya yol açtı.

Olay, sultanın hocası olan genç Birgilioğlu Mustafa Efendi'nin büyük bilginlerin ve emirlerin üstüne, başköşeye oturmasından çıktı. O zaman "bütün bilginlerin hocası" sayılan Mevlânâ Abdî-i Amâsî'yi tutan kişiler, özellikle müftü Cemâloğlu Alî Çelebi buna şiddetle itiraz edip çekilerek gitti. Fetva görevinden istifa etti. Meclis dağıldı. Sultan Ahmed buna son derece üzüldü.

Sultanın hocası Birgilizâde görevden alınarak İstanbul'a gönderildi. Amasya bilginlerinden Pîr İmâm Mezîdoğlu Şerefeddîn Ya'kûb Çelebi sultanın hocası oldu. Müftünün yerine Bursa'dan Amasyalı Horasanlıoğlu es-Seyyid Abdullah Efendi geldi. Büyük bilginlerden Atabey Medresesi müderrisi Tokatlı Ahi Yûsuf Efendi bin Cüneyd İstanbul'a gitti. Tokatlıoğlu Muhyiddîn Mehmed Efendi bin Yûsuf Çelebi Amasya naibi oldu.

Bu başköşe tartışması yalnız bilginlerle sınırlı kalmadı; şehzâdelerin maiyetleriyle emirler arasında daha da şiddetli oldu. Büyük Hüseyin Ağa'ya karşı duran ağalar, Kemâl Paşazâde Süleyman Bey'e ağır sözler söyleyenler vardı. Beyler ve ağalar arasında kavgalar çıktı. Birçok kişinin canı yandı. Birkaç kişinin evi söndü.

Bu yüzden Hüseyin Ağa İstanbul'a çağrıldı. Süleyman Bey ikinci kez Tokat sancak beyi olarak gitti. Yerine, Nişancı Tâcî Bey diye ünlü Tâceddîn Paşa geçti. Molla Câmî'nin kız kardeşinin oğlu denilen edipler arasından Ahmed Çelebi bin Kutbeddîn Câmî nişancı oldu. Buna "Kutbî-i Câmî" denirdi.

Yine bu olay üzerine Amasya'daki şehzâdelerden Sultan Selîm Trabzon eyaletine, Sultan Şehinşâh Karaman'a, Sultan Alemşâh Menteşe'ye, Sultan Korkud Saruhan vilâyetlerine vali olarak gönderildiler. Sultan Ahmed Amasya'da yalnız kaldı.

Bu büyük olaydan az önce şehzâde Sultan Ahmed'in lalası vezir Mehmed Paşa, mülklerini ve gelirli yerlerini yaptırdığı hayır eserlerine vakfetmişti. Vakfiyeyi tescil edip düzenleyen Amasya kadısı Muslihzâde Fâzıl Mehmed Çelebi'dir.

Bu Mehmed Çelebi, sünnet düğünü olayında hastalanıp 896 yılı sonlarında öldü; yerine naibi Muhyiddîn Mehmed Efendi Amasya kadısı oldu. Amasya mahkemesi kâtibi Hacı Enbiyâoğlu Pîr Ahmed Çelebi kadı olunca, yerine Cemâloğlu Pîr Mehmed Çelebi kâtip oldu.

897 [1491-92] yılında Amasya'da müftü ve Sultâniye müderrisi olan es-Seyyid Abdullah Efendi ölünce yerine İstanbul'dan Germiyânî Kâsım İzârî Efendi geldi. 898 [1492-93] yılında müftü Kâsım İzârî Efendi, şehzâdenin bazı külhanbeyi tavırlı davranışlarını eleştirdiği için şehzâdeyi gücendirmişti. Eski müftü Alî Efendi, amcası Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe'yi ziyaret amacıyla Amasya'ya gelmiş olduğundan, ikinci kez 900 [1494-95] yılında Amasya müftüsü ve Sultâniye müderrisi oldu. Kâsım İzârî Efendi de İstanbul'a gitti.

901 [1495-96] yılında Safevî halifelerinden, ünlü Şah İsmâil yanlısı olan Mardinli Nûreddîn Alî Mısır'dan Amasya'ya geldi. Çünkü İran hükümdarı Rüstem Han, Şah İsmâil'i desteklediği için bunu öldürecekti. Bu niyeti sezen Nûreddîn Alî 899 [1493-94] yılında Mısır'a kaçmıştı. Melik Eşref Kayıtbay'ın ölümüyle Amasya'ya sığındı.

902 [1496-97] yılı şaban ayında İran ve Irak hükümdarı Rüstem Han'ın ölümünü işiten Nûreddîn Alî, Amasya'da epeyce adamı Şiîliğe ve Şah İsmâil Safevî tarafına yöneltip zehirledikten sonra gitti. Sultanın hocası Pîr İmâmoğlu Şerefeddîn Ya'kûb Çelebi öldü ve Yörgüç Paşa mezarlığına gömüldü. Yerine "Molla Bezen" diye ünlü Bedreddîn Mahmûd Çelebi sultanın hocası oldu.

903 [1497-98] yılında çıkan vebayı gidermek için Amasya'da Hâce Sultân Zâviyesi şeyhi olan Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe Hicaz'a gönderildi. Yeğeni olan müftü Alî Çelebi de onunla birlikte Hicaz'a gitmişti. Yerine, Amasya'da "bütün bilginlerin hocası" sayılan Mevlânâ Fâzıl Abdî Efendi Amasya müftüsü ve Sultâniye müderrisi oldu.

903 yılı ramazanında kutupların kutbu sayılan Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahmân Hüsâmî Çelebi öldü ve Ya'kûb Paşa Zâviyesi'nin hücresine gömüldü. Mekke-i Mükerreme'de Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe de öldü; yerine yeğeni Muhyiddîn Mehmed Çelebi Hâce Sultân Zâviyesi şeyhi oldu.

Amasyalılardan şeyhülislâm Efdalzâde Hamîdeddîn Efendi İstanbul'da ölünce yerine, öbür Amasyalı Cemâloğlu Alâ'eddîn Alî Efendi şeyhülislâm oldu. Pîr Abdurrahmân Çelebi'nin yerine damadı, öbür Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi Pîr İlyâs Zâviyesi şeyhi oldu.

Müftü Abdî Efendi, üzerinde bulunan sultanlık vakıflarının mütevelliliğinden vazgeçti; yerine ünlü Âfitâbî Abdurrahmân Çelebi sultanlık vakıfları mütevellisi oldu. Amasya şairlerinden Çeşmî Ahmed Çelebi ile Mihrî Hatun ün yapıyordu.

Büyük Ağa müderrisi Tâceddîn İbrâhim Efendi de bu yıl öldü; yerine "Bursalı Deli Birâder" diye ünlü Mehmed Çelebi bin Durmuş Akşehir'den gelip Büyük Hüseyin Ağa Medresesi müderrisi oldu. Ancak çok titiz bir müderristi.

Şimdiye kadar Osmanlı ülkesinde bulunan ve dışarıdan gelen Alevî seyyidlerin soylarına ve davalarına her memleketin kadısı bakardı. Osmanlı devletinde bu işlere bakmak üzere bir nakîbü'l-eşrâf (seyyid ve şeriflerin başkanlığı) makamı kuruldu.

Sultan Bayezid'in Amasya'da hocası ve Amasya müftüsü olan Horasânlıoğlu es-Seyyid Abdullah Efendi'nin oğlu Amasyalı Emîrî Mahmûd Efendi ilk nakîbü'l-eşrâf oldu. Amasya'da nakîbü'l-eşrâf vekilliği ise 903 yılında onun amcası olan bilginlerden es-Seyyid İbrâhim Efendi'ye verildi. Buna "Koca Emîr Efendi" denildi.

904 [1498-99] yılında Deli Birâder Efendi, öğrencileriyle çekişip kavga ettiğinden müderrislikten alındı; yerine nakîbü'l-eşrâf vekili Koca Emîr İbrâhim Efendi Büyük Ağa müderrisi olarak atandı.

Dikkate değer ki Koca Emîr Efendi kendisinin Acem olduğunu iddia ediyor. İmzasını "İbrâhim bin Mehmed el-Acem" diye atıyor, Amasya'ya yeni gelen Acemler'le içli dışlı oluyordu. Bununla birlikte gerçekten bilgin, şeriata bağlı, itikadı temiz ve hattat bir zattı.

Çünkü şehzâde Sultan Ahmed Acem bilginlerine, özellikle Acem seyyidlerine pek yakındı. Hekimi Kutb-ı Şirvânî ile nişancısı Ahmed-i Câmî, İran edebiyatını, dilini, ileri gelenlerini, milletini şehzâdenin gözünde çok yüksek gösteriyorlardı.

Bu yıl Sultan Ahmed'in lalası, saltanat vekili vezir Mehmed Paşa öldü; yerine divan emiri olan Hacı Beyzâde Tâceddîn İbrâhim Paşa saltanat vekili ve memleket işlerinin yöneticisi oldu. Tâcî Bey diye ünlü olan budur. Kadı İmâd Oğulları'ndan Ebu's-Su'ûd Mehmed Efendi de Amasya kadısı olmuştu.

Fakat Tâceddîn Paşa ile nişancı Ahmed Câmî Çelebi, aynı şekilde kadı Ebu's-Su'ûd Efendi ile nişancı bir türlü geçinemediler. Münîrî Mehmed Çelebi, Tarihî Mecmua'sında (Mecmû'a-i Târîhiyye) diyor ki: Nişancı Ahmed Çelebi bilgin, edip, şair olmakla birlikte, bağnaz ve kibirli bir Acem'di.

Çünkü bu yıllarda "Âl-i Abâ sevgisi" (Hubb-ı Âl-i Abâ) sevdası Amasya ve çevresinde yayılmaya başlamıştı. Amasya vilâyeti halkı genel olarak sünnîydi. Aralarında Şiîler yok gibiydi. Şirvan ve İran taraflarında Safevî İsmâil bin Haydar türemiş, halkı Şiîliğe, Âl-i Abâ sevgisine silahla çağırmıştı.

Eskiden beri Alevîler'in, yani Hz. Alî'nin çocuklarının ilk dinî silahı olan Âl-i Abâ sevgisi, Amasya'ya gelen Acemler'in dillerinde dolaşan söz, içlerinin derdi, geçim vesilesi olmuştu. Bunların gözünde Âl-i Abâ sevgisi her derde derman, her türlü günaha kefaret, cennete girme sebebiydi.

Âl-i Abâ sevgisi, Hz. Alî bin Ebî Tâlib ile oğulları Hasan ve Hüseyin'e, bunların çocuklarına ve soyuna duyulan sevgi, yani Hasan ve Hüseyin'in çocuklarını candan ve gönülden sevmek demektir. Âl-i Abâ'yı sevenlerin günahları bağışlanmış sayılırdı.

İsmâil bin Haydar-ı Safevî kendisini Âl-i Abâ'dan sayar, kendisine bağlılığı ve sevgiyi dinî bir farz bilir ve bildirirdi. Her yanda müritleri, halifeleri, davetçileri, çalışanları vardı. Bunların başarıdaki ilk silahı, en büyük propagandası "Âl-i Abâ sevgisi" idi.

Bu sırada dışarıdan Amasya'ya gelen Acemler, sünnîlere yakışır biçimde davranmakla birlikte Âl-i Abâ sevgisinden söz eder, İran edebiyatını ve dilini çok yüksek görür, âdeta halkı İranlılığa çağırır, birbirlerini son derece tutarlardı.

Ahmed Câmî Çelebi, kibri ve inadıyla Tâceddîn Paşa'yı ve kadıyı kızdırmıştı. Bunu bildiğinden onları Sultan Ahmed'e fazlasıyla şikâyet etmişti. Bu yüzden 905 [1499-1500] yılında Tâceddîn Paşa Kefe beylerbeyi olup şehzâdenin maiyetinden ayrıldı.

Kadı Ebu's-Su'ûd Efendi görevden alınıp yerine Muslihzâde Celâleddîn Abdurrahmân Efendi Amasya kadısı oldu. Nişancı Ahmed Câmî Çelebi de görevden alındı. Yerine Nîsâburlu Fettâhîzâde hattat Şemseddîn Ahmed Çelebi nişancı oldu. Bu zat Amasya'da doğup büyümüştü.

906 [1500-01] yılında Şeyh İsmâil bin Haydar-ı Safevî, yanına aldığı Şiîlerle babasını öldüren Şirvan şahı Ferruh Yesâr bin Sultan Halîl üzerine yürüdü. Ferruh'un ordusunu dağıttı. Kendisini yakalayıp diri diri yaktı. Şahlığını ilan etti. Anadolu Acemleri'nin günü doğdu.

Amasya'da şehzâde Sultan Ahmed zevk ve safasıyla, hoş sohbetli sohbet arkadaşlarıyla meşgulken, Şah İsmâil adına Acemler Anadolu'da propagandalar yapıyor, halkı Şiîliğe çağırıyorlardı.

Dikkate değer ki Şah İsmâil Türklüğe ne kadar yönelip sevgi göstererek Türkleri kendisine çekmeye çalışıyorsa, Sultan Ahmed bunun tersine o kadar İranlılığa yöneliyor, sevgi gösteriyor, İran edebiyatına, Acem ileri gelenlerine âdeta aşkını ilan ediyordu.

Tâceddîn Paşa'nın yerine gelen, Hakalalı Âbâdoğulları'ndan Abdullah Beyzâde Kâsım Paşa idi. Birçok gayretli kişi gibi Kâsım Paşa da şehzâdenin bu hâlinden memnun değildi. Fakat şehzâdenin çevresini Acemler almışlardı. Onlardan ayırmak mümkün değildi.

Özellikle 908 [1502-03] yılında, güya sünnîliklerini korumak için Şah İsmâil'in kılıcından kaçıp Amasya'ya sığınan Mîr Gıyâseddîn Mehmed bin Mansûr-ı Şîrâzî ile İran şairlerinden Penâhî-i Tebrîzî, şehzâdenin sohbet arkadaşları arasına girmişlerdi.

Mîr Gıyâseddîn Mehmed Çelebi Hüseynî seyyidlerinden sayılırdı. Münîrî Efendi diyor ki: Mîr Gıyâseddîn son derece zor, biraz da bilgin, son derece konuşkan, huysuz bir adamdı. Amasya'ya geldiğinde büyük saygı gördü. Üçler Mahallesi'ndeki Bâlî Bey'in muhteşem konağı onun kalması için ayrıldı.

Sünnî bilginlerin büyüklerinden "Hâfız Acem" adıyla ünlü Hâfızeddîn Mehmed bin Ahmed bin Âdil Çelebi de bu yıl Amasya'ya gelmiş, saygı görmüş, herkese açık ders vermişti. Bu zat gerçekten sünnî, bilgin, çok yönlü, şeriata bağlı biriydi. Bununla birlikte sonradan bu da lekeli sayıldı.

907 [1501-02] yılında Amasya müftüsü Allâme Abdî Efendi ve sultanlık vakıfları mütevellisi Âfitâbî Çelebi öldüler. Amasyalı Şemseddîn Ahmed Mâşî Efendi Amasya müftüsü ve Sultâniye müderrisi olarak İstanbul'dan geldi. Emirlerden "Yular Kısdı" diye ünlü Sinan Bey de sultanlık vakıfları mütevellisi oldu.

Yine bu yıl Hüseyin Ağa müderrisi Koca Emîr İbrâhim Efendi, Medrese-i Hâtûniyye müderrisi olarak Tokat'a gönderildi. Fakat yerine Acem bilginlerinden Şirvânî Ebulhayr Efendi Hüseyin Ağa Medresesi müderrisi olarak atandı.

Çünkü bu sırada Sultan Bayezid Camii vaizi Muhyiddîn Mehmed Çelebi, Acemler'in yaydıkları "Âl-i Abâ sevgisi"nden mutlaka bir maksatları olacağını, Ehl-i sünnet arasında bu sevginin zaten bulunduğunu, Âl-i Abâ'dan her bireyin kutsal ve temiz olamayacağını, bunlardan murdar ve alçak adamların çıkabileceğini delilleriyle vaazında anlatmıştı.

Koca Emîr Efendi, nakîbü'l-eşrâf vekili olması dolayısıyla seyyidleri ve seyyidliği savunmuş, aralarında yanlış anlamaya yol açan bazı olaylar çıkmıştı. Saltanat vekili Kâsım Paşa'nın sağlam tutumuyla Koca Emîr Efendi Tokat'a gönderildi. Fakat Ebulhayr Efendi'nin müderrisliğini engelleyemedi.

Oysa Amasya'da Ebulhayr Efendi'den ilimce ve yaşça yüksek pek çok bilgin vardı. Bundan dolayı Ebulhayr Efendi'nin müderrisliği epeyce dedikodu doğurdu. Şehzâde Sultan Ahmed aleyhinde etkiler yaptı.

908 yılında Şah İsmâil-i Safevî, Erzincan çevresine kadar gelip buraları yağmalıyor, halkı Şiî mezhebine çağırıyor, yakında bütün Anadolu'yu (bilâd-ı Rûm'u) ele geçireceğini de açıktan söylüyor, Erzincan halkı feryat edip yardım istiyordu.

Saltanat vekili Kâsım Paşa bunları çekinmeden şehzâde Sultan Ahmed'e bildirerek Acemler'e yüz verilmesinin uygun olmadığını, ilerde tehlikeli bir hareket olduğunu söylemişti. Fakat Acemler Kâsım Paşa'yı şiddetle yalanlayarak zavallıyı idam ettirmeye çalışıyorlardı.

Bunu sezen Kâsım Paşa 909 [1503-04] yılı başlarında Amasya'dan kaçıp Şah İsmâil-i Safevî'ye karşı çok iyi bir tutum alan Trabzon valisi Sultan Selîm'in yanına gitti. Orada hak ettiği ödülü gördü. Yular Kısdı Sinan Paşa da şehzâde Sultan Ahmed'e saltanat vekili oldu.

Sinan Paşa üzerinde bulunan sultanlık vakıfları mütevelliliğini Acem bilginlerinden Hibetullâh Efendi'ye verdi. Kâsım Paşa'nın kaçışı birçok ileri geleni rahatsız etmişti. Ileri gelenleri âdeta yıldırmıştı. Acemler oldukça geniş bir alan buldular. Âl-i Abâ sevgisi yüzünden bazı sahâbîlere sövme ve lanet etme meselesi de yavaş yavaş canlanıyordu.

910 [1504-05] yılında sultanın hocası Bedreddîn Mahmûd Çelebi, ardından sohbet arkadaşlarından nişancı Şemseddîn Ahmed Çelebi öldü; Hatîb Kâsımzâde Amasyalı Muhyiddîn Mehmed Efendi sultanın hocası olarak İstanbul'dan geldi. Amasya'nın büyük bilginlerinden ve edeplilerinden Münîrî Mehmed Çelebi bin Yûsuf Çelebi de nişancı oldu.

Önceki hoca Mahmûd Çelebizâde Şemseddîn Ahmed Efendi, Mü'eyyedzâde Şemseddîn Ahmed Efendi bin Mehmed, Çakal Kadızâde Şemseddîn Ahmed Efendi bin Mahmûd Çelebi, Sultan Ahmed'in sohbet arkadaşları oldular. Bunlara "Şemsler" denirdi. Şairler bunları "Güneşler" diye överlerdi.

Bunlara karşılık Acemler'den padişah hekimi Kutb-ı Şirvânî ile musiki ustası Hâce Kutbeddîn Mahmûd Çelebi, müderrislerden Kutbeddîn Îsâ Çelebi vardı. Bunlara da "Kutuplar" denirdi. Güneşler'e karşı Kutuplar, şairlerin şiirlerinde epeyce söz oyunları doğurmuştu.

Bu sıralarda Muâviye ve benzerlerine sövme ve lanet etme meselesi ortaya çıktı. Hızır Paşa Medresesi müderrisi ve camii vaizi olan Şeyhşâdili Muhyiddîn Mehmed Efendi dayanamadı; olanca gücüyle bunu reddedip küçümseyerek şehzâde Sultan Ahmed hakkında dokunaklı sözler söyledi.

Bu yüzden zavallı, müderrislikten alınıp sonradan Kastamonu'da Atabey Medresesi müderrisi olarak 911 [1505-06] yılı başlarında Amasya'dan çıkarıldı. Acem bilginlerinin nüfuzu yerli bilginleri susturuyor, fakat Sultan Ahmed'in nüfuzunu kırarak Türkleri Sultan Selîm tarafına çeviriyordu.

911 yılında şehzâde Sultan Ahmed, babasından aldığı izin üzerine, rahmetli İdrîs-i Bidlîsî'nin Heşt-Behişt adlı eserinde ayrıntılı anlatıldığı gibi, genç şehzâdeleri için bir sünnet düğünü yaptırdı. Çevre emirlerini de çağırarak büyük bir şenlik oldu. Gösterişli bir donanma görünümü aldı. Amasya şehri cennet gibi süslendi.

Bu sırada Amasya'da Türk şairlerinden Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî, Mihrî ve Acem şairlerinden Basîrî, Penâhî, Kutbî çok tanınmışlardı. Bunların içinde en eğlenceye düşkünü Tokatlı Melîhî, en terbiyelisi Şermî, en bilgini de Münîrî Efendi idi. En dikkate değeri ise Mihrî Hatun'du.

Bu şairler coşkuya kapılıp güzel kasideler yazarak sünnet düğününü kutladılar. Ağır armağanlar aldılar. Acemler Sultan Ahmed'in gözüne ve gönlüne girmek için bütün güçlerini, sanatlarını gösterdiler.

Amasya'nın saz ve söz sanatçılarının en ünlüsü olan Baba Mehmed Çelebi bin İlyâs'ın ûdu, Sofioğlu Abdî Çavuş bin Hüseyn'in tamburu, Beylioğlu Sünbül Ahmed Bey bin Hızır Bey'in sazı, özellikle Merâğî soyundan Hâce Kutbeddîn Mahmûd bin Abdulazîz'in tatlı ezgileri, Süleyman Dede'nin Davud sesi canlara can katıyor, Amasya'yı çınlatıyordu.

Mevlânâ İdrîs-i Bidlîsî bile Heşt-Behişt'inde bu sünnet düğününü yazarken coşmuş, bir bahar kasidesi yazmıştı. Şu beyitler o kasideden alınmadır:

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mu'allim-i sultânî: şehzâdenin ya da sultanın hocası
  • vekîl-i saltanat: şehzâdenin vekili; sancağın fiilî yöneticisi
  • tasaddur: bir mecliste başköşeye, üst sıraya oturma; öncelik isteme
  • hıtân: sünnet; sûr-ı hıtân, sünnet düğünü
  • Acem: İranlı; bu metinde özellikle Şiî Safevî çevresinden gelenler
  • hubb-ı âl-i abâ: Hz. Muhammed'in âlinin (Alî, Fâtıma, Hasan, Hüseyin) sevgisi
  • nakîbü'l-eşrâf: seyyid ve şeriflerin soy kayıtlarını tutan ve işlerine bakan başkan
  • teşeyyu': Şiîliğe yönelme
  • ulemâ-yı a'câm: Acem (İranlı) bilginler
  • üstâzü'l-küll: bütün bilginlerin hocası
  • kutb: dönemin en büyük velîsi sayılan kişi
  • musâhib: yakın sohbet arkadaşı
  • mütevellî / tevliyet: vakfın yöneticisi / yöneticilik
  • tabhâne: yolcu ve dervişlerin barındığı oda ya da yapı
  • nişancı: yazışmaları tuğrayla işaretleyen yazman
  • nâib: kadı vekili
  • kasîde-i rebî'iyye: bahar kasidesi

Şehzâde Ahmed Kimdir

Ahmed, II. Bayezid'in Bülbül Hatun'dan olan oğludur. Amasya'da 1465 dolaylarında doğmuş, Bayezid'in sağlığında hayatta kalan en büyük oğlu olmuştur. Hüsameddin ona "ikinci şehzâde" der; kaynaklar da ondan önce Bayezid'in büyük oğlu Abdullah'ın bulunduğunu, onun 1483'te öldüğünü yazar. Hüsameddin'in kaydettiği bir ayrıntı da buna uyar: Abdullah Trabzon'a vali olarak gitmiş, Ahmed ise 1481'de babasının yerine Amasya'da bırakılmıştır.

Ahmed Amasya valiliği boyunca şair ve bilginleri çevresinde toplamış, babası gibi sanat ve ilim koruyucusu olmuştur. Çevresindeki şairler arasında Mihrî Hatun da vardır. Mihrî Hatun'un Amasya'da doğup bu şehirde yaşadığı, önce II. Bayezid'in, ardından oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında şehzade sarayı çevresinde oluşan edebî ortama girdiği, dedesinin Halvetî şeyhi Pîr İlyas, babasının da Kadı Hasan Amasyevî olduğu kaynaklarda yer alır. Hüsameddin metinde Mihrî'yi şairler arasında "en dikkate değer" olarak gösterir.

Münîrî Amâsî de aynı çevredendir. Hüsameddin ona hem nişancı olarak hem de "Mecmû'a-i Târîhiyye" yazarı olarak yer verir. Divan şairi ve tarihçi olan Münîrî'nin Türkçe ve Farsça şiirlerinden oluşan divanı 1502'de tamamlanmış, Mihr ü Müşterî mesnevisini 1487'de bitirmiştir. Biyografik eserlerin hepsinde Şehzâde Ahmed devri şairleri arasında gösterilir. Baba adı konusunda kaynaklarla Hüsameddin arasında küçük bir ayrılık vardır: Hüsameddin onu "Yûsuf Çelebi'nin oğlu" der, ansiklopedi maddesi ise babasının adını Mehmed Efendi olarak verir.

Bayezid Külliyesi

Metindeki 890-891 yıllarına ait kayıt, Amasya'daki Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin yapım tarihini verir. Külliye bugün de Yeşilırmak kıyısında durmaktadır. Üç parçalı kitabesine göre cami Receb 891'de [Temmuz 1486] tamamlanmıştır. Hüsameddin, inşaatın Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından, 886 receb ayında başladığını ve Bayezid'in bu işi İdrîs-i Bidlîsî'nin aktardığına göre oğlu Ahmed'e havale ettiğini yazar; sonraki kaynaklar bu bilgiyi tekrarlar. Vakfiyesi Ocak 1496'da yazılmıştır ve külliyeyi cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebinden ibaret gösterir. Ortada cami, sağında medrese, solunda aşhane-imaret ve tabhane yer alır. Cami iki yanındaki kubbeli bölümlerin aslında tabhane odaları olabileceği ileri sürülmüştür. Medrese yıllarca İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Caminin güneydoğusunda, Ahmed'in 1513'te öldürülen oğlu Şehzade Osman'a ait kabul edilen bir türbe vardır; ancak içinde bugün sanduka yoktur.

Hüsameddin'in medresenin müderrisliğinin Amasya müftülerine ayrıldığını yazdığı, ansiklopedi maddesinde de aktarılır. Madde, medresenin ilk hocasının Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi olduğunu da Hüsameddin'e dayanarak verir; Hüsameddin'in metninde ilk müderris olarak geçen Cemâloğlu Alâ'eddîn Alî Çelebi'nin sonradan şeyhülislâm olduğu da aynı metinde (903 yılı kaydı) yazılıdır. Aynı yıllarda yapıldığı söylenen Abdullah Paşa Camii için bir araştırma 1502, Mehmed Paşa Camii için 1486 yılını anar; Hüsameddin ise ikisini de 890 [1485-86] yılında tamamlanmış gösterir.

Başköşe Tartışması ve Şehzâdelerin Dağılışı

896 [1490-91] yılındaki sünnet düğünü olayı, bu yıllardaki saray içi rekabeti gösterir. Hüsameddin, tartışmanın başlangıcını sultanın hocası Birgilioğlu Mustafa Efendi'nin büyüklerin üstüne oturmasına bağlar ve bunun şehzâdelerin maiyetlerine de sıçradığını anlatır. Hüsameddin, olayın sonunda Amasya'da bulunan Selim, Şehinşah, Alemşah ve Korkud'un başka vilayetlere gönderildiğini, Ahmed'in Amasya'da yalnız kaldığını yazar. Selim'in Trabzon sancak beyi olarak sonradan Şah İsmail'in Anadolu'daki yayılmasına karşı sert bir tutum aldığı bilinir. Şehzadelerin dağılışını başköşe tartışmasına bağlayan anlatımı doğrulayan başka bir kaynağa rastlanmadı; bu bilgi Hüsameddin'in aktarımı olarak okunmalıdır.

Safevîlik, Acemler ve Hüsameddin'in Yorumu

Metnin en uzun bölümü, Amasya'da Acem bilginlerin ve Safevî yanlılarının artan etkisini anlatır. Hüsameddin'in sözleri kendi değerlendirmesidir: Şehzâde Ahmed'in İran edebiyatına ve Acem bilginlere yakınlığını bir tehlike ve kusur olarak sunar, Şah İsmail'in Türklüğe yönelmesiyle karşılaştırır. Bu yargıyı destekleyen ya da çürüten başka bir kaynağa rastlanmadı. Çevredeki şairlerin hem Türkçe hem Farsça yazdığı ise Münîrî'nin Türkçe ve Farsça şiirlerden oluşan divanında görülür.

Şah İsmail'in yükselişi ve Anadolu'ya yayılan Şiî propaganda, II. Bayezid maddesinde ayrıca anlatılır: Safevîler'e karşı barışçı ve çekingen bir siyaset izlenmiş, Şah İsmail'in Anadolu'daki etkisine karşı Trabzon'daki Şehzade Selim sert bir tutum almış, Şiî olduklarından şüphelenilen on altı bin kişi Anadolu'dan Rumeli'ye sürülmüştür. Hüsameddin'in 909 [1503-04] yılında Kâsım Paşa'nın Amasya'dan kaçıp Selim'in yanına gitmesini anlatması, iki şehzade arasındaki bu ayrışmayı gösterir.

Mardinli Nûreddîn Alî ve Şahkulu

Hüsameddin 578 numaralı dipnotunda, 901-902 yıllarında Amasya'ya gelen Mardinli Nûreddîn Alî'nin "aşağılarda görülecek olan meşhur Şahkulu Han" olduğunu söyler. Bu özdeşleştirme tek bir kaynakla sınırlı değildir: II. Bayezid maddesi de 1511 baharında ayaklanan Şahkulu'yu "Nûreddin Ali" olarak anar ve Anadolu'da Safevî egemenliğini sağlamaya çalıştığını yazar. Ancak Şahkulu'ya ayrılan sonraki ansiklopedi maddesi farklı bir tablo çizer: Şahkulu Baba Tekeli, Antalya yakınlarındaki Yalınlıköy'de tekke kuran Hasan Halife'nin oğludur, Tekeli Türkmenleri'ndendir ve Teke bölgesinde Safevî görüşlerini yaymıştır. Bu maddede ne Mardin'den, ne de Amasya'dan söz edilir. Dolayısıyla Hüsameddin'in verdiği özdeşliğin bugünkü araştırmalarca ne ölçüde kabul gördüğü belirsizdir. Okurun bunu bir görüş farkı olarak bilmesi yerinde olur.

Şahkulu ayaklanması 1511'de çıkmıştır. II. Bayezid, isyanı bastırmak üzere Sadrazam Hadım Ali Paşa'yı büyük şehzadesi Ahmed'le birlikte görevlendirmiştir. Ali Paşa Sivas yakınlarında Şahkulu'yla yaptığı savaşta ölmüş, Şahkulu'nun sonu ise bilinmemektedir. Şehzade Ahmed'in bu olayda gösterdiği başarısızlık, Selim'in tahta çıkma şansını artıran etkenlerden sayılır.

Nakîbü'l-eşrâflık

Hüsameddin, Osmanlı'da seyyidlerin soy kayıtlarına bakacak bir nakîbü'l-eşrâf makamının bu yıllarda "ihdas edildiğini" yazar. Bugünkü kaynaklar, daha önce kaldırılmış olan nakîbüleşraflık kurumunun II. Bayezid döneminde yeniden kurulduğunu belirtir. Hüsameddin'in "ihdas" demesiyle bu bilgi arasında küçük bir terim farkı vardır; Amasya'daki ilk nakîbü'l-eşrâf kayıtları için başka bir kaynağa rastlanmadı.

Sonraki Yıllar

Şehzâde Ahmed 1512'de Selim'in tahta çıkışını kabul etmemiş, çatışmalar sonunda 1513'te Yenişehir'de yenilmiş ve 24 Nisan 1513'te öldürülmüştür. Bursa'daki Muradiye Külliyesi'ne gömülmüştür. Bayezid Külliyesi'nin yanındaki türbe, Ahmed'in 1513'te Yavuz Selim tarafından öldürtülen oğlu Şehzade Osman'a ait kabul edilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 480–485. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

  • Şerafettin Turan, "Bayezid II", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992 (islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-ii).
  • "Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Amasya)", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-ii-camii-ve-kulliyesi--amasya).
  • "Şahkulu Baba Tekeli", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/sahkulu-baba-tekeli).
  • "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi).
  • "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/mihri-hatun).
  • "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", DergiPark makalesi (dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19685).

Diğer kaynaklar

  • "Şehzade Ahmed (Bayezid II'nin oğlu)", ansiklopedik madde (tr.wikipedia.org/wiki/Şehzade_Ahmet; en.wikipedia.org/wiki/Şehzade_Ahmed_(son_of_Bayezid_II)).

3. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.