Ramazan, Anadolu'nun her şehrinde gündelik hayatın düzenini değiştirir; çarşının saati, evin yemek vakti, gecenin uykusu bu ayın ölçülerine göre yeniden kurulur. Amasya'da bu değişikliğe şehrin topografyasından doğan bir ayrıntı eklenmiştir. Yeşilırmak'ın iki yakasına yaslanmış kent, Harşena Dağı'nın dik yamacının altında uzandığı için kaleden çıkan her ses bütün vadiye dağılır. İftar vaktine yaklaşırken kaleden davul ve zurna sesinin, bugün ise belediye bandosunun ezgilerinin yükselmesi bu coğrafyaya çok yakışan bir uygulamadır. Aynı yerden ateşlenen top atışı, mahalle aralarında dolaşan sahur davulcusu ve komşuların birbirini çağırdığı iftar sofraları, Amasya'nın Ramazanını oluşturan başlıca unsurlardır. Kale konseri yaklaşık yüz altmış yıllıktır ve belediye bandosu Türkiye'nin en eski Ramazan bandosu olarak anılır.
Ramazanın Türkiye'de ve İslam dünyasında pek çok dinî ve toplumsal gelenekle birlikte yaşandığı, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin ilgili maddesinde sıralanır: camilerde kandillerin yakılması, minareler arasına mahya kurulması, iftar davetleri, ihtiyaç sahiplerine yardımların artırılması, sokaklarda davul çalınıp mani söylenerek sahur vaktinin halka duyurulması, Ramazan gecelerinde eğlencelerin düzenlenmesi ve Ramazan'a özgü yiyeceklerin hazırlanması bunların başında gelir. Amasya'nın uygulaması bu genel çerçevenin içinde kalır; ayrıcalığı, zaman bildirme işinin kalenin yüksekliğinden ve bir bando eşliğinde yapılmasıdır. Şehrin tarihçisi Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın yüz yılı aşkın bir süre önce yazdığı satırlar, bu ayrıcalığın eski bir köke dayandığını ve kaledeki topun, davulun daha o yıllarda şehrin Ramazan düzeninin bir parçası olduğunu gösterir.
Geleneğin Başlangıcı ve Ziya Paşa
Yerel anlatıya ve resmî açıklamalara göre gelenek, 1860'lı yıllarda Amasya mutasarrıfı olan Ziya Paşa'nın bir Ramazan günü kaleden davul ve zurna çaldırmasıyla başlamıştır. Tanzimat dönemi edebiyatının tanınmış adı Ziya Paşa, 1829'da İstanbul'da doğmuş, saray kâtipliğinden yükselmiş, Sadrazam Âli Paşa ile geçinemediği için İstanbul'dan uzaklaştırılarak Kıbrıs'ta, ardından Amasya'da mutasarrıf olarak görevlendirilmiştir. Amasya sancağındaki görevi 1863 ile 1865 arasında iki yıl sürmüştür. Kenan Akyüz'ün arşiv belgeleriyle yayımladığı çalışmaya göre paşa bu iki yılda yoğun bir imar faaliyetine girişmiş; Amasya merkezi ile beş kazasına altı hükümet konağı, altı mektep, bir idadi, altı saat kulesi, bir bedesten ve bir hapishane binası yaptırmış, şehir merkezinde yeni yollar ve meydanlar açtırmıştır. Hüsameddin de 1281 (1864-1865) yılında paşanın Alçak Köprü önündeki siyah mermerden, kemeri pek zarif Saray Kapısı'nı yıktırdığını, sel tehlikesine karşı Alçak Köprü'nün temelleri üzerine ahşap bir köprü kurdurduğunu kaydeder. Kaleye yeni bir top yerleştirilmesi de aynı yılın işleri arasında anılır.
Bu işlerin masrafını devlet hazinesi karşılayamadığı için yerel salmalara başvurulmuş, yük bölgenin ileri gelenleri ile ulemanın üzerine de bindirilince çatışma kaçınılmaz olmuştur. Akyüz'ün belgeleri, paşanın sonunda mutasarrıflıktan uzaklaştırılmasına yol açan asıl mücadelenin bu yerel ayan ve ulemaya karşı verildiğini gösterir; Zile'de müftülük yapmış bir kişi ile bir kaza meclisi üyesi, hakkındaki suistimal söylentilerinin başını çekenler arasındadır. Ziya Paşa Canik mutasarrıflığına nakledilmiş, Ekim 1865'te İstanbul'a dönerek Meclis-i Vâlâ üyeliğine getirilmiştir. Muhbir gazetesinde Bâbıâli'nin politikalarını açıkça eleştirmeye başlamış, 1867'de Paris'e kaçmış, 1868'de Londra'da Namık Kemal ile Hürriyet gazetesini çıkarmıştır. Adana'da 17 Mayıs 1880'de elli bir yaşında ölmüştür; ölümünde üzerinden bir altın ile üç mecidiyeden ibaret para çıkması, geride büyük bir servet bırakmadığının işareti sayılır. Amasya'daki yerel güçlerle yaşadığı sürtüşmenin, Akyüz'ün de belirttiği gibi, paşanın sonraki yazılarındaki taşra yönetimi eleştirilerinde izi vardır. Ramazan müziğinin ve topunun bu kısa ama hareketli Amasya görevine bağlanması, aşağıda anlatılan kale kaydıyla birlikte düşünüldüğünde tarih bakımından sağlam bir zemine oturur.
Kaledeki Toplar ve Hüsameddin'in Kaydı
Amasya Kalesi'nin tarihini anlatırken Hüsameddin, kalenin şehre bakan aşağı burcunun dizdar denilen kale muhafızı beylerin ve ağaların oturmasına ayrıldığını, bu dizdarlık düzeninin 1255 (1839-1840) yılına kadar sürdüğünü yazar. Dizdarların maiyetinde kale kethüdası, kale yamağı, kale kapıcıları ve müstahfız neferleri bulunur, bunlar sefer zamanında şehrin muhafızlığını üstlenirdi. Kalede eskiden birçok top vardı; 1248 (1832-1833) yılında bunlardan biri bırakılmış, ötekiler kaldırılmıştır. 1281 yılında ise Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa eski topu kaldırmış, yerine önden dolma bir top koydurmuştur. Hüsameddin'e göre bu top dizdar ağalarının odasına yerleştirilmiş, önü açılmış ve yalnızca resmî ve dinî günlerde atılır olmuştur. Yeri yüksek olduğu için sesi iki saatlik yoldaki köylere kadar ulaşır.
Aynı sayfada Ramazan'a dair kısa ama değerli bir bilgi yer alır: Ramazan'ın başından bayramın sonuna kadar kaleden toplar atılır, davullar çalınır; topçular ve davulcular Amasya belediyesinden maaşlı olup yıllık ödenekleri vardır. Bu kayıt, bugünkü uygulamanın iki temel öğesini, yani kaleden top atılmasını ve davulla zaman bildirilmesini, XX. yüzyılın başında şehrin olağan düzeni olarak gösterir. Görevlilerin belediyeden maaş alması da işin daha o dönemde bir kişinin hayır işi olmaktan çıkıp yerel yönetimin üstlendiği bir hizmete dönüştüğünü düşündürür. Bugün topu ateşleyenlerin ve bandonun belediye kadrosundan olması, bu düzenin doğrudan devamıdır. Hüsameddin'in kaydı ayrıca Ziya Paşa'yı Ramazan topuyla ilişkilendiren sözlü anlatıyı belgeyle buluşturur: paşanın kaleye top yerleştirdiği 1281 yılı, miladi 1864'e denk gelir ve bandonun yaşı için verilen sayıların hepsi de bu yıla varır.
Ramazan müziğini o yıllarda bando yerine mehter takımı çalıyordu. Hüsameddin, yeniçeri zabitlerinden Alemdar Ahmed Ağa'nın soyundan gelen ve Alemdaroğulları ya da kısaca Alemoğulları diye anılan aileden bir Ahmed Ağa'nın kendi çocukluğunda Ramazanlarda mehterbaşı olduğunu yazar. Hüsameddin 1869'da doğduğuna göre bu hatıra 1870'lerin ve 1880'lerin Amasya'sına aittir. Ramazan aylarında bir mehterbaşının bulunması, kaleden yükselen sesin yalnız tek bir davuldan ibaret kalmadığını, bir takım halinde çalındığını gösterir. Davul-zurna takımından belediye bandosuna geçişin ne zaman olduğuna dair bir belgeye rastlanmamıştır.
Geleneğin Yaşı Üzerine
Bando için sayılan yaşlar 1864 tarihine uyar. 2019'da geleneğin 155, 2022'de 158, 2024'te 160, 2025'te 161, 2026'da 162 yıllık olduğu söylenmiştir ve bütün bu sayılar aynı yıla varır. 2020'de topun yaklaşık 165 yıldır atıldığı yazılmıştır, bu da birkaç yıl daha eskiye işaret eder. Buna karşılık 2008'de yayımlanan bir haberde bandonun 138 yıldır konser verdiği yazılır. İlk konserin tarihine ya da ayrıntılarına dair bir belgeye rastlanmamıştır ve bandonun ilk konseri için anlatı sözlü aktarıma dayanır; belgeli olan, Ziya Paşa'nın 1281'de kaleye top koydurmasıdır.
Topun kendisi için de farklı bilgiler dolaşır. Amasya'daki top atışının yaklaşık altı yüz yıllık olduğu söylenir; oysa belediye başkanının yaptığı bir açıklamada atışın Ziya Paşa'nın talimatıyla 1860'larda başladığı belirtilir. İki anlatı birbiriyle bağdaşmaz ve altı yüz yıllık sürenin dayanağı bulunamamıştır. 2012'de yazılan bir haberde kullanılan topun 1600'lü yıllardan kalma olduğu ileri sürülür; Hüsameddin ise Ziya Paşa'nın eski topu kaldırıp yerine önden dolma yeni bir top koydurduğunu yazdığından bu iki bilgi de birbirini tutmaz. Kalede 1832'ye kadar birden fazla top bulunduğu düşünülürse, eski toplardan birinin daha sonra yeniden kullanılmış olması ihtimal dahilindedir, ancak bunu gösteren bir kayıt yoktur. 2020'de belediye, iftar ve sahurda kullanılan topu daha güvenli bir biçimde kullanılabilmesi için yeniden tasarlatmış ve yenilemiştir.
Osmanlı dünyasında Ramazan topunun geçmişi de Amasya'daki uygulamayı yerine oturtmaya yardım eder. Geleneğin kökenine dair Memlük ve Mısır kaynaklı farklı rivayetler vardır ve başlangıç tarihi konusunda kaynaklar birbirini tutmaz. Osmanlı'da düzenli iftar topunun İstanbul'da önce Anadolu Hisarı'nda atıldığı, ardından Ankara, Maraş, İşkodra ve Akka gibi eyalet merkezlerine yayıldığı kabul edilir. Başkentte toplar Seraskerkapısı, Selimiye, Tophane, Baruthane gibi birkaç noktadan atılırdı. Evlerde saat bulunmadığı, şehir saat kulelerinin de yaygınlaşmadığı bir dönemde top, herkesin aynı anda duyabileceği ucuz bir işaretti. Ziya Paşa'nın Amasya'da altı saat kulesi yaptırırken kaleye de bir top koydurması, aynı zaman düzenleme kaygısının iki ayrı yüzü olarak görülebilir.
Gelenekten söz edenlerin ortak vurgusu, onun bir gösteriden önce bir zaman bildirme aracı olduğudur. Elektriğin ve saatlerin yaygınlaşmadığı yıllarda iftar ve sahur vakitlerinin yaklaştığı bando ile, vaktin dolduğu ise top atışıyla duyurulurdu. Belediyenin kültür ve sosyal işler müdürü Erol Mutlu, yüz elli yılı aşkın bu uygulamada kentin sakinlerine önce Ramazan davulcuları tarafından kaleden iftar ve sahur saatlerinin hatırlatıldığını, günümüzde ise bu görevi iftar ve sahur öncesindeki mini konserlerle belediye bandosunun yerine getirdiğini anlatır.
Kalede Konser
Bugünkü uygulamada belediye bandosu, Ramazan boyunca iftardan ve sahurdan önce Harşena Dağı'ndaki kaleye çıkar. Kentin ortasında, yaklaşık 300 metre yükseklikteki bu kaleye çıkmak kolay değildir; Mutlu bandonun yaz kış demeden çıkılması güç kaleye tırmandığını söyler. Takım, şehir merkezinden üstü açık bir otobüsle marşlar ve şarkılar çalarak kaleye yönelir. Kalede iftardan yaklaşık bir saat önce başlayan konserde yöreye özgü parçalar, kahramanlık türküleri ve yılın sevilen şarkıları çalınır; konser sahurda da aynı düzenle sürer. 2008'de yazılan bir haberde on dört kişilik ekibin her gün kaleye çıktığı, konserin iftardan on beş dakika önce sona erdiği ve konserin başlamasıyla evlerde iftar sofralarının hazırlanmaya başlandığı aktarılır.
Konserin en çok sevilen yanı, dinleyicilerden gelen istekleri karşılamasıdır. Bando şefi Cemal Aylak 2008'de konsere başladıklarında telefonlarına mesajlar geldiğini, o yıl en çok istenen parçanın Fatih Ürek'in Hadi Hadi şarkısı olduğunu anlatmıştır. 2022'de şef Hakan Dinçer ilk istek parçanın Mavi Boncuk olduğunu, isteklerin hem telefonla hem sosyal medya hesabından iletilebildiğini söylemiştir. Dinçer 2024'te yirmi yıldır bu bandoda olduğunu, Türkiye'de benzerleri bulunmadığını belirtmiş; aynı yıl altmış sekiz yaşındaki bir dinleyici şefi telefonla arayıp Kilo Kilo Elmalar'ı istemiş, çocukluğundan beri her Ramazan bu bandoyu dinlediğini anlatmıştır. 2026'da yetmiş yaşındaki bir Amasyalı Erik Dalı'nı istemiş, çocukluğunda bandoyu ve kaleden atılan topu heyecanla beklediklerini söylemiştir. Bando yalnızca Ramazan'da çalmaz. Belediye bandosu Cumhuriyet Bayramı'ndan 30 Ağustos Zafer Bayramı'na, 19 Mayıs'tan mahalle şenliklerine kadar resmî ve toplumsal törenlerin her mevsim bir parçasıdır, ancak Ramazan gecelerinde sokaklarda yankılanan ezgi en çok ilgi gören etkinliği sayılır.
Gelenek her yıl kesintisiz sürmemiştir. 2023 Ramazanı, Kahramanmaraş merkezli depremlerin hemen ardından geldiği için vali vekili, ay boyunca eğlence programı yapılmayacağını, bandonun kaleden çalmayacağını ve yalnızca top atışlarının süreceğini açıklamıştır. Bu karar, top ile bandonun iki ayrı işlevini de açıkça ortaya koyar: top vakti bildiren bir araç olarak sürmüş, bando ise sevincin ve kutlamanın sesi sayıldığı için o yıl susmuştur.
İlk iftar gününde kaleye çıkıp konseri izlemek ve topu ateşlemek, yöneticiler için bir âdet haline gelmiştir. 2022'de belediye başkanı, vali ve milletvekilleri Ramazan'ın ilk iftarında kalede bulunmuştur. 2024'te ilk iftar topunu Belediye Başkanı Bayram Çelik ateşlemiş, vali ve milletvekilleri de programda yer almıştır. 2025'te topu Vali Önder Bakan ile Belediye Başkanı Turgay Sevindi birlikte ateşlemiş, vali uygulamayı Osmanlı döneminden bu yana sürdürülen bir gelenek olarak anmıştır. 2026'da ise vali ilk iftar topunu kumandayla ateşlemiştir. Vali o gün Amasya'nın Ramazan geleneklerinin yaşatıldığı bir şehir olduğunu söylemiş, belediye başkanı da yüz altmış iki yıllık bandonun kültürel mirası sürdürdüğünü belirtmiştir.
Top Atışı
Kaleden atılan top, konserin tamamlayıcısıdır. İftar vaktinde tek atış yapılır, sahurda ise üç atış. Sahurdaki atışların anlamı ayrı ayrıdır: ilki kalk, ikincisi ye, üçüncüsü yat demektir. Amasyalılar bu sıralamayı kısaca "1 K 2 Y" diye anarlar. 2012'de aktarılan bir başka yoruma göre ise birinci top uyandırmak, ikincisi yemeğe başlanabileceğini bildirmek, üçüncüsü de yemenin ve içmenin bırakılmasını haber vermek içindir; iki anlatım sıralamanın son halkasında ayrılır. Mutlu da iftar ve sahur öncesindeki top atışlarını Amasya'ya özgü bir gelenek olarak tanımlar.
Atışın vakti şehrin aşağısından, Sultan II. Bayezid Camii'nden alınır. 2012'de topu ateşleyen belediye görevlisi, iftar vakti geldiğinde camiden verilen ışıklı işaretin ardından topu ateşlediğini, ezanın da bunun hemen ardından okunduğunu anlatmıştır. Aynı görevli, işe başladığı ilk yıllarda bir gün topu hazırlayıp beklerken iftara üç dakika kala cebinde çakmak bulunmadığını fark ettiğini, bunun üzerine kaleden hocaya seslenip ezanı okumasını istediğini anlatır. Atışı 2008'de on dokuz yıldır yapan belediye park ve bahçeler müdürlüğü işçisi Seyfettin Gökçe, bu geleneğin sayesinde Amasyalıların iftarını açıp sahurunu yaptığını söylemiştir. Gökçe 2012'de yıllardır iftarını evinde değil kalede açtığını, kimi zaman ailesini yanına getirdiğini, kimi zaman yalnız kaldığını eklemiştir.
Topun sesi her yere ulaşmaz. Hüsameddin'in iki saatlik köylerden söz ettiği dönemden bu yana şehir büyümüştür. 2012'de dönemin belediye başkanı Cafer Özdemir, Amasya'nın 1860'lardaki sınırını çok aştığını, kentin ancak üçte birlik bir kısmının iftarı top sesiyle açtığını, buna karşın bu eski geleneği yaşatmaya çalıştıklarını söylemiştir. Bugün çoğu ev vakti telefon ve televizyondan öğrense de kale yamacına yakın mahallelerde top sesi hâlâ sofraya oturmanın işareti sayılır.
Sahur Davulcusu
Davul, Türk kültüründe çok eski bir çalgıdır; Orta Asya'da kavrüg, tug ya da tavıl gibi adlarla anılmış, Hunlardan itibaren resmî ve dinî bir araç olarak kullanılmış, Osmanlı döneminde de zaman bildirmenin yanı sıra haber iletmek için başvurulan bir çalgı olmuştur. Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda han, kervansaray, sur ve şehir kapılarının belirli saatlerde çalınan derbend davuluyla kapatıldığını yazar. Osmanlı şehirlerinde Ramazan gecelerinde davul çalıp mani okuyarak halkı sahura kaldırmak bekçilerin görevleri arasındaydı. Bekçilik o dönemde iyi gelir getiren bir iş sayıldığından memurlar bile yarım gün çalışıp geceleri davulculuk ya da bekçilik yapabiliyordu.
Mani okuma hilalin görülmesiyle başlar, davulcu iftardan sonra teravihe kadar ve sahur vaktinde kapı kapı dolaşırdı. Maniler sekiz heceli dörtlüklerden oluşur, her eve ve aileye göre yarı şakacı bir çerçevede söylenirdi. Hasta bulunan evin camına sarı çiçek konur, davulcu o evin önünde mani okumazdı. Davulcular her evden bahşiş bağlanmış yazma, kumaş ve bohça toplardı. Bunlar genel Osmanlı uygulamalarına dair aktarımlardır ve Amasya'ya özgü bir belge değildir.
Bekçi ve davulcu maniler uzun süre sözlü olarak yaşamış, sonradan derlenmiştir. Mehmed Halid Bayrı'nın Bekçi ve Ramazan Manileri adlı derlemesi (1959) ile M. Şakir Ülkütaşır'ın eski Ramazan davulcuları ve davulcu manilerini ele alan yazısı (1969), bu külliyatın bilinen örnekleri arasındadır. Derlenen manilerde ayın karşılanışı şöyle dile getirilir: "Hakk'tan bize geldi ihsan, müşkil işler oldu âsan, bu gecemiz ibtidadır, ey mâh-ı sultan merhaba." Bir başka mani yola çıkışı anlatır: "Besmeleyle çıktım yola, selam verdim sağa sola, a benim devletli beyim, vakt-i şerif hayır ola." Davulcu eve uğradığında hâne sahibine ve ailesine göre değişen dörtlükler söylediğinden, aynı mani her kapıda yinelenmezdi.
Amasya'da davulculuğun belediyeye bağlı bir görev olması yeni değildir; Hüsameddin'in zamanında da kaleden davul çalanlar belediyeden yıllık ödenek alıyordu. Davulcu bugün de mahalleleri dolaşır. Davulunu çalarken söylediği Ramazan manileri hem uyandırır hem güldürür. Bayrama yaklaşıldığında bir ay boyunca verdiği emeğin karşılığı olarak kapı kapı gezip bahşişini toplar. Taşova ilçesinde belediyeye bağlı Ramazan davulcularının vatandaşların isteği üzerine sahura yöresel türkülerle kaldırdığı bir yıl da olmuştur. Belediye bandosunun sokaklarda sahur ve iftar vakitlerinde çalması ise geleneksel davulcuya melodik bir seçenek sunar; yurttaşlar sokaklara çıkıp bu ezgileri dinler, telefonlarıyla kaydeder.
Ramazan'ın Karşılanması ve Mahya
Ramazan'ın gelişi Amasya'da kaleden önce şehrin meydanında karşılanır. Son yıllarda ayın ilk gecesinde Yavuz Selim Meydanı'nda bir tören düzenlenir; il müftüsünün yaptırdığı duanın ardından ilahiler eşliğinde mahya yakılır. 2023'te yakılan mahyada "Hoş geldin ya şehr-i Ramazan" yazıyordu ve vatandaşlar mahyanın önünde fotoğraf çektirmişti. Minareler arasına gerilen ışıklı yazılar, Osmanlı şehirlerinde Ramazan'ın en tanıdık görüntülerinden biridir. Amasya'da bu görüntü, kaleden yükselen ses ve top atışıyla birlikte ayın başladığını bildiren işaretlerden birini oluşturur.
Camilerde Vaaz, Ders ve Teravih
Yatsı ezanının ardından camiler dolar ve teravih cemaatle kılınır. Amasya'da halkın en çok tercih ettiği camilerden biri, Sultan II. Bayezid'in 1485'te yaptırdığı, külliyesi ve imaretiyle bilinen Bayezid Camii'dir; TDV İslâm Ansiklopedisi yapıyı XV. yüzyıl sonlarına tarihler. Teravih akşamlarında bu caminin dolup taştığı anlatılır. Namazdan sonra sohbet meclisleri ve çay ocaklarındaki konuşmalar, ayın akşamlarını gecenin geç saatlerine taşır. Kadir Gecesi ise Kur'an'ın indirilmeye başlandığı ve bin aydan hayırlı sayılan gece olarak dua ve ibadetle geçirilir; Müslüman toplumlarda Ramazan'ın en değerli vakti kabul edilir.
Bayezid Camii, Ramazan'da yalnız namaz kılınan bir yer olmamış, uzun süre şehrin vaaz kürsüsü olmuştur. Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde Ramazanlarda bu camide halka vaaz veren âlimlerin adları geçer. Üçler Mahallesi'nden Ahmed Ağa'nın oğlu Hafız Derviş Mehmed Efendi, 1233'te (1817-1818) doğmuş, Kur'an'ı ezberledikten sonra Amasya'nın tanınmış hocalarından okumuş, Sofular Mahallesi'ndeki evinde oturmuş ve ömrünün sonuna kadar Ramazanlarda Sultan Bayezid Camii'nde vaaz vermiştir; 1305'te (1887-1888) ölmüş, Hüsameddin onu "vâiz-i meşhûr" diye anar. Amasya ayanından Hacı Esad Ağazâde Ahmed Nafiz Bey de icazet aldıktan sonra Ramazanlarda aynı camide halka vaaz ve nasihat etmiştir.
Bu geleneğin XX. yüzyıldaki temsilcilerinden biri, Amasya müftüsü Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil Yetkin'dir. 1900'de müftülüğe atanan, aralıklarla 1941'deki ölümüne kadar bu görevde bulunan Kâmil Efendi, Sultan Bayezid Camii'nde kürsü şeyhliği de yapmış, müftü olmadan önce her yıl Ramazan aylarında halka tefsir dersleri vermiştir. Kendi kaleme aldığı hal tercümesinde, Gümüşlü Camii'nde Ramazan aylarında verdiği ve her biri otuz derste tamamlanan tefsir derslerinden söz eder; Lokman suresinin başı, Furkan suresinin sonu, Fecr, Beled ve Leyl sureleri bu derslerin konuları arasındadır. Otuz dersin Ramazan'ın otuz gününe denk düşmesi, derslerin ayın takvimine göre düzenlendiğini gösterir. Bu tefsir metnine bugün ulaşılamamıştır. Oğlu Mehmet Sabri Yetkin de Amasya'da kütüphane memuruyken Câmî'nin Farsça bir eserini 1931 Ramazanı'nda Türkçeye çevirip şerh etmiştir.
İftar Sofrası ve Ramazan Hayrı
İftar, hurma ve zeytinle, ardından bir kâse çorbayla açılır. Amasya mutfağında iftarda en çok görülen yiyecekler cicik çorbası, mercimek çorbası, erişteli pilav, börek, hoşaf ve çörektir. Kentin kendine has lezzetleri arasında toyga çorbası, keşkek, yaprak sarması, bakla dolması, yağlı katmer ve etli yemekler de sofraya girer. Amasya'da kışlık olarak yıkanıp çemenlenen koyun eti keşkek ya da çemenli yemek için saklanır; kuru bakla ve etle birleşen bu hazırlık bakla dolmasına dönüşerek yörenin bilinen yemeklerinden biri olmuştur. Gün batarken top atışının ardından yapılan iftarlarda bu yemeklerin tadılması, geleneğin sofra tarafını oluşturur.
Ramazan'da yoksulu gözetmek Amasya'da eski bir âdettir. Hüsameddin, unculukla servet edinen Uncu Hacı Hasan oğlu İbrahim Ağa'nın dükkânlarını vakfedip Fethiye Camii'ne vaiz tayin ettiğini, Ramazanlarda mahallesinin yoksullarına bağışta bulunduğunu ve 1210'da (1795-1796) öldüğünü yazar. Osman Fevzi Olcay da hatıralarında, Kösemihaloğullarından Hızır Paşa'nın kardeşi Mehmed Paşa'nın yaptırdığı medresenin Yeşilırmak tarafındaki odasının yanında bir ekmekhane ile fırın bulunduğunu, bu fırında özellikle Ramazan aylarında bir ay boyunca pide pişirilip halka, mahallenin yoksullarına ve hayır işlerine dağıtıldığını anlatır. Olcay medresenin yapımını hatırında kaldığı kadarıyla 902 (1496) yılına tarihler.
Amasya'da iftar sofrası aile ile sınırlı kalmaz. Komşular birbirini çağırır; yoksulların ve kimsesizlerin de sofradan pay alması için özel gayret gösterilir. Belediye başkanı Mehmet Sarı 2019'da kentte her gün iki bin kişinin katıldığı mahalle iftarları yapıldığını, Gezi Yolu denen alanda bir ay boyunca Ramazan etkinlikleri düzenlendiğini anlatmış, "Amasya'da bütün iftar sofraları size açıktır" diyerek her sofrada bir keşkek ile bir yaprak sarmasının bulunduğunu eklemiştir. Yeşilırmak kıyısındaki tarihî Yalıboyu'nun butik otelleri ile şehir manzaralı tepelerdeki restoranlar da iftar menüleri hazırlar; çay burada Amasya'ya özgü iri bakır semaverlerde demlenir.
Ortak sofranın en açık örneği köylerde görülür. Taşova ilçesine bağlı, 785 nüfuslu Boraboy köyünde Ramazan boyunca her akşam tek bir iftar sofrası kurulur. Listeye adını yazdıran aileler yemekleri sırayla hazırlar; iftar havaya göre cami avlusunda ya da caminin altındaki salonda yapılır, akşam ezanıyla oruç açılır, namazın ardından herkes evine döner. Köy muhtarı İzzet Öz 2026'da bu toplu iftarın yirminci yılını doldurduklarını, yaşlıların iftarlık ve sahurluklarının sefer taslarıyla evlerine götürüldüğünü, zengin yoksul ayırt edilmeden herkesin aynı sofraya oturduğunu anlatmıştır. Köy sakinleri Ramazan boyunca iftar vakti hiçbir evde yemek pişmediğini söyler.
Bayram yemekleri ise ayrı bir düzendedir. Bayramda gelen misafirlere etli dolma, keşkek, baklava ve haşhaşlı çörek ikram edilir; çocuklara bir mendile sarılmış lokum ile harçlık verilmesi âdeti Amasya'da hâlâ sürer.
Eski Kayıtlarda Amasya'da Ramazan
Hüsameddin'in kronolojisinde Ramazan ayı zaman zaman şehrin siyasi olaylarının da arka planı olarak belirir. En eski kayıt, Abbasi halifesi Mu'tasım Billah'ın 223 (838) yılındaki Bizans seferine aittir. Hüsameddin, Kitâbü'l-Maârif'e dayanarak halifenin Şaban sonunda Harşena önüne geldiğini, Rumların aman dilemesiyle şehre girdiğini, Ramazan orucunu Amasya'da tuttuğu sırada Bizanslılarla barış yapıp Müslüman esirleri kurtardığını ve Şevval başında Bağdat'a döndüğünü aktarır. Bu anlatı başka kaynaklarla doğrulanamamıştır ve Hüsameddin'in kullandığı kaynağa bağlı kalır.
Osmanlı dönemine ait kayıtlar daha somuttur. 1076 (1666) Ramazanı'nda şehir kethüdası Seyyid Ahmed Ağa'nın iftar daveti bahanesiyle evinde bazı kimseleri toplayıp kışkırttığı duyulmuş, kethüda Şevval'in ilk günü görevden alınmış ve olay bir karışıklığa dönüşmeden bastırılmıştır. 1196 (1782) Ramazanı'nın on sekizinci akşamı ise Bekir Paşa Medresesi müderrisi ve Sultan Bayezid Camii'nin birinci imamı Emir İmamoğlu Hacı Halil Efendi, baş ayanın Köprübaşı'ndaki konağında iftara davetliyken teravih namazından sonra evine dönerken Rum kilisesinin önünde kimliği bilinmeyen biri tarafından kurşunla öldürülmüştür. Hüsameddin, Halil Efendi'nin baş ayanın işlerine itiraz eden, doğru sözlü bir âlim olduğunu, halkın cinayeti mutasarrıf Mikdad Paşa ile baş ayana yüklediğini yazar. İki olay da Ramazan iftarlarının şehirde ileri gelenlerin bir araya geldiği toplantılar olduğunu dolaylı biçimde gösterir.
Amasya'nın yakın tarihindeki en büyük felaket de bir Ramazan akşamına rastlar. Osman Fevzi Olcay, Birinci Dünya Savaşı yıllarında, tehcirden beş altı ay sonra bir Ramazan ayında tam iftar vaktinde Gazazoğlu Hamdi Ağa'nın kiracısı olduğu evin bitişiğindeki marangoz dükkânından çıkan yangının şehri yerle bir ettiğini anlatır. Olcay'ın verdiği sayılara göre üç bin yüz otuz ev, iki bin dükkân, on yedi han, on dokuz cami, üç kilise, yedi hamam ve on tekke dört saat içinde kül olmuştur. Herkesin sofrada olduğu vakitte başlayan yangının bu kadar büyümesinde iftar saatinin payı olup olmadığına dair Olcay bir yorum yapmaz; yangının yılı da hatıralarda açıkça yazılmamıştır.
Şehzadeler Şehrinde Ramazan
Amasya, birçok Osmanlı şehzadesinin ilk eğitimini aldığı ve devlet yönetimini öğrendiği şehir olduğu için "şehzadeler şehri" diye anılır. Ramazanı geçirmeye gelen ziyaretçiler gündüzleri Amasya Müzesi'ni, Şehzadeler Müzesi'ni, Harşena Dağı'ndaki Kral Kaya Mezarları ile Kızlar Sarayı'nı ve Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi'ni gezer, şehirdeki türbeleri ziyaret eder ve iftar saatini bu yerlerin çevresinde bekler. Bandonun kaleden yükselen sesi, top atışı, iftar sofraları ve sahur davulcusu bu şehir gezisinin akşam ve gece kısmını oluşturur.
Kronoloji
223 (838): Hüsameddin'in aktardığına göre Halife Mu'tasım Billah Ramazan orucunu Amasya'da tutar; doğrulanamamıştır.
1485: Sultan II. Bayezid'in Amasya'daki camii ve külliyesinin yapım tarihi olarak anılır.
1076 (1666): Ramazan'da şehir kethüdası Seyyid Ahmed Ağa iftar daveti bahanesiyle adam topladığı için azledilir.
1196 (1782): Sultan Bayezid Camii imamı Hacı Halil Efendi, Ramazan'ın on sekizinci akşamı teravihten dönerken öldürülür.
1210 (1795-1796): Ramazanlarda mahalle yoksullarına yardım eden Uncu İbrahim Ağa ölür.
1248 (1832-1833): Kaledeki toplardan biri bırakılır, ötekiler kaldırılır.
1863-1865: Ziya Paşa Amasya mutasarrıfıdır.
1281 (1864-1865): Ziya Paşa kaledeki eski topu kaldırıp önden dolma yeni bir top koydurur; rivayete göre kaleden davul zurna çaldırması da bu yıllara bağlanır.
1870'ler-1880'ler: Hüsameddin'in çocukluğunda Alemdaroğulları'ndan Ahmed Ağa Ramazanlarda mehterbaşıdır.
1305 (1887-1888): Ramazanlarda Sultan Bayezid Camii'nde vaaz veren Hafız Derviş Mehmed Efendi ölür.
1931: Mehmet Sabri Yetkin, Câmî'nin bir eserini Ramazan ayında çevirip şerh eder.
2008: Bandonun 138 yıllık geleneği sürdürdüğü yazılır; on dört kişilik ekip iftardan bir saat önce kalede çalar.
2012: Topun Sultan Bayezid Camii'nden verilen ışıklı işaretle ateşlendiği aktarılır.
2019: Gelenek için 155 yıl denir.
2020: Ramazan topu yenilenir.
2022: Gelenek için 158 yıl denir.
2023: Depremler nedeniyle bando kaleden çalmaz, yalnız top atılır.
2024: Gelenek için 160 yıl denir; ilk iftar topunu belediye başkanı ateşler.
2025: Gelenek için 161 yıl denir; topu vali ile belediye başkanı birlikte ateşler.
2026: Gelenek için 162 yıl denir; vali ilk iftar topunu kumandayla ateşler; Boraboy köyünde toplu iftarın yirminci yılı doldurulur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 79-81 (e-kitap 1-4, s. 100); c. 2 (e-kitap 1-4, s. 301); c. 4 (e-kitap 1-4, s. 590, 671). amasya.bel.tr
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6-8 (e-kitap, s. 66, 224, 241); c. 9-12 (e-kitap, s. 168).
- Olcay, Osman Fevzi. Amasya Hâtıraları: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Amasya. Sad. Turan Böcekçi, Mehmet H. Seçkiner. Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2009.
- Anadolu Ajansı, Ramazan 2019 haberi ve Ramazan gelenekleri arşiv haberi.
Akademik çalışmalar
- Özel, Recep Orhan. "Amasya'da Bir İlim Yuvası: Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil Yetkin (ö. 1941) ve Oğulları." Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. 6, sayı 10 (Haziran 2018): 39-72.
- Akyüz, Kenan. Ziya Paşa'nın Amasya Mutasarrıflığı Sırasındaki Olaylar, Belgeler I. Ankara 1964 (Belleten, XXX/117, 1966 tanıtımı). belleten.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Konyapedia, "Ziya Paşa" maddesi.
- İslam Düşüncesi Atlası, "Ziyâ Paşa" maddesi.
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Ramazan" ve "Beyazıt II Camii ve Külliyesi" maddeleri.
- İHA ve Habertürk, "Amasya'da Ramazan bandosundan 162 yıllık gelenek", 19 Şubat 2026. haberturk.com
- Habertürk (AA), "Amasya'da Boraboy köyü sakinleri iftarı evlerinde değil bir arada yapıyor", 20 Şubat 2026.
- Milliyet, "138 yıllık Ramazan Bandosu", 2008. milliyet.com.tr
- Timeturk (Cihan), "150 yıllık iftar topu zamana meydan okuyor", 22 Temmuz 2012. timeturk.com
- Türkgün, "Amasya'da ramazan topu yeniden dizayn edildi", 3 Nisan 2020.
- Yeni Akit, "Amasya'nın 158 yıllık Ramazan bandosu geleneği", 2022.
- Posta (İHA), "Amasyalılar Ramazan'ı mahya yakarak karşıladı", 22 Mart 2023.
- Milliyet, "Türkiye'nin en eski Ramazan bandosu: 160 yıllık köklü gelenek sürüyor", 11 Mart 2024.
- Türkgün, "Amasya'da 161 yıllık 'ramazan' geleneği", 1 Mart 2025.
- Objektif Amasya, "Amasya Belediye Bandosu", 10 Eylül 2025.
- QBlog, "On bir ayın yekpare geleneği: Ramazan davulu".
- Lezzetler.com, "Amasya Mutfağı".
Çevrimiçi kaynaklar







