Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Didiler ṣaḳın seni ṭutar cefāsı ṭaşına
Geldi hep didükleri ben mübtelānuñ başına

Günümüz Türkçesiyle

1. Dediler: "Sakın, seni cefasının taşına tutar." Dedikleri hep ben müptelanın başına geldi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Elimizdeki metin, aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmış tek bir beyittir. Özkat, Fazlî'nin tezkirelerde yer alan beyitlerini gazeller bölümünün sonunda "Tezkirelerde Müstakil Olarak Yer Alan Beyitler" başlığı altında toplar; Özkat'a göre bu başlık altındaki on dört parça yirmi beyit tutar. Bu beyit o bölümün ve Özkat'ın neşrindeki gazeller bölümünün son parçasıdır; yüz elli üçüncü gazel olarak numaralanmıştır. Kaynağı Mehmet Nâil Tuman'ın divan şairlerinin kısa biyografilerini derleyen Tuhfe-i Nâilî adlı eseridir (II, s. 1254). Özkat bu eseri, Fazlî'nin adı ve lakabı üzerine kaynaklardaki farklılıkları değerlendiren bir eser olarak da kullanır. Redif "-ına", kafiye "ṭaş / baş" kelimeleridir; Özkat bu parçayı ek redifli gazeller arasında sayar. İki mısraı kafiyeli olduğu için beytin bir gazelin matlaı olması muhtemeldir; bu çıkarımımızdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Özkat'ın aktardığına göre Tuman, Âşık Çelebi'nin "Sarrâc-zâde Fazlî" diye andığı şair ile öteki tezkirelerdeki "Kara Fazlî"nin, kaynakların aynı ölüm yılını vermeleri, ikisini de aynı adlı şehzadenin divan kâtibi göstermeleri ve aynı adlı eserlere bağlamaları yüzünden tek bir kişi olduğu sonucuna varır. Fazlî'nin eksiksiz ele geçen gazellerinin çoğu beş beyitliktir; Özkat'a göre yüz yirmi dört tam gazelin seksen üçü bu uzunluktadır. Tek başına kalan bu beytin ait olduğu gazelin uzunluğu ise bilinmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Beyit, uyarıldığı hâlde aşka düşen âşığın sözüdür. Çevresindekiler onu sevgilinin cefa taşlarıyla karşılaşacağı konusunda uyarmış, söyledikleri de başına gelmiştir. Beyit iki deyime dayanır: "taşa tutmak" ve "başına gelmek". Kafiye kelimelerinin "taş" ve "baş" olması bu deyimlerin gerçek anlamını da canlandırır: uyarıda sözü edilen taş, sonunda gerçekten başa gelmiştir. Taş ile baş arasındaki bu tenasüp ve "didiler / didükleri" tekrarı tespitimizdir. Âşık kendini "mübtelā" (tutkun, belaya uğramış) diye anar; bu kelime hem aşka tutulmayı hem belaya düşmeyi anlatır ve beytin iki yüzünü bir araya getirir. Söyleyiş, Fazlî'nin konuşma diline yakın, deyimlerle örülmüş sade üslubunun bir örneğidir.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 372, gazel no. 153 (Tuhfe-i Nâilî, II, s. 1254); ayrıca s. 13 (Tuhfe-i Nâilî), s. 62 (tezkirelerdeki beyitler ve tam gazeller), s. 68 (redifler) ve s. 103 (dil ve üslup), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
  • Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî (Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri), haz. Cemal Kurnaz ve Mustafa Tatçı, Bizim Büro Yayınları, 2001, II, s. 1253-1254 (Özkat'ın aktarımıyla).

Çevrimiçi kaynaklar