Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Maḫdūm-ı Ebü’l-Fażl-ı Kerīm
İy ki zātuñ faḫr-ı erbāb-ı kirām
Müşterī-tedbīr ü Keyvān-menzilet
Āfitāb-ı ās̱ār u Mirrīḥ-intiḳām
Rif‘atüñ bezminde ḫurşīd ü ḳamer
Biri zerrīn biri sīmīn iki cām
Nīkvān-ı dehrde sensin bugün
Nīk rāy u nīk rūy u nīk nām
Mihr-i rāyuñla münevver her diyār
Būy-ı ḫulḳuñla mu‘aṭṭar her meşām
Ṣaf-nişīnān-ı zevāyā-yı felek
Görmedi ẕātuñ gibi ‘ālī-maḳām
Ḳaṣr-ı ḳadrüñde ṭoḳuz ḳat āyine
Bu ṭoḳuz ḳat ḳubbe-i āyīne-fām
Ḥüsn ü ḫulḳuñ dil-nevāz şeyḫ ü şu‘āb
Dest-i cūduñ zer-feşān-ı ḫāṣṣ u ‘ām
Sen beyān itseñ me‘ānī-i bedī‘
Ġayrı manṭıḳ ehline değmez kelām
Olmasa ebyāt-ı ma‘mūruñ senüñ
Milket-i naẓm içre olmazdı niẓām
Bāde-i rengīn-i şi‘rüñ var-iken
Kim ki mey-nūş eyleye olsun ḥarām
Mevsim-i ‘adlüñde reste cümle kār
Devr-i iḥsānuñda ḥāṣıl her merām
Geldi Fażlī-i du‘ā-gū ḳapuña
Devlete eyler du‘ālar ṣubḥ u şām
Sāye ṣalaldan hümā-yı taḫtuñ
Pādişāh itdüñ gedāyı iy hümām
Dīde-i baḫtuñı bīdār eylesün
Dāyimā ol Ḥayy ü Bāḳī Lā-Yenām
Ḥaḳ Te‘ālā eylesün ‘ömrüñ mezīd
Devletüñe dāyimā virsün devām
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey cömert Ebü'l-Fazl'ın oğlu, ey varlığı kerem sahiplerinin övüncü olan kişi.
2. Tedbirde Müşteri (Jüpiter), mertebede Keyvan (Satürn) gibisin; eserlerin güneş gibi parlar, intikamın Merih (Mars) gibidir.
3. Yüceliğinin meclisinde güneş ile ay iki kadehtir: biri altın, biri gümüş.
4. Bugün dünyanın iyileri arasında görüşü iyi, yüzü iyi, adı iyi olan sensin.
5. Görüşünün güneşiyle her diyar aydınlanmış, huyunun güzel kokusuyla her burun kokulanmıştır.
6. Feleğin köşelerinde saf tutup oturanlar (gök ehli) senin gibi yüce makamlı birini görmedi.
7. Kadrinin köşkünde dokuz kat ayna vardır; o aynalar, ayna renkli şu dokuz kat gök kubbesidir.
8. Güzelliğin ve huyun yaşlının da gencin de gönlünü okşar; cömert elin hasa da avama da altın saçar. (Metindeki "şeyḫ ü şu‘āb" ifadesi kapalıdır; mısraın kuruluşu ve ikinci mısradaki "ḫāṣṣ u ‘ām" karşılığı, bunun "şeyḫ ü şāb", yani yaşlı ve genç anlamında olduğunu düşündürür. Bu bir tahmindir.)
9. Sen benzersiz, yeni manalar dile getirdiğinde, öteki söz ehlinin sözü bir şeye değmez.
10. Senin bayındır beyitlerin olmasa, şiir ülkesinde düzen olmazdı.
11. Şiirinin renkli şarabı varken, başka şarap içen kim olursa ona haram olsun.
12. Adaletinin mevsiminde bütün işler sıkıntıdan kurtulmuş, ihsanının devrinde her dilek gerçekleşmiştir.
13. Dua edici Fazlî kapına geldi; sabah akşam devletin için dualar eder.
14. Ey yüce gönüllü, tahtının hümâ kuşu gölge salalı beri dilenciyi padişah ettin.
15. O diri, baki ve hiç uyumayan Allah, bahtının gözünü daima uyanık tutsun.
16. Hak Teâlâ ömrünü uzatsın, devletine daima devam versin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir on altı beyitlik bir kıtadır. Kıta, ilk beytinin mısraları kendi arasında kafiyeli olmayan, yalnız beyitlerin ikinci mısralarının kafiyelendiği kısa manzumedir. Bu kıta uzunluğu ve konusu bakımından Özkat'ın deyişiyle kaside tarzında yazılmış bir "kıt'a-i kebîre", yani büyük kıtadır. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır; kafiye -ām sesi üzerine kurulur (kirām, intiḳām, cām, nām … devām) ve Özkat bunu zengin kafiyeli kıtalar arasında sayar. Mahlas on üçüncü beyitte geçer. Özkat, Fazlî'nin hiçbir mecmuada "kıta" başlığı taşıyan şiiri bulunmadığını, divanı kurarken şekil ve içerik bakımından kıta sayılabilecek yirmi manzumeyi ayrı bir bölümde topladığını belirtir. Bu kıta o bölümün ilkidir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 229b) bulunur. Nüshada ilk beytin başında "Ḥażret-i" kelimesi vardır; Özkat vezne uymayan bu kelimeyi metne almamış, övülen kişiye saygı için konulmuş olabileceğini not etmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Kıta baştan sona bir övgüdür. İkinci beyitte memduh dört gök cismine benzetilir: tedbirde Müşteri, mertebede Keyvan, eserde güneş, intikamda Merih. Üçüncü beyitte güneş ile ay onun meclisinde altın ve gümüş iki kadehe, yedinci beyitte dokuz kat gök onun köşkündeki aynalara dönüşür. Gök ile meclis arasında kurulan bu tenasüp, övgünün mübalağasını taşır. Onuncu ve on birinci beyitler ise övülen kişinin şiirine yönelir: "ebyāt" (beyitler, evler) ile "ma‘mūr" (bayındır) ve "milket" (ülke) kelimeleri bir arada kullanılarak şiir bir ülkeye, beyitler o ülkenin evlerine benzetilmiştir; bu okuma bizim yorumumuzdur. Özkat de onuncu beyitteki ifadelerin övülen kişinin şair olduğunu gösterdiğini söyler. On dördüncü beyitte, gölgesi kime düşerse onu padişah eden hümâ kuşu mazmunuyla Fazlî kendi talihindeki değişikliği memduha borçlu olduğunu söyler.
Tarihî Bağlam
Kıtada övülen kişi Ebü'l-Fazl'ın oğludur, adı anılmaz. Özkat, bu Ebü'l-Fazl'ın tarihçi İdrîs-i Bitlisî'nin (ö. 1520) oğlu olup "Fazlî" mahlasıyla da şiir söyleyen ve 982 (1574) yılında vefat eden Ebü'l-Fazl Çelebi olmasını muhtemel görür. Özkat'ın tezkirelerden aktardığına göre Ebü'l-Fazl Çelebi kadılıklarda bulunmuş, Anadolu defterdarı ve ardından Rumeli başdefterdarı olmuş, azledilince Tophane'de yaptırdığı evde devrin âlim ve şairleriyle sohbetler düzenlemiş, hacca giderken yolda ölmüştür. Övülen oğlun kim olduğu ve kıtanın ne zaman yazıldığı bilinmez.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 374-375, kıta no. 1 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 229b); ayrıca s. 9-10 (Ebü'l-Fazl Çelebi), s. 64 (kıtalar üzerine) ve s. 69 (kafiye), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar



