Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün
Kef-i ebr ile olup yine semā sīm-efşān
Sā’il-i āba gümiş külçeler itdi iḥsān
Bāġ olmış idi ḥummā-yı ḫazāndan maḥrūr
Ezdi kāfūr dimāġına ṭabīb-i devrān
Yaḳdı ḳalbinde şitā anuñ içün āteş-gīn
Ṣovısa göñli cihānuñ n’ola andan her an
‘Asker-i serdini cem‘ eyledi sulṭān-ı şitā
Ḳılmaġa memleket-i bāġı ser-ā-ser vīrān
Ḫüsrev-i bāġa ṣalup peyk-i ṣabāyı ol
Bu bürūdet ḫaberin eyledi taḳrīr ü beyān
İşidicek dem-i serdini bu resme tā dek
Geçdi aḳ baḳ yüzi ḫavf itdi ziyāde büstān
Yoḳ bilüp kendüyi ġāyet de zemīn saḫt oldı
Kefen ü penbesini eyledi ḥāżır ol an
Şāh-ı ḫāver işidüp ḳaçdı hemān baş alup
Eyledi ḳal‘a-i eflākda kendin pinhān
Göricek anı geyüp eğnine āyīne zire
Ṭurdı ceng itmege peklendi ḳatı āb-ı revān
Çıḳarup berg-i niyāmından anı gördügi dem
Aldı her şāḫ-ı şecer destine bir sīm-sinān
Ceyş-i dem serd bürūdet es̱erin ‘arż idicek
Eyledi cümle-i dünyāyı muṭī‘ ü fermān
Zīr-i dest oldı cihān Ḫüsrev’[i] yirde gördi
Ṭurmışuz ditremege didi ḳamu ḫalḳ-ı cihān
Günine göre geyüp görkini herkes ol dem
Ḫānesin ḳıldı ḥiṣār eyledi kendin pinhān
Geçdi oturdı serīrine zemīnüñ şeh-i berf
Oldı her yirde sözi ṣu gibi cārī vü revān
Feraḫından şu ḳadar sīm nis̱ār eyledi kim
Ġarḳ-ı sīm eyledi dünyā-yı denīyi yeksān
Bir elin öñine ardına ṭutarken birini
Eyledi ‘ar‘ara bir ḫil‘at-ı sīmīn iḥsān
Ġarḳ-ı sīm eyledi dünyāyı kef-i cūdı temām
Nitekim Ḥażret-i Şeh-zāde-i Sulṭān-ı Cihān
Müşterī fıṭnat ü meh ṭal‘at u ḫūrşīd es̱er
Zühre ḳānūn ü felek rütbet ü keyvān eyvān
Muṣṭafā nām u ‘Alī cūd u Muḥammed aḫlāḳ
Şāh-ı şāhān-ı cihān Ḫüsrev-i Ḫāḳān-ı zemān
Devr ider ‘arṣa-i ḳadrine nihāyet bulımaz
Kūy-ı çerḫ olalı çevgān ḳaderden ġalṭān
Bir ‘imāretdür anuñ rif‘ati ḳaṣrı kim aña
Yiridür olsa tetimmāt ṭoḳuz ḳat eyvān
Rif‘ati ḳaṣrınuñ eṭrāfın anuñ peyk-i ḫayāl
Ḥaşre dek devr idemez āḫir olur ser-gerdān
Dest-i cūd ile bulur zīveri ‘aḳd-i eyyām
Bād-ı luṭf ile olur tāze gül-istān-ı cihān
Ṭayy ide Ḥātem-i Ṭay nāme-i cūdı ol dem
Bilse nāmidügin ol nāmeye anuñ ‘ünvān
Virdi Ḥaḳ destine çevgān-ı sa‘ādātı anuñ
Ma‘delet ṭopını ursun ki anuñdur meydān
Nice medḥ eyleyem iy kān-ı kerem ben seni kim
Bir yire gelse seni medḥ idemez cümle cihān
Ḳande Fażlī vü senüñ mādiḥüñ olmaḳ ḳande
Sözlerinden ġarażı ḫayr du‘ā ola hemān
İtme taṭvīl-i kelām eyleme taṣdī‘-i ‘iẓām
Aç elüñ ṣıdḳ ile ol şāha du‘ā eyle hemān
Ḥākim oldıḳca cihān milkine sulṭān-ı şitā
Eyleyüp cümle-i dünyāyı muṭī‘ü fermān
Ṣaḳlayup gülşen-i ‘ömrüñi şitādan Bārī
Devletüñ bāġını ser-sebz ide mānend-i cinān
Günümüz Türkçesiyle
1. Gök, bulutun avucuyla yine gümüş saçar oldu; akan suya gümüş külçeler bağışladı. ("Sā’il" hem dilenci hem akan demektir; akan suya bağışlanan gümüş külçeler buzdur.)
2. Bahçe sonbahar hummasıyla ateşlenmişti; zamanın hekimi onun beynine kâfur ezdi. (Kar, hummaya karşı kullanılan beyaz kâfura benzetilir.)
3. Kış, bahçe için yüreğinde bir ateş yaktı; dünyanın gönlü bundan her an soğusa şaşılmaz.
4. Kış sultanı, bahçe ülkesini baştan başa yıkmak için soğuk askerini topladı.
5. Bahçenin hükümdarına seher yeli ulağını salıp bu soğuğun haberini anlattı.
6. Bahçe onun soğuk nefesini bu şekilde işitince korkudan yüzü bembeyaz kesildi.
7. Yer kendini yok bilip iyice katılaştı; o an kefenini ve pamuğunu hazırladı. (Karla örtülen yer, ölüme hazırlanıp kefenini ve pamuğunu hazır tutan birine benzetilir.)
8. Doğunun şahı, yani güneş, bunu işitince hemen başını alıp kaçtı, kendini göklerin kalesinde gizledi.
9. Akarsu onu görünce sırtına ayna gibi parlak bir zırh giydi, savaşmak için dikildi, iyice katılaştı. (Donan su, zırh giymiş bir askere benzetilir.)
10. Her ağaç dalı onu gördüğü an yaprak kınından çıkarıp eline gümüş bir mızrak aldı. (Dallardan sarkan buzlar mızraklara benzetilir.)
11. Soğuk nefesli ordu soğuğun etkisini gösterince bütün dünyayı kendine itaat eder, buyruğuna bağlı kıldı.
12. Dünya onun eline geçti, hükümdarı, yani güneşi yerde gördü; bütün cihan halkı "Titremek için ayakta durmuşuz" dedi. (Söz, hem hükümdar karşısında saygıyla titreyerek ayakta beklemeyi hem soğuktan titremeyi anlatır.)
13. Herkes o an gününe göre kürkünü giydi, evini kale yapıp içine gizlendi.
14. Karın şahı geçip yerin tahtına oturdu; sözü her yerde su gibi akıp geçer oldu.
15. Bolluğundan o kadar gümüş saçtı ki alçak dünyayı baştan başa gümüşe gark etti.
16. Herkes soğuktan bir elini önüne, birini ardına tutarken o, ardıç ağacına gümüş bir kaftan bağışladı. (Ardıcın üstündeki kar, gümüş bir kaftana benzetilir.)
17. Tıpkı dünya sultanının oğlu Hazret-i Şehzade gibi, kışın cömert avucu dünyayı tamamen gümüşe gark etti.
18. O, zekâda Jüpiter, yüzde ay, etkide güneş; ahenkte Zühre, rütbede felek, eyvanda Zühal gibidir.
19. Adı Mustafa, cömertliği Ali, ahlakı Muhammed gibi olan; dünya şahlarının şahı, zamanın hakanlarının hükümdarıdır.
20. Kader çevgânıyla gök topu yuvarlanalı beri onun değer meydanını dolaşır, ama sonunu bulamaz. (Çevgân, at üstünde oynanan bir top oyununun eğri uçlu sopasıdır.)
21. Onun yüceliği öyle bir yapıdır ki dokuz kat göğün eyvanı ona ancak bir ek bina olabilir.
22. Hayal ulağı kıyamete dek dolaşsa onun yüce köşkünün çevresini dolaşıp bitiremez, sonunda başı döner.
23. Günlerin gerdanlığı süsünü onun cömert elinden bulur; dünya gül bahçesi onun lütuf rüzgârıyla tazelenir.
24. Hatem-i Tâî onun cömertlik mektubunun başlığındaki adın ne olduğunu bilse, o an kendi cömertlik mektubunu dürüp kapatırdı.
25. Allah onun eline saadet çevgânını verdi; adalet topuna vursun, çünkü meydan onundur.
26. Ey kerem madeni, seni nasıl öveyim ki bütün dünya bir araya gelse seni övemez.
27. Fazlî nerede, senin övücün olmak nerede; sözlerinden amacı yalnız hayırlı bir dua olsun.
28. Sözü uzatma, büyükleri usandırma; içtenlikle elini aç, hemen o şaha dua et.
29. Kış sultanı bütün dünyayı kendine itaat ettirip dünya ülkesine hâkim oldukça,
30. Allah ömrünün gül bahçesini kıştan korusun, devletinin bahçesini cennet gibi yemyeşil etsin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-ān" sesidir: sīm-efşān, iḥsān, devrān, her an, vīrān ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mustafa Özkat kasideyi Şehzade Mustafa'ya hitaben yazılmış ve klasik kaside anlayışıyla kaleme alınmış bir şitaiyye, yani kış kasidesi olarak tanımlar. On altı beyitlik nesib bölümü kışın gelişini bir savaş hikâyesi gibi anlatır; 17. beyit övgüye geçişi sağlar; memduhun adı 19. beyitte, şairin mahlası 27. beyitte geçer; kaside üç beyitlik bir dua ile biter. Dua bölümünde kış imgesine dönülür: kış dünyaya hükmettikçe şehzadenin ömür bahçesinin kıştan korunması dilenir.
Özkat kasideyi divanın 26. kasidesi olarak, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuadan (vr. 153b) yayımlar; şiirin bilinen başka nüshası yoktur. Nüshadaki başlık "Ḳaṣīde-i Fażlī berāy-ı Sulṭān Muṣṭafā"dır. 12. beyitteki "Ḫüsrev'[i]" kelimesinde köşeli parantez içindeki ek, neşirde vezin için yapılmış bir tamamlamadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Özkat, hikâye üslubuyla yazılmış nesib bölümünde şairin ağırlıklı olarak teşhis sanatını kullandığını belirtir. Kış bir sultandır; bahçe ülkesini yıkmak için soğuk askerini toplar, seher yelini ulak olarak salar. Bahçe korkudan bembeyaz kesilir, yer kefenini ve pamuğunu hazırlar, güneş başını alıp göklerin kalesine kaçar, akarsu ayna gibi bir zırh giyip katılaşır, ağaç dalları yaprak kınından gümüş mızraklar çeker. Sonunda karın şahı yerin tahtına oturur ve sözü her yerde su gibi geçer. Özkat bu son beyti, "her yerde sözü geçmek" deyiminin şiirdeki kullanımına örnek olarak verir; "su gibi" benzetmesi, buz tutmuş dünyada karın erimesine de gizlice işaret eder.
Özkat bu beyitlerde dönemin gündelik hayatına ait ayrıntılar da görür. İkinci beyitte sonbahar hummasıyla ateşlenen bahçenin beynine zamanın hekimi kâfur ezer; Özkat bu sözün, ateşli bir hastalık olan hummanın tedavisinde kâfurun kullanıldığını haber verdiğini söyler. Yedinci beyitte karla örtülen yer, ölümün her an gelebileceğini düşünerek kimseye yük olmamak için kefenini ve pamuğunu hazır tutan ihtiyatlı bir insana benzetilir. 13. beyitteki "günine göre görkini geymek", yani gününe göre kürk giymek, bir deyimi hatırlatır; Özkat 6. ve 8. beyitlerdeki "yüzü geçmek" ve "başını alıp gitmek" ifadelerini de şairin deyimleri arasında sayar.
Kasidenin bütününde kar ile gümüş arasındaki benzetme taşıyıcı imgedir. Gök bulut avucuyla gümüş saçar, akan suya gümüş külçeler bağışlar, ardıç ağacına gümüş kaftan giydirir. 17. beyitte bu imge övgüye bağlanır: kışın cömert avucu dünyayı gümüşe gark ettiği gibi, şehzadenin cömertliği de dünyayı gümüşe boğar. Birinci beyitteki "sā’il" kelimesi hem dilenci hem akan anlamıyla bir tevriyedir; böylece kar ve buz, bir dilenciye verilen sadakaya dönüşür. Övgü bölümünde şehzade Jüpiter, ay, güneş, Zühre, felek ve Zühal ile anılır; 20. ve 25. beyitlerdeki çevgân ve top imgeleri, at üstünde oynanan bu saray oyununa dayanır.
Tarihî Bağlam
Başlık ve 19. beyitteki "Muṣṭafā nām" sözü, kasidenin Şehzade Mustafa'ya sunulduğunu gösterir; 17. beyitte o, "Şeh-zāde-i Sulṭān-ı Cihān", dünya sultanının oğlu diye anılır. Fazlî 1543'ten 1553'e kadar Mustafa'nın Amasya'daki divanında kâtiplik yapmıştır; kasidenin hangi kış yazıldığı bilinmez. Mevsimlere göre yazılan nevruziye, hazaniye ve şitaiye gibi kasideler, şairlerin mevsim dönümlerinde hükümdarlara sundukları şiirlerdir; Fazlî'nin divanında Mustafa için bir nevruziye (16. kaside) ve bu şitaiye bulunur.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 200-203, kaside no. 26 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 153b); ayrıca s. 54 (kasideler üzerine), s. 79-80 (gündelik hayat) ve s. 86, 91, 94 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






