Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün

İy şehr-yār-ı taḫt-nişīn şāh-ı tāc-dār
Ẕātuñla buldı tāc şeref taḫt i‘tibār
Ṣāḥib-ḳırān taḫt-sitān şāh-ı tāc-baḫş
Sulṭān-ı taḫt-gīr şehen-şāh-ı tāc-dār
Ḫūrşīd-i tāc-ı Şāh-ı Selīm-i sipihr-taḫt
Tāc-ı ser-i şeref şeref-i taḫt-ı iḳtidār
Taḫtuñda baḫt-ı taḫt-ı sa‘ādet serüñde tāc
Tāc āftāb-ı zīver ü taḫt āsmān-medār
Ḳadrüñ şehine taḫt felek tāc āftāb
Ẕī-taḫt-ı zer-nigār zihī tāc-ı tāb-dār
Ol taḫt ki ‘aẓīmdür ol tāc ki şerīf
Tā ḥaşr tāc bāḳi ola taḫt pāy-dār
İḳbāl zīb-i taḫtdur iclāl dürr-i tāc
Ol taḫt ‘arş-pāye vü ol tāc mihr-vār
Gey başa tāc-ı ‘izzeti geç taḫt-ı devlete
Müştāḳdur çü taḫt saña tāc ümīd-vār
Ḫaṣmuña taḫt u tācı Ḫudā görmeyüp revā
Taḫt oldı dār çeşmine başına tāc ṭar
Ol tācı ḫāke ṣaldı irüp baḫt taḫtına
Sen taḫta geç ki tāc saña buldı inḥiṣār
Sen tāca raġbet eyleme vü taḫta meyl hīç
Zīrā ki taḫt u tāc çeker saña intiẓār
Şehler egerçi tāc ile miḥnetle faḫr ider
Ẕātuñla tāc nāziş ider taḫt iftiḫār
Olalı bende taḫt saña ser-figende tāc
Taḫt oldı ‘āli tāc ise baş üzre yiri var
Başa çıḳardı tāc işini buldı pāye taḫt
Anuñla tāca ‘izzet idüp taḫta i‘tibār
Zībā senüñle tāc mu‘allā senüñle taḫt
Tāc oldı ser-firāz olup taḫt üstüvār
Taḫtuña ferş ‘arş güher mihr tācuña
Esbāb-ı taḫt-ı baḫt güher tāc rūzgār
Bilse senüñle bulduġını tāc u taḫt ḳadr
Ṭopraġa ṣala tācı ‘adū taḫta ura nār
Ten-şūy taḫta taḫt ola seng-i mezār tāc
Ḳaṣd ide taḫt u tāca eger ḫaṣm-ı nā-bekār
Sensin çü taḫta müstaḥiḳ ü tāca müsta‘idd
A‘dāya tāc derd-i ser ü taḫt oldı dār
Ẕātuñla tāca ‘izzet idüp taḫta i‘tilā
Tāc oldı ser-bülend olup taḫt baḫtiyār
Taḫt oldı ‘arş-sāye vü tāc oldı ‘arş-sāy
Tāc oldı nām-dār olup taḫt iştihār
Taḫtuñı zīb ü tācuñı terṣī‘ içün müdām
Evṣāf-ı taḫt u tācda bu naẓm-ı āb-dār
Tāc-ı kelāma dürdür u taḫt-ı süḫanda raḫt
Geldüm o taḫt u tāca yed-i ‘acz ile nis̱ār
Gördüm ki taḫt tācuña lāyıḳ güher degül
Evṣāf-ı taḫt u tācdan idüp hemān güẕār
Geçdüm çü taḫt u tācdan itdüm ‘azil yolın
İy tāc-baḫş u taḫt-sitān oldum iḫtiyār
Ẕillet türābı taḫt baña tāc seng-i yār
Taḫt ehliyüm ser-āmed-i ‘uşşāḳ-ı tāc-vār
Başumda tāc neşgeh-i mey taḫt mıṣṭaba
Taḫt-ı melāmet üzre benüm şāh-ı tāc-dār
Māh olsa tāc taḫt saña çerḫ yiridür
Sensin o taḫt u tāc ile ḫūbāne şehr-yār
Taḫt oldı saña nāz başuñda ġurūr tāc
Olduñ o taḫt u tāc ile fettān her diyār
Taḫt-ı bahāda görse seni tāc-ı ḥüsn ile
Terk ide tācı Yūsuf idüp taḫtdan firār
O taḫta ḳılma tekye o tāca ṣaḳın ġurūr
Ne tāc bāḳidür saña ne taḫt ber-ḳarār
Olursa taḫt taḫt-ı Süleymān u tāc hem
Çün tācı gel virür yile ol taḫtı rūzgār
Fażlī saña ne tāc gerek dünyede ne taḫt
Der-gāh-ı şāh taḫt yeter tāc ḫāk-dār
Bī-taḫt u tāc gerçi gedāsın velī Ḫudā
Şükr eyle ḳıldı tāc ile taḫt ile nām-dār
Taḫt oldı nes̱r tāc saña naẓm dir gören
Ḥaḳ saña tāc u taḫt-ı müsellem hezār bār
Taḫt-ı feṣāḥat üzre şeh-i tāc-dārsın
Ma‘nā başuñda tāc u taḫt üzre āşikār
Bu ḫoş ḳaṣīde kim ṣıfat-ı taḫt u tācdur
Da‘vā-yı taḫt u tāca delīl olsa vechi-vār
Ol taḫt u tāc ile çü ser-efrāzsın bugün
Ḳıl tāc u taḫt-ı şāha du‘ā leyl ile nehār
Bu taḫt u tācdan ġarażuñ ḫod du‘ā durur
Yoḫsa ḳuru baş aġrısıdur tāc u taḫt-ı yār
Niteki taḫt u tāc ile şehler bulup kemāl
Tāc ile ser-firāz ola taḫt ile baḫtiyār
Taḫtuñ sipihr ola vü tācuñ ḫuceste nehr
Olup cihānda tāc ile taḫt ile kām-kār
Taḫtuñ Ḫudā refī‘ ide tācuñ bülend-i ser
Taḫt üzre ol murāduñ ile tāc-dār-vār

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey tahtta oturan hükümdar, taç sahibi şah; senin zatınla taç şeref, taht itibar buldu.

2. Sahibkıran, taht alan, taç bağışlayan şah; taht ele geçiren sultan, taç sahibi şehinşah.

3. Gök tahtlı Şah Selim'in tacının güneşi; şeref başının tacı, iktidar tahtının şerefi.

4. Tahtında saadet tahtının bahtı, başında taç vardır; taç güneş süslü, taht gök eksenlidir.

5. Kadrinin şahına felek taht, güneş taçtır; ne güzel altın işlemeli taht, ne güzel parıltılı taç.

6. O taht ki büyüktür, o taç ki şereflidir; mahşere dek taç kalıcı, taht sağlam olsun.

7. İkbal tahtın süsü, yücelik tacın incisidir; o taht arş basamaklı, o taç güneş gibidir.

8. Başına izzet tacını giy, devlet tahtına geç; çünkü taht sana hasret, taç seni ümitle bekliyor.

9. Allah tahtı ve tacı hasmına layık görmeyince taht onun gözüne darağacı, taç başına dar oldu. ("Dār", darağacı, ile "ṭar", dar, arasında ses oyunu vardır.)

10. O, tacı toprağa saldı; sen baht tahtına erişip tahta geç, çünkü taç yalnız sana ayrılmıştır.

11. Sen taca rağbet etme, tahta da hiç meyletme; çünkü taht da taç da seni beklemektedir.

12. Şahlar taçla ve emekle övünseler de, senin zatınla taç naz eder, taht övünür.

13. Taht sana kul, taç sana başı eğik olalı taht yüceldi, taç ise baş üstünde yer buldu.

14. (Sen) taç işini başa çıkardın, taht mertebe buldu; böylece taca izzet, tahta itibar verdin.

15. Taç seninle güzel, taht seninle yücedir; taç başı yüksek, taht sağlam oldu.

16. Tahtına arş döşek, tacına güneş mücevherdir; baht tahtının eşyası cevher, tacı ise zamanın kendisidir. (İkinci mısraın anlamı tam açık değildir.)

17. Taç ve taht değerini seninle bulduğunu bilse, düşman tacı toprağa atar, tahtı ateşe verir.

18. O hayırsız hasım tahta ve taca kastederse, teneşir tahtası ona taht, mezar taşı taç olur.

19. Tahta layık, taca hazır olan sen olduğun için düşmanlara taç baş ağrısı, taht darağacı oldu.

20. Senin zatınla taca izzet, tahta yücelik oldu; taç başı yüksek, taht bahtiyar oldu.

21. Taht arşa gölge salan, taç arşa değen oldu; taç ün kazandı, taht şöhret buldu.

22. Tahtını süslemek, tacını mücevherle işlemek için bu parlak nazım daima taht ve taç vasfındadır.

23. Söz tacına inci, söz tahtına eşya olarak o taht ve taca acizlik eliyle saçı saçmaya geldim.

24. Gördüm ki taht da tacına layık bir cevher değil; taht ve taç vasıflarını hemen bırakıp geçtim.

25. Ey taç bağışlayan, taht alan, tahttan ve taçtan geçip çekilme yolunu tuttum, yaşlandım.

26. Bana zillet toprağı taht, sevgilinin kapısının taşı taçtır; ben taht ehliyim, âşıkların başı olan taç gibiyim.

27. Başımda taç şarabın sarhoşluğu, tahtım meyhanenin sekisidir; melamet tahtı üzerinde taç sahibi şah benim. (Melamet, kınanmayı göze alıp dış görünüşe aldırmama yoludur.)

28. (Ey sevgili,) ay sana taç, felek taht olsa yeridir; o taht ve taçla güzellerin hükümdarı sensin.

29. Naz sana taht, gurur başında taç oldu; o taht ve taçla her diyarı fitneye veren oldun.

30. Yusuf seni güzellik tacıyla değer tahtında görse tacını bırakır, tahttan kaçardı.

31. O tahta yaslanma, o taçla sakın gururlanma; ne taç sana kalıcıdır ne taht yerinde durur.

32. Taht Süleyman'ın tahtı, taç da onun tacı olsa, bil ki zaman o tacı da o tahtı da yele verir. (Hz. Süleyman'ın tahtının rüzgârla taşındığı anlatılır.)

33. Fazlî, sana dünyada ne taç gerek ne taht; şahın dergâhı taht, onun toprağı taç olarak yeter.

34. Gerçi tahtsız, taçsız bir dilencisin; ama Allah'a şükret ki seni taçla ve tahtla ünlü etti.

35. Gören, "nesir sana taht, nazım taç oldu" der; taç da taht da Hak tarafından sana bin kere teslim edilmiştir.

36. Fesahat tahtı üzerinde taç sahibi bir şahsın; anlam, başında taç olarak tahtın üzerinde apaçık durur.

37. Taht ve tacın vasfı olan bu hoş kaside, taht ve taç davasına delil olsa yeridir.

38. Bugün o taht ve taçla başın yüksek olduğuna göre gece gündüz şahın tacına ve tahtına dua et.

39. Bu taht ve taçtan maksadın zaten duadır; yoksa dostun tacı ve tahtı kuru bir baş ağrısıdır.

40. Şahlar taht ve taçla kemal bulup taçla başları yüksek, tahtla bahtiyar oldukça,

41. tahtın gök, tacın kutlu bir ırmak olsun; cihanda taçla ve tahtla muradına eresin. (Taç için kullanılan "ḫuceste nehr", yani kutlu ırmak, ifadesi yadırgatıcıdır.)

42. Allah tahtını yüce, tacını başı yüksek etsin; taht üzerinde muradınca taç sahibi olarak kal.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir kırk iki beyitlik bir kasidedir. Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ār" sesidir (tāc-dār, i‘tibār, iḳtidār, medār, pāy-dār...); redif yoktur. Başlığı "Ḳaṣīde-i Taḫt u Tāc Ḳara Fażlī Berāy-ı Sultān Selīm Ḫān"dır; yani Kara Fazlî'nin Sultan Selim Han için yazdığı "taht ve taç kasidesi". Özkat'a göre kasidede nesip bölümü yoktur; şair üçüncü beyitte Şehzade Selim'in adını anarak doğrudan övgüye geçer. Kasidenin adına uygun olarak "taht" ve "taç" kelimeleri bütün beyitlerde geçer. Mahlas 33. beyitte kullanılır; son beyitler duadır.

Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 143a) bulunur. Kime ve hangi yıl sunulduğu başlıktan kısmen anlaşılır: kaside Şehzade Selim'e yazılmıştır, ancak yılı bilinmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin asıl sanatı, iki kelimeyi kırk iki beyit boyunca her seferinde başka bir ilişki içinde kullanabilmektir. Özkat'ın deyişiyle Fazlî bu kasidenin bütün beyitlerinde "taht" ve "taç" kavramlarıyla oynar. Kelimeler bazen sıfat tamlaması kurar (taht alan, taç bağışlayan), bazen bir istiareye girer (felek taht, güneş taç), bazen de bir tezat kurar: hasmın gözünde taht darağacına, tacı başına dar gelen bir şeye dönüşür (9. beyit); kötü niyetli hasma teneşir tahtası taht, mezar taşı taç olur (18. beyit); düşmanlara taç baş ağrısı, taht darağacıdır (19. beyit). Bu son örneklerde "taht" ile "tahta", "dār" ile "ṭar" arasında ses oyunları yapılır. 37. beyitte şair kasidesini bizzat "taht ve tacın vasfı olan bu hoş kaside" diye anar ve onun taht ve taç davasına delil olabileceğini söyler. Özkat'ın derlediği deyimler arasında bu kasideden "baş üstünde yeri olmak" (13. beyit), "başa çıkarmak" (14. beyit), "yele vermek" (32. beyit) ve "baş ağrısı" (39. beyit) bulunur.

Kasidenin ortasında bir tegazzül bölümü yer alır. 23-25. beyitlerde şair övgüyü bırakır: taht ve tacı anlatacak cevherin yetmediğini söyler ve tahttan ve taçtan geçip çekilme yolunu tuttuğunu, yaşlandığını belirtir. Özkat bu beyitten, Fazlî'nin kasideyi yazdığı yıllarda oldukça yaşlanmış olduğunun anlaşıldığını söyler. 26-31. beyitlerde ise âşık ile sevgilinin "taht ve taç"ı anlatılır: âşığın tahtı zillet toprağı, tacı sevgilinin kapısının taşıdır; melamet tahtında şarap sarhoşluğunu taç edinmiş bir şahtır. Sevgilinin tahtı naz, tacı gururdur; Yusuf bile onu görse tahtından kaçardı. Bu bölüm 31-32. beyitlerde bir öğütle kapanır: ne taç kalıcıdır ne taht; Süleyman'ın tahtını bile zaman yele verir. Hz. Süleyman'ın rüzgârla taşınan tahtına yapılan telmih, "yele vermek" deyimiyle birleşir.

33-36. beyitler bir fahriyedir. Şair dünyada taca ve tahta ihtiyacı olmadığını, şahın dergâhının ona taht, toprağının taç olarak yettiğini söyler; ama hemen ardından kendi tahtını ve tacını anlatır: nesir ona taht, nazım taç olmuştur ve bunlar Hak tarafından ona bin kere teslim edilmiştir (35. beyit); o, fesahat tahtının taç sahibi şahıdır (36. beyit). Özkat bu iki beyti Fazlî'nin şiir anlayışını ve kendine güvenini gösteren beyitler arasında iki kez anar: şair nesir tahtı üzerinde nazım tacını giymiş olarak oturduğunu söyleyerek övünür. Fazlî'nin hem şair hem de münşi olarak tanındığı düşünülürse, nesrin taht, nazmın taç olması onun iki mesleğini birden anlatır.

Tarihî Bağlam

Özkat'a göre Fazlî, Şehzade Mustafa'nın 1553'te öldürülmesinden sonra Şehzade Selim'in divan kâtibi olmuş, Manisa, Konya ve Kütahya'da onun yanında bulunmuş ve 1562'de reisülküttaplığa getirilmiştir. Kasidedeki yaşlılık ve çekilme sözleri onun bu son yıllarına işaret eder. Kasidede Selim'in tahta ve taca kastetmiş bir "hasmı"ndan söz edilmesi (9, 17-19. beyitler), Selim ile kardeşi Bayezid arasındaki taht mücadelesini akla getirir; Fazlî'nin son yıllarında Bayezid'in İran'a sığınması üzerine yürütülen yazışmaları idare ettiği de bilinir. Ancak kasidede Bayezid'in adı geçmez ve Özkat bu bağlantıyı kurmaz.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 205-208, kaside no. 28 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 143a); ayrıca s. 19 (hayatı), s. 38 ve 102 (şiir anlayışı), s. 54-55 (kasideler üzerine) ve s. 91-93 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
  • Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.

Çevrimiçi kaynaklar