Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün
Yine güller açılup ḳaldı yirinde dikeni
Bozdı dihḳān-ı felek bāġı ḳurutdı çemeni
Bāda vardı gül ile lāle yirinde yil eser
Rūzgār itdi ḥavāle yine yapraḳ dökeni
Lāle cāmını urup yire getürdi ayaġı
Gördi kim şāh-ı ḫazān geldi bozup encümeni
Berg ü bārını döküp yaḳdı vü yıḳdı bāġı
Sebzeyi bāda virüp ṭopraġa ṣaldı semeni
Yumdı bu derd ile göz bāġ-ı cihāndan nergis
Ḫancere düşdi görüp sūsen o zecr ü miḥeni
Bülbülüñ ṣıḳlıġı diñdi vü ḥużūrı uçdı
Gördi kim gül açılup gözine girdi dikeni
İrişüp faṣl-ı ḫazān ile ta‘ayyün bāġa
Ten-i ‘āşıḳ gibi zerd eyledi rūy-ı çemeni
Gerçi yüz reng ile zeyn itmiş idi anı bahār
Virdi ta‘yīn aña reng ile ḫarīfüñ düzeni
Līk ger ṭoyduñ ise rengi virüp rengin anuñ
Mey-i rengīn ile ḳıl tāze dil ü cān u teni
Yine bir gūne ṣafā irdi bilürseñ dehre
Eyle biñ gūne ṣafā ṭut sözümi esle beni
‘Āleme köhne bahār ile irüp bir ‘ālem
Kim eger tāze bahārı görüp ol ḫoş zemeni
Devr-i ‘adlinde ḫuṣūṣā şeh-i ‘ālī-şānuñ
Çü na‘īm oldı naġam birle cihān cümle ġanī
Ḥażret-i Şāh Selīm ibn-i Süleymān-ı zemān
Ki Süleymān gibi rām itdi niçe Ehremen’i
Tīġı ger rūz-ı veġā ‘arż-ı şecā‘at itse
Ḳahr ile zār u zebūn ide niçe Tehmeten’i
Ḳahramān’ı ide ḳahr u göre Rüstem sitemin
‘Azm-ı rezm itse kemīn bende-i şemşīr-zeni
Şaḥne-i ma‘deletüñ bāġa ṣalupdur bādı
Ḳapduġıçün seḥerī tāc-ı gül ü yāsemeni
Būy-ı ḫulḳuñ ṭutalı dehri düşüp sevdāya
Reşk ile baġrını ḫūn eyledi misk-i Ḫotan’ı
Şecer-i salṭanatuñ bīḫ-i ‘adālet ṣalalı
Ṭutdı ṭūbā gibi āfāḳı ser-ā-ser şeceni
Ḫoş geçer cümle cihān ḫalḳı bugün sāyeñde
Müntehā gördi gören sidreden iy şāh seni
Sen ṭururken ide mi kimse varup ġayrı penāh
Kim eger sāye-i ṭūbā var iken nārveni
Ribḳa-i emrüñi her kim ki bile ḥabl-i metīn
Yiridür gerden-i āfāḳa ṣalarsa reseni
Gerçi kim var ḳuluñ ḳudreti biñ beyt diyem
Vaṣf u medḥüñde açup şevḳ ile şāhum deheni
Līk yoḳ medḥüñe ġāyet ne [di]yem vaḳti durur
Şimdiden girü ġazel ṭarzına çeksem süḫanı
‘Ārıżuñ bāda virür luṭf-ile berg-i semeni
Kākülüñ ḫāke ṣalar ḳahr ile müşg-i Ḫotan’ı
Bāġbānā bize ol ḳadd ü bu ‘ārıż besdür
Oda yaḳ serv-i revānı ṣuya ṣal yāsemeni
Görse nūr-ı Ṣamed’i bilse cemālüñ sırrın
Yıḳa rāhib ṣanemi vü yaḳa müşrik şemeni
Gül-i bī-ḫār iken ol ġonce cihān bāġında
Dikenin gözine ṣoḳ görür iseñ gül dikeni
Ḳoma miskīnleri pā-beste belā dāmında
Külehüñden çıḳar ol kākül-i ‘anber-şikeni
Dāġ-ı ‘ışḳuñla olan lāle gibi rūz-ı ḳıyām
Ḫākdan ḳalḳa ṣarup boynına ḫūnīn kefeni
Beni bu ġam yaḳasın serveri pehlūya çeker
Her ḳabā zīver ü zer gösterüp ol sīm-teni
Ḳoçmasun kimse diyü üstine dir dir ditrer
Nice nāzükdür o sīmīn bedenüñ pīreheni
İşiden cān ile öldür beni sevmezse seni
Diyesin öldürürüm ger beni cāndan seveni
Zülfüñi ayaġa ṣal devr-i şeh-i ‘ādildür
Baṣasın lāyıḳ odur mekr ü fesād u fiteni
Nice vaṣf eyleye vaṣṣāf ‘ulüvv-i şānuñ
Ne felek-ḳadr ki nisbet görinür dūn u denī
Ḥüsn-i ṣūretle olup cāmi‘-i ḥüsn-i sīret
Ḥüsn ü ḫulḳ ile ḳamu ‘ālemüñ olduñ ḥaseni
Rehber-i ehl-i sefer şaḥne-i ‘adlüñ olalı
Görmez illā ki reh-i dārda il rāh-zeni
Pād-şāhum naẓar it luṭf ile Fażlī ḳuluña
Ṣıfat-ı şi‘rüñ olupdur bugün üstād-ı feni
Muntaẓam ḳıldı yine ḳılmaġa pāyuña nis̱ār
Rişte-i naẓm-ı laṭīfe niçe dürr-i ‘Aden’i
Gūş-vār olsa eger gūş-ı şehe lāyıḳdur
Bugün ol dürr-i s̱emīnüñ ki bilinmez s̱emeni
S̱emen ol gevher-i yektāya ḳabūl-i şehdür
Ger ḳabūl ide anı luṭf ile ol şāh-ı ġanī
Baḥr-i naẓm içre nice ola sefīne seyri
Şimdiden girü du‘ā semtine ṭutdum deheni
Nice kim faṣl-ı ḫazān ile irüp dehre ġınā
Pür ide dürlü ni‘am birle zemīn ü zemeni
Ni‘met ü devlet ü ‘izz ü şeref ü ḳudretle
Pād-şāhum ḳıla pāyende Ḫudāvend seni
Günümüz Türkçesiyle
1. Güller yine açılıp gitti, yerinde dikeni kaldı; feleğin bahçıvanı bahçeyi bozdu, çimeni kuruttu.
2. Gül ile lale yele gitti, yerlerinde yeller esiyor; zaman yaprak dökme işini yine ona havale etti.
3. Lale, güz şahının gelip meclisi bozduğunu görünce kadehini yere vurdu, ayağını yere getirdi. ("Ayak" hem kadeh hem ayak demektir; lalenin sapı kadehin ayağına benzetilir.)
4. (Güz şahı) yaprağını ve meyvesini dökerek bahçeyi yaktı, yıktı; yeşilliği yele verip yaseminleri toprağa saldı.
5. Nergis bu dertle cihan bahçesinden gözünü yumdu; süsen o eziyeti ve sıkıntıyı görüp hançerin üstüne düştü.
6. Bülbülün sıkıntısı dindi ama huzuru da uçup gitti; çünkü gülün açılıp gittiğini, dikeninin gözüne battığını gördü.
7. Güz mevsimi bahçeye erişip yerleşince çimenin yüzünü âşığın teni gibi sapsarı etti.
8. Gerçi bahar onu yüz renkle süslemişti; güzün düzeni de ona kendi rengiyle bir biçim verdi.
9. Ama onun renginden bıktıysan, renkli şarapla gönlünü, canını ve tenini tazele.
10. Bilirsen, dünyaya yine bir türlü neşe erişti; bin türlü neşe et, sözümü tut, beni dinle.
11. Eski baharla âleme bir âlem erişti ki taze baharı ve o hoş zamanı görmüş gibi (olursun). (Beytin söz dizimi tam açık değildir.)
12. Hele yüce şanlı şahın adalet devrinde nimet nağmelerle birleşince bütün cihan zengin oldu.
13. O, zamanın Süleyman'ının oğlu Hazret-i Şah Selim'dir ki Süleyman gibi nice Ehrimen'i (devi) boyun eğdirdi. (Hz. Süleyman'ın devlere hükmettiği anlatılır.)
14. Kılıcı savaş gününde yiğitlik gösterse nice Tehemten'i (Rüstem'i) kahırla zavallı ve güçsüz eder.
15. Onun kılıç vuran en aşağı kulu savaşa niyet etse Kahraman'ı kahreder, Rüstem onun zulmünü görür.
16. Adaletinin bekçisi rüzgârı bahçeden atmıştır, çünkü seher vakti gülün ve yaseminin tacını kapmıştı. (Güz rüzgârının çiçekleri döküşü bir hırsızlığa benzetilir.)
17. Huyunun kokusu dünyayı tutalı Hoten miski sevdaya düşüp kıskançlıktan bağrını kana bulamıştır. (Misk, ceylanın göbeğindeki kurumuş kandan elde edilirdi.)
18. Saltanat ağacın adalet kökünü saldığından beri, dalları Tûbâ ağacı gibi ufukları baştan başa kapladı. (Tûbâ, cennetteki büyük ağaçtır.)
19. Ey şah, bugün bütün cihan halkı senin gölgende hoş geçinir; seni gören, Sidre'nin ötesindeki son noktayı (Müntehâ'yı) gördü. (Sidretü'l-müntehâ, yedinci kat gökteki ağaçtır.)
20. Sen dururken kimse gidip başka bir sığınak arar mı; Tûbâ'nın gölgesi varken kim nar ağacını seçer.
21. Emrinin ilmeğini sağlam bir ip bilen kişi, ufukların boynuna o ipi atsa yeridir. ("Ḥabl-i metīn", Kur'an'da geçen "sağlam ip" ifadesidir.)
22. Şahım, kulunun senin vasfında ve övgünde coşkuyla ağzını açıp bin beyit söyleyecek gücü gerçi vardır.
23. Ama övgünün sonu yoktur, ne diyeyim; vaktidir, bundan sonra sözü gazel tarzına çekeyim.
24. Yanağın lütufla yasemin yaprağını yele verir; kâkülün kahırla Hoten miskini toprağa atar.
25. Ey bahçıvan, bize o boy ile bu yanak yeter; salınan serviyi ateşe at, yasemini suya sal.
26. Rahip Samed'in (Allah'ın) nurunu görse ve güzelliğinin sırrını bilse putunu yıkar, müşrik de putunu yakar.
27. O gonca cihan bahçesinde dikensiz bir gülken, gülün dikenini görürsen dikenini kendi gözüne sok.
28. Zavallıları bela tuzağında ayağı bağlı bırakma; o amber kokulu kâkülü külahından çıkar.
29. Senin aşkının yarasını taşıyanlar kıyamet günü lale gibi boyunlarına kanlı kefen sarıp topraktan kalkar.
30. O gümüş tenli her kaftanın süsünü ve altınını gösterip beni bu gamın yakasından tutup kendine çeker. (Beytin söz dizimi tam açık değildir.)
31. O gümüş bedenin gömleği ne kadar nazlıdır ki kimse onu kucaklamasın diye üstüne titrer.
32. "Seni sevmiyorsa beni öldür" diyeni canla işitince, "beni candan seveni öldürürüm" dersin. (Sevgilinin zulmünü anlatan beytin söz dizimi kapalıdır.)
33. Zülfünü ayaklarına sal, adil şahın devridir; hile, fesat ve fitne de ayak altında çiğnenmeye layıktır.
34. Övgü söyleyen senin şanının yüceliğini nasıl anlatsın; ne felek kadirlisin ki yanında her şey alçak ve bayağı görünür.
35. Güzel suretinle güzel siretini bir araya getirdin; güzellik ve huyla bütün âlemin en güzeli oldun.
36. Adaletinin bekçisi yolculara kılavuz olalı, halk yol kesiciyi darağacı yolundan başka yerde görmez.
37. Padişahım, kulun Fazlî'ye lütufla bir bak; o bugün şiirin vasıflarında bu sanatın üstadı olmuştur.
38. Senin ayağına saçmak için ince nazım ipine yine nice Aden incisini dizdi.
39. O değerli inci ki bugün fiyatı bilinmez, küpe olsa şahın kulağına layıktır.
40. O biricik cevherin fiyatı şahın kabulüdür; yeter ki o zengin şah onu lütufla kabul etsin.
41. Nazım denizinde gemi daha nasıl yol alsın; bundan sonra ağzımı dua yönüne çevirdim.
42. Güz mevsimiyle dünyaya bolluk erişip yeri ve zamanı türlü nimetlerle doldurdukça,
43. padişahım, Allah seni nimet, devlet, izzet, şeref ve kudretle kalıcı kılsın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir kırk üç beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-eni" sesidir (dikeni, çemeni, dökeni, encümeni, semeni...); redif yoktur. Başlığı "Ḳaṣīde-i Fażlī Berāy-ı Sultān Selīm Ḫān"dır. Özkat'a göre kaside Şehzade Selim için yazılmış bir "hazâniyye", yani sonbaharı konu alan bir kasidedir. On bir beyitlik nesip bölümünde sonbahar tasviri yapılır; memduhun adı 13. beyitte anılır, şair mahlasını kullandığı 37. beyte kadar memduhunu över ve kaside altı beyitlik bir dua ile biter. Övgü bölümünün ortasında, 23. beyitte şairin kendisinin haber verdiği bir tegazzül, yani gazel tarzında bir ara bölüm yer alır (24-33. beyitler).
Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 150a) bulunur. 13. beyitteki "ibn-i" kelimesi nüshada "bin" biçimindedir; Özkat vezin gereği "ibn-i" olması gerektiğini belirtir. 23. beyitteki "[di]yem" neşirde yapılmış bir tamamlamadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Nesip bölümü, Fazlî'nin bahar ve nevruz kasidelerinin tersidir. Burada mevsim bir yıkıcı olarak gelir: feleğin bahçıvanı bahçeyi bozar, gül ile lale yele gider, güz şahı meclisi dağıtır. Çiçekler bu yıkıma insan gibi tepki verir: lale kadehini yere vurur, nergis gözünü yumar, süsen hançerin üstüne düşer, bülbülün huzuru uçar. Üçüncü beyitte "ayak" kelimesi hem kadeh hem ayak anlamıyla kullanılır. Yedinci beyitte çimenin sararması âşığın sarı tenine benzetilir. Dokuzuncu ve onuncu beyitlerde şair hüzünden neşeye döner: güzün renginden bıkan, renkli şarapla gönlünü tazelesin. Özkat onuncu beyitteki "esle-" fiilini, "dinlemek" anlamında, Fazlî'nin şiirlerinde yaşayan eski Türkçe kelimelere örnek gösterir. İkinci beyitteki "yerinde yeller esmek" ile onuncu beyitteki "söz tutmak" deyimleri de Özkat'ın listesindedir.
Övgü bölümüne geçişte güz imgeleri adalet temasına bağlanır. 16. beyitte Selim'in adalet bekçisi rüzgârı bahçeden kovmuştur, çünkü rüzgâr seherde gülün ve yaseminin tacını kapmıştır; böylece güzün yıkımı bir hırsızlık suçuna, şehzadenin adaleti de bu suçun cezasına dönüşür. 13. beyitte Selim, babası Süleyman'ın adına uygun olarak Hz. Süleyman gibi devlere hükmeden biri olarak anılır; 14-15. beyitlerde Şehnâme kahramanları Tehemten ve Kahraman onun karşısında güçsüz kalır. 18-20. beyitlerde saltanat ağacı cennetteki Tûbâ'ya benzetilir; 19. beyitte "Sidretü'l-müntehâ" adıyla oynanır: şehzadeyi gören, Sidre'nin ötesindeki son noktayı görmüştür.
23. beyitte şair övgünün sonu olmadığını söyleyip sözü "gazel tarzına" çeker. Bu tegazzül bölümünde klasik sevgili tablosu çizilir: yanak yasemin yaprağını, kâkül Hoten miskini utandırır; rahip sevgilinin güzelliğinin sırrını bilse putunu yıkar; âşıklar kıyamette lale gibi kanlı kefenlerle topraktan kalkar. 31. beyitte sevgilinin gömleği, kimse onu kucaklamasın diye "üstüne titrer"; Özkat bu deyimi listesine alır. Bölüm 33. beyitte ustaca kapanır: sevgilinin zülfü ayak altına salınmalıdır, çünkü adil şahın devrinde hile, fesat ve fitne ayak altında çiğnenmeye layıktır. Zülfün fitne ile birlikte anılması divan şiirinde bilinen bir mazmundur; şair onu övgüye dönüşün aracı yapar. 37-40. beyitlerde Fazlî kendini şiir sanatının üstadı, kasidesini şahın kulağına küpe olacak, fiyatı bilinmez bir inci olarak sunar.
Tarihî Bağlam
Kaside Şehzade Selim'e sunulmuştur. Özkat'a göre Fazlî, Şehzade Mustafa'nın 1553'te öldürülmesinden sonra Selim'in divan kâtibi olmuş ve Manisa, Konya ve Kütahya'da onun yanında bulunmuştur. Kasidenin hangi yılın güzünde yazıldığı bilinmez.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 214-217, kaside no. 30 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 150a); ayrıca s. 19 (hayatı), s. 55 (kasideler üzerine), s. 93 (deyimler) ve s. 105 (eski Türkçe kelimeler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






