Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün
Ḳanı ol şeh ki nāmı velvele ṣalmışdı devrāna
Şecā‘atde naẓīri gelmedi hergiz bu meydāna
Dirīġā geçdi erbāb-ı ġaraż Sulṭān Süleymān’a
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Yolında pādişāhuñ ṣādıḳ iken ol şeh-i a‘lā
Dirīġā itdi ‘iṣyān töhmetin bühtān idüp a‘dā
Gör āḫir ol ṣadāḳat birle başın virdi bī-pervā
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Cihānı ‘adl ü dād ü luṭf-ı cūd ile ṭutup nāmı
Ḳul itmişdi muḥabbet birle cümle hāṣ ile ‘āmı
Dirīġā ol muḥabbet āfet oldı gör ser-encāmı
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
O bir şeh-bāz idi ṣaḥrā-yı devletde hümā-pervāz
Nice ‘anḳālar olmışdı şikārı çāpük ü mümtāz
Geçerken murġ-ı zīrek dāme düşdi āḫir ol şeh-bāz
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Ḳanı ol yāl ü bāl ü ḥüsn ü ḫulḳ ü ṣūret-i mevzūn
Ḳanı ol luṭf-ı cūd ü ‘adl ü dād ü ḥüsn-i rūz-efzūn
Dirīġā rūzgār itdi o ḥüsn ü ḫulḳı diger-gūn
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Şecā‘at mīşe-zārında o bir şīr idi merd-efgen
Niçe şīri zebūn itmişdi ḳahr-ı ḫavf ü ḫaşyetden
Zebūn itdi velīkin fitne ile rūbeh-i düşmen
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Ḳatı ḥayf oldı bu ḥayfâ firāḳ adıyla cān yansun
Ne cān cümle cihān belki zemīn ü āsümān yansun
Bu derde kāfir aġlasun demidür müslümān yansun
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Gözüm ḳan aġla kim ḳan aġlamaḳ oldı senüñ kāruñ
Çün aldı çıḳdı ḥayf ü ẓulm ile şāh-ı cihāndāruñ
Bu mıṣrā‘ birle olsun ḥaşr olınca āh ile zāruñ
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Yolında pādişāhuñ yoḳ idi bir ẕerre noḳṣānı
Ne oġul cānla olmış idi anuñ ḳul u ḳurbānı
Dirīġā başın aldurdı ‘adüvvün ḳurı bühtānı
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Ḳarār itmişdi milk-i Rūm’da ol şāh-ı nīkū fer
Olup ser-ḥadde Ye‘cūc-ı fitenden sedd-i İskender
Çü gitdi fitneden ṣanmañ ki ḫālī ola bu kişver
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Demidür ḳulları tā ḥaşr olınca eyleyüp efgān
Yanup bu āteş ile her biri ḳalsun ciger biryān
Muṣībet-dīde Fażlī gib’olsun derd ile giryān
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān’a
Günümüz Türkçesiyle
1. Hani o şah, adı dünyayı çalkalayan? Yiğitlikte bu meydana onun bir eşi hiç gelmedi. Yazık ki kötü niyetliler Sultan Süleyman'ın yanında sözlerini geçirdi. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
2. O yüce şehzade padişahın yolunda sadık iken, yazık ki düşmanlar iftira edip onu isyanla suçladı. Bak, sonunda o sadakatle başını hiç çekinmeden verdi. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
3. Adaleti, insafı, lütfu ve cömertliğiyle adını dünyaya yaymış, seçkinleri de halkı da sevgisiyle kendine kul etmişti. Yazık ki o sevgi başına bela oldu; işin sonuna bak. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
4. O, devlet çölünde hüma kuşu gibi yükseklerde uçan bir şahin idi; nice çevik ve seçkin anka kuşu onun avı olmuştu. Akıllı kuş geçip giderken o şahin sonunda tuzağa düştü. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
5. Hani o boy bos, o güzellik, o huy ve o ölçülü endam? Hani o lütuf, cömertlik, adalet, insaf ve gün geçtikçe artan güzellik? Yazık ki felek o güzelliği ve o huyu bambaşka bir hale soktu. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
6. Yiğitlik ormanında o, yiğitleri yere seren bir arslandı; nice arslanı öfkesinin verdiği korku ve dehşetle yıldırmıştı. Ama düşman tilki onu fitneyle yere serdi. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
7. Çok yazık oldu; bu acıklı ayrılığın adı anıldıkça canlar yansın. Yalnız canlar değil, bütün dünya, hatta yer ve gök yansın. Bu derde kâfir bile ağlasın; şimdi Müslümanın yanma vaktidir. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
8. Ey gözüm, kan ağla; çünkü artık işin kan ağlamaktır. Dünyayı yöneten şahın, haksızlık ve zulümle elinden alındı, gitti. Kıyamete dek âhın ve iniltin bu mısrayla olsun: İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
9. Padişahın yolunda onun zerre kadar kusuru yoktu. Ne oğuldu; canıyla babasının kulu ve onun uğruna kurbanı olmuştu. (Mısra, "canıyla oğul olarak onun kulu ve kurbanı olmuştu" diye de okunabilir.) Yazık ki düşmanın kuru iftirası onun başını aldırdı. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
10. O güzel yüzlü şah Rûm diyarında yerleşmiş, sınırda fitne Ye'cüc'üne karşı İskender'in seddi olmuştu. O gittiğine göre bu ülkenin fitneden boş kalacağını sanmayın. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
11. Şimdi onun kullarının kıyamete dek feryat etme vaktidir; bu ateşle yanıp her birinin ciğeri kebap olsun. Hepsi bu musibeti görmüş Fazlî gibi dertle ağlasın. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir on bir bentlik bir murabba mersiyedir. Murabba, dört mısralık bentlerden kurulan bir nazım şeklidir; burada her bendin dördüncü mısraı "Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān'a" nakaratı olarak tekrarlanır, bu yüzden şiir mütekerrir bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir, nakarat da birinci bendin kafiyesine bağlanır. Vezin hezec bahrinin "mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün" kalıbıdır. Mahlas son bentte "Muṣībet-dīde Fażlī" sözünde geçer. Mustafa Özkat bu mersiyeyi divanın 27. musammatı olarak yayımlamıştır. Metnin kaynağı bir yazma değildir: Özkat şiiri, Mustafa İsen'in Acıyı Bal Eylemek adlı mersiye antolojisinden alır; İsen de onu Ayhan Güldaş'ın 1989'da Kubbealtı Akademi Mecmuası'nda yayımladığı "Bilinmeyen Şehzade Mustafa Mersiyeleri" makalesinden nakletmiştir. Özkat'ın belirttiğine göre iki yayında da transkripsiyon işaretleri yoktur, çeviriyazı işaretleri Özkat'ındır.
Özkat, Fazlî'nin murabbalarının çoğunu aşk ve güzel övgüsüne ayırdığını, Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi üzerine ise "alışılmışın dışında" murabba şekliyle bir mersiye yazdığını belirtir. On bir bentle bu, divandaki en uzun murabbadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Mersiyenin ana fikri, şehzadenin suçsuz yere öldürüldüğüdür. Bu fikir bentler boyunca birkaç yoldan işlenir. İkinci ve dokuzuncu bentlerde Mustafa'nın babasına sadakati vurgulanır: o, "pādişāhuñ yolında" sadıktı, zerre kadar kusuru yoktu, ama düşmanın "bühtān"ı, kuru iftirası onun başını aldırdı. "‘İṣyān töhmeti", yani isyan suçlaması sözü, şehzadenin babasına karşı ayaklanmaya hazırlandığı yolundaki ithamı doğrudan anar ve reddeder. Üçüncü bent bir paradoksla kurulur: Mustafa'yı halka sevdiren adalet ve cömertlik, sonunda onun için bir "āfet", bela olmuştur.
Şair şehzadeyi anlatmak için av ve hayvan imgelerini kullanır. Dördüncü bentte Mustafa, devlet çölünde hüma gibi yükseklerde uçan, anka kuşlarını avlayan bir "şeh-bāz"dır, ama sonunda tuzağa düşer; şahin ile tuzak arasındaki bu karşıtlık bir tezattır. Altıncı bentte o, yiğitlik ormanında arslanları yıldıran bir arslandır, onu yere seren ise bir "rūbeh", tilkidir. Arslan ile tilki karşıtlığı, kahramanın açık savaşta değil hileyle yenildiğini anlatır. Şiirde tilkinin ya da "erbāb-ı ġaraż"ın kim olduğu söylenmez. Onuncu bentte Mustafa, Kur'an'da ve İskender hikâyelerinde Ye'cüc ve Me'cüc kavmine karşı yapıldığı anlatılan sedde benzetilir; bu telmih, onun sınırda fitneye karşı bir set olduğunu söyler. "Milk-i Rūm" sözü divan şiirinde çoğunlukla Osmanlı ülkesini anlatır; Amasya'nın da içinde bulunduğu Rûm vilayetini düşündürmesi de mümkündür.
Nakaratın "meded" diye başlaması, şiire bir yardım çağrısının ve isyanın tonunu verir. Şair "begler"e seslenir, yani okurunu şehzadenin kulları ve çevresi olarak düşünür. Yedinci bentte acı evrensel bir ölçüye taşınır: yalnız canlar değil yer ve gök yansın, kâfir bile ağlasın. Sekizinci bentte şair kendi gözüne seslenir ve nakaratın kendisini kıyamete dek sürecek bir ağıt mısraı olarak ilan eder.
Tarihî Bağlam
Şehzade Mustafa 960 şevvalinde (Ekim 1553) Konya ovasındaki ordugâhta babası Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle öldürüldü. Fazlî, Şehzade Mehmed'in 1543'teki ölümünden beri onun Amasya'daki divan kâtibiydi ve aynı yıl Gül ü Bülbül'ü ona sunmuştu. Maruf Çakır, Şehzade Mustafa'nın Osmanlı edebiyatında ardından en çok mersiye yazılan devlet adamı olduğunu, Taşlıcalı Yahya'nın mersiyesinin padişahın hataya düştüğünü açıkça söylemesinden sonra başka şairlerin de duygularını daha rahat ifade ettiğini belirtir; çalışmalarla tespit edilen Mustafa mersiyelerinin sayısı on altıya ulaşmıştır. Yahya'nın tanınmış mersiyesi de "Meded meded" diye açılır.
Fazlî'nin mersiyesi, olayı şehzadenin yakın çevresinden biri olarak anlatması bakımından dikkat çekicidir. Sultan Süleyman'ın adı birinci bentte geçer, ama suç onun yanında sözünü geçiren "erbāb-ı ġaraż"a yüklenir. Özkat, Fazlî'nin Mustafa için yazdığı ikinci mersiyenin, üç bentlik terkib-bendin kısalığını şehzadenin bir idam sonucu ölmüş olmasından doğan çekingenliğe bağlar; bu murabbada ise şair açıkça "ẓulm" sözünü kullanır. Mersiyenin ne zaman yazıldığı, kime okunduğu ve bir mecmuada hangi başlıkla kaydedildiği kaynaklarda belirtilmemiştir; Güldaş'ın kullandığı yazmanın künyesine bu çalışmada ulaşılamamıştır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 253-254, musammat no. 27; ayrıca s. 57-59 (musammatlar üzerine), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Maruf Çakır, "Sirâcî'nin Şehzade Mustafa Mersiyeleri", Kocatepe İslami İlimler Dergisi, 4/1 (2021), s. 9-22, https://dergipark.org.tr/tr/pub/kiid/article/892994.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Kitaplar
- Mustafa İsen, Acıyı Bal Eylemek: Türk Edebiyatında Mersiye, 2. baskı, Ankara: Akçağ, 1994, s. 318-319 (Özkat'taki aktarımla).
- Ayhan Güldaş, "Bilinmeyen Şehzade Mustafa Mersiyeleri", Kubbealtı Akademi Mecmuası, 18/3 (Temmuz 1989), s. 37 vd. (Özkat'taki aktarımla).
Çevrimiçi kaynaklar






