Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Ṣanmañuz kim ‘ıyşdan bir laḥẓa ḫālīlerdenüz
Meşreb-i ṣāfīli rind-i lāübālīlerdenüz
İtmezüz dehr-i denīye meyl ‘ālīlerdenüz
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
‘Ārifüz eglence her-dem ‘ıyş ü ‘işretdür bize
‘Āşıḳuz maḥbūb sevmek ḫūb ḫaṣletdür bize
Nāzüküz ‘ādet nezāketdür ẓerāfetdür bize
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
Ma‘rifet bābında rindān-ı süḫan-dānlar bizüz
Baḥr-ı ma‘nā menba‘-ı deryā-yı ‘irfānlar bizüz
Ṣūretā kim bendeyüz ma‘nīde sulṭānlar bizüz
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
Nükte-ḫvāndur şāhımuz biz nükte-perdāz olmışuz
Ol süḫan-perverdür el-ḥaḳ biz süḫan-sāz olmışuz
Şāh odur biz bāzu-yı devletde şeh-bāz olmışuz
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
Şāhımuz taḫt-ı sa‘ādet üzre serverdür bizüm
Ḳadrimüz rif‘atde eflāk ile hem-serdür bizüm
Ṭab‘ımuz envār-ı ‘irfān ile enverdür bizüm
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
Her gice tesbīḥimüz şāha du‘ālardur bizüm
Her seḥer evrādımuz medh ü s̱enālardur bizüm
Vaḳtimüz ḫoş kārımuz ẕevḳ u ṣafālardur bizüm
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
Bendeyüz bir şāha kim her bendesi bir şāhdur
Ẕāt-ı pāk-ı tāb-nākı maẓhar-ı Allāh’dur
Ṭab‘-ı derrākı anuñ her ḥālden āgāhdur
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
Elde cām u dilde her-dem fikrimüz dil-dārdur
Rūz u şeb eglencemüz ebyāt ile eş‘ārdur
Bize Fażlī gibi medḥ itmek o şāhı kārdur
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
Ḥaḳ Te‘ālā devlet ü iḳbālin efzūn eylesün
Düşmen-i bed-ḫvāhınuñ ḥālin diger-gūn eylesün
Ẕāt-ı pākın ‘ıyş u nūş u ẕevḳe maḳrūn eylesün
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz

Günümüz Türkçesiyle

1. Bizi bir an bile eğlenceden yoksun sanmayın; biz meşrebi temiz, hiçbir şeye aldırmayan rindlerdeniz. Bu alçak dünyaya gönül vermeyiz, yüce gönüllülerdeniz. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

2. Biz ârifleriz; eğlencemiz her zaman zevk ve işrettir. Biz âşıklarız; güzelleri sevmek bizim için iyi bir huydur. Biz ince ruhlularız; âdetimiz nezaket ve zarafettir. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

3. Marifet konusunda sözden anlayan rindler biziz; mana denizi, irfan okyanusunun kaynağı biziz. Görünüşte kuluz, ama manada sultanlar biziz. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

4. Şahımız nükteden anlar, biz de nükte söyler olduk; doğrusu o sözü kollayıp besleyen biridir, biz de söz ustası, şair olduk. Şah odur; biz de devletin bileği üzerinde onun şahinleri olduk. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

5. Şahımız saadet tahtının üzerinde bizim başımızdır; değerimiz yükseklikte göklerle baş başadır; yaratılışımız irfan nurlarıyla en parlak olandır. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

6. Her gece tespihimiz şaha dualardır; her seher okuduğumuz virdler onu övmek ve ona senadır; vaktimiz hoş, işimiz zevk ve safadır. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

7. Biz öyle bir şahın kullarıyız ki her kulu bir şahtır; onun temiz ve parlak varlığı Allah'ın tecellisinin göründüğü yerdir; anlayışlı tabiatı her halden haberdardır. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

8. Elde kadeh, gönülde her an düşüncemiz sevgilidir; gece gündüz eğlencemiz beyitler ve şiirlerdir; Fazlî gibi o şahı övmek bizim işimizdir. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

9. Yüce Allah onun devletini ve ikbalini artırsın; kötülüğünü isteyen düşmanının halini altüst etsin; temiz varlığını eğlence, içki ve zevkle bir arada tutsun. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir dokuz bentlik bir murabbadır. Her bent dört mısradan oluşur; ilk üç mısra kendi arasında kafiyelidir, dördüncü mısra ise "Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. Bu yüzden şiir, Fazlî'nin bütün murabbaları gibi mütekerrir bir murabbadır. Bentlerin içinde de redifler kullanılmıştır: birinci bentte "-lerdenüz", ikincide "bize", üçüncüde "bizüz", dördüncüde "olmışuz", beşinci ve altıncıda "bizüm", yedinci ve sekizincide "-dur", dokuzuncuda "eylesün". Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas sekizinci bentte "Fażlī gibi" sözünde geçer, son bent ise bir dua bölümüdür.

Mustafa Özkat murabbayı divanın 26. musammatı olarak, Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuanın 109b varağından yayımlamıştır. Özkat'a göre Fazlî'nin yirmi sekiz murabbaından yirmisi beş bentlidir; dokuz bentli tek murabba budur. İkinci bendin ilk mısraındaki "eglence" kelimesi nüshada "eglencemüz" biçimindedir ve Özkat tarafından vezin gereği düzeltilmiştir; dördüncü bentteki "süḫan-sāz" da nüshada "süḫan-şār" diye yazılmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirde konuşan, "biz" diye söze giren bir topluluktur. Nakarattaki "Muṣṭafālī" kelimesi, Mustafa adına eklenen aitlik ekiyle kurulmuştur ve "Mustafa'ya bağlı olan, Mustafa'nın adamı" anlamına gelir. Böylece murabba, şehzadenin sarayında bulunan şairlerin ve nedimlerin ortak bir övünme şarkısına dönüşür. Bu topluluk kendini önce rind, ârif, âşık ve zarif olarak tanıtır, ardından şehzadeyle olan ilişkisini anlatır.

Dördüncü bent bu ilişkinin anahtarıdır. Şah "nükte-ḫvān"dır, nükteden anlar, biz "nükte-perdāz" olduk; o "süḫan-perver"dir, şiiri besler, biz "süḫan-sāz" olduk. Bu sıralama, bir hamiyle onun çevresindeki şairler arasındaki karşılıklı bağı tenasüp içinde verir. Aynı bentte şairler kendilerini "bāzu-yı devletde şeh-bāz", devletin bileğinde duran şahinler olarak görür; Fazlî'nin Mustafa mersiyelerinde şehzadeyi anlatmak için kullandığı şahin imgesi burada onun kullarına verilmiştir. Üçüncü bentteki "Ṣūretā kim bendeyüz ma‘nīde sulṭānlar bizüz" mısraı, suret ile mana arasındaki tasavvufî ayrımı kullanan bir tezattır. Yedinci bentteki "her bendesi bir şāhdur" sözü de aynı fikri şehzadenin büyüklüğüne bağlar: onun kulu olmak, başka bir şahlıktır.

Şiirde dinî kelimeler bilinçli olarak eğlence diliyle yan yana getirilir. Altıncı bentte tespih şaha dua, sabah okunan virdler onun övgüsüdür; ikinci bentteki "‘ārif" kelimesi de hem Allah'ı bilen kişiyi hem incelik sahibi kişiyi anlatır. Bu karışım, saki ve kadeh nakaratıyla birlikte, şiire bir meclis şarkısının havasını verir.

Tarihî Bağlam

Fazlî, Şehzade Mustafa'nın hizmetine 1543'ten sonra Amasya'da girmiş ve şehzadenin 1553'teki ölümüne kadar onun divan kâtibi olarak kalmıştır; bu murabba da büyük ihtimalle bu on yılın ürünüdür. Kesin tarihi bilinmez. Hüseyin Hüsameddin, Mustafa'nın Amasya'daki sarayını anlatırken şehzadenin edebiyata çok düşkün olduğunu, cömert, yiğit ve zevk ü safaya düşkün bir insan olarak ilim ve edebiyat ehlini başına topladığını, güzelleri sevdiğini yazar ve şair olan devlet adamları arasında divan kâtibi Fazlî Çelebi'yi sayar. Hüsameddin'e göre Mehmed Paşa Camii vaizi Şeyh Sinan Efendi, şehzadenin bu hallerine itiraz ettiği için görevinden çekilmek zorunda kalmış ve halk arasında "Şehre Küsdü" diye anılmıştı. Murabbadaki "Vaḳtimüz ḫoş kārımuz ẕevḳ u ṣafālardur bizüm" mısraı, bu meclisin içeriden bir tanıklığı gibi okunabilir. Maruf Çakır da Mustafa'nın Manisa ve Amasya'da ulema ile şairleri himaye ettiğini ve kendisinin de Muhlisî mahlasıyla şiir yazdığını belirtir; dördüncü bentte şaha verilen "süḫan-perver" sıfatı bu yönüyle uyumludur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar