Gümüşhacıköy'ün en büyük camii olan Köprülü Mehmed Paşa Camii, 1660 yılında Köprülü Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kareye yakın dikdörtgen planlı bu yapı, bir sadrazamın memleketine ve çevresindeki yerleşimlere duyduğu bağlılığın en görünür kanıtlarından biridir. Cami, Osmanlı tarihinde "Köprülüler Dönemi" diye anılan uzun bir iktidar geleneğinin kurucusunun adını taşır ve bu adı, madenciliğiyle, yol üzerindeki konumuyla ve bedesteniyle tanınmış bir ilçenin merkezinde yüzyıllardır yaşatır. Ancak bugün görülen bina, 1660'ta dikilen yapının olduğu gibi korunmuş hâli sayılamaz: Hüseyin Hüsâmeddin'in kayıtlarına göre cami on sekizinci yüzyılda bir kez yenilenmiş, on dokuzuncu yüzyılın sonunda ise harap olduğu için tamamen yıkılarak genişletilmiş biçimde yeniden yapılmıştır. Yapının hikâyesi bu yüzden hem kurulduğu yerin geçmişine, hem onu yaptıran kişiye, hem de iki yüz elli yıl boyunca onu ayakta tutan yerel çabalara uzanır.

Gümüşhacıköy'ün Geçmişi

Bugünkü ilçenin adı, Gümüş ve Hacıköy adlı iki yerleşimin izini taşır. Hüsâmeddin'in tarifine göre Gümüş kasabası İnegöl Dağı'nın doğu eteğinde, Hacıköy'ün iki kilometre kadar güneyinde kurulmuş küçük bir şehirdir; dayandığı dağ ve tepelerde bol gümüş madeni bulunduğu için bu adı aldığı sanılır ve adın 575 (1179-80) tarihinden beri kayıtlarda geçtiğini yazar. Gümüş, antik çağdan beri maden çıkarılan bir yöredir. Gümüş çevresindeki cüruf yığınları ve defalarca genişletilmiş eski galeri girişleri, madenciliğin burada tarih öncesine uzanan bir geçmişi olduğunu gösterir. Danişmendnâme, Danişmend Gazi'nin bu yöredeki mağaralardan gümüş toprağı çıkardığını ve rivayete göre her gün iki batman gümüşün hazineye verildiğini anlatır. Bu anlatı efsane niteliği taşır, ama yörenin gümüşle anılan bir yer olarak Danişmendliler çağında da bilindiğini gösterir.

Hacıköy'ün adı ise Hüsâmeddin'e göre birkaç aşamada oluşmuştur. Yerleşime önce buraya iskân edilen Kimri Türkleri'nden ötürü "Kimârî" denmiş, bu kabileden Sadreddin Artuk et-Türkmânî 780 (1378) dolaylarına kadar kasabayı imar edip cami ve mektep yaptırınca yer "Artukâbâd" adını almıştır. Artuk'un torunlarından Hacı Ahmed Çelebi 896'dan (1490-91) itibaren uzun süre burada Gümüş Madeni nâzırı olarak oturduğu için kasabaya "Hacı Nâzır Köyü" denmiş, halk ağzında "Hacı Nadır Köyü"ne dönüşen bu ad zamanla kısalarak "Hacıköyü" olmuştur. Eski adlar mahalle adlarında yaşamaya devam etmiş, Kimârî "Cimâre", Artukâbâd da bir mahalle adı olarak kalmıştır. Avkat Hacıköyü ile karıştırılmaması için kasabaya "Gümüş Hacıköyü" de denirdi.

Anadolu Selçuklu döneminde de yörenin önemi sürdü. Kimi araştırmacılar, Selçuklu sultanlarının sikke bastırdığı "Gümüş" ve "Gümüşpazar" darphanelerinin Amasya'nın Gümüşhacıköy'ü olabileceği görüşündedir; hicrî 657-660 tarihli sikkelerdeki yazı benzerliği ve aynı yazım hataları bu savı güçlendirir. Yerel kayıtlara göre 1248'de açılan darphane binası, 1866'da camiye çevrilmiş ve Darphane Camisi adıyla ibadete açılmıştır. Hüsâmeddin de Gümüş'te Selçuklu ve erken Osmanlı devirlerinde sikke basıldığını, "Darbhâne" adının bu yüzden bir mahalleye verildiğini, maden eminlerinin ise 648 (1250) tarihinden beri kayıtlarda izlenebildiğini belirtir. Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin'in elindeki toprakları alırken Kastamonu, Osmancık, Merzifon ve Amasya ile birlikte bu yöreyi de Osmanlı topraklarına kattı (1398). Kutlubeyzâde Halil Bey'in 1403'te Gümüş maden eminliğine getirildiği kaydedilir. Gümüş'teki kare planlı, kapalı avlulu Halîliye (Hacı Halil Paşa) Medresesi 1413'te başlayıp 1415'te tamamlanmıştır. Avlusu kubbeyle örtülü olan bu medresenin Türkiye'de yalnızca bir benzeri bulunduğu, o da Bursa'daki Lala Şahin Paşa Medresesi'dir. Medrese 2009'da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır.

Osmanlı döneminde maden, devletin doğrudan ilgilendiği bir kaynaktı. Gümüşhacıköy, emanet usulüyle işletilen büyük madenler arasında Keban-Ergani ve Bulgardağı ile birlikte anılır. Bu usulde devletin atadığı maden emini belli bir ücretle işletmeyi yürütür, bütün harcamalar kendisine sermaye akçesi olarak teslim edilen paradan karşılanırdı. Büyük ocaklar "Ma'adin-i Hümayun" adıyla toplanmış, bu emanetin teşkili 1775'e tarihlenmiştir. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında devletçe emaneten işletilen yalnızca beş madenden biri, Gümüşhacıköy'ün simli kurşunuydu. Bölge bir dönem Gümüş Pazarı diye de anılmıştır. Hüsâmeddin, Gümüş kasabasının mülki idaresinin eskiden has ağaları ve maden eminlerinin elinde bulunduğunu, 1299'da (1881-82) bu yetkinin Hacıköy kaymakamlarına geçtiğini ve madenin 1294'e (1877) kadar gelir sağladıktan sonra çalışmalarının durdurulduğunu yazar. 1299'da Hacıköy kaza merkezi, eskiden kaza merkezi olan Gümüş ise nahiye merkezi olmuştur. Maden ve ticaret, yörenin zenginliğini belirleyen iki dayanak olarak birbirini besledi.

Yolların Üzerinde Bir Kasaba

Gümüşhacıköy, Anadolu'yu Karadeniz kıyısına ve doğuya bağlayan güzergâhların üzerindeydi, bu yüzden seyyahlar onu defalarca anar. Fransız gezgin ve tüccar Tavernier, 1632'de Hacıköy'ü iki kervansaraylı büyükçe bir kasaba olarak tarif eder. 1647'de buradan geçen Boullaye le Gouz, kasabanın eskiden daha büyük bir merkez olduğunu harabelerin görünüşünden çıkarır ve iki camisi bulunduğunu yazar. Evliya Çelebi de aynı yıllarda Gümüş kazasında üç gün kalmış, Hacıköy'ü "gayet mamur edilecek yerdir ki, benzeri yoktur" diye anlatmıştır. Bu cümle, imara elverişli ama henüz bunu bekleyen bir yeri işaret eder.

Yolun önemi askerî olaylarda da kendini gösterir. Hüsâmeddin'in aktardığına göre 1648'de (1058) azledilen Sivas Valisi Varvar Ali Paşa, şikâyetlerini bildirmek üzere Üsküdar'a doğru yürürken Amasya'dan kalkmış, Gelgiras, Gümüş ve Osmancık üzerinden Çerkeş'e ulaşmıştır. Onu durdurmakla görevli paşalardan biri, birkaç yıl sonra bu kasabanın imarını üstlenecek olan Köprülü Mehmed Paşa'ydı. Yerel kayıtlar 1656 yılını, onun sadrazam olması ve ilçenin vakıflarla imarının başlangıcı olarak düşer. Cami ve külliyesi bu imar hareketinin merkezinde durur.

Köprülü Mehmed Paşa

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Köprülü Mehmed Paşa, Arnavutluk'un Berat sancağına bağlı Rudnik köyünde doğmuştur; kimi yerel kaynaklar ise onun Köprü kasabasında doğduğunu yazar. Hüsâmeddin iki bilgiyi birleştirir: Ona göre Köprülü, Arnavut Belgradı kazasına bağlı "Ruznik" köyünden devşirilmiş bir kuloğludur ama Amasya'nın Köprü kasabasında doğmuştur. Devşirilerek İstanbul'a getirildi, Enderun'da yetişti ve matbah-ı âmirede görevlendirildi. IV. Murad zamanında büyük odalı oldu, sonra Hazîne-i Âmire hizmetinde bulundu. Bir süre sonra süvari bölüklerinden birine verilerek taşraya çıkarıldı. Amasya'ya bağlı Köprü (bugünkü Vezirköprü) kasabasına gidip Yusuf Ağa'nın kızı Ayşe Hanım'la evlendi ve burada yaşadığı için Köprülü olarak tanındı.

Köprülü'nün Amasya ile bağı bu evlilikle sınırlı kalmadı. Hüsâmeddin'e göre Amasya sancağı 1622'nin sonlarında (zilhicce 1031) Lâdikli Tayyar Mehmed Paşa'ya verildiğinde, Sivas'ta oturması emredilen paşa, ağalarının seçkinlerinden Köprülü Mehmed Ağa'yı Amasya mütesellimi olarak göndermiştir. Hüsâmeddin başka bir yerde Köprülü'yü yetiştirenin Lâdikli Tayyar Mehmed Paşa olduğunu da yazar. Abaza Mehmed Paşa isyanı sırasında mütesellim Köprülü, Karahisar-ı Şarkî'yi savunan Amasya alaybeyi Bâkî Bey'e asker, erzak ve levazım göndermekle görevlendirilmiş, sonra kendisi de topladığı kuvvetle Karahisar'a gitmiştir; Abaza'nın Amasya'ya yürüdüğü duyulunca mütesellim, yeniçerilerle birlikte şehri terk etmiştir. 1628'de (şaban 1037) sancak beyi Osman Paşa onu yeniden Amasya mütesellimliğine getirmiş, aynı yıl Abaza üzerine yürüyen Sadrazam Hüsrev Paşa da Köprülü'yü maiyetine alıp sonradan hazinedarı yapmıştır. Hüsrev Paşa'nın öldürülmesinden sonra kısa süre Amasya sancak beyliği yaptı. Köprülü'nün hayatı böylece, daha sonra camiyi yaptıracağı çevreyle mütesellim ve sancak beyi sıfatıyla da kesişmiştir.

Sonraki yıllarda çeşitli voyvodalıklarda, ihtisap ağalığında, tophane nâzırlığında, sipah ve silâhdar ağalıklarında bulundu. Çorum sancak beyi iken 1638 Bağdat seferine katıldı, yeniden Amasya sancak beyliğine getirildi, ardından Trabzon valisi oldu. 1647'de Şam mütesellimiydi. Karaman beylerbeyi olarak Varvar Ali Paşa isyanını bastırmakla görevlendirilince Çankırı yöresinde yenilip esir düştü ve İpşir Mustafa Paşa'nın kuvvetleri tarafından kurtarıldı. Hüsâmeddin bu olaya sert bir not düşer: Ona göre Köprülü, yenilgi ve esaret suçlamasından kurtulmak için birlikte esir düştüğü Çolak Hüseyin Paşa'yı Ali Paşa'ya kasten yardım etmemekle suçlamış, hamisi Mimar Kasım Ağa'ya yazarak İstanbul'u da buna inandırmış, Hüseyin Paşa ile adamları bu yüzden idam edilmiştir. Bu yorum Hüsâmeddin'e aittir ve TDV maddesinde yer almaz. İpşir'in sadrazamlığı sırasında Trablusşam eyaleti kendisine verildiyse de göreve gitmeden azledildi ve yeniden Köprü kasabasına döndü. Valide Turhan Sultan'ın kethüdası Mimar Kasım Ağa onu sadarete aday gösteriyordu; kubbe vezirliğine tayin edilerek yol açıldı ve 15 Eylül 1656'da (26 Zilkade 1066) Boynueğri Mehmed Paşa'nın yerine sadrazam oldu.

Mührü kabul ederken Köprülü, padişaha ve valide sultana dört şart ileri sürdü: Huzura sunulan her telhisin uygulanması, en küçük rütbeden en büyüğüne kadar yapılacak atamalara karışılmaması, yetkilerinin devlet adamlarının teşvikiyle sınırlandırılmaması ve kendisini sevmeyenlerin sözlerine önem verilmemesi. IV. Mehmed ile Turhan Sultan bu şartları yeminle benimsedi. Köprülü'ye kadar geçen sekiz yıllık sürede on üç sadrazam değişmiş, yetkin bir isim bir türlü bulunamamıştı. İlk icraatında İstanbul'da Kadızâde Mehmed Efendi taraftarları ile sûfî eğilimli Şeyh Abdülmecid Sivâsî taraftarları arasındaki çekişmenin elebaşılarını Kıbrıs'a sürdü, Bozcaada'yı Venedikliler'e teslim eden Abaza Ahmed Paşa'yı cezalandırdı, İstanbul'da fesat çıkaran sipahi zorbalarını dağıttı. Ardından Venedikliler'in eline geçmiş Bozcaada ve Limni'yi geri aldı, Çanakkale Boğazı'nın güvenliğini sağladı. 1658'de Erdel Beyi II. György Rákóczi üzerine sefere çıkıp Yanova'yı aldı. Celâlî Abaza Hasan Paşa'nın Halep'te yakalanıp öldürülmesinin ardından (Şubat 1659) Anadolu'da celâlî ve tüfek teftişi başlattı.

Bu teftiş, Köprülü'nün en çok eleştirilen yanıdır. Halktan yaklaşık 80.000 tüfek toplandı, askerî zümrenin yanında müderris ve kadı gibi ilmiyeden de çok kişi cezalandırıldı. TDV maddesi, kaynaklarda öldürülenler için verilen büyük rakamların abartılı olduğunu not eder. Çağdaşları onu iki ayrı yönde değerlendirmiştir. Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa ona "hunhar" der ve öldürttüğü kişilerin mallarını gasbederek hayrat yaptıran bir vezir olarak gösterir. Naîmâ ise onu devleti içinde bulunduğu zor durumdan çıkaran, refah ve huzuru sağlayan büyük bir devlet adamı sayar. Hüsâmeddin de ikinci görüşe yakındır ve onu "Türklüğü ölüm yatağından kaldıran" bir sadrazam diye över. Yeniçeri Ocağı'nı disiplin altına alması, ulûfe dağıtımındaki yolsuzlukları önlemesi ve kendisine bağlı bir casus teşkilatı kurması aynı dönemin icraatıdır.

Köprülü, beş yılı aşan sadrazamlığının sonunda yaşlılığı ve hastalığı yüzünden oğlu Fâzıl Ahmed Paşa'yı halef olarak gösterdi; padişah da bunu kabul etti. Padişahla birlikte bulunduğu Edirne'de 31 Ekim 1661'de vefat etti. Bazı Osmanlı kaynaklarında ölürken seksen altı yaşında olduğu yazılır. Cenazesi İstanbul'a getirilip Çemberlitaş'ta yaptırdığı külliyede defnedildi. Oğlu Fâzıl Ahmed Paşa ve damadı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ile birlikte anılan Köprülüler Dönemi, Osmanlı'nın son büyük toprak kazanımlarının yapıldığı, duraklama devrinin son, gerilemenin ilk evresi olarak değerlendirilir.

Köprülü'nün hayır eserleri çoktur. TDV maddesine göre Bozcaada'da tahrip olmuş Mıhçı Camii ve Muallimhânesi'ni yeniden yaptırmış, adada mescit ve mektep eklemiş, bunlar için hamam, dükkân, yel değirmeni ve han vakfetmiştir. Yanova'da, Rudnik'te, Turhal'da, Vezirköprü'de, Lefke'de, Şam eyaletinde Cisrişugūr'da, Gümüşhacıköy'de, Bolu sancağında Taraklı'da ve Erdel'de Arad'da han, cami, mescit, mektep ve çeşme gibi eserler yaptırmış, bunlara gelir sağlamak için Limni, Yanova, Köprü, Osmancık, Merzifon, Akhisar ve Bilecik başta olmak üzere birçok yerdeki mülk köylerinin hâsılatını vakfetmiştir. Vezirköprü'de bir su yolu ve eşi Ayşe Hanım adına bir çeşme, Hendek ile Sapanca arasında uzun bir köprü, Hakim Hanı ve Antalya'daki vakıfları da aynı listede yer alır. Gümüşhacıköy'deki cami ve bedesten, bu geniş ağın bir halkasıdır.

Gümüş Madeni Arpalığı ve Külliyenin Kuruluşu

Köprülü'nün neden özellikle Hacıköy'ü imar ettiğini Hüsâmeddin açık bir kayıtla açıklar. Ona göre bir süre Köprülü Mehmed Paşa'ya Gümüş Madeni has arpalık olarak verilmiş ve burada oturması emredilmiştir. Arpalık, bir devlet adamına maaşı karşılığında ya da görevsiz kaldığı dönemde geçimi için bırakılan gelir kaynağıydı. Hüsâmeddin bu tahsisin tarihini vermez. Köprülü'nün sadaretten önce birkaç kez azledilip Köprü'ye çekildiği bilindiğine göre, maden gelirinin de böyle bir dönemde kendisine bırakılmış olması düşünülebilir; ancak bu bir çıkarımdır ve belgeyle doğrulanmamıştır.

Hüsâmeddin'e göre Köprülü, bu bağın ardından Hacıköy'de kârgir ve çok sağlam bir kervansaray, yanında bir bedesten, bunun kuzeyinde büyük bir cami ve caminin yanında bir hamam yaptırmış, hepsini 1071 yılında vakfetmiştir. Hicrî 1071 yılı Eylül 1660 ile Ağustos 1661 arasına düştüğü için bu kayıt, caminin 1660'ta yapıldığını bildiren resmî tanıtımlarla uyumludur. Külliye böylece tek bir yapıdan ibaret değildi: Yolcuyu barındıran kervansaray, tüccarın malını koruyan bedesten, namaz için cami ve temizlik için hamam, bir ticaret durağının bütün ihtiyaçlarını bir arada karşılıyordu. Kervansaray ile bedestenin tarihi konusunda kaynaklar ayrılır; kimi güncel kaynaklar bu iki yapıyı 1669 yılına tarihler. Bu tarih Köprülü'nün ölümünden sonraya düşer, bu da yapıların oğlu Fâzıl Ahmed Paşa döneminde tamamlanmış olabileceğini ya da tarihin bir karışıklık sonucu verildiğini akla getirir; bu bir çıkarımdır ve hangisinin doğru olduğunu gösteren bir belgeye ulaşılamamıştır.

Caminin Mimarisi

Cami, büyük bir kareye yakın dikdörtgen plan üzerine oturur. Asıl ibadet mekânını sekizgen kasnaklı büyük bir kubbe örter. Bu kubbenin dört köşesinde, kubbeli dört küçük sekizgen ağırlık kulesi yükselir. Ağırlık kuleleri, büyük kubbenin yanlara yaptığı itkiyi karşılayarak yapıya hem görsel denge hem de statik sağlamlık kazandırır. Bütün kubbelerin üzeri kurşunla kaplıdır; yapının "kurşun kubbeli cami" diye anılması bundandır.

Süslemede sadelik göze çarpar. Dengeli oranlar ve simetrik kütle, camiyi klasik Osmanlı üslubunun taşradaki ölçülü bir yorumu hâline getirir. Merkezî kubbenin çevresinde küçük kubbe ve kulelerin sıralandığı bu şema, mimarinin kendisini ön plana çıkarır; yapı, gösterişli bir iç donatımdan çok oranlarıyla etkiler.

Bu tarif bugünkü binaya aittir ve resmî tanıtımlarda doğrudan 1660 yapısı olarak sunulur. Oysa aşağıda anlatılan 1898-99 yeniden yapımı göz önüne alındığında, kubbe ve kuleleriyle bugünkü kütlenin büyük ölçüde on dokuzuncu yüzyıl sonuna ait olması, plan şemasının ise eski yapıdan izler taşıması düşünülebilir. Bu bir çıkarımdır; yapının hangi bölümlerinin 1660'tan kaldığını gösteren bir rölöve ya da mimarlık tarihi incelemesine ulaşılamamıştır.

Yenilemeler ve 1898-99 Yeniden Yapımı

Caminin ilk büyük onarımı, kurucunun ailesinden biri eliyle yapıldı. Hüsâmeddin'e göre 1170 (1756-57) yılında Köprülü'nün torunlarından Köprülüzâde Abdülbâkî Bey bin Hâfız Ahmed Paşa, Gümüş madeni emini ve zaimi olarak Hacıköy'de otururken camiyi yenilemiş, kasabaya ikinci bir hamam ekleyip vakıflarını düzenlemiştir. Bir asır sonra madenin başına yine aynı aileden birinin getirilmesi, Köprülü vakfı ile Gümüş madeni arasındaki bağın kuşaklar boyunca sürdüğünü gösterir.

Cami, kasabanın dinî ve ilmî hayatının da merkezine yerleşmişti. Hüsâmeddin, Hacıköylü âlimlerden el-Hâc İsmâil Efendi'nin 1118 (1706-07) yılında Köprülü Camii'nin yanında yedi hücre ile bir dershaneden oluşan bir medrese, ayrıca bir cami, bir mektep ve caminin yanında kendisi için bir türbe yaptırdığını kaydeder. Bu medresede sonraki kuşaklarda kasabanın müftüleri ders vermiştir. On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Hacıköy eşrafının yaptırdığı mescit ve mekteplerle kasaba, Hüsâmeddin'in saydığı Cimâre, Artukâbâd, Saray, Hacı Yahya, Adatepe, Beylik Çayır, Ermeni Kilise ve Çay adlı sekiz mahalleden oluşan yeni bir kasabaya dönüşmüştü.

Caminin bugünkü hâlini belirleyen olay, Hacıköy'ün kaza merkezi olmasından birkaç yıl sonra yaşandı. Hüsâmeddin'e göre 1316 (1898-99) yılında kaza kaymakamı Yanyalı Mustafa Paşazâde Ali Rıza Bey, ahalinin ve eşrafın yardımıyla bir hükümet konağı, bir rüştiye mektebi, bir telgrafhane ve bir saat kulesi yaptırmıştır. Bu çalışmaların içinde Köprülü Mehmed Paşa'nın camii "harap olmaya yüz tuttuğundan" tamamen yıkılmış, genişletilerek kârgir olarak yeniden yapılmış ve buna zarif bir minare eklenmiştir. Hüsâmeddin bunu Ali Rıza Bey'in başarıları arasında sayar ve yardımların toplanmasında kaza müftüsü Hâfız Mustafa Tevfik Efendi'nin büyük emeğinin görüldüğünü belirtir. Bu kayıt, caminin kuruluş tarihi ile bugünkü binasının tarihi arasında bir ayrım yapmayı gerektirir: Ad, vakıf ve yer 1660'tan gelir; duvarların ve minarenin önemli bölümü ise on dokuzuncu yüzyılın son yıllarına aittir.

Bedesten ve Külliyenin Bütünü

Cami tek başına değil, bir külliyenin ibadet bölümü olarak yaptırılmıştır. Gümüşhacıköy Bedesteni, yine 1660'ta Köprülü Mehmed Paşa tarafından caminin külliyesi olarak inşa edilmiştir. Yapı, uzun dikdörtgen bir avlunun iki yanına sıralanan beşik tonoz örtülü dükkânlardan oluşur. Avluya bakan cepheler, her bölümü belirleyen yüksek sivri kemerler ve aralarındaki payandalarla süslüdür; üst kısımda cephe boyunca payandaların çevresini dolaşan derin silmeler iç mekâna hareket kazandırır. Zamanla yapılan onarımlar bedestenin görünüşünü kısmen değiştirmiş, buna karşılık giriş kapılarındaki kırmızı-beyaz kemer örgüsü korunmuştur.

Bedestene 1900 dolayında Yanyalı Mustafa Paşa'nın oğlu Ali Rıza Bey tarafından bir saat kulesi eklendiği anlatılır. Ahmet Şâkir Paşa'nın Anadolu teftişi sırasında 4 Eylül 1899'da Gümüşhacıköy'e uğradığı tarihte kentte zaten bir saat kulesinin bulunduğunu bildiren bir kayıt ise bu tarihle çelişiyordu. Hüsâmeddin'in kaydı çelişkiyi büyük ölçüde giderir: Ali Rıza Bey'in saat kulesini de içeren yapı çalışmalarını 1316 yılına, yani Mayıs 1898 ile Mayıs 1899 arasına tarihler. Buna göre kule, Şâkir Paşa geldiğinde ya bitmiş ya da bitmek üzereydi; yaygın olarak verilen 1900 tarihi büyük olasılıkla yuvarlak bir tarihtir. Kaymakamlık kayıtlarına göre bu ilk kule 1943 depreminde yıkılmış, 1948'de aynı yere ahşap bir kule yapılmış, 1971'de bu kule yol çalışmaları sırasında kaldırılmış, yerine yapılan kule de yıkılmış ve bugünkü kule 2009'da dikilmiştir.

Bedestenin işlevi, Osmanlı kentinin kuruluş mantığıyla açıklanır. Halil İnalcık, kural olarak bedestenli şehrin uluslararası bir ticaret merkezi olduğunu söyler. Gümüşhacıköy de yüzyıllar boyunca Hindistan'dan, İran'dan ve Avrupa'dan gelen tüccarların buluşup konakladığı, alışveriş ettiği bir yer olmuştur. Anadolu-Rumeli ticaret yolu üzerindeki şehre güvenli ve geniş hacimli bir ticaret sağlamak, bedestenin kuruluş amacıdır. Kervan yolculuğu da bugünkü anlamda salt bir yük nakliyatı değildi; kervan mensupları yol boyunca yeni mal alıp yanlarındakini satıyorlardı. Bu yüzden yol üzerindeki bedestenler kültürel etkileşimin en yoğun yaşandığı yerler arasındaydı. Restore edilen caminin açılışında Vali Salih Işık'ın dile getirdiği düşünce de aynı mantığa dayanır: Osmanlı'da önce cami yapılır, çevresine bedesten, işhanı, hamam ve okullar eklenir, şehir bu çekirdeğe göre biçimlenirdi. Köprülü'nün külliyesi, bu şemanın Gümüşhacıköy'deki uygulamasıdır.

Camiye Adanmış 1906 Sancağı

Cami, Amasya Müzesi'nde korunan bir sancakta da anılır. Gümüş'teki Halîliye Medresesi'nde yaşayıp ölümünde oraya defnedilen Garip Hafız'ın eşyalarıyla birlikte medreseden alınarak müzeye nakledilen bu sancak, 175x135 cm boyutlarında, bordo ve yeşil atlastan yapılmıştır; kenarlarında sarı bir şerit ve sim püsküller vardır. Tek yüzü işlemeli sancağın ortasında bordo zemin üzerine sarı iplikle Osmanlı arması, armanın iki yanında damla biçiminde "Maşallah" ibaresi, üstünde "Padişahım çok yaşa" yazısı yer alır. Bir yanda 1324 tarihli besmele, karşısında Fetih Suresi'nin ilk ayeti işlenmiştir. Yeşil dış çerçeveyi dolanan yazı kuşağında sancağın Kosova vilayetinin Üsküp kasabasında, üçüncü orduya bağlı seksen dokuzuncu alayın erleri tarafından yapıldığı ve "Gümüş köyü kazasında Köprülüoğlu Zade Muhammed Paşa büyük cami" için hazırlandığı yazılıdır. Köşelerdeki dairelerde dört halifenin adları, madenî alem üzerinde de "Ya Allah, Muhammed, Ali" ibareleri bulunur.

Hicrî 1324 yılı 1906 ile 1907 arasına düşer. Sancağın, caminin yeniden yapımından yalnızca yedi sekiz yıl sonra hazırlanmış olması, yenilenen camiye askerlik için Rumeli'de bulunan Gümüşhacıköylü erlerin bir hediyesi olarak gönderildiği izlenimini verir; ancak bu bir çıkarımdır ve sancağın nasıl yapıldığını anlatan bir belgeye ulaşılamamıştır. Kesin olan, yazı kuşağının camiye yerelde ne kadar yerleşik biçimde "Köprülü Mehmed Paşa'nın büyük camii" denildiğini göstermesidir.

Sonraki Yüzyıllar ve Restorasyon

Caminin ve bedestenin kuruluşundan sonraki yüzyıllarda Gümüşhacıköy, Sivas eyaletinin kazaları arasında yer aldı. 1742'den 1908'e kadar tutulan Sivas Ahkâm Defterleri, Gümüşhacıköy'ü Amasya, Köprü, Ladik, Merzifon ve diğer kazalarla birlikte anar; defterlerdeki hükümler eşkıyalık olayları, vakıf davaları, esnaf şikâyetleri ve toprak anlaşmazlıkları gibi geniş bir yelpazeyi kapsar. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında yörede basma tütün yetiştiriciliği gelişti ve bu tütün İskeçe basmasıyla karşılaştırılacak bir ün kazandı. Hüsâmeddin'in döneminde Hacıköy kasabası sekiz yüze yakın haneden, kaza ise altmış kadar köy ve otuz iki bin dolayında nüfustan oluşuyordu. Cami ve bedesten, değişen ekonomik ve idari düzen içinde ilçe merkezinin çekirdeği olarak kaldı.

Yöre, Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde bulunduğu için yapılar depremlerle sınandı. 26-27 Kasım 1943 gecesi meydana gelen Tosya-Lâdik depreminin doğrudan etkilediği kazalar arasında, Meclis zabıtlarına dayanan çalışmalara göre Gümüşhacıköy de vardır. İcra Vekilleri Heyeti'nin, evleri yıkılan köylülere yeniden yapacakları ev ve samanlıklar için devlet ormanlarından parasız kereste verilmesini kabul ettiği yerler arasında da Gümüşhacıköy sayılır. Bedestenin saat kulesi bu depremde yıkıldı. Caminin bu depremden ne ölçüde etkilendiğine dair bir kayda ulaşılamamıştır.

Cami sonradan Vakıflar eliyle restore edilmiş ve yeniden ibadete açılmıştır. Açılış törenine Amasya Valisi Salih Işık, milletvekilleri, Amasya Belediye Başkanı, il müftüsü ve ilçe protokolü katıldı. Tokat Vakıflar Bölge Müdür Vekili Yılmaz Kılınç ile İlçe Müftüsü Hamdi Uzunharman'ın da konuşma yaptığı törende cami dua ile yeniden hizmete girdi. Vali Işık, camilerin yalnızca ibadet yeri olmadığını, aynı zamanda sosyal ve kültürel faaliyetlerin birlikte yürütüldüğü, insanların kaynaştığı mekânlar olduğunu vurguladı.

Kronoloji

1248: Gümüş'te Selçuklu darphanesinin açıldığı kaydedilir; bina 1866'da camiye çevrilmiştir.

1398: Yıldırım Bayezid, yöreyi Osmanlı topraklarına katar.

1413-1415: Gümüş'te Halîliye Medresesi yapılır.

1490-91 (896): Hacı Ahmed Çelebi Gümüş Madeni nâzırı olur; kasaba "Hacı Nâzır Köyü" adını alır.

1622 (1031): Köprülü Mehmed Ağa, Tayyar Mehmed Paşa tarafından Amasya mütesellimi olarak gönderilir.

1647: Boullaye le Gouz ve Evliya Çelebi Gümüşhacıköy'den geçer.

1648 (1058): Varvar Ali Paşa Gümüş üzerinden geçer; Köprülü Mehmed Paşa ona yenilip esir düşer.

15 Eylül 1656: Köprülü Mehmed Paşa sadrazamlığa atanır.

1660: Köprülü Mehmed Paşa Camii ve Bedesteni inşa edilir; kervansaray, bedesten, cami ve hamam 1071 (1660-61) yılında vakfedilir.

31 Ekim 1661: Köprülü Mehmed Paşa Edirne'de vefat eder.

1706-07 (1118): Hacı İsmâil Efendi caminin yanında yedi hücreli bir medrese yaptırır.

1756-57 (1170): Köprülüzâde Abdülbâkî Bey camiyi yeniler ve ikinci bir hamam yaptırır.

1881-82 (1299): Hacıköy kaza merkezi, Gümüş nahiye merkezi olur.

1898-99 (1316): Kaymakam Ali Rıza Bey döneminde cami yıkılıp genişletilerek yeniden yapılır, minare eklenir; saat kulesi inşa edilir.

1906-07 (1324): Cami, Üsküp'te yapılan bir sancağın yazıtında "büyük cami" olarak geçer.

1943: Tosya-Lâdik depremi Gümüşhacıköy'ü etkiler; ilk saat kulesi yıkılır.

2009: Bugünkü saat kulesi dikilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Resmî kaynaklar

  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Köprülü Mehmet Paşa Camii", amasya.ktb.gov.tr. amasya.ktb.gov.tr
  • T.C. Amasya Valiliği, "Köprülü Mehmet Paşa Camii Hizmete Açıldı", amasya.gov.tr. amasya.bel.tr
  • Okul Dışı Öğrenme Ortamları (MEB), "Köprülü Mehmet Paşa Camii", okuldisiogrenme.eba.gov.tr.
  • Gümüşhacıköy Kaymakamlığı, "Tarihçe" ve "Gümüşhacıköy Tarihsel ve Kültürel Değerleri", gumushacikoy.gov.tr. gumushacikoy.gov.tr
  • Gümüşhacıköy Kaymakamlığı, "Gümüşhacıköy Saat Kulesi", gumushacikoy.gov.tr. gumushacikoy.gov.tr

Diğer kaynaklar

  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Köprülü Mehmed Paşa", c. 26, Ankara 2002, s. 258-260. islamansiklopedisi.org.tr
  • Ercan Çelebi, "Büyük Hareket: 26 Kasım 1943 Tarihli Tosya-Lâdik Depremi'nin Kastamonu Merkez ve Tosya İlçesindeki Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme", KAREFAD 9/1 (2021), s. 42-64. dergipark.org.tr