Adı, Yeri ve Yapının Kimliği
Merzifon'un merkezinde, Cami-i Cedid Mahallesi'nde, Çelebi Mehmed Camii adıyla bilinen caminin hemen yanında duran Çelebi Sultan Mehmed Medresesi, Amasya il sınırları içindeki en eski Osmanlı medreselerinden biridir. Kaynaklarda Sultaniye Medresesi adıyla da geçer. Yöre halkı yapıyı yüzyıllar boyunca "Merzifon Sultâniyesi" diye anmış, Osmanlı kayıtları ve Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi de onu çoğu yerde "Sultâniye-i Merzifon" adıyla kaydetmiştir. Merzifon'un yerel tanıtım metinleri medreseyi Anadolu'nun en eski ve ünlü beş medresesinden biri sayar. Amasya şehir merkezine uzaklığı yaklaşık 49 kilometredir.
Yapı, Ankara Savaşı'nın ardından gelen Fetret Devri'nin kapanışına yakın bir dönemde, Osmanlı Devleti'ni yeniden bir araya getiren I. Mehmed'in (Çelebi Mehmed) emriyle yaptırılmıştır. Timur ordularının Bursa'yı yağmalaması ve yaklaşık on bir yıl süren Fetret Devri, devletin siyasi ve askerî bakımdan neredeyse tükendiği bir dönemdi; 1413'te tahtta birliği sağlayan Çelebi Mehmed bu yüzden devletin ikinci kurucusu sayılır. Çelebi Mehmed'in Fetret yıllarında Amasya çevresini üs edindiği bilinir. Medrese, Amasya'da aynı yıl, 1414'te yapılan Bayezid Paşa Camii ile aynı mimarın elinden çıkmıştır.
Mimarlık tarihi araştırmaları bu yapıyı erken Osmanlı medreseleri içinde ayrıca önemli sayar. Yapı, Türk-İslâm mimarisinin en eski medrese tasarımlarından olan açık avlulu ve dört eyvanlı düzeni Osmanlı döneminde belirli bir ölçüde yaşatması, anıtsal görünümü ve Memlûk mimarisinden gelen ayrıntılarıyla dikkat çeker. Yapıyı mimarî tarih bakımından ilk inceleyen kişinin 1930'da yaptığı araştırmalarla Anadolu'daki Türk anıtları üzerine çalışan Albert Gabriel olduğu belirtilir; yapı daha sonra Mahmut Akok'un 1952'de Mimarlık dergisinde yayımladığı makalede ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Medresenin ilmî geçmişini ise en geniş biçimde Hüsameddin'in eseri saklar: kitabın biyografi ciltlerinde bu medresede ders vermiş ya da burada okumuş onlarca âlimin hayatı kayıtlıdır.
Çelebi Mehmed ve Merzifon
Medresenin neden Merzifon'da yükseldiği sorusunun cevabı, Çelebi Mehmed'in bu kasabayla kurduğu yakın ilişkide yatar. Hüsameddin'e göre Çelebi Mehmed, Amasya'da hükûmet sürdüğü yıllarda Merzifon'u ziyaret etmiş ve burada bir saray yaptırmıştı; kasaba bu sayede Osmanlı tarihinde önemli bir yer kazandı. Aynı kaynak, sultanın 818 (1415) yılında Merzifon'da bir medrese ile bir hamam yaptırıp vakıflarını düzenlediğini yazar. Bu tarih kitabedeki başlangıç ve bitiş yıllarının arasına düşer ve büyük olasılıkla vakfın düzenlendiği ya da inşaatın sürdüğü yıla işaret eder. Hüsameddin medreseyi "gâyet muazzam, kârgir bir dârü'l-ilm-i âlî" diye niteler ve onun Merzifon'un şerefini artırdığını, ulemâsını çoğalttığını ekler.
Medrese, kasabada Çelebi Mehmed hanedanının başlattığı daha geniş bir imar hareketinin ilk halkasıdır. Sultanın annesi Devlet Hatun 822 (1419) yılında İmaret Mahallesi'nde bir cami, yanında bir zâviye ve bir imarethâne yaptırmış, Hüsameddin'in kaydına göre aynı dönemde Hoca el-Hâc Hasan Çelebi adlı bir hayır sahibi de kasabaya bir cami kazandırmıştır. 830 (1426-27) yılında II. Murad da Merzifon'da bir cami ve bir hamam yaptırmıştır. Bugün medresenin yanındaki ve halk arasında Çelebi Sultan Mehmed Camii olarak bilinen yapının aslında II. Murad'ın yaptırdığı ve 830 (1427) yılına tarihlenen Medreseönü Camii olduğu belirtilir. Böylece medrese, cami ve hamamdan oluşan bir yapı topluluğu baba ile oğulun emriyle on üç yıl içinde kasabanın ortasında şekillenmiştir. XVI. yüzyıl tahrir defterlerinde bu yapıların vakıflarına rastlanması, kuruluş düzeninin yüzyıl sonra da sürdüğünü gösterir.
Aynı yıllarda komşu Gümüş kasabasında da benzer bir girişim yaşanıyordu. Amasyalı Kutlubeyzâdeler ailesinden Kadı Ahmed'in oğlu Hacı Halil Paşa, 806 (1403-04) yılında Çelebi Mehmed tarafından Gümüş'teki gümüş madeninin eminliğine atanmış, 816 (1413) yılında beylerbeyi pâyesi almış ve 816-818 (1413-1415) yılları arasında kendi adını taşıyan medreseyi yaptırmıştı. Sultanın ve bir devlet adamının birbirine bu kadar yakın iki kasabada aynı yıllarda medrese kurması, Fetret'ten çıkan devletin Amasya havzasını bir ilim bölgesi olarak yeniden örgütleme çabasının bir parçası olarak okunabilir.
Kuruluşu ve Kitabe
Yapının tarihi, giriş eyvanının kemeri üzerine yerleştirilmiş sülüs hatlı Arapça mensur kitabeden okunur. Kitabeye göre inşaat Çelebi Sultan Mehmed'in emriyle hicrî 817'de (1414) başlamış, 820'de (1417) Ali oğlu Umur Bey tarafından tamamlanmıştır. Bu nedenle yapı için kaynaklarda farklı aralıklar görülür. Yerel tanıtım metinlerinde 1414-1415 verilirken, mimarlık tarihi çalışmaları kitabeyi esas alarak 1414-1417 yıllarını gösterir; Hüsameddin ise 818 (1415) yılını anar. Aradaki fark çelişki sayılmamalıdır: ilk tarih inşaatın başlangıcına, son tarih tamamlanmasına işaret eder. Kimi popüler kaynaklar yapıyı yalnızca 1415 tarihiyle anar.
Kayıtlarda bir onarım da bulunur. Yerel kayıtlara göre medrese 1418-1419 yıllarında Emin Onuroğlu Ali Bey tarafından onarılmıştır. Bu ad ile kitabede tamamlayıcı olarak geçen Umur Bey b. Ali adı arasındaki benzerlik dikkat çekicidir; iki kaydın aynı kişiye ya da aynı olaya dayanıp dayanmadığını mevcut kaynaklar açıklığa kavuşturmaz. Bitişinden hemen sonra bir onarım gerektiği de kendi içinde şaşırtıcıdır. Bu nedenle onarım bilgisi tek bir kayda bağlı bir not olarak kalmaktadır.
Kitabenin biçimi de ayrıca not edilmiştir. Tek satırdan ve üç bölümden oluşan kitabe, renkli kesme taş ve mermerle süslenmiş girişin üzerinde yer alır. Metin, İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın 1927'de yayımlanan Kitâbeler adlı derlemesinde de bulunur ve yapının tarihlendirilmesinde başvurulan temel belge olmayı sürdürür. Çelebi Mehmed'in imar faaliyeti yalnızca Merzifon'la sınırlı değildir. Hükümdar, Bursa'da Yeşil Cami ve Türbe'nin yanı sıra bir medrese ve imaret yaptırmış, bu yapı hamlesi kısa sürede başka kentlere de yayılmıştır.
Mimar Ebû Bekir b. Muhammed el-Müşeymeş
Kitabeye göre yapının mimarı Ebû Bekir b. Muhammed Hamza el-Müşeymeş'tir. Bu sanatçı hakkındaki en değerli bilgi, Amasya'dan gelir. Şehirdeki 817 (1414) tarihli Bayezid Paşa Camii'nin kitabelerinden birinde "el-Muallim Ebû Bekr b. Muhammed el-Ma'rûf bi-İbn Müşeymeş ed-Dımaşkî" adıyla anılan usta, aynı kişi olarak kabul edilir. Nisbesinden anlaşıldığı kadarıyla aslen Şamlı bir mimar ailesine mensuptur ve Anadolu'da eser vermiştir. Ankara'daki 831 (1427-28) tarihli Karaca Bey Camii'nin kitabesinde Ahmed b. Ebû Bekir el-Müşeymeş el-Muallim adıyla bir oğlunun zikredilmesi, sanatın aile içinde sürdürüldüğünü düşündürür.
Mimarın adı kaynaklarda farklı yazımlarla geçer. Kimi tanıtım metinleri onu Ebubekir Mehmet bin Hamza, kimileri Mehmet Mişmiş oğlu Ebubekir ya da Ebu Bekir İbn Muhammed İbn Hamza-tül Müşeymiş diye anar; bunlar aynı adın farklı okunuşlarıdır. Yaptıranın kimliği de kimi metinlerde "Yıldırım Bayezid oğlu Çelebi Mehmet" biçiminde açıklanır. Bu ayrıntılar, yapıyı anlatan metinlerin kitabeyi farklı Türkçe okumalarla aktardığını, ancak mimarın ve yaptıranın kimliği konusunda bir ayrılık bulunmadığını gösterir. Medresenin Memlûk etkili ayrıntılarını bu Şam kökeniyle ilişkilendirmek mümkündür; ancak bu bağ kitabede yazılı değildir, mimarın nisbesine dayanan bir çıkarımdır.
Plan ve Avlu
Medrese, kare planlı ve açık avlulu bir yapıdır. Avlunun bir kenarı yaklaşık on beş metredir ve yapı, avlunun bir zamanlar şadırvanın bulunduğu merkezinde dik açıyla kesişen iki eksen üzerinde, kusursuza yakın bir simetriyle düzenlenmiştir. Giriş eyvanının karşısına yazlık dershane niteliğinde kare planlı ve kubbeli bir eyvan yerleştirilmiş, öteki eksenin iki ucuna ise aynı boyutlarda ve aynı üst yapıya sahip birer kapalı, yani kışlık dershane konmuştur. Bu dört birim yapı kitlesinden eşit miktarda, yaklaşık üç metre dışarı taşar; böylece dört eyvanlı tasarım dış cepheden de okunur. Dershanelerin kubbeleri baklavalı kuşaklara oturur. Avlunun üç tarafında dershaneler sıralanır, eyvanlı ana dershanelerin üzeri kubbeyle, eyvanların iki yanındaki revaklar ise tonozla örtülüdür ve bütün kemerlerde kırmızı-beyaz taş kullanılmıştır.
Dört ana birimin arasında kalan boşlukları öğrenci hücreleri doldurur; her aralığa beşer olmak üzere toplam yirmi hücre vardır. Hücreler kare planlı ve tonozludur. Her birinin avluya açılan bir kapısı, mazgal türünde pencereleri, dolap nişleri ve ocağı bulunur. Hücrelerin büyüklükleri birbirinden farklı olarak da tarif edilir. Öğrencilerin barınması ve ders çalışması bu odalarda yürüyordu; Hüsameddin'in aktardığı biyografilerden, bir müderrisin öğrencisinin ailesini koruması altına alacak kadar yakın ilişkiler kurulduğu, hoca ile öğrenci arasındaki bağın kimi zaman bir ömür sürdüğü anlaşılır.
Bütün bu mekânlarla avlu arasında beşik tonozlu bir revak uzanır. Revakın iki cins taşla örülmüş sivri kemerleri, aynı mimarın Amasya'daki Bayezid Paşa Camii'nin son cemaat yerindekilere benzer biçimde kısa ve kalın payelere oturur. Revakın dört kolunda da dershanelere ve giriş eyvanına denk gelen açıklıklar, yanlarındaki açıklıklardan daha geniş ve yüksek tutulmuş, bunlar revak tonozuna dik gelişen sivri beşik tonozlarla örtülerek avluya açılan birer eyvan niteliği kazanmıştır. Dış mimaride görülen dört eyvanlı tasarım böylece avlu mekânında da vurgulanmıştır.
Yapım tekniği iki ayrı işçiliğin birleşimini yansıtır. Giriş eyvanında ve avlu cephelerinde düzgün kesme taş tercih edilmiş, dış cephelerde ise tuğlalarla kuşatılmış moloz taştan oluşan kasetli almaşık örgüyle yetinilmiştir. Süsün giriş eyvanında toplanması, geri kalan yüzeylerin sade bırakılması anlamına gelir.
Gümüşhacıköy'deki Kardeş Yapı: Hacı Halil Paşa Medresesi
Merzifon medresesini en iyi açıklayan karşılaştırma, komşu Gümüş kasabasında aynı yıllarda yapılan Hacı Halil Paşa Medresesi'dir. Halîliye adıyla da anılan bu yapı, kareye yakın, yaklaşık 25 x 21 metrelik bir alanı kaplar ve iki yapı aynı tasarım fikrinden doğmuştur: ortadaki kare avlunun merkezinde kesişen iki eksen, eksenlerin uçlarında giriş eyvanı, yazlık dershane eyvanı ve iki kapalı birim. Gümüş'te de dershane eyvanı ile iki kapalı mekân cepheden yaklaşık bir metre dışarı taşar ve dört eyvanlı Selçuklu medreselerinden gelen şema dış cepheye yansır. Merzifon'da bu taşma üç metreye çıkar ve yapı çok daha anıtsal bir görünüm kazanır.
İki yapı arasındaki başlıca fark avlunun örtüsündedir. Hacı Halil Paşa Medresesi'nde 12,60 x 12,60 metrelik kare avlu bir kubbeyle örtülmüş ve giriş eyvanı avlu yönüne açılmıştır; mimarlık tarihinde bu tür "kapalı avlulu" ya da "avlusu kubbeli" medreseler arasında sayılır. Merzifon'da ise avlu açık bırakılmış, onun yerine revaklı bir iç cephe kurulmuştur. Gümüş'te avlunun çevresine üçer hücreden toplam on iki öğrenci hücresi yerleştirilmişken Merzifon'daki yirmi hücre, sultan medresesinin daha kalabalık bir öğrenci topluluğu için tasarlandığını gösterir. Gümüş'teki avlu kubbesi büyük olasılıkla bir depremle çökmüş, avlu sonradan ahşap direkli revaklarla kuşatılmıştır.
Kitabeler de iki yapının kimliğini ayırır. Gümüş medresesinin girişinde 816 (1413) tarihli Arapça bir kitabe, sövelerinde ise bânîyi hayırla anan Türkçe mısralar bulunur; kuzey penceresindeki Türkçe kitabe inşaatın 818 (1415) yılında bittiğini, işte adı verilmeyen bir kadı ile bir mimarın hizmet ettiğini söyler. XV. yüzyıl başı için istisnai sayılan bu Türkçe kitabelerin yazısı, Selçuklu etkisini taşıyan oldukça bozuk bir sülüstür. Merzifon'da ise Şamlı bir ustanın adını açıkça veren, renkli taşla çerçevelenmiş tek bir Arapça kitabe vardır. Biri bir devlet adamının, öteki sultanın vakfı olan bu iki yapı, aynı plan şemasının farklı ölçek ve olanaklarla nasıl uygulandığını gösteren bir çift olarak birlikte incelenir.
Giriş Eyvanı ve Taç Kapı
Yapının en dikkat çekici bölümü doğudaki anıtsal giriş eyvanıdır. Eyvan, hem yatayda hem düşeyde yapı kitlesinden taşırılarak âbidevî bir görünüm kazanmıştır. Dışa doğru, Memlûk zevkini çağrıştıran biçimde koyu kırmızı ve açık sarı renkte taşlarla işlenmiş sivri bir kemerle, avluya doğru ise aynı örgü malzemesine sahip basık ve geçmeli bir kemerle açılır. Kitabenin bulunduğu bölge iki renkli yatay taş sıralarıyla örülmüş, cephe sade bir kuşakla çerçevelenmiş ve kabartma bir palmet dizisiyle taçlandırılmıştır. Eyvanın yanlarında, iki renkli örgüye sahip sivri kemerli sathî nişler yer alır; tanıtım metinleri bunları eyvanın her iki yanındaki geniş bölmeler olarak anlatır.
Eyvanın üstünde kubbeli bir mekân bulunur. Merkezdeki sekiz kollu yıldızdan dağılan geometrik kabartmalar eyvanın tavanını süsler ve bu tavan, üstteki mekânın zemin döşemesini oluşturur. Mukarnaslı bir yaşmakla donatılmış, birleşik kemerli birer pabuçluk ve yaşmağı mukarnaslı birer nişle yanlardan kuşatılmış avlu kapısından girildiğinde, sağda ve solda yer alan merdivenler çatıya, oradan da eyvanın üstündeki kubbeli mekâna geçit verir.
Avlu kapısının geometrik motifler, rûmîler ve sülüs hatlı hadis ibareleriyle süslü, oyma ahşap kanatları, türünün en güzel örneklerinden sayılır ve bugün Ankara Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir. Girişte şimdi duran kanatlar sonradan yapılmıştır. Merzifon Belediyesi'nin yaptırdığı bu kopyaların aslına uygun olduğu kimi kaynaklarda belirtilirken, bir başka anlatım aynı kapıları orijinallerine benzemeyen kapılar olarak niteler.
Saat Kulesi
Giriş eyvanının üzerinde yükselen, silindirik tuğla gövdesiyle minareyi andıran saat kulesi, medresenin ilk yapımına ait değildir. Kule, hicrî 1282'de (1865) Amasya mutasarrıfı Ziyâ Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kimi kaynaklar ise 1866 tarihini verir; TDV İslâm Ansiklopedisi'nde bile Merzifon maddesi 1866'yı, medrese maddesi ise 1282 yılının karşılığı olarak 1865'i yazar. Hicrî 1282 yılı Mayıs 1865'te başlayıp Mayıs 1866'da sona erdiğinden, iki tarih aynı yılın farklı çevirileri olabilir. Ziyâ Paşa'nın unvanı da kaynaklarda mutasarrıf ya da vali olarak değişir.
Kulenin silindirik gövdesinde üç çember görülür; bunların üzerinde şerefeyi andıran bir gezmelik bulunur. Gezmelikten sonra gövde köşeli bir biçim alır ve dört yöne bakan saat kadranları bu bölümde yer alır. Kadranların üstündeki ikinci katta saatin çanı durur; çan sesinin daha rahat duyulabilmesi için bu katın dört yanına yuvarlak kemerli küçük pencereler açılmıştır. Kulenin en üstü kubbeyle örtülüdür. Bugün kule, medreseyle birlikte Merzifon'un simge yapıları arasında sayılır.
Kuruluş Yüzyılının Müderrisleri
Medresenin ilk müderrisi Ferîdüddîn-i Dîvânî'dir. Hüsameddin aynı kişiyi Ferîdeddîn Mehmed Devvânî adıyla anar ve onun ünlü kelâm âlimi Seyyid Şerîf Cürcânî'nin öğrencilerinden olduğunu kaydeder; adın Feridüddin Mehmed Çelebi biçiminde yazıldığı kaynaklar da vardır. Ondan sonra medresede ders vermiş âlimler arasında Seydî Şemseddin Ahmed-i Kırîmî, Amasyalı Rükneddin Abdülkerim ve Nizâmeddin Abdurrahman-ı Âftâbî sayılır. Hüsameddin bu dört adı aynı sırayla verir ve medresenin "1260 tarihlerine kadar" bu tür fazıl müderrislerle ün kazandığını yazar.
Kuruluş yıllarının en parlak adı, Merzifonlu Mevlânâ Şücâeddîn İlyâs bin Yahyâ'dır. İlk bilgilerini Amasya'da Gümüşlüzâde Celâleddîn Abdurrahman Çelebi'den alan İlyâs, ardından Mâverâünnehir'e gitmiş ve Buhara'da Nakşibendî büyüklerinden Hâce Muhammed Pârsâ'nın derslerine katılmıştır. Pârsâ, Buhara'da hankahının yanında bir medreseyi de yöneten, hadis öğretimiyle tanınan bir âlimdi ve 822 (1420) yılında hac dönüşü Medine'de vefat etti. İlyâs, Hüsameddin'e göre 821 (1418) yılında ondan icazet alarak Merzifon'a döndü, burada ders halkası kurdu ve öğrencileri öyle çoğaldı ki "asrında Merzifon bir dârülfünûn oldu". Ferîdeddîn Devvânî'nin vefatı üzerine Sultâniye müderrisliğine getirildi, ardından Merzifon'un müftüsü ve kadısı oldu.
Şücâeddîn İlyâs, 852 yılı Cemâziyelâhirinin onuncu günü (Ağustos 1448) Merzifon'da vefat etti. Hüsameddin onu "eyâlet-i Rûmiyyede üstâdü'l-küll" diye niteler, Merzifon'daki türbesini ziyaret ettiğini ve mezar taşındaki ölüm tarihini kendi eliyle kopya ettiğini anlatır. Kronikteki kayda göre İlyâs'ın yerine Mevlânâ Kemâl el-Kırîmî'nin öğrencisi Şemseddîn Ahmed el-Kırîmî Sultâniye müderrisi olmuştur. İlyâs'ın soyu da medreseden kopmadı: torunlarından Hasan Efendi, Amasya'da öğrenim gördükten sonra Sultâniye müderrisi oldu, 954'te (1547) Hüseyin Ağa Medresesi müderrisi olarak Amasya'ya geçti ve burada Şehzade Mustafa'nın ilgisini çekti.
Seydî Ahmed Kırîmî'nin ders halkası, Amasya'nın XV. yüzyıl ulemâsı arasında geniş bir iz bırakmıştır. Biyografilerde onun öğrencileri arasında Niksarlı Tâceddîn İbrâhim Çelebi, Ahî Yûsuf Çelebi, sonradan Sivas kadısı olan ve Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'nin kardeşi bulunan Cemâlîzâde Bahâeddîn Mehmed Efendi, 897'de (1492) Amasya kadılkudâtı olan Kırıkzâde Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi ve Aydınzâde Hüsâmeddîn Hasan Çelebi sayılır. Hüsâmeddîn Hasan Çelebi 870 (1465-66) dolaylarında genç yaşta ölünce, o sırada Torumtay Medresesi müderrisi olarak Amasya'ya taşınmış olan hocası Kırîmî, öğrencisinin dul eşiyle evlenmiş ve küçük oğlunu himayesine almıştır. Bu çocuk, sonradan Emir Buhârî'nin damadı ve halifesi olan Şeyh Mahmûd Çelebi'dir.
Aynı yüzyılın öteki müderrisleri de Merzifon'u Osmanlı ilim dünyasının geniş ağına bağlar. Halepli bir âlim olan Ömer Çelebi, Timur tarafından Semerkant'a götürülmüş, 804 (1402) yılında Anadolu'ya gelip Amasya'da kalmış, Çelebi Mehmed'in saltanatında önce Edirne'de Yıldırım Bayezid medresesinde, ardından Merzifon Sultâniyesi'nde müderris olmuş ve orada vefat etmiştir; oğlu Mehmed Çelebi de bir süre Merzifon'da müderrislik yapmış, Fatih Sultan Mehmed'in hocaları arasına girmiştir. Halepli Bahâeddîn Mehmed Çelebi, Arap ülkelerinde öğrenim gördükten sonra Merzifon'a yerleşmiş, Sultâniye müderrisi ve Merzifon kadısı olarak 863 (1458-59) dolaylarında ölmüştür. Mahbûbzâde Cemâleddîn Ahmed Çelebi ile Celâleddîn Mehmed Çelebi bin İlyâs ise müderrisliği Merzifon müftülüğü ve kadılığıyla birleştirmiştir. Mevlânâ Mehmed Kocevî'nin oğlu Seydî Mehmed Çelebi, babası müderrisken medresenin yanında doğmuş ve sonunda İstanbul'da Sahn-ı Semân müderrisliğine kadar yükselmiştir.
Şehzadeler, Sultanlar ve Sultâniye Müderrisliği
Amasya'nın şehzade sancağı olması, Merzifon medresesini sarayla dolaylı ama sürekli bir ilişki içine soktu. Atabey Medresesi'nde ders verdikten sonra Merzifon'daki Sultan Mehmed Medresesi'nde müderris olarak temayüz eden Emîr Sadreddinzâde Abdullah Efendi, 883 (1478) yılında Amasya valisi olan Şehzade Bayezid'e muallim oldu; Bayezid'in 886'da (1481) tahta çıkışıyla Bursa'da Sultan Murad Medresesi'ne geçti ve 890 (1485) yılında öldü. İlk müderrisler listesinde Âftâbî diye anılan âlimle büyük olasılıkla aynı kişi olan Şeyhîzâde Âfitâbî Abdurrahman Çelebi ise şehzadeye kasideler sunarak onun sohbet arkadaşları arasına girmiş, 883 (1478) yılındaki Halîmî olayında Ankara'ya gönderilmiş, Bayezid'in tahta çıktığı 886 (1481) yılında Sultâniye-i Merzifon müderrisliğine getirilmiştir. Bayezid'in cülusunda Ankara'dan gönderdiği bir kasidesinin beyitleri Latîfî Tezkiresi'nde yer alır.
Sonraki kuşaklarda da Merzifon müderrisliği şehzade hocalığına açılan bir kapı oldu. Hüsameddin'in bir biyografisinde adı geçen bir âlim, Sultâniye-i Merzifon müderrisliğinden sonra 896 (1490-91) yılında Şehzade Korkud'un muallimi olarak Manisa'ya gitmiştir. 947 (1540-41) yılında Şehzade Mustafa'nın muallimi Seyrek Muhyiddîn Mehmed Efendi ölünce yerine Sultâniye-i Merzifon müderrisi Hayreddîn Hızır Efendi getirilmiş; bu atama, muallimliği bekleyen Amasya kadısı Molla Çelebi, yani Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'nin oğlu Cemâleddîn Mehmed Çelebi'yi o kadar kırmıştır ki kadılıktan istifa edip Mısır'a gitmiştir. Bünyâd Efendi ise Sadrazam Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin kâtibiyken 917 (1511) yılında hocasının azli ve evinin yağmalanması üzerine Merzifon'a kaçmış, hocası yeniden makama döndüğünde Sultâniye müderrisi olmuş ve onun eserlerini "Risâle-i Âşûriyye" adıyla derlemiştir.
XVI. yüzyılda kürsüye oturanlar arasında Bedreddînzâde Ebussuud Efendi (ö. 967/1559-60), Şeyhzâde Cemâleddîn Mehmed Efendi (ö. 938/1531-32) ve Hâfızeddîn Mehmed Berda'î gibi âlimler sayılır. Bu adların çoğu, müderrisliği bir basamak olarak kullanıp kadılık, müftülük ya da İstanbul medreselerine geçmiştir. Medresenin bir ilim kurumu olmasının yanında, Merzifon kökenli ailelerin Osmanlı ilmiye teşkilatında yükselmesini sağlayan bir sıçrama tahtası işlevi gördüğü bu biyografilerden açıkça okunur.
XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Medrese
XVII. yüzyıldan itibaren Sultâniye müderrisliği ile Merzifon müftülüğünün çoğu zaman aynı kişide birleştiği görülür. Merzifon civarındaki Sehmüddevle köyünden Hayâtî Ebûbekir Efendi yirmi yılı aşkın ders verdikten sonra Sultâniye müderrisi ve müftü olarak 1068 (1657-58) yılında ölmüş, Gümüşlü Hasan Efendi 1053 (1643) yılında müderrisliğe getirilmiş, Ganîzâde Bedreddîn Mahmûd Efendi buradan Zile kadılığına ve oradan Erzurum, Tokat ve Sivas mollalıklarına uzanan bir kariyer yapmıştır. Recebzâde el-Hâc Mehmed Efendi'nin öğrencileri arasında Çorumlu Ahmed Efendi de vardır; hocasının ölümünden sonra Sultâniye müderrisi ve Merzifon müftüsü olmuş, sonra Amasya'ya geçmiştir. Ma'kûlzâde İbrâhim Efendi ise müderris ve müftü iken 1100 (1688-89) yılında görevinden alınmış ve buna canı sıkılarak Amasya'ya yerleşmiştir.
Medresenin bir de vakıf yönetimi vardı. Kayıtlarda "Sultâniye-i Merzifon evkâfı" mütevellileri ayrıca anılır; Sansâr İbrâhim Paşa ve Kadızâde İbrâhim Bey gibi Merzifonlu ümerâ, voyvodalıkla birlikte bu vakfın mütevelliliğini de üstlenmiştir. Bu yönetim her zaman temiz işlemedi. Hüsameddin'in vakayinamesine göre 1128 (1716) yılında Merzifon voyvodası Hasan Ağa, ordu için deve almak üzere halktan toplanan parayı Merzifon kadısı Ali Efendi ve Sultâniye müderrisi ve müftüsü Abdullah Efendi ile birlikte zimmetlerine geçirmiş, deve alımını göstermelik yapmıştı. Üçü de azledilip Samsun'a sürüldü ve kaleye hapsedildi, aldıkları paralar kendilerinden tahsil edilerek sahiplerine iade edildi. Yerlerine Kamlıklı Mustafa Efendi müderris ve müftü, Nûhoğlu Hacı İbrâhim Ağa da vakfın mütevellisi oldu.
XVIII. yüzyılın müderrisleri arasında edebî bakımdan en dikkat çekeni Abdîzâde Eşref Abdurrahman Efendi'dir. Şair Nedim'in baba tarafından akrabası olan Eşref Efendi, Sultâniye müderrisliğinden sonra 1136 (1723-24) yılında Merzifon müftüsü olmuş, "Tezkiretü'l-Hikem", "Mir'âtü's-Safâ" ve bir divan yazmış, 1151 (1738-39) yılında ölmüştür. Müftüzâde Halîl Efendi Sultâniye müderrisiyken 1147 (1735) yılında Amasya müftülüğüne yükselmiş, Merzifonlu Hacı Müftü İbrâhim Efendi ise 1188 (1774) yılında Canikli Hacı Ali Paşa'dan kaçarak İstanbul'a gitmek zorunda kalmıştır. Ma'kûlzâde el-Hâc İbrâhim Efendi 1200 (1785-86) yılında ölmüştür; Hüsameddin onun saflığını anlatmak için İstanbul'dan gelen birinin Süleymaniye'nin merdivenlerini peynirden, minberini dondurmadan yapılmış diye anlatmasına inanıp "İstanbul'da karın doyurmak kolaymış" dediğini aktarır.
Medresenin Kapanışı ve Sonraki Kullanımlar
Bu ilmî hayat 1844 yılına kadar sürmüştür. Hüsameddin aynı sınırı "1260 tarihleri" olarak verir ve medreseyi tatil eden sebebin "usûl-i verâset" olduğunu yazar: o yıldan itibaren müderrisliğin babadan oğula geçmeye başlaması, kürsüyü ilmî liyakatten koparmış ve medresenin ilim yönünü sona erdirmiştir. XIX. yüzyılın sonlarında Merzifon'da Amerikan Koleji açılınca kasabada medreselerin ıslahı ve yeni ibtidai ve rüşdiye mekteplerinin kurulması gündeme gelmiştir; ancak bu çabalar Sultâniye'nin eski ilmî kimliğini geri getirmedi.
Bundan sonra yapı bir süre silah deposu olarak kullanılmıştır. Hüsameddin, kendi zamanına yakın yıllarda yapının imarına girişildiğini not eder. Cumhuriyet döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış ve çeşitli kültür faaliyetlerine tahsis edilmiştir. Yerel kaynakların aktardığına göre 1950'li yıllarda çocuk ve halk kütüphanesi, belediye deposu ve musiki dershanesi olarak kullanılmış, ilerleyen yıllarda düğün salonu ve Kur'an kursu işlevi de görmüştür.
Restorasyon ve Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi
Yapı, Amasya Üniversitesi ile Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü arasında imzalanan protokol kapsamında restore edilmiş ve Amasya Üniversitesi Çelebi Sultan Mehmet Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi olarak yeniden işlevlendirilmiştir. Açılış töreni 9 Haziran 2026'da yapılmış, törene Amasya Valisi Önder Bakan, Amasya milletvekilleri Haluk İpek ve Hasan Çilez, Merzifon Kaymakamı Ahmet Karaaslan, garnizon komutanı ve Amasya Üniversitesi Rektörü Ahmet Hakkı Turabi katılmıştır. Vali Bakan, 2006'da kurulan Amasya Üniversitesi'nin kentin eğitim, kültür ve sanat hayatına katkısına değinmiş ve medresenin yeniden hayat bulmasını tarihî mirasın gelecek kuşaklara aktarılması bakımından değerli bulmuştur. Rektör Turabi, merkezde toplumun her kesimine hitap edecek faaliyetlerin düzenleneceğini belirtmiş, Cumhuriyet döneminde yapıyı Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün korumuş olduğunu hatırlatmış ve üniversiteyi yalnızca diploma veren bir kurum olarak görmediklerini söylemiştir. Medrese böylece, kuruluşundan yaklaşık altı yüz on bir yıl sonra yeniden bir ilim kurumunun çatısı altına girmiştir.
Kronoloji
1403-1404 (hicrî 806): Çelebi Mehmed, Hacı Halil Paşa'yı Gümüş'teki gümüş madeninin eminliğine atar.
1413: Çelebi Mehmed, Fetret Devri'ni sona erdirerek Osmanlı tahtında birliği sağlar; Gümüş'teki Hacı Halil Paşa Medresesi'nin giriş kitabesi bu yılın (816) tarihini taşır.
1414 (hicrî 817): Kitabeye göre medresenin inşaatı Çelebi Sultan Mehmed'in emriyle başlar; mimar Ebû Bekir b. Muhammed Hamza el-Müşeymeş'tir.
1415 (hicrî 818): Hüsameddin'e göre sultan Merzifon'da medrese ve hamam yaptırıp vakıflarını düzenler; birçok kaynak inşa tarihini 1414-1415 olarak verir.
1417 (hicrî 820): Kitabeye göre inşaat Ali oğlu Umur Bey tarafından tamamlanır.
1418 (hicrî 821): Şücâeddîn İlyâs, Buhara'da Muhammed Pârsâ'dan icazet alarak Merzifon'a döner.
1418-1419: Emin Onuroğlu Ali Bey'in onarımı olarak kaydedilen tarih.
1419 (hicrî 822): Devlet Hatun, Merzifon'da cami, zâviye ve imaret yaptırır.
1427 (hicrî 830): II. Murad medresenin önündeki camiyi yaptırır.
1448 (hicrî 852): Şücâeddîn İlyâs vefat eder; yerine Şemseddîn Ahmed el-Kırîmî Sultâniye müderrisi olur.
1478 (hicrî 883): Medresenin eski müderrisi Emîr Sadreddinzâde Abdullah Efendi, Şehzade Bayezid'e muallim olur.
1481 (hicrî 886): II. Bayezid'in cülusuyla Âfitâbî Abdurrahman Çelebi Sultâniye-i Merzifon müderrisi olur.
1540-1541 (hicrî 947): Sultâniye müderrisi Hayreddîn Hızır Efendi, Şehzade Mustafa'nın muallimi olarak Amasya'ya gelir.
1716 (hicrî 1128): Müderris ve müftü Abdullah Efendi, deve parası yolsuzluğu nedeniyle azledilip Samsun'a sürülür.
1844 (hicrî 1260): Müderrisliğin veraset yoluyla intikal etmesiyle medresenin ilmî hayatı sona erer.
1865 (kimi kaynaklarda 1866): Ziyâ Paşa giriş eyvanının üzerine saat kulesini yaptırır.
1950'ler: Yapı çocuk ve halk kütüphanesi, belediye deposu ve musiki dershanesi olarak kullanılır.
2026 (9 Haziran): Restorasyonu tamamlanan medrese, Amasya Üniversitesi Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi olarak açılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 401-405; c. 3, s. 219-220; c. 4, s. 19-20, 57 (Amasya Belediyesi e-kitap, 1-4. ciltler). amasya.bel.tr
- Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 28, 65, 81, 118, 124, 175-180, 244, 263, 267, 376, 592; c. 7, s. 12, 238, 262-263, 485, 504, 540, 549; c. 8, s. 134, 166, 171, 316, 321, 371, 418 (Amasya Belediyesi e-kitap, 6-8. ciltler). amasya.bel.tr
- Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, 9-12. ciltler, Amasya Belediyesi e-kitap, s. 163, 346, 558.
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Çelebi Mehmet Medresesi" maddesi.
- T.C. Merzifon Kaymakamlığı, "Sultaniye Medresesi" tanıtım sayfası.
Diğer kaynaklar
- M. Baha Tanman, "Mehmed I Medresesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara 2003, s. 394-395. islamansiklopedisi.org.tr
- M. Baha Tanman, "Hacı Halil Paşa Medresesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul 1996, s. 477-479. islamansiklopedisi.org.tr
- Mehmet Öz, "Merzifon", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 243-245. islamansiklopedisi.org.tr
- Hamid Algar, "Muhammed Pârsâ", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, Ankara 2020, s. 560-562.
- Mahmut Akok, "Merzifon'da Çelebi Mehmet Medresesi", Mimarlık, IX/1-2, Ankara 1952, s. 29-37.
- A. Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie, II, Paris 1934, s. 25-31, 72.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Kitâbeler, I, İstanbul 1927, s. 112-116.
- Ahmet Edis, "Merzifon Çelebi Mehmet Medresesi ve Saat Kulesi", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2024.
- Çelebi Mehmet Medresesi, Vikipedi; Eserleri ve Tarihî Özellikleriyle Merzifon, 2009, s. 49-51.
- "Amasya'da 611 yıllık medrese Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet vermeye başladı", haberler.com, 9 Haziran 2026. haberler.com
- "Amasya'daki 600 Yıllık Osmanlı Mirası Ayağa Kaldırıldı", Objektif Amasya, Haziran 2026.








