Gümüşhacıköy, Amasya ilinin en batıdaki ilçesidir. İl merkezine yetmiş kilometre kadar uzaklıkta, Merzifon'un batısında, Samsun ile İstanbul arasındaki yolların geçtiği bir ovada yer alır. İlçe merkezinin tarihî çekirdeğini Hacıyahya ve Saray mahalleleri çevresinde, Köprülü Mehmed Paşa Camii'nin yanında yükselen bedesten ile onun etrafında gelişen çarşı oluşturur. Yapılar topluluğu 1660 yılına tarihlenir ve ilçenin bir zamanlar maden, tarım ve kervan ticaretinin kesiştiği bir pazar yeri olduğunu gösteren en açık belgedir. Caminin kendi mimarisi ve vakfı ayrı bir yazının konusudur, gümüş madenlerinin tarihi de öyle. Burada bedestenin ve çevresindeki çarşının kuruluşu, yapısı, geçirdiği değişiklikler ve içinde işleyen ticaret hayatı anlatılmaktadır.
Hacıköy, Gümüş ve Gümüşhacıköy Adı
Bugün tek bir ad altında anılan yerleşim, tarihin uzun bir bölümünde iki ayrı merkezden oluşur. Bunlardan biri, bugünkü ilçe merkezinin beş kilometre kadar güneybatısında kalan ve gümüşlü kurşun yataklarıyla tanınan Gümüş kasabasıdır. Öteki, ovadaki Hacıköy'dür. Osmanlı kayıtlarında idarî birim uzun süre "Gümüş" ya da "Maden-i Sim" adıyla geçer. Devlet salnamelerinde ilçenin adı ilk kez 1302 (1885) tarihli ciltte Gümüşhacıköy kazası olarak görünür. Sivas vilayet salnameleri ise aynı yıllarda kazayı Maden-i Sim diye anmayı sürdürmüş, Gümüşhacıköy adı bu salnamelerde ancak 1321 (1903) tarihli ciltte yer almıştır. Yönetim biçimi de bu adlandırmayla birlikte değişmiştir. İlk kaymakam 5 Ekim 1875'te atanmış, o tarihe kadar kaza maden müdürleri ve Maden-i Hümayun eminleri eliyle yönetilmiştir.
Hacıköy adının kökeni konusunda tek bir kesin açıklama yoktur. Yaygın anlatıya göre yöre XI. yüzyılda Artuk Bey tarafından ele geçirilmiş, XIV. yüzyılın sonlarında Sadreddin Artık'ın imar ettiği yerleşim Artıkova ve Artıkabat adlarıyla anılmış, gümüş yataklarının nazırı olarak burada uzun süre kalan torunu Hacı Ahmed Çelebi'den ötürü önce Hacı Nazır Köyü, sonra Hacıköy denmiştir. Aynı anlatıya göre gümüş madeni bir dönem Köprülü Mehmed Paşa'ya has arpalık olarak verilmiş, yerleşim bu yüzden bir süre bu adla da anılmıştır. XIX. yüzyılın sonunda Mecitözü'ne de Hacıköy dendiği için ayırt edici bir ön ek gerekmiş ve ilçe Gümüşhacıköy adını almıştır. Bu açıklamaların bir kısmı yerel tarih yazımına dayandığından kesin belge niteliği taşımaz. Adın Gümüş ile Hacıköy'ün birleşmesinden doğduğu ise salname kayıtlarıyla uyumludur.
Madenden Pazara
Çevredeki gümüşlü kurşun ve arsenikli bakır yataklarının işletilmesi çok eski bir geçmişe uzanır. Gümüş kasabasının çevresindeki Karlık Tepe, Kale Tepe ve Çadır Düzü mevkilerinde yoğun bir madencilik faaliyeti izlenir. Eski galeri girişleri zaman zaman yeniden genişletilerek kullanılmış, geride cüruf yığınları kalmıştır. Danişmendnâme'deki anlatıya göre Danişmend Gazi bu yöreye geldiğinde madenlerden her gün iki batman gümüş hazineye verilirdi. Bu aktarım rivayet niteliğindedir. Selçuklu döneminde madenin yakınında sikke basılan bir darphane işlediği, bu darphanenin 1248'de açıldığı ve binasının 1866'da camiye çevrildiği kaydedilir. Bazı Selçuklu sikkelerinde geçen Gümüş ve Gümüşpazar darp yerlerinin Gümüşhacıköy olabileceği yolunda da bir görüş vardır.
Osmanlı döneminde maden emanet usulüyle devlet eliyle işletilmiştir. Bu yöntemde devletin atadığı maden emini belirli bir ücret karşılığında işletmeyi yönetir, harcamalar kendisine sermaye akçesi olarak teslim edilen paradan karşılanırdı. Gümüşhacıköy, Keban-Ergani ve Bolkardağ madenleriyle birlikte bu usulün uygulandığı büyük işletmeler arasında sayılır. Anadolu'da altın ve gümüşün en önemli üretim alanları Gümüşhane ile Amasya'daki Gümüşhacıköy olmuştur. Tahrir kayıtları madenin çevresindeki kasabanın büyümesini de gösterir. 1520'de on altı mahalle ve 631 hane sayılan yerleşim, 1576'da on dokuz mahalle ve 1154 haneye ulaşmıştır. Şehir nüfusu bu sürede 1013'ten 1986'ya, köyler dahil toplam nüfus 3589'dan 6602'ye yükselmiştir. Bu rakamlar vergi nüfusunu yansıttığından gerçek sayıdan düşük kalır. Yine de yarım yüzyıllık artış, madenin çevresine iş ve alışveriş topladığını açıkça gösterir.
Kasabanın ticaretle ilişkisi Osmanlı idaresinden de eskidir. İbn Battûta XIV. yüzyılda Gümüş'e uğradığında yerleşimi madenleriyle ünlü, büyük ve kalabalık bulmuş, buraya Irak ve Şam'dan tüccarların geldiğini yazmış, Ahî Mecdüddîn Tekkesi'nde üç gece konaklamıştır. 1356'da Armağan Çelebi'nin maden emini olduğu yıllarda yerleşimin "Gümüş Pazarı" diye anıldığı da belirtilir. Madenin ürünü bu kasabada işlenir, para ve eşyaya dönüşür, yola çıkan tüccarlar karşılığında kumaş, tahıl ve hayvan getirirdi. Bedestenin sonradan bu zemine oturduğu düşünülürse, böyle bir yapının neden bu ilçede kurulduğu daha kolay anlaşılır.
Yol Üzerinde Bir Kasaba
Gümüşhacıköy, Anadolu'yu İstanbul'a bağlayan yollarla Karadeniz kıyısına inen yolların arasında kalır. Kaymakamlık kayıtlarında derlenen seyyah notları, bu geçişin XVII. yüzyıldaki görünümünü aktarır. Fransız tüccar ve gezgin Jean-Baptiste Tavernier 1632'de buradan geçerken Hacıköy'ü iki kervansarayı olan büyükçe bir kasaba diye anar. Boullaye le Gouz 1647'de Osmancık'tan dokuz saatlik yürüyüşle Hacıköy'e geldiğini, eski harabelerden yerin bir zamanlar büyük bir yerleşim olduğunun anlaşıldığını, kasabada iki cami bulunduğunu yazar. Aynı yıl Evliya Çelebi de bu yoldan geçmiş ve Hacıköy'ü "gayet mamur edilecek yerdir ki benzeri yoktur" diye nitelemiştir. Gümüş kazasında üç gün kaldıktan sonra Dankaza'ya doğru yola çıktığını anlatır. Evliya Çelebi bu bölgeden 1648, 1650 ve 1656'da da geçmiştir.
Bu kayıtlar, Köprülü Mehmed Paşa'nın 1656'da sadrazam olmasından önce de kasabada kervansarayların ve camilerin bulunduğunu gösterir. Evliya Çelebi'nin sözü, imarı beklenen ama elverişli bir yer izlenimini verir. Bedesten ve külliye bu zemine eklenmiştir. Sonraki yüzyılda İtalyan seyyah Domenico Sestini 1781'de buradan geçerken sağ tarafta geniş bir ovaya yerleşmiş büyük bir köy bıraktığını, ovada buğday ve arpa ekili olduğunu kaydeder. Osmancık ile Hacıköy arasını sekiz, Hacıköy ile Merzifon arasını altı saat olarak verir.
Köprülü Mehmed Paşa ve Külliye
Bedesteni yaptıran Köprülü Mehmed Paşa, XVII. yüzyıl Osmanlı tarihinin en belirleyici devlet adamlarından biridir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Arnavutluk'ta Berat sancağına bağlı Rudnik köyünde doğmuş, devşirilerek Enderun'da yetişmiş, sonra taşraya çıkarılmıştır. Amasya'ya bağlı Köprü (Vezirköprü) kasabasında Ayşe Hanım ile evlenmesi nedeniyle Köprülü adıyla anılmıştır. Hüsrev Paşa'nın hazinedarlığını yapmış, onun ölümünden sonra kısa süre Amasya sancakbeyi olmuş, daha sonra Çorum sancakbeyliği, Trabzon valiliği ve Karaman beylerbeyiliği gibi görevlerde bulunmuştur. Bu uzun taşra hizmeti Amasya yöresini yakından tanımasını sağlamıştır. Yerel kültür kayıtlarında doğum yeri Köprü kasabası olarak geçer. Burada ansiklopedi maddesindeki bilgi esas alınmıştır.
15 Eylül 1656'da sadrazamlığa getirildiğinde Köprülü yaşlıydı. Mührü, atamalara karışılmaması ve sunduğu telhislerin uygulanması gibi şartlar ileri sürerek kabul etmiş, bu şartlar padişah IV. Mehmed ve Vâlide Turhan Sultan tarafından yeminle benimsenmiştir. Beş yıldan biraz fazla süren sadaretinde Bozcaada ile Limni'yi geri aldı, Erdel seferine çıktı, Abaza Hasan Paşa isyanını bastırdı ve Anadolu'da Celâlî ile tüfek teftişi yürüttü. Çağdaş tarihçiler bu teftişteki katliam nedeniyle onu ağır biçimde eleştirmiştir. Naîmâ ise onu devleti içine düştüğü güçlükten çıkaran büyük bir devlet adamı olarak görür. Köprülü 31 Ekim 1661'de Edirne'de öldü ve İstanbul'da Çemberlitaş'ta yaptırdığı külliyede defnedildi. Oğlu Fâzıl Ahmed Paşa ve damadı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ile sürdürülen dönem, tarihçilerin "Köprülüler Dönemi" dediği evredir.
Köprülü Mehmed Paşa'nın hayır eserleri ansiklopedide ayrıca sayılır. Yanova, Rudnik, Turhal, Vezirköprü, Lefke, Cisrişugūr, Gümüşhacıköy, Taraklı ve Arad'da han, cami, mescid, mektep ve çeşmeler yaptırmış, bunlara gelir sağlamak üzere Limni, Yanova, Köprü, Osmancık, Merzifon, Akhisar ve Bilecik'teki mülk köylerin hasılatını vakfetmiştir. Bu liste, Gümüşhacıköy'deki külliyenin sadrazamın uzun yıllar görev yaptığı coğrafyaya yayılmış geniş bir imar ve vakıf düzeninin bir halkası olduğunu gösterir. Hanlar, çarşı ve camiler ibadet ya da konaklama ihtiyacını karşıladığı gibi vakfın gelirini de sağlardı.
Kültür ve turizm kayıtları külliyenin başlangıçta bir cami, bir kervansaray ve bir bedestenden oluştuğunu bildirir. Bedesten caminin hemen yanında yer almış, caminin ekonomik desteği olarak düşünülmüştür. İlçede 1660 yılı hem caminin hem bedestenin yapım tarihi olarak verilir. Kervansaray kısmı zamanla yıkılmış, bedesten ise önemli onarımlar geçirerek günümüze ulaşmıştır. Kaymakamlık kayıtları da yapıyı Köprülü Mehmed Paşa'nın kendi adına yaptırdığı caminin külliyesi olarak tanımlar.
Bedesten Nedir, Osmanlı Şehrinde Ne İş Görürdü
Bedesten sözcüğünün bezzâzistan ya da bezistan sözcüklerinden geldiği ileri sürülür. Bezzâz, Arapçada bez satan kişiyi anlatır. Ahmed Vefik Paşa bedesteni "bez satılan bezzâz mahalli, akmişe-i nefîse satılan çarşı" diye tanımlar. Bedestenlerde başta mücevher ve değerli taşlar olmak üzere silahlar, süslü koşum takımları ve kıymetli kumaşlar satılırdı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde, bugün çarşı, han, kervansaray, arasta ve bedestenin birbirine karıştırıldığını, oysa her birinin ayrı bir işlevi bulunduğunu hatırlatır. Çarşı, iki yanında dükkânlar sıralanan bir ya da birkaç sokaktır. Arasta, bir vakıf yapısına gelir sağlamak ve cemaati oraya çekmek için kurulan dükkân dizisidir. Han ve kervansaray ise esas olarak yol üzerinde konaklama yeridir.
Bedesten, bu tesislerin ortasında kâgir kütlesiyle yükselen çekirdek yapıdır. Ahşap dükkânların yangında yanabildiği bir şehirde değerli mallar, tüccarın kasası ve defterleri, esnaf loncalarının belgeleri bedestenin kalın duvarları içinde saklanırdı. Madde bunu bir tür iç kale olarak tanımlar. Ticaret bölgesi bedestenin etrafında biçimlenir, hanlar ve arastalar onun çevresine eklenirdi. Aynı madde, bedesten yapımının XV ve XVI. yüzyıllarda yaygın olduğunu, XVII. yüzyılda ise yalnızca münferit ve mütevazı örneklerin yapıldığını belirtir. Bu çerçevede Gümüşhacıköy Bedesteni geç bir örnektir. Köprülü'nün oğlu Fâzıl Ahmed Paşa'nın Vezirköprü'de yaptırdığı bedesten de TDV listesinde, tek payeli, dört kubbeli ve türünün en küçük örneklerinden biri olarak yer alır.
Gümüşhacıköy Bedesteni'nin planı, aynı ansiklopedi maddesinde 1483 tarihli olarak anılan Amasya Bedesteni'nden farklıdır. Amasya'daki yapı dört payeli ve dokuz kubbeli bir plana sahipken Gümüşhacıköy'dekinde uzun bir geçidin iki yanına dizilmiş tonozlu dükkânlar esastır. Bu nedenle yapıya çarşı, arasta ve bedesten adlarının üçü de zaman zaman verilmiştir. Yerel anlatılarda yapı, Halil İnalcık'ın "kural olarak bedestenli şehir uluslararası bir ticaret merkezidir" sözüne dayandırılır ve ilçenin yüzyıllar boyunca Hindistan, İran ve Avrupa'dan gelen tüccarların tanışma, konaklama ve alışveriş yeri olduğu söylenir. Bu geniş coğrafya ifadesi kaynaklarda belge gösterilmeden tekrarlanır. Bedestenin Anadolu ile Rumeli arasındaki ticaret yolunun üzerinde güvenli ve büyük hacimli alışverişi sağlamak amacıyla kurulduğu yolundaki değerlendirme ise yapının konumuyla tutarlıdır.
Bedestenin Mimarisi
Bedesten doğu-batı doğrultusunda uzanan uzun bir dikdörtgen plana sahiptir. Kültür ve turizm kayıtlarında ana mekân, batı ve doğu kapıları arasında uzanan yaklaşık seksen metre uzunluğunda ve üç buçuk metre genişliğinde bir koridor ile bu koridorun iki yanına dizilmiş dükkânlardan oluşan arasta olarak tarif edilir. Dört yöne açılan kapılar kırmızı ve beyaz kesme taşlardan örülmüş, geniş ve derin sivri kemerlerle örtülmüştür. Bu kapılardan yalnızca kuzey kapısı özgün durumunu korumuştur. Taç kapıların iç yüzlerinde sivri kemerli nişler vardır. Kırmızı ile beyaz taşın dönüşümlü kullanıldığı kemer örgüsü yapıya renk katar ve restorasyonlarla kısmen yenilenmesine rağmen ilçenin ayırt edici görüntülerinden biri sayılır.
Koridorun iki yanındaki dükkânlar beşik tonozla örtülüdür. Dükkânların üst kısımları sivri kemerlidir ve kemerlerin arası payandalarla bölümlenmiştir. Kaynaklarda aradaki geçit bölümünün üstünün açık olduğu da belirtilir, dolayısıyla yapının bütünüyle kapalı bir çarşı olarak anılması her zaman doğru değildir. Duvarlar kesme taştır. Üst kısımda cephe boyunca payandaların çevresini dolaşan derin silmeler saçak seviyesine kadar yükselir ve iç mekâna bir hareket kazandırır. Cephelerdeki sütunların bir bölümü kısmen taşıyıcı özellik taşır. Beşik tonozlu dükkân sırası, cepheleri bölen sivri kemerler ve payandalar yapıya Osmanlı taşra mimarisinin ölçülü ve işlevsel dilini verir. Yüzeyde bol bezeme yoktur, ağırlık oranlarda ve taş işçiliğindedir.
Tonozlu ve taş duvarlı bir dükkân dizisi iklim bakımından da elverişlidir. Yaz sıcağında içerisi serin kalır, kışın rüzgârdan korunur. İlçe 800 metreyi aşan yükseklikte, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı bir iklimde bulunduğundan bu özellik çarşının yıl boyunca kullanılmasına yardım etmiştir. Bu yorum yapının mimarisinden çıkarılmıştır. Dönemin belgelerinde böyle bir gerekçe geçmez.
Saat Kulesi
Bedestenin doğu kapısının üzerinde, Ekin Pazarı meydanına bakan bir saat kulesi yükselir. Kesme taştan yapılmış, daire biçimli kulenin ilk hâlinin 1900 yılındaki genel onarım sırasında Yanyalı Mustafa Paşa'nın oğlu Ali Rıza Bey tarafından yaptırıldığı bildirilir. Bu kule zamanla yıkılmış, yerine sonradan yenisi yapılmıştır. Tarih konusunda kaynaklar birbirinden ayrılır. Kültür ve turizm kayıtlarında ve kaymakamlık sayfasında tarih 1900 olarak verilir. Başka bir anlatıda kule 1898'de yaptırılmış ve 1948'de yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Kaymakamlık metninde ayrıca Ali Karaca'nın Ahmed Şâkir Paşa üzerine çalışmasına dayanan bir uyarı bulunur. Ahmed Şâkir Paşa'nın Anadolu'yu teftiş ederken Gümüşhacıköy'e uğradığı 4 Eylül 1899'da kentte zaten bir saat kulesi vardır. Bu kayıt doğruysa 1900 tarihi kulenin ilk yapım yılı olmayıp bir onarım ya da yenileme yılı olmalıdır.
Osmanlı taşrasında saat kuleleri XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaygınlaşmış, kasabanın zaman düzenini belirleyen yapılar olmuştur. Gümüşhacıköy'deki örnek bedestenin kapısına eklenerek ticaret yapısının görünürlüğünü artırmış, esnafın ve yolcuların zamanı ortak bir ölçüye göre okumasını sağlamıştır. Bugün ayakta duran kule özgün yapı olmasa da çarşı siluetinin tanıdık öğesidir.
Çarşıda Esnaf ve Ürünler
Çarşıda satılan malların ayrıntılı bir envanteri bilinmiyor. Çevredeki üretimi gösteren kayıtlar yine de bir fikir verir. XVI. yüzyıl Amasya sancağı üzerine yapılan çalışmalarda Amasya kirbası, Merzifon kirbas çadırı, Ladik seccadesi, Amasya kutnisi, Amasya kırmızı boğasisi ile Gümüş boğasisi gibi dokumaların kaliteli oldukları için aranan mallar arasında sayıldığı görülür. Boğası, el eğirmesi kalın pamuk ipliğinden bez ayağı örgüyle dokunan, orta kalitede ve çoğunlukla beyaz bir kumaştır. Renklendirilmiş türleri nar neftisi, cengârî, samanı, cevizi ve darçınî gibi adlarla anılır, kaftan ve kavuk astarı, gömlek, yastık ve bohça yapımında kullanılırdı. Gümüş boğasisinin adı, yörenin bu pazara kendi dokumasıyla katıldığını gösterir.
1844 tarihli temettuat defterleri ilçenin tarım ve zanaat yapısını ayrıntılı gösterir. Kazada 525 dönüm üzüm bağı vardır ve bağcılık en yüksek gelir getiren faaliyettir. 78 dönüm kenevir tarlasının tamamı Saray Mahallesi ile Çetmi köyündedir. Saray, Hacıyahya ve Artukabad mahallelerinde bostan üretilir. Mahallelerde terzi, berber ve urgancı gibi zanaatkârlar çalışır, köylerde geçim tarıma dayanır. Kazanın o yıl ödemesi gereken toplam vergi 46.775 kuruştur. Kenevir ve urgancılık ilçenin sonraki yüzyıldaki ekonomisinde de yer tutmuştur. Kendir 1970'li yıllara dek yöre tarlalarında yetiştirilmiş, kirman ve urgan yapımında kullanılmış, Gümüşhacıköy'ün lif kenevir tohumunun çok kaliteli olduğu, bu nedenle İtalyan alıcıların ilçeye geldiği anlatılmıştır.
XIX. yüzyılda ilçeye ait ticaret kayıtları çeşitlenir. 1857'de Samsun'dan İstanbul'a tütün sevk eden tüccarlar arasında Gümüşhacıköylü Arakin adlı bir tütün tüccarı bulunur. 1866'da maden ocağında çıkarılan kurşunun kağnı arabalarıyla Samsun iskelesine taşındığı kayıtlıdır. 1889'da bir İngiliz tüccar Hacıköy'deki 80.000 okka, yani yaklaşık 102 ton nohudun tamamını satın almış, Fransız maliyeci Vitale Cuinet de bunun ardından nohut fiyatlarının çevrede hızla yükseldiğini, Hacıköylü üreticilerin ve tüccarların asıl sıkıntısının ürünü başka pazarlara kısa sürede taşıyamamak olduğunu, buradan mutlaka bir demir yolu geçmesi gerektiğini yazmıştır. Cuinet'in bu gözlemi, kervan yollarının eski önemini yitirmeye başladığı bir dönemde ilçenin ulaşım bakımından geride kaldığını gösterir.
Bu tablonun içinde 1868 tarihli bir belge dikkat çekicidir. Gümüş kazasında düzenli bir çarşı ve pazar bulunmadığı, maden işçileriyle halkın gereksinimlerini karşılamak için başka yerlerin pazarlarına gitmek zorunda kaldığı, bu yüzden kazada her hafta çarşamba günü yeni bir pazar kurulmasına karar verildiği bildirilir. Belge madenin bulunduğu Gümüş kasabasını ilgilendirdiğinden Hacıköy'deki bedesten çarşısıyla doğrudan ilişkili değildir. Yine de iki merkezin farklı işlevler taşıdığını düşündürür. Maden kasabası üretim ve işçilik merkeziydi, Hacıköy ise bedesteniyle alışveriş yeri. Ekin Pazarı'nın inşasının 1919'da tamamlandığı ve resmî açılışının yapıldığı da Osmanlı arşiv kayıtlarına dayanılarak bildirilir. Bedestenin doğu kapısı bugün aynı adı taşıyan meydana bakar.
Cumhuriyet Dönemi ve Bugün
Cumhuriyet döneminde ilçenin ekonomik ağırlığı maden ve kervan ticaretinden tarıma kaymıştır. Şeker pancarı, buğday, arpa, baklagiller, tütün, soğan, ayçiçeği ve kendir başlıca tarla ürünleridir. Kendir işleyen bir ip fabrikası ve un fabrikaları bulunur, leblebicilik geleneksel bir uğraş olarak sürer. Kent merkezinin nüfusu 14.620, ilçenin toplam nüfusu son sayıma göre 25.235 olarak verilir. Bedesten bu değişimde kervan ticaretinin merkezi olma işlevini yitirmiş, ama çarşı olarak kullanılmayı sürdürmüştür. Dükkânlar bugün de açıktır ve yapı esnafın günlük hayatının içindedir.
Yapı zaman içinde yenilenmiştir. Kervansaray kısmı yok olmuş, kapıların büyük bölümü onarımlarla değişmiş, saat kulesi yeniden yapılmıştır. Yine de genel plan, kemer sistemi ve tonozlu dükkân sırası korunmaktadır. Bedesten, Köprülü Mehmed Paşa Camii ile birlikte okunduğunda XVII. yüzyıl ortasında bir sadrazamın memleketine bıraktığı cami, çarşı ve konaklama yapılarından oluşan düzenin nasıl işlediğini gösterir. Bu düzenin ayakta kalan bölümü bugün ilçenin tarihî çekirdeğini oluşturur.
Kronoloji
1248: Selçuklu döneminde Gümüş kasabasındaki darphanenin açıldığı bildirilir.
1356: Armağan Çelebi Gümüş maden emini olur; yerleşim bu yıllarda "Gümüş Pazarı" diye anılır.
1413-1415: Gümüş'te Hacı Halil Paşa (Haliliye) Medresesi yapılır.
1520 ve 1576: Tahrir kayıtlarına göre yerleşim 631 haneden 1154 haneye çıkar.
1632-1647: Tavernier, Boullaye le Gouz ve Evliya Çelebi Hacıköy'e uğrar.
1656: Köprülü Mehmed Paşa sadrazam olur.
1660: Köprülü Mehmed Paşa Camii ve külliyesi, bedesten ve kervansarayla birlikte yaptırılır.
1661: Köprülü Mehmed Paşa Edirne'de ölür.
1844: Temettuat defterleri kazanın sosyo-ekonomik durumunu kaydeder.
1868: Gümüş kazasında çarşamba günleri hafta pazarı kurulur.
1885: Gümüşhacıköy adı devlet salnamesinde ilk kez kaza olarak görünür.
1899-1900: Kasabada bir saat kulesi vardır; bedestenin genel onarımı ve saat kulesi 1900'de Ali Rıza Bey'e atfedilir.
1919: Ekin Pazarı inşaatı tamamlanır ve resmî olarak açılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Gümüşhacıköy Kaymakamlığı, "Gümüşhacıköy Tarihi" sayfası (salname, tahrir, temettuat, seyyah ve esnaf kayıtları derlemesi). gumushacikoy.gov.tr
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Gümüşhacıköy Bedesten" ve "Köprülü Mehmet Paşa Camii" maddeleri. amasya.ktb.gov.tr
- Türkiye Kültür Portalı, "Gümüşhacıköy Bedesteni ve Saat Kulesi" maddesi. kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Köprülü Mehmed Paşa" maddesi (c. 26, 2002, s. 258-260). islamansiklopedisi.org.tr
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bedesten" maddesi. islamansiklopedisi.org.tr
- Vikipedi, "Gümüşhacıköy" maddesi (yardımcı kaynak; adın kökeni ve saat kulesi tarihi için). tr.wikipedia.org








