Amasya, Osmanlı tarihinde şehzadelerin sancağı olarak tanınır; ama şehzadelerle birlikte bu şehre gelen ve burada yetişen kadrolar, devletin üst makamlarına ulaşan isimlerin önemli bir bölümünü oluşturmuştur. Sadrazamlık, vezirlik, kazaskerlik ve müftülük gibi makamlarda adı geçen kişilerin kimi Amasya'da doğmuş, kimi şehirde görev yaparken öne çıkmış, kimi de yalnızca bu sancağın idarî düzeni içinde yetişmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bunların en tanınmışıdır; ayrıntılı biyografisi ayrı bir yazıda anlatıldığından burada kısaca ele alınmış, asıl ağırlık onun öncesinde ve sonrasında gelen devlet adamlarına verilmiştir.
Sancak Düzeni ve Devlet Adamı Yetiştirme
Osmanlı şehzadeleri belli bir yaşa gelince, yanlarında bir lala, bir defterdar, bir nişancı ve bir kâtipler kadrosuyla taşradaki sancaklara gönderilirdi. Sancak, küçük ölçekte bir devlet idaresiydi: şehzade kendi divanını toplar, vergi ve asker işleriyle ilgilenir, adalet dağıtırdı. Amasya bu sancakların en işlek olanlarından biri sayıldı; Çelebi Mehmed'den başlayarak Murad, Bayezid ve Ahmed gibi isimler burada bulundu. Şehzadenin yanında görev alan lala ve bürokratlar, şehzade tahta çıktığında genellikle merkeze taşınır, vezirlik ve beylerbeyilik gibi makamlara yükselirdi.
Bu düzen şehirde iki ayrı kaynağın birleşmesine yol açtı. Bir yanda şehzadenin maiyetiyle gelen devşirme kökenli ya da başka yerlerden atanan kadrolar vardı. Öte yanda Amasya'nın köklü aileleri, medreseleri ve vakıfları, şehirde doğup büyüyen gençleri aynı çevrenin içine çekiyordu. Tâcîzâde, Müeyyedzâde ve Atabeyzâde gibi aile adları bu ikinci grubun örnekleridir. Anlatılan kişiler iki gruptan da seçilmiştir; doğum yeri, köken ve Amasya ile bağın niteliği her birinde ayrıca belirtilir, çünkü kaynaklar bu konularda sıkça ayrışır.
Osmanlı Öncesinden Bir Örnek: Hacı Şadgeldi
Osmanlı idaresinden önce Amasya'yı yöneten emirler arasında Hacı Şadgeldi, ilim ve idare işlerini birlikte yürüten bir devlet adamı olarak ayrı bir yer tutar. Babası Hacı Kutluşah, Eretna Devleti döneminde 1347'de Amasya'nın başına getirilmiş bir emirdi. Kutluşah'ın kökeni konusunda kaynaklar uyuşmaz; kimi anlatımlar onu Selçuklu emiri Taceddin Altunbaş'ın kölesi ve manevi oğlu sayar, kimi çalışmalar ise Şadgeldi'nin babaannesini Altunbaş'ın kızı olarak gösterir. Şadgeldi 1359 yazının sonlarında babası tarafından Amasya emirliğine atandı, Kutluşah'ın Karamanoğulları'na yenilip ölmesinden sonra şehri kısa süre için kaybetti, 1361 ya da 1362'de geri alarak yönetimi ikinci kez üstlendi.
İkinci dönemin kadrosu hakkında bilgi vardır: Niksar emiri Sirâceddin Muhammed Bey vezir yapılmış, Gümüşlüoğlu Hacı Sinâneddin Yusuf defterdarlığa getirilmiş, Cemâleddin el-Aksarâyî Amasya kadılığına ve Dârü'l-İlim müderrisliğine atanmıştır. Aksarâyî, emirle aynı hocadan ders görmüş bir âlimdi ve sonradan kadıaskerlik görevini de üstlendi. Farsça yazdığı el-Es'ile ve'l-Ecvibe adlı eserini Amasya Emiri Kutlu Şah'ın oğlu Şemsüddin Ahmed el-Hac Şadgeldi Paşa'nın işaretiyle ve bölge halkının bu dile aşinalığını gözeterek kaleme aldığını belirtir. Bu dönemde Amasya Kalesi onarıldı, eski darphane yenilendi, bir kâğıt atölyesi kuruldu; bugün Ziya Paşa Bulvarı üzerinde duran Saraçhane Camii de 1372 tarihiyle emirin adına bağlanır.
Şadgeldi'nin sonu Kadı Burhaneddin ile mücadelesinde geldi. Eretna nâibi iken kendi devletini kuran Kadı Burhaneddin, 1381'de Sivas'ta hükümdarlığını ilan etmeden önce başlıca rakibi olan Amasya emirini saf dışı bıraktı. Yasar'ın anlattığına göre Burhaneddin, savaş öncesinde elçi ve mektuplarla Şadgeldi'yi oyalarken ordusuna "köle oğlu" propagandası yaptırdı; Şadgeldi'nin kurmaylarından kazasker Aksarâyî ve müftü İzzeddin Muhammed Amâsî acele savaşa girilmemesi görüşündeydi. Emir 1381 sonbaharında çarpışmada öldürüldü; ölüm yeri konusunda kaynaklar ayrışır, bir çalışma Tokat'ı verir. Mezarı Halifet Gazi Mezarlığı'ndaki türbededir ve sandukasındaki yazı onu "mutlu, şehit, öldürülmüş" diye anar. Oğlu Fahreddin Ahmed Bey emirliği bir süre sürdürdü; Amasya'nın Osmanlı idaresine girişi bazı çalışmalarda 1393, bazılarında 1403 olarak geçer.
Bayezid Paşa: Şehzadeyi Taşıyan Lala
Çelebi Mehmed'in lalası Bayezid Paşa, Amasya'dan çıkıp vezîriâzamlığa ulaşan ilk büyük Osmanlı devlet adamlarındandır. Doğum tarihi bilinmez. Akademik çalışmalar onun Amasya doğumlu olduğunu kabul eder; Amasya'da yaptırdığı imaret için düzenlettiği vakfiyede baba adı Yahşi Bey olarak geçer. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Yahşi Bey'in Amasyalı olduğunu ve bir emir soyundan geldiğini yazar, fakat bu soy zinciri belgelerle doğrulanamamıştır. Çağdaşı Rum tarihçi Doukas onu Arnavut asıllı bir köle olarak anar, 19. yüzyılda Amasyalı Mustafa Vazih Efendi bir Boşnak hanedanına bağlar, Sicill-i Osmanî ise Enderun'da yetiştiğini söyler. Bu kayıtların tamamı bir araya gelmediği için köken meselesi açık bırakılmalıdır; her durumda Amasya ona devlet hizmetinin kapısını açmıştır.
Doukas'ın anlattığına göre 1402'de Ankara bozgununun ardından Bayezid Paşa, küçük yaştaki şehzade Mehmed'i sırtında taşıyarak savaş alanından uzaklaştırmış ve köy köy ekmek toplayarak onu Amasya'ya ulaştırmıştır. Ayrıntılar çağdaş bir tanığa dayanır ve menkıbevî bir tat taşır; şehzadenin sağ salim Amasya'ya varması ise kesindir. Fetret Devri boyunca Paşa Mehmed Çelebi'nin yanından ayrılmadı. Mustafa Çağhan Keskin'e göre Amasya çevresindeki yerel unsurlarla mücadelede Osmanlı otoritesinin yeniden kurulmasında rol oynadı, Hoca Sadeddin'e dayanarak Musa Çelebi'yle mücadele sırasında Sırp Despotu'na elçi gitti ve 5 Temmuz 1413'te Sofya yakınlarındaki Çamurlu Savaşı'nda orduyu komuta etti. Aynı yıl vezîriâzamlığa getirildi; Rumeli beylerbeyiliği payesinin ise Keskin'in aktardığına göre 1415 Karaman seferindeki başarının karşılığı olarak verildiği anlaşılır, TDV bu payeyi 1413'e koyar.
Sultanın hastalandığı 1415 seferinde ordunun komutasını devralıp Karamanoğlu Mehmed Bey'i esir aldığı kaydedilir. Şeyh Bedreddin hareketinin bastırılmasında da rol aldı; olayın tarihi kaynaklarda 1416 ile 1420 arasında değiştiği için burada yıl verilmemiştir, Bedreddin'in torunu Hafız Halil'in Paşa'yı idamdan sorumlu tutması ise tek bir anlatıya dayanır. 1421'de Çelebi Mehmed Edirne'de ölünce Paşa haberi yaklaşık kırk gün gizledi; Şehzade Murad kente ulaşana kadar kargaşa çıkmasını önlemesinin yanında, Bizans'ta rehin tutulan Düzmece Mustafa'nın padişahın ölümüyle serbest kalacak olması da gizlemenin bir nedeni sayılmıştır. II. Murad tahta çıkınca Rumeli'de ortaya çıkan Düzmece Mustafa'ya karşı gönderildi. Edirne yakınlarındaki Sazlıdere'de askerlerinin çoğunun karşı tarafa geçmesi üzerine teslim olmak zorunda kaldı ve İzmiroğlu Cüneyd Bey'in kışkırtmasıyla öldürüldü; ölüm tarihi Temmuz 1421 ya da Keskin'in hesabıyla 29 Ağustos 1421 olarak verilir. Osmanlı tarihçileri ona ihanet izafe etmez, kendisini kıskanan diğer vezirlerin bu sefere gönderilmesinde etkili olduğunu yazarlar.
Amasya'daki izi, Yeşilırmak'ın doğu kıyısında Beyazıtpaşa Mahallesi'nde bulunan Bayezid Paşa Camii'dir. Vakfiyede "imaret" diye geçen yapı, erken Osmanlı mimarisinin zaviyeli, yani ters T planlı cami tipinin Amasya çevresindeki ilk örneğidir. Giriş kitabesi inşanın Muharrem 817'de (Mart-Nisan 1414) yapıldığını bildirir; beş kubbeli son cemaat yeri 1419 tarihlidir. Vakfiyenin metni, 25,5 metre uzunluğunda bir yazı kuşağı halinde son cemaat yerinin dış cephesine işlenmiştir. Vakfiyeye göre on yedi kişilik bir kadro çalışırdı: şeyh, imam, müezzin, nakîb, beş hâfız ve mutfak ile fırın görevlileri. Kitabelerde mimar Ebu Bekr'in yanı sıra, kendini "Bayezid Paşa'nın azatlısı" ve "kölelerinden" diye tanıtan iki ustanın adı geçer; Keskin bu ustaları esir alınmış gayrimüslimler olarak yorumlar ve Paşa'nın kendi inşaat ekibini çevresinde topladığını düşünür. Paşa ayrıca Bursa'da medrese, cami ve han yaptırdı, Orhan İmareti'nin onarımını üstlendi, şair Ahmedî'ye Veys ü Râmîn mesnevisini Türkçeye çevirtmek istedi.
Yörgüç Paşa: Murad'ın Lalası, Rum Beylerbeyi
Yörgüç Paşa'nın doğum yeri ve tarihi bilinmez. Amasya literatüründe Atabek Abdullah'ın oğlu olarak anılır; TDV bu adın güvenilir bir soy bilgisi sayılmayacağını belirtir, bir başka kaynak ise babasını Güney Slav kökenli sayıp adını "Jorgič" biçimine bağlar. Kitabelerde ve mezar taşlarında ad "Yörgüç" yazılır, lakabı Celâleddin'dir. Kesin bir belge olmadığı için ne Amasyalı bir aileden geldiğini ne de Slav kökenli olduğunu kesin biçimde söylemek mümkündür.
Çelebi Mehmed, oğlu Şehzade Murad'ı on iki yaşında Rum vilayetine gönderdiğinde, kaynakların çoğuna göre 1414'te, yanına lala olarak Yörgüç Paşa'yı verdi. Lala, çocuk yaştaki şehzade adına sancağı fiilen yöneten, onu devlet işlerine hazırlayan kişiydi. Yasar'ın aktardığına göre Canik Beyi Hüseyin Bey'in itaatsizliği Paşa'nın kölesi Polad Bey'in gönderilmesiyle bastırıldı ve bu başarı üzerine vezirlik rütbesi aldı; olayın tarihi ayrıca doğrulanmalıdır. Murad 1421'de tahta çıkıp Düzmece Mustafa isyanını bastırdıktan sonra, 1423'te Yörgüç Paşa'yı Rum beylerbeyiliğine getirdi. Beylerbeylik Amasya merkezli bir vilayetin yönetimi demekti; Yörgüç Paşa'nın beylerbeyi olduğu yıllarda (kaynaklarda 1422 ile 1435 arası) Sivas, Tokat, Çorum ve Samsun sancaklarından oluşan bu vilayete "Rumiyye" ya da Rum Vilayeti deniyordu. Paşa Amasya ve Tokat çevresini eşkıyadan temizledi, Kızılkocaoğulları gibi itaatsiz gruplarla uğraştı, Ordu ve Çarşamba çevresinin 1427 dolaylarında Osmanlı idaresine katılması da bu döneme rastlar. Kaynaklarda Sultan Murad'ın güveninin Paşa'ya kendi adına akçe bastırma izni verecek kadar büyük olduğu da anlatılır; bu "Yörgüç Paşa Akçesi"nin nitelikleri hakkında ayrıntı yoktur.
Amasya'daki külliyesinin kitabesi 834 (1430) tarihini taşır, bazı yerel kaynaklar 1428 verir. Külliye cami, medrese, imaret, han, hamam ve türbeden oluşuyordu; bugün yalnızca cami ve türbe ayaktadır. Cami ters T planlıdır ve kesme taş duvarlarında kırmızı ve beyaz mermer değişimi dikkati çeker. Türbede dört mermer sanduka vardır: Paşa'nın, oğlu Yunus Bey'in ve kızları Hundi Hatun ile Sitti Hatun'un. Tokat, Gümüşhacıköy, Havza, Kavak, Köprü ve İskilip'te de hamam, han, cami ve imaret yaptırdığı vakıf ve tahrir kayıtlarından anlaşılır. TDV'ye göre Nisan-Mayıs 1442'de Amasya'da öldü ve kendi camisinin türbesine gömüldü; oğulları Hızır ve Mustafa 1444'teki Varna Muharebesi'nde şehit düştü. Bir yerel yazı görevden 1434'te yaşlılık nedeniyle alındığını söyler; bu bilgi TDV'de yer almaz.
Hızır Paşa ve Oğlu Mehmed Paşa
Yörgüç Paşa'nın kardeşi Hayreddin Hızır Paşa, vakfiyelerinde "büyük emir Hacı Hızır Paşa" diye anılır. Aile iki kaynak çizgisine bağlanır: bir görüşe göre Selçuklu atabeyi Nasıreddin Ahmed'in soyundan gelen Atabeyzâdeler'dir ve Yörgüç soyu "Yörgüç Paşazâde", Hızır'ın çocukları "Hızır Paşazâde" adıyla anılmıştır; diğer görüşe göre Köse Mihal'in oğlu Gazi Ali Bey'in soyundan, yani Mihaloğulları'nın Amasya koludurlar. TDV'nin Mihaloğulları maddesi ikinci görüşü vakfiye kayıtlarına dayandırır, Muhammet Okudan ise meselenin tartışmalı olduğunu belirtir. Kardeşlik bağı birden fazla belgede aynıdır, soy meselesi açıktır.
Abdizade Hüseyin Hüsameddin'in anlatısını esas alan Okudan'a göre Hızır Paşa II. Murad döneminde üçüncü vezirliğe kadar yükseldi, Fatih'in tahta çıkışıyla azledildi ve 1453 yılı için surre emini, yani Mekke ve Medine'ye gönderilen hediyelerle hac kafilesinin idarecisi olarak atandı; hac dönüşü Amasya'ya yerleşti. Keskin ve bazı derlemeler onu Şehzade Alaeddin'in ve Şehzade Bayezid'in lalası olarak gösterir, bir derleme ayrıca 1456'da Amasya valiliğine getirildiğini ve Trabzon'un fethinden sonra şehrin ilk sancak beyi olduğunu yazar. Bu son iddia diğer kaynaklarla çelişir; Trabzon sancak beyi olarak Kasım Bey de anılır ve "Hızır Bey" adının Amasya'daki Hızır Paşa ile aynı kişi olduğuna dair bir belge yoktur. Bu yüzden lalalık, valilik ve Trabzon bilgileri kesin olgu sayılmamalı, kaynakların aktardığı bilgi olarak okunmalıdır.
Hızır Paşa'nın hayatını en sağlam biçimde gösteren belgeler, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki, hepsi Arapça olan ve Hicrî 870'e (1465) tarihli üç vakfiyedir. İlki Meykereymos, İmir, Yağıbasan ve çevre köylerdeki malikâne hisselerini vakfeder; gelirle beş hâfız, torunu Şehit Oruç Bey'in kabri başında haftada iki gün Kur'an okuyacaktır. İkincisi, Gümüşpazar'a bağlı Maden Nahiyesi yakınındaki mezra ve köyleri vakfeder ve gelirin bir bölümünü kardeşi Yörgüç Paşa'nın Amasya'da yaptırdığı medresenin müderrisine ayırır. Üçüncüsü, şehrin kuzeybatısında kurduğu medreseyi düzenler; kadro tek tek yazılmıştır: müderrise günde on beş gümüş dirhem ile yılda yirmi ölçek buğday ve yirmi ölçek arpa, sekiz hücrede kalan talebelere günde sekiz dirhem, imam, müezzin, ekmekçi ve aşçıya ayrı ödemeler. Medresenin gelirleri Suluova, Havza ve Doğantepe çevresindeki köylerden, bir hamamdan ve iki handan sağlanıyordu. Hızır Paşa Camii 1466'da yapılmıştır; ters T planlıdır, arazinin eğimi yüzünden girişi doğudandır. Vakıf Cumhuriyet'e kadar sürdü; 1520 tarihli tahrir defterinde geliri 23.300 akçe, 1576'da 40.605 akçedir.
Hızır Paşa'nın ölüm tarihi kaynaklarda aynı değildir: Abdizade'ye dayanan Okudan Şubat 1484'ü verir, Keskin ise 871/1466'yı. Mezarın yeri de kaynağa göre türbenin içi ya da kapı önü olarak değişir. Oğlu Mehmed Paşa, TDV'ye göre II. Bayezid'in veziri ve Şehzade Ahmed'in lalasıydı. Keskin Sicill-i Osmanî ve Hoca Sadeddin'e dayanarak Semendire sancak beyliği, Rumeli beylerbeyiliği ve 1483'te vezirlik gibi bir kariyer çizer; ölümü TDV'de 900/1495, Keskin'de 904/1498'dir. Yeşilırmak kıyısındaki külliyesi Ocak 1486'da tamamlanmıştır; cami, medrese, imaret, türbe, zaviye ve çeşmeden oluşan külliyeden bugün cami ile türbe kalmıştır. Caminin mermer minberi alçak kabartma rûmî ve arabesklerle bezelidir, ahşap kapı kanatları Amasya Müzesi'ndedir. Mehmed Paşa 1493'te babasının vakfına on üç köy, yedi değirmen ve bir dükkân ekledi; türbe çevresindeki ilk mezarın Hızır Paşa'ya, ikincisinin kendisine, üçüncüsünün Halvetî şeyhi Habib Karamânî'ye ait olduğu TDV'de yazılıdır.
Şehzade Bayezid'in Amasya'sında Yetişen Divan Adamları
Şehzade Bayezid'in Amasya'daki uzun sancak beyliği, şehirde doğan gençlerin sarayın doğrudan yakınında yetişmesine yol açtı. Bu çevrenin en önemli iki ismi Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi ile Tâcîzâde Câfer Çelebi'dir; ikisinin yolları birbirine kazaskerlik ve yeniçeri ayaklanmasıyla bağlıdır.
Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi, Safer 860'ta (Ocak 1456) Amasya'da, Divriklizâdeler ailesinden Kâzerûniyye şeyhi Şemseddin Müeyyed Çelebi'nin torunu ve Alâeddin Ali Çelebi'nin oğlu olarak doğdu. Yâkut Paşa Zâviyesi şeyhi olan babası 1461'de Şehzade Bayezid'in nişancısı olunca genç Abdurrahman şehzadenin yakın çevresine girdi. Hat sanatını Şeyh Hamdullah'tan öğrendiği Müstakimzâde'ye dayanarak aktarılır. Kendisini çekemeyenler, şehzadenin içki ve eğlenceye alıştırılmasında etkili olduğu yolunda Fatih'e şikâyette bulundu ve padişah onun şehzadenin hasekisi Hızırpaşazâde Hacı Mahmud'la birlikte idamını emretti; ferman Amasya'ya ulaşmadan Müeyyedzâde, Şehzade Bayezid'in yardımıyla 1479'da Memlüklerin elindeki Halep'e kaçtı; oradan Şiraz'a gidip Celâleddin ed-Devvânî'den icazet aldı. Bayezid tahta çıkınca İstanbul'a döndü, 1486'da Sahn-ı Semân Medresesi müderrisliğine atandı, 1494'te Edirne kadısı oldu, Eylül 1501'de Anadolu, dört yıl sonra Rumeli kazaskeri oldu. Yeniçerilerin 1511'de Şehzade Ahmed yanlısı devlet adamlarına saldırdığı sırada konağı Câfer Çelebi'nin konağıyla birlikte yağmalandı ve kazaskerlikten azledildi. Yavuz Selim tahta çıkınca Karaferye kadılığına, 1513'te yeniden Rumeli kazaskerliğine getirildi, Çaldıran'dan dönüşte ikinci kez azledildi ve 13 Eylül 1516'da öldü. Hâtemî mahlasıyla Arapça, Farsça ve Türkçe şiir yazdığı tezkirelerde belirtilir, ancak divanına rastlanamamıştır; ölüm tarihlerine düştüğü tarihler ise değerli sayılır. Kemalpaşazâde, Ebüssuûd Efendi, Zâtî ve Necâtî Bey gibi âlim ve şairleri himayesine aldı; Kemalpaşazâde tarihini onun etkisi ve II. Bayezid'in emriyle yazdı, Necâtî divanını onun adına düzenledi. Yavuz Selim, vefatından sonra onun fazilet ve kemalini anıp "Ne yazık ki son zamanına yetiştik" demiştir; TDV'ye göre Eyüp Sultan Türbesi hazîresine defnedildi. Kitaplarının dağılması üzerine Yavuz'un yaptırdığı sayımda 2112 cilt kayıt edilmiştir; kaynaklarda anılan 7000 cilt TDV'ye göre abartılı görünür.
Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin babası Tâcî Bey Şehzade Bayezid'in Amasya'daki defterdarıydı; şair, münşî ve hattat olarak tanınırdı ve 890'da (1485) öldü. Câfer Çelebi Ağustos 1452'de Amasya'da doğdu (TDV); başka kaynaklarda 1459 ve 1463-64 de geçer. Amasya'da ilk eğitimini aldıktan sonra Bursa'ya gitti, mülazemetini Hacıhasanzâde'den aldı, Simav'da medrese müderrisliği ve kadılık yaptı, Edirne'deki II. Bayezid İmareti vakfının mütevelliliğini üstlendi. 1494 dolaylarında yazdığı Hevesnâme, İstanbul'un yapılarını tasvir eden ve bir aşk macerasını anlatan mesnevisidir; TDV'ye göre tertip, üslup ve nazım tekniği bakımından özgün sayılmıştır. 1497'de divan nişancısı oldu ve defterdarın üstünde bir mevki aldı; Modon ve Koron seferine (1500) katıldı, fetihnameyi kaleme aldı, Mısır sultanına giden mektupları yazdı. Tuğra çeken ve divan yazışmalarını yürüten bu makamda divan kitâbetini geliştirdi, süslü nesrin başlatıcısı sayıldı.
Bayezid'in son yıllarında Şehzade Ahmed'i destekledi; 21 Eylül 1511'de Selim taraftarı yeniçeriler Ahmed yanlısı yetkililerin evlerine saldırdı ve Bayezid, nişancı Câfer Çelebi'yi, Vezîriâzam Hersekzâde Ahmed Paşa'yı, Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa'yı ve Kazasker Müeyyedzâde'yi azletti. Selim tahta çıkınca resmî bir göreve dönmesi Aralık 1513'ü buldu. Çaldıran Seferi'nde Şah İsmâil'e giden mektupları ve zafer sonrası fetihnameleri yazdı, Eylül-Ekim 1514'te Anadolu kazaskeri oldu. Padişah 4 Aralık 1514'te Amasya'da kışlayınca yeniçeriler Şubat 1515'te ayaklandı ve Pîrî Mehmed Paşa'nın, Halîmî Çelebi'nin ve Câfer Çelebi'nin evlerine saldırdı. Selim İstanbul'a döndükten sonra sorumluları araştırdı; Vezir İskender Paşa ile Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa hemen öldürüldü, Câfer Çelebi 18 Ağustos 1515'te idam edildi. Gökbilgin'in aktardığı rivayete göre Selim ona "İslâm askerini isyana sevkeden adamın cezası nedir?" diye sorup "Sabit olursa, katildir" yanıtını almıştı; başka rivayetler bir hicviyeden ya da Pîrî Paşa'nın öldürülmesine yol açtığı iddiasından söz eder. İdam sebebi hakkında tek bir kesin hüküm yoktur, tezkireler Selim'in pişmanlık duyduğunu yazar. Cenazesi kardeşi Sâdî Çelebi tarafından Balat'taki mescidinin haziresine gömüldü. Bugünkü Amasya'da adını taşıyan bir anıt ya da mezar bilinmez.
Zenbilli Ali Efendi ve Müftülük Makamı
Zenbilli Ali Cemâlî Efendi, İstanbul müftülüğü yaparken şeyhülislâmlığa dönüşecek makamın kurumsallaşmasında önemli bir adım atılan isimdir. Doğum yeri kesin değildir. Hüseyin Hüsameddin onun Amasya'da Eslem Hatun Mahallesi'nde doğduğunu yazar; TDV bu iddiaya, yazarın çok sayıda kişiyi Amasyalı gösterme eğilimi nedeniyle şüpheyle yaklaşır. Bazı kaynaklar onu Karamanlı sayar, Aksaray'da doğduğu da ileri sürülür. Cemâleddin Aksarâyî'nin neslinden geldiği için Cemâlî nisbesini taşıdığı bilinir.
Amasya ile bağı müftülük ve müderrislik görevleriyle belgelidir. Amasya müftülüğünden sonra Bursa'da müderrislik yaptı; Amasya Beyazıt Medresesi'nin 1486'da tamamlanmasıyla yeniden müderris ve müftü olarak Amasya'ya döndü. Şehzade Ahmed'in 1491'de oğullarının sünnet düğününde kendi hocası Birgivîzâde Mustafa Efendi'yi şehrin ulemasının önüne geçirmesi üzerine görevi bırakıp İstanbul'a döndü; TDV bunu Amasya'daki Sünnî âlim ve mutasavvıfların Şehzade Ahmed'e mesafeli tutumuyla ilişkilendirir. İstanbul müftüsü Efdalzâde Hamîdüddin Efendi 1503'te vefat edince müftülük ona verildi; 1504 ortalarında fetva makamına oturdu ve Yavuz Selim ile Kanunî dönemlerinde de görevde kaldı. Rodos'un fethinde şehirdeki Saint Jean Katedrali'nde ilk cuma namazını kıldırdı. 1523'te hastalanınca naip tayin edilmesi istendi, böylece müftülük süresi yirmi dört yıla ulaştı; Mayıs-Haziran 1526 dolaylarında vefat etti, Zeyrek'te yaptırdığı mescit ve mektebin hazîresine gömüldü. Rivayete göre Yavuz Selim'e, görevlilerin padişah emriyle öldürülemeyeceğini, idamın ancak mahkeme kararı ve müftünün fetvasıyla mümkün olduğunu söylemiştir; TDV bu anlatıların yeni bir resmî kurum haline gelen şeyhülislâmlık makamının önemini vurgulama amacı taşıyabileceğini not eder.
Köprü ve Merzifon: Köprülüler ile Kara Mustafa Paşa
Köprülü Mehmed Paşa Amasyalı değildir. TDV'ye göre Arnavutluk'ta Berat sancağına bağlı Rudnik köyünde doğdu, devşirilerek Enderun'da yetişti. Bir dönem Amasya'ya bağlı Köprü (Vezirköprü) kasabasında yaşayıp Ayşe Hanım'la evlendi ve adı buradan "Köprülü" olarak yerleşti. Hüsrev Paşa'nın hazinedarlığını yaptı, onun öldürülmesinden sonra kısa bir süre Amasya sancak beyliği yaptı ve daha sonra bu göreve bir kez daha getirildi. Sultanzâde Mehmed Paşa'nın vezîriâzamlığı sırasında vezirlik rütbesiyle Trabzon valisi oldu. 15 Eylül 1656'da dört şart ileri sürerek sadâreti kabul etti; şartlar arasında telhislerinin uygulanması ve atamalara karışılmaması vardı. Beş yılı aşan sadâretinde Abaza Hasan Paşa isyanını bastırdı, Bozcaada ve Limni'yi geri aldı, Erdel seferini yürüttü; Anadolu'daki Celâlî ve tüfek teftişi ise binlerce kişinin öldürülmesiyle çağdaş tarihçilerce ağır biçimde eleştirildi. 31 Ekim 1661'de Edirne'de öldü ve Çemberlitaş'taki külliyesine gömüldü; yerine oğlu Fâzıl Ahmed Paşa geçti.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1634-35'te Merzifon'un Marınca (bugünkü Karamustafapaşa) köyünde doğdu. TDV'ye göre babası Oruç Bey adında bir timarlı sipahiydi ve IV. Murad'ın Bağdat kuşatmasında şehit düştü; Mustafa dört yaşında yetim kalınca o sırada Amasya sancak beyi olan baba dostu Köprülü Mehmed Bey'in himayesinde, onun oğullarıyla birlikte iyi bir medrese tahsili gördü. Başka bir rivayette Derviş adlı bir sipahinin oğludur ve 1626-27'de doğmuştur. Köprülü'nün damadı oldu, silâhdarlık ve telhisçilik yaptı, Yanova'nın fethi müjdesini getirince mîrâhûr-ı sânîliğe ve Silistre beylerbeyiliğine getirildi. Fâzıl Ahmed Paşa'nın sadrazamlığında 1661-1666 arasında kaptanıderyâ oldu ve sadâret kaymakamlığı yaptı. Fâzıl Ahmed'in 1676'da ölümü üzerine, 5 Kasım 1676'da sadrazamlığa getirildi; kırk bir yaşındaydı.
Yaklaşık yedi yıllık sadâreti, 1678'de Ukrayna Kazakları sorunuyla bağlantılı olarak Çehrin Kalesi'nin alınmasıyla başladı; Rusya ile 1681'de Bahçesaray barışı imzalandı. 1683 Viyana Kuşatması ise sefere padişahı ikna eden vezîriâzamın başarısızlığıyla sonuçlandı; Kara Mustafa Paşa 25 Aralık 1683'te Belgrad'da idam edildi. TDV, Cantemir'in onun Alman imparatoru olmak ya da Sultan Mehmed'in yerine geçmek istediği yolundaki bilgilerini mesnetsiz bulur; çağdaş kaynaklar onu zeki, cesur, ama mağrur ve inatçı biri olarak tarif eder. Merzifon'da cami, kütüphane, sıbyan mektebi, han, hamam ve bedesten, Çarşıkapı'da külliye, Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir ve Halep'te vakıflar yaptırmıştır. Oğlu Ali Paşa "Maktulzâde" sıfatıyla çeşitli devlet görevlerinde bulunmuştur.
Ziya Paşa ve Amasya Mutasarrıflığı
Tanzimat dönemi şair ve devlet adamı Ziya Paşa Amasyalı değildir; İstanbul'un Kandilli semtinde doğmuştur. Amasya'yla bağı mutasarrıflık görevidir: Âlî Paşa'nın onu başkentten uzak tutma kararı doğrultusunda 1863-1865 yıllarında Amasya mutasarrıfı olarak görev yaptı. Şehir o sırada bir iktisadî buhran içindeydi. TDV'ye göre Ziya Paşa Amasya merkezine ve beş kazasına altı hükümet konağı, altı mektep, bir idadî, altı saat kulesi, bir hapishane, bir bedesten ve çok sayıda iş yeri yaptırdı, merkezde yeni yollar açtırdı; "Amasya ıslahatı" adıyla anılan bu faaliyetler, Halil İnalcık'ın aktardığı Kenan Akyüz çalışmasında daha dar bir dökümle, bir köprü, çarşı, bedesten, hükümet konağı, altı ilk okul, bir idadî ve yollar olarak verilmiştir.
Kaynaklarda Köken ve Kayıt Sorunları
Anlatılan kişilerin birçoğunda doğum yeri, soy ya da ölüm tarihi kaynaklara göre değişir. Bayezid Paşa için Amasyalı, Arnavut asıllı, Boşnak hanedan mensubu ve Enderun mezunu gibi birbirinden ayrı nitelemeler vardır; Yörgüç Paşa için Atabek Abdullah'ın oğlu ve Güney Slav kökenli görüşleri yan yana yaşar; Hızır Paşa'nın ölümü 1466 ile 1484 arasında iki farklı tarihe bağlanır; oğlu Mehmed Paşa'nın ölümü için 1495 ve 1498 verilir; Zenbilli Ali Efendi'nin Amasyalılığı ise TDV'nin kuşkuyla karşıladığı bir iddiadır.
Kronoloji
1347: Hacı Kutluşah, Eretna Devleti döneminde Amasya emirliğine getirilir.
1359: Hacı Şadgeldi, babası tarafından Amasya emirliğine atanır.
1372: Saraçhane (Şadgeldi Paşa) Camii'nin yapım tarihi olarak anılır.
1381: Şadgeldi, Kadı Burhaneddin'le çarpışmada öldürülür.
1402: Ankara Savaşı; Bayezid Paşa Şehzade Mehmed'i Amasya'ya ulaştırır (Doukas'ın anlatımına göre).
5 Temmuz 1413: Çamurlu Savaşı; Musa Çelebi yenilir, Bayezid Paşa vezîriâzam olur.
1414: Amasya'daki Bayezid Paşa Camii'nin inşa kitabesi (Mart-Nisan). Şehzade Murad Rum vilayetine gönderilir, Yörgüç Paşa lala olur.
1421: Çelebi Mehmed ölür; Bayezid Paşa Sazlıdere'de Düzmece Mustafa'ya teslim olur ve öldürülür.
1423: Yörgüç Paşa Rum beylerbeyiliğine getirilir.
1430: Yörgüç Paşa Camii kitabesinin tarihi (bazı kaynaklarda 1428).
Nisan-Mayıs 1442: Yörgüç Paşa Amasya'da ölür.
1453: Hızır Paşa, Abdizade'nin anlatımına göre surre emini olarak atanır.
Ocak 1456: Müeyyedzâde Abdurrahman Amasya'da doğar.
1465: Hızır Paşa'nın üç vakfiyesi düzenlenir.
1466: Hızır Paşa Camii yapılır.
Ocak 1486: Mehmed Paşa Külliyesi tamamlanır; Amasya Beyazıt Medresesi'nin tamamlandığı yıl.
1497: Câfer Çelebi divan nişancısı olur.
Eylül 1501: Müeyyedzâde Anadolu kazaskeri olur.
21 Eylül 1511: Yeniçeriler Şehzade Ahmed yanlısı yetkililerin evlerine saldırır; Câfer Çelebi ve Müeyyedzâde azledilir.
18 Ağustos 1515: Câfer Çelebi idam edilir.
1526: Zenbilli Ali Efendi bu tarihe yakın ölür.
15 Eylül 1656: Köprülü Mehmed Paşa sadrazam olur.
5 Kasım 1676: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazam olur.
25 Aralık 1683: Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edilir.
1863-1865: Ziya Paşa Amasya mutasarrıfı olarak görev yapar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi (Amasya Belediyesi neşri). amasya.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Abdülkadir Özcan, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- "Köprülü Mehmed Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- "Zenbilli Ali Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Ebru Karakaya, "Mehmed Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Mustafa Çağhan Keskin, "Bayezid Paşa: Vezir, Entelektüel, Sanat Hamisi", Osmanlı Araştırmaları, XLVIII, 2016.
- Muhammet Okudan, "Hızır Paşa Vakıfları ve Amasya Hızır Paşa Medresesi", İtkan Akademik Araştırmalar Dergisi 2/2 (2025).
- Çiğdem Belgin Dikmen - Ferruh Toruk, "Amasya Yörgüç Paşa Cami ve Türbesi", Social Sciences Studies Journal, 2019.
Resmî kaynaklar
- "Osmanlı Dönemi", Amasya Valiliği (amasya.gov.tr).
Diğer kaynaklar
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Câfer Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, 2010.









