Merzifon ilçe merkezinin güneybatısında, Çaybaşı ile Balgöze köyleri arasında uzanan Kız Kayası Kanyonu, yaklaşık üç kilometre boyunca kıvrılan dar bir vadidir. Kaynaklar ilçe merkezine uzaklığı on yedi ile yirmi beş kilometre arasında değişen rakamlarla verir; farkın bir bölümü ölçümün hangi köy yolundan yapıldığına bağlıdır. Vadi, büyük turizm tesislerinden uzakta durur. Bu yüzden Amasya'nın bilinen yapıları arasında adı çok geçmez, ama kayalardan çıkan soğuk suyu, yaşlı ağaçları, eski köprüsü ve çevresinde dolaşan rivayetleriyle yöre halkının tanıdığı bir yerdir. Aynı ad, arkeolojik yüzey araştırmalarının yayımlanmış listelerinde de geçer; bu ikinci iz, vadinin hakkındaki anlatıların tümüyle havada kalmadığını, ama sanıldığından çok daha az şey bilindiğini gösterir.
Konumu ve Ulaşım
Kanyon, Merzifon'un Çaybaşı Köyü sınırlarında yer alır. Köyün eski adının Löşdüğün olduğu kaydedilir ve yürüyüşler çoğunlukla bu köyden başlar. 2021 nüfus kayıtlarında Çaybaşı 362, vadinin öbür ucundaki Balgöze ise 178 kişilik birer köydür. İki köy de ilçe merkezinin güney ve güneybatı yönünde, kuş uçuşu yirmi kilometre dolayında bir uzaklıkta bulunur. Kimi gezi yazılarında Merzifon merkezine on, on iki kilometre uzaklıkta, Ayba ile Balgöze arasındaki köy yolu üzerinde gösterildiği de görülür. Bu kısa rakam öteki kayıtlarla uyuşmaz ve muhtemelen yolun bir başka noktasından yapılmış bir ölçüme dayanır; kesin mesafe için yerinde ölçüm gerekir.
Ulaşım Samsun-Çorum karayolu üzerinden sağlanır; asıl yol ise köy içinden geçer ve ziyaret edenlerin anlattığına göre yer yer su birikintileri bulunan bozuk bir köy yoludur. Normal bir araçla geçilebildiği söylenir, ama navigasyonun gösterdiği her güzergâh araç için uygun sayılmaz ve köy içinden gidilmesi öğütlenir. Toplu taşıma yoktur. Kanyonun çevresinde herhangi bir tesis ya da işletme bulunmaz. Masa, bank ve tuvalet gibi donatılar olmadığı için ziyaretçinin gereksinimini yanında getirmesi gerekir; zemin kayalık olduğundan yürüyüşe uygun ayakkabı da şarttır.
Vadinin konumu, Merzifon'un genel coğrafyası içinde düşünüldüğünde daha iyi anlaşılır. İlçe merkezi, Orta Karadeniz bölümünde Tavşan Dağı'nın güney eteklerinde, Merzifon ovasının kenarında kurulmuştur. Hüsameddin, eski adı Taşan olan bu dağın Amasya sancağında Akdağ'dan sonra en büyük dağ olduğunu, Tersakan Çayı'ndan başlayıp doğudan batıya Osmancık'ta Kızılırmak'a kadar kırk beş kilometre kadar uzandığını, güney eteklerinde Merzifon ile Hacıköy'ün, kuzey eteklerinde Havza ile Köprü'nün bulunduğunu yazar. Adın, Selçuklu soyundan gelip burayı çiftlik edinen Taşan Bey'den kaldığını, zamanla Tavşan Dağı denildiğini de ekler. Kız Kayası ise bu dağın tersine, ovanın güney kıyısında, Amasya yönüne bakan engebeli kesimdedir.
Hüsameddin'in verdiği eski idari bölünme de bu kesim hakkında fikir verir. Ona göre Merzifon kazası dört nahiyeye ayrılmıştı. Kazanın güneybatısını kaplayan Alıcak nahiyesi adını, 670 (1271-72) yıllarından beri bu toprakları çiftlik olarak tutan Anadolu nazırı Tatar kumandanı Alıcak Noyin'den alıyordu. Güney taraflarını bütünüyle kaplayan Gelgiras nahiyesi ise eski kayıtlarda Gelingiras biçiminde yazılmış, adını Alıcak Noyin'in kızı ve Pervane Bey'in eşi Kiras Hatun'un gelinlik çağında sahip olduğu çiftlikten almıştı; nahiye merkezinde bu hatunun bir hamamı bulunduğunu, Fatih devrinde öne çıkan Hayreddin Hızır Paşa'nın burada bir cami, oğlu Hasan Paşa'nın bir medrese ve mektep yaptırdığını, Hüsameddin'in kendi zamanında ise yalnızca harabelerin görüldüğünü kaydeder. Çaybaşı ile Balgöze'nin bu iki nahiyeden hangisine kayıtlı olduğuna dair bir belge görülmedi. Konumlarına bakılırsa vadinin Alıcak ile Gelgiras arasındaki sınır kesiminde kalmış olması muhtemeldir; bu bir çıkarımdır.
Vadinin Doğası
Vadinin içinden akan dere, kayaların arasından çıkan kaynak sularıyla beslenir. Su berraktır ve içinde küçük balıklarla yengeçler yaşar. Dere kenarındaki düzlükler mangal ve piknik için kullanılır; yöre, Amasya'nın piknik alanları arasında sayılır, ancak ateş yakmanın yasak olabileceği hatırlatılır. Vadinin duvarlarında irili ufaklı mağaralar ve dehlizler görülür. Kanyonun çok yaşlı ağaçları arasında, ziyaretçilerin tahminine göre mahlep ağacı da vardır; bu tür tayini bilimsel bir envanterle desteklenmediği için kesin sayılamaz. Yöre anlatılarında burasının eskiden eşkıyanın geçiş noktası olarak bilindiği de geçer. Dar bir boğaz, sık ağaç ve mağaralar bir araya geldiğinde böyle bir şöhretin doğması şaşırtıcı olmaz, ama anlatıyı somut bir olaya ya da kişiye bağlayan yazılı bir kayda rastlanmadı.
Adını Veren Kaya
Vadiye adını veren Kız Kayası, kanyonun başlangıç bölümünde yükselen büyük bir kayadır. Anlatılanlara göre vadinin ortasında, bu kayanın yanından gizli bir tünel üst tarafa çıkar. Yol dar ve eğimli olduğu için dikkat gerektirdiği söylenir. Kızın kim olduğuna ve kayanın neden bu adla anıldığına dair yazılı bir kaynağa ulaşılamamıştır. Anadolu'da kız adını taşıyan kaya, kale ve kule çoktur ve çoğunda ad, bir sevdadan ya da kaçıştan doğan menkıbeye bağlanır. Kız Kayası için de böyle bir hikâye dolaşmış olabilir, ancak belgelenmiş bir anlatı bulunmadığı için aktarılamıyor. Yüzey araştırması yayınlarında adın bitişik olarak Kızkayası biçiminde yazılması, yerin halk ağzındaki adının araştırmacılar tarafından olduğu gibi kayda geçirildiğini gösterir. Amazon rivayeti ise adı açıklamaktan çok, ad üzerinden sonradan kurulmuş bir çağrışım gibi durur.
Giriş Bölümündeki Yapılar
Kanyonun girişinde, eski bir tapınak olarak anılan bir yapı ya da kalıntı bulunur. Kaynakların çoğu bunu Amazonların kurban kestikleri tapınak diye sunar. Bu nitelemeyi taşıyan metinlerin kimi onu kesin bir olgu gibi yazar, kimi iddia diye çerçeveler; tarihçiler ve arkeologlar tarafından doğrulanmadığı açıkça belirtilmiştir. Yapının hangi döneme ait olduğu ve gerçekten bir kült yapısı olup olmadığı, bugüne kadar yayımlanmış bir kazı ya da yüzey araştırmasıyla ortaya konmuş sayılmaz.
Tapınağın güney tarafında kaya mezarları vardır. Bunlar İskit dönemine ait olduğu tahmin edilen mezarlar olarak anılır. Burada da dikkatli olmak gerekir. Amasya kent merkezinde ve çevresinde tanınan kaya mezarlarının büyük bölümü Pontus Krallığı dönemine, yani Helenistik çağa bağlanır ve kayaya oyma mezar geleneği bölgede uzun süre sürmüştür. Kız Kayası'ndaki mezarların İskitlere ait sayılması, kaynaklarda dayanağı gösterilmeyen bir tahmindir. Mezarların plan ve ölçülerini veren bir çalışma bulunmadığından hangi geleneğe ait oldukları şimdilik açıkta kalır.
Çıkıştaki Köprü, Değirmenler ve Kireç Ocağı
Kanyonun çıkışında taş bir köprü yer alır. Kaynaklar köprüyü Doğu Roma, kimi yerde yalnızca Roma dönemine bağlar ve kesme taş işçiliğinden söz eder. Tarihleme yine tahmine dayanır; köprü için yayımlanmış bir tescil ya da yapı incelemesi bulunamadı. Yine de vadinin çıkışında bir köprü yapılmış olması, bu geçidin uzun süre kullanıldığını düşündürür. Merzifon, Samsun limanı ile iç Anadolu arasındaki güzergâhta bulunan bir kavşaktır ve bu durum, kanyonun bir geçiş noktası olarak anılmasıyla da örtüşür.
Köprünün bitişiğinde iki eski taş değirmen ile bir kireç ocağının kalıntıları durur. Değirmenler artık kullanılmaz; kaynaklar bunları genellikle Osmanlı dönemine bağlar ya da dönem belirtmeden anar. Su gücüyle çalışan bu yapılar, derenin yöre köylerinin geçim düzeninde de yer tuttuğunu gösterir. Kireç ocağı da köylerin yapı malzemesini yakın çevreden sağladığına işaret eder. Üç yapının da inşa tarihi için yayımlanmış bir belge yoktur.
Yüzey Araştırmalarında Kızkayası
Vadinin eskiliğine dair en somut ipucu gezi yazılarından gelmez, Orta Karadeniz'de yürütülen arkeolojik yüzey araştırmalarından gelir. İstanbul Üniversitesi'nden Mehmet Özsait, 1986'da başlattığı ve eşi Nesrin Özsait ile sürdürdüğü araştırmalarda Amasya, Samsun, Ordu ve Tokat illerini taramıştır. Kendi verdikleri bilgiye göre 1986-2001 arasındaki on altı çalışma mevsiminde Kalkolitik çağdan Roma dönemine kadar tarihlenen, daha önce bilinmeyen 325'ten fazla yer saptanmış, bunlardan 150'si Amasya ilinde bulunmuş ve bunların 40'ında Demir Çağı malzemesi ele geçmiştir. Araştırmaların bir bölümü doğrudan Merzifon ilçesinde yapılmıştır.
Özsaitlerin dikkatini en çok çeken buluntu, ağız kenarı kalınlaştırılıp yassılaştırılmış, yüzleri façetalı, kırmızı boyayla bezenmiş bir çanak-çömlek grubudur. Araştırmacılar bu grubun özellikle Merzifon ve Gümüşhacıköy yöresinde yoğunlaştığını belirtmiş ve onu Boğazköy'de Büyükkaya sondajlarından çıkan Erken Demir Çağı malzemesine benzeterek, Hitit İmparatorluğu'nun yıkılışından sonraki "karanlık çağ" denen döneme tarihlemişlerdir. Şevket Dönmez'in 2005'te yayımladığı Amasya Demir Çağı yerleşmeleri incelemesinde aktardığına göre, Özsaitlerin bu tür parçalar bulduğu yerleşmeler arasında Merzifon ilçesinden Oymağaç-Kalebaşı, Karatepe, Büyük ve Küçük Küllük Tepe, Akkaya, Elma Tepesi, Körceviz, Alacapınar Tepe, Dericik I, Civektepe, Onhoroz Tepe ve Aliağa Pınarı ile birlikte Kızkayası da sayılır.
Listedeki Kızkayası'nın kanyonun kendisi mi, yoksa yakınındaki aynı adlı bir mevki mi olduğu, okunabilen yayınlarda açıkça belirtilmez. Gezi kaynaklarının andığı vadi ile listedeki yerleşmenin aynı ilçede bulunup aynı adı taşıması, ikisinin aynı yer ya da aynı çevre olduğunu kuvvetle düşündürür; ancak bu bir çıkarımdır ve yerleşmenin vadinin hangi noktasında olduğu, tepe mi yoksa yamaç mı olduğu bilinmemektedir. Bu kayıt, gezi yazılarında dayanaksız biçimde tekrarlanan "MÖ 2000-1500" aralığından farklı olarak, yayımlanmış bir araştırmaya dayanan tek tarihleme ipucudur ve Tunç Çağı'ndan çok Demir Çağı'nı işaret eder.
Bu tarihleme de tartışmasız değildir. Özsaitler söz konusu çanak-çömleğin Hitit kültürünün etkisindeki yerel halklara, daha çok da Hitit belgelerinden bilinen Kaşkalara ait olabileceğini ileri sürmüştür. Kaşkalar, Hitit yazılı belgelerine göre Orta Anadolu'nun kuzeyinde, Batı ve Orta Karadeniz kesiminde yaşamış bir topluluktur. Dönmez ise bu parçaların teknik yapı, biçim ve bezeme bakımından Orta Karadeniz ve Orta Anadolu'nun Orta ve Geç Demir Çağı örneklerinden hiçbir farkı olmadığını yazar ve Karadeniz bölgesinde yaşadıkları bilinen Kaşkalara ait bugüne kadar hiçbir buluntu ele geçmediğini hatırlatır. Ona göre Büyükkaya'daki boya bezemeli Erken Demir Çağı çanak-çömleği de Kaşkalardan çok doğudan, Sivas yöresinden gelen topluluklarla ilişkilendirilmelidir. Bu durumda Kızkayası'ndan toplanan parçalar ya Erken Demir Çağı'na, yani Dönmez'in verdiği aralıkla MÖ 1190-850 dolayına, ya da daha geç bir Demir Çağı evresine aittir; hangisi olduğu, malzemenin ayrıntılı yayımı ya da bir kazı olmadan çözülemez.
Dönmez'in 2009'da Oluz Höyük kazısının ilk sonuçlarını tanıtırken yazdığı gibi Amasya, arkeolojik bakımdan en çok ihmal edilmiş illerin başında gelir. Ünlü kral kaya mezarları XIX. yüzyılın ortasından beri ziyaretçi çekmiş, yerleşmelerin incelenmesi ise çok geç başlamıştır. Kız Kayası'nın durumu bu genel tablonun küçük bir örneğidir: vadide gözle görülen mezarlar, köprü ve girişteki yapı hiçbir yayında ölçülüp çizilmemiş, adı ise yalnızca bir yüzey araştırması listesinde kalmıştır.
Yerleşimin Eskiliği
Gezi kaynaklarında kanyonun çevresinde MÖ 2000 ile 1500 yılları arasında yaşam bulunduğu yazılır. Bu aralık, Anadolu'da Orta Tunç Çağı'ndan Eski Hitit çağının başlarına uzanan dönemle çakışır. Rakamın dayanağı olarak bir kazı raporu ya da yüzey buluntusu gösterilmez; bir yerde tahmin olarak, başka bir yerde doğrudan olgu gibi yazılmıştır. Özsaitlerin Amasya'daki MÖ II. bin yılı yerleşmelerine ayrı bir yayın ayırdıkları bilinir; Kızkayası'nın o listede yer alıp almadığı ise bu çalışma için görülemedi. Başka bir anlatıya göre vadi, Hatti ya da Hitit döneminde bir baraj olarak kullanılmış, Roma çağında da işlevini sürdürmüş olabilir. Dar boğazın iki yanındaki kaya duvarları suyu tutmaya elverişli görünse de bu görüş belgeye dayanmaz; coğrafyadan çıkarılmış bir akıl yürütmedir.
Daha sağlam bir bağlam, Merzifon'un genel tarihinden gelir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Merzifon yöresi Kalkolitik çağa kadar uzanan bir yerleşim geçmişine sahiptir. Şehrin çekirdeğini Hititler döneminde yapılmış, sınır karakolu niteliğinde küçük bir kalenin oluşturduğu belirtilir ve bu kalenin MÖ VIII. yüzyılda yöreye hâkim olan Frig, Kimmer ve İskit saldırılarıyla yıkıldığı kaydedilir. Merzifon'un bir yerleşim yeri olarak tarih sahnesine çıkışı ise Pontus Krallığı'ndan sonra, MÖ I. yüzyılda Roma hâkimiyeti dönemine rastlar. Yani İskit adı, Kız Kayası'na bağlanan rivayetlerin dışında, ilçenin yazılı tarihinde de geçer. Kanyondaki kaya mezarlarının İskitlere atfedilmesi kısmen bu genel bilgiden beslenmiş olabilir, ancak İskit saldırılarının bir kaleyi yıkması ile bir kaya mezarının İskit gömü geleneğine uyması aynı şey sayılmaz.
Antik Çağda Phazemonitis
Merzifon'un adı da yörenin eskiliğine dair ipucu verir. Şehir, Pompeius'un MÖ 64'te Pontus Kralı Mithridates'i yendiği sıralarda Phazemon ya da Fazemonid adıyla anılan bir yerleşmenin yerinde kurulmuştur. Pompeius burayı şehir ilan etmiş ve Neapolis adını vermiş, zamanla Phazemon Neapolis denmiştir. Bizanslı Stefanos adı Phamidzon biçiminde kaydeder; bu ad sonradan Famezon, Mazifon, Marsovan ve Mersivan olmuş, Selçuklu kaynaklarında Bâzimûn, Fars kaynaklarında Merzubân, Osmanlı belgelerinde Merzifon yazılmıştır. Adın Hun Türklerinden Barsevinç'ten geldiği iddiasının TDV maddesine göre dayanağı yoktur; Farsça merz ile pont sözcüklerinin birleşmesinden doğduğu görüşü de şüphelidir. Aynı Barsevinç anlatısı, Merzifon Kaymakamlığı'nın yayımladığı tarih metninde MÖ VIII. yüzyılda bölge valisi Barsevinç'in Marınca Köyü'nün bulunduğu yerde kendi adını taşıyan bir kasaba kurduğu biçiminde geçer. İki yaklaşım birbiriyle uyuşmaz ve ikincisi yazılı belgeyle desteklenmemiştir.
Amasyalı coğrafyacı Strabon, bu ülkenin antik görünümünü kısaca tarif eder. Ona göre Amisos topraklarından sonra Halys'e, yani Kızılırmak'a kadar uzanan bölge Phazemonitis'tir ve Pompeius onu Neapolitis diye adlandırmıştır. Phazemonitis'in kuzeyinde Gazelonitis ile Amisos toprakları, batısında Halys, doğusunda Phanaroia, kalan tarafında ise Strabon'un "açık ara en büyük ve en iyisi" dediği kendi memleketi Amaseia toprakları bulunur. Phanaroia yönündeki kesimi denizi andıran, balığı bol, çevresi otlaklarla çevrili Stephane gölü kaplar; kıyısında o sırada terk edilmiş İkizari kalesi ve harap bir kraliyet sarayı vardır. Strabon ülkenin geri kalanını genel olarak ağaçsız ve tahıla elverişli diye niteler, Amaseia topraklarının yukarısında da Phazemonitlerin sağlığa son derece yararlı ılıcalarını ve sivri bir dağın tepesindeki Sagylion kalesini anar.
Kız Kayası'nın bulunduğu, ovanın güneyindeki engebeli kesim, Strabon'un tarif ettiği Phazemonitis ile Amaseia toprakları arasındaki sınır bölgesine düşer. Ovanın ağaçsız tahıl tarlalarına karşılık, kaynak sularıyla beslenen sık ağaçlı bir vadinin bu sınır kuşağında kalması, coğrafi bakımdan anlaşılır bir durumdur. Ancak antik metinlerde vadinin kendisinden, köprüsünden ya da yakınındaki bir yerleşmeden söz eden bir kayıt yoktur. Vadinin Roma ya da Doğu Roma yol ağına bağlandığını gösteren bir mil taşı veya yazıt da yayımlanmamıştır; köprünün Roma dönemine atfı bu yüzden şimdilik yalnızca işçilik izlenimine dayanır.
Amazon Rivayeti
Kız Kayası ile ilgili anlatıların en bilineni, bölgede önce İskitlerin, sonra Amazonların yaşadığı yolundadır. Rivayetin kaynağı yöre anlatılarıdır ve kaynaklar onu şu çekinceyle aktarır: bölgede İskitlerin ve daha sonra Amazonların yaşadığı sanılmaktadır, ancak ayrıntılı bilgi henüz yoktur. Rivayetin yazılı belgeye ya da arkeolojik buluntuya dayandığı gösterilmemiştir.
Amazonlar Yunan mitolojisinin ve klasik kaynakların en bilinen kadın savaşçı topluluğudur. Herodotos, Diodoros, Pausanias ve başka antik yazarlar, Karadeniz kıyısındaki Themiskyra'yı, yani bugünkü Samsun'un Terme ilçesi çevresini Amazonların anayurdu olarak gösterir. Strabon, Themiskyra'nın Amisos halkının topraklarında bulunduğunu ve bu toprakların Beyaz Suriyelilere ait olduğunu yazar; Amazonların daha sonra bu yerlerden sürüldüğünü de ekler. Pindaros'tan aktardığı dize de Amazonların bu bölgede bir Suriyeli ordusuna kumanda ettiğini söyler. Strabon, aynı bölümlerde Amazonların yerini Ephesos, Smyrna, Kyme ve Myrina gibi Ege kıyısı kentlerine bağlayan görüşleri de tartışır ve çoğunu reddeder; yani antik dünyada bile Amazonların nerede yaşadığı konusunda görüş birliği yoktur. Üçüncü Mithridates Savaşı sırasında Lucullus'un Themiskyra'yı kuşattığı, kentlilerin duvarların altı oyulurken işçilere karşı ayılar, yabani hayvanlar ve arı sürüleri saldığı Appianos'tan aktarılır.
Bu bilgiler Themiskyra'yı Terme'de aradığımızda anlam kazanır. Kız Kayası ise Terme'den yüz kilometreyi aşan bir uzaklıkta durur ve klasik kaynakların hiçbirinde anılmaz. Strabon Amaseia'lı olduğu hâlde Amazonları Amasya yöresindeki bir kanyona bağlamaz; Themiskyra'yı Amisos topraklarına yerleştirir. Elimizde Amazonların bu vadide yaşadığına dair antik bir tanıklık, kitabe ya da buluntu yoktur. Anadolu'da Amazon geleneği, Ege ve Karadeniz kıyıları boyunca birçok yer adına ve kent kuruluş efsanesine yayılmıştır; iç bölgelerdeki bir vadinin bu geleneğe sonradan eklenmesi, adın çağrışımıyla da kolayca açıklanabilir. Kız Kayası adı, bir rivayeti kendiliğinden Amazonlarla birleştirmeye elverişlidir. Bu bir açıklama tahminidir ve kaynaklarda doğrulanmış sayılmaz.
Hüsameddin'in Amâsît Yorumu
Amazonları Amasya ile birleştirme eğilimi, Kız Kayası anlatısından çok daha eskidir ve yerel tarih yazımında kendine özgü bir biçim almıştır. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi'nin ikinci cildinde, Sayce, Lenormant, Maspero ve Morgan gibi Avrupalı tarihçilere dayanarak Amasya ve çevresini "Mâzît" ya da "Amâsît" adlı bir ülkenin merkezi sayar ve bu ülkenin batı kaynaklarında Amazît, Mâzît, Amazon, Mâzû ve Miziyen gibi adlarla anıldığını yazar. Ona göre Amasya'nın adı bazı Arapça eserlerde "Mâse", Amazonlarınki ise batı tarihlerinde "Mâze" ve "Mâzon" biçiminde geçer; bu yüzden iki adın kökü aynıdır.
Hüsameddin bu benzerlikten bir de açıklama çıkarır. Amasya sancağında oturan Amâsîtlerin son derece savaşçı olduğunu, kadınlarının bile silah kullanmakta usta olduğunu, bütün halkın asker sayıldığını ve bu yüzden tarihte "Amazonlar, Amasonlar" adıyla tanındıklarını yazar. Aynı bölümde Amâsîtlerin Hititlere bağlı bir hükûmet kurduğunu, ülkelerinin zamanla daralarak Harşenûn adını aldığını ve "Amazon yerine Karsânûn" adının geçtiğini ileri sürer; Amazonlardan ayrılmış Bermît ya da Barumît adlı bir oymaktan da söz eder.
Bu yorum, XX. yüzyıl başının Türk tarih yazımında yaygın olan, eski Anadolu halklarını ses benzerlikleri üzerinden Turan kökenine bağlayan anlayışın ürünüdür ve bugünkü bilimsel görüş tarafından benimsenmez. Şehrin bilinen en eski adı sikkelerde Amaseia olarak geçer ve Amazon adıyla etimolojik bağı gösterilmiş sayılmaz. Hüsameddin de Merzifon'un güneyindeki bir vadiden söz etmez; onun yorumu bütün Amasya yöresini kapsar. Yine de Kız Kayası'na yöneltilen Amazon rivayetini anlamak için bu arka plan önemlidir. Amasya'da Amazonların bir yerel geçmişe ait olduğu düşüncesi, en azından yüz yıldır yazılı olarak dolaşmaktadır ve kız adını taşıyan ıssız bir vadinin bu düşünceyle birleşmesi için zemin hazırdır. Rivayetin bu yoldan doğduğu bir tahmindir; doğrudan bir bağı gösteren kayıt yoktur.
Efsanenin Tarihsel Çekirdeği
Amazon geleneğinin bir tarihsel çekirdeği olup olmadığı da tartışılır. Herodotos, Sarmatlarda kadınların erkeklerle birlikte ava çıktığını ve savaşta yer aldığını, savaşta bir adam öldürmeyen kızın evlenemediğini anlatır. Arkeolojik kazılarda Sarmat kadın mezarlarının yaklaşık dörtte birinde silah bulunduğu bildirilir ve aynı durumun İskitlerde de görüldüğü belirtilir. Bu veri, Amazon efsanesinin bozkır halklarındaki kadın savaşçılardan beslenmiş olabileceği fikrini destekler. Gürcistan'da Tiflis yakınlarındaki Zemo Avçala Mezarı, bugüne kadar bulunmuş en eski Amazon kadın mezarı olarak anılır. Bunlar Kız Kayası'na doğrudan bir bağ kurmaz; yalnızca rivayetin tümüyle havada olmadığını gösterir.
Rivayetteki sıralama da dikkate değer. Anlatıda önce İskitler, sonra Amazonlar gelir. Oysa klasik gelenekte Amazonlar Truva Savaşı çağına, yani İskitlerden çok daha eski bir kahramanlık dönemine yerleştirilir; İskitler ise tarihte MÖ VIII. yüzyıldan itibaren görülür. Herodotos'a göre Sarmatlar, Amazonlar ile İskitlerin torunlarıdır. Yöre anlatısındaki sıranın bu kaynaklarla uyuşmaması, anlatının antik metinlerden çok yakın zamanda kurulmuş bir birleştirmeden çıktığını düşündürür. Burada bir yorum yapılmaktadır; elde bunu doğrulayan ya da çürüten bir belge yoktur.
İskitler ve Amasya'daki İzleri
İskitler, MÖ VIII. yüzyılla MS III. yüzyıl arasında Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlarda ve Orta Asya'da yaşamış göçebe bir halktır. Doğu İran kökenli olduklarını savunan görüş yaygındır. Süvari savaşında ve yay kullanımında ustalaşan bu halkın adı, Hint-Avrupa dillerindeki fırlatmak, ateş etmek anlamlı bir kökten türetilir ve okçu anlamına gelen bir sözcüğe dayandırılır. Kimmerlerin yerini Pontus bozkırlarında alan İskitler, Anadolu'ya da akınlar yapmış, Merzifon yöresindeki Hitit kalesinin yıkımında adları geçmiştir.
Amasya ilinde bu atlı göçebelere ait gerçek izler de vardır ve bunlar Kız Kayası'ndaki tanımlamayı sınamak için iyi bir ölçüttür. Dönmez'in aktardığına göre Kimmerlerin bazı boylarının Paphlagonia üzerinden Orta Karadeniz'e, oradan Doğu Karadeniz'e kadar ilerlediği düşünülür. Tokat'ın Zile ilçesi yakınındaki Maşat Höyük'te ortaya çıkarılan bir at gömüsü ile İskit tipi ok uçları, Avrasyalı atlı savaşçıların bölgedeki varlığına işaret eder. Amasya'da Gümüşhacıköy'ün İmirler Köyü'ne bağlı Yedi Pelitler mevkiinde, kaçak kazılarla tahrip edilmiş kurgan tipi bir mezarın atıyla birlikte gömülmüş bir atlı göçebe komutanına ait olduğu anlaşılmıştır. Amasya Müzesi'nin 1978'de satın aldığı 250 İskit tipi tunç ok ucu da, satıcının anlatımına göre Samsun'un Ladik ilçesi ile Amasya'nın Taşova ilçesi arasındaki bir vadide soyulmuş bir mezardan çıkmıştır.
Bu örneklerin ortak yanı, gömünün toprak ya da taş yığılarak yükseltilmiş bir tepenin, yani kurganın altına yapılmasıdır; kayaya oyulmuş oda bu geleneğe yabancıdır. Dönmez, Taşova'da halkın içinde kutsal kişilerin yattığına inandığı Çallı Evliya ve Geyik Baba gibi küçük yapay tepelerin de kurgan olabileceğini, kesin sonuç için kazı gerektiğini belirtir. Bu nedenle Kız Kayası'ndaki kayaya oyma mezarlara İskit denmesi, arkeolojik bakımdan şüpheli bir tanımlamadır; Amasya'daki belgelenmiş İskit tipi buluntular da bu tanımlamayı desteklemek yerine ondan ayrı bir gömü geleneğini gösterir.
Doğa Yürüyüşü
Yürüyüş, Çaybaşı Köyü'nden başlar ve kanyonun içinden geçerek köprünün bulunduğu çıkışa ulaşır. Ziyaretçiler dere boyunca ilerler; yol üzerinde kaynak suları, yaşlı ağaçlar, mağaralar ve girişteki tapınak ile kaya mezarları, çıkışta köprü ile değirmenler sırayla karşılaşılan duraklardır. Merzifon merkezindeki Saat Kulesi ve Taşhan ile aynı gün gezilmek istendiğinde, vadinin de eklendiği bir programa iki gün ayrılması öğütlenir. Vadi doğal bir alan olduğu için çöp bırakılmaması, kaya yüzeylerine, mezarlara ve yapılara zarar verilmemesi gerekir. Gizli tünel ve mağara girişleri gibi bölümlerde dikkatli olmak gerektiği kaynaklarda özellikle belirtilir. Kaya mezarları ve girişteki yapı henüz belgelenmediği için, her türlü kazı ve define arayışı hem yasaya aykırıdır hem de bu yerin geçmişini çözmek için gerekli olan tek bağlamı yok eder.
Araştırmanın Bugünkü Durumu
Kız Kayası Kanyonu hakkında elde bulunan somut veri azdır: bir vadi, bir dere, bir köprü, iki değirmen, bir kireç ocağı, kaya mezarları, adını veren bir kaya ve bir yüzey araştırması listesinde geçen Kızkayası adı. Bunların çoğu için bilimsel bir tarihleme yoktur. Yayımlanmış tek ipucu, Merzifon'daki Kızkayası yerleşmesinden toplanan ve Erken ya da daha geç Demir Çağı'na tarihlenen çanak-çömlek parçalarıdır. Kanyonun Hitit çağından beri kullanıldığı, İskitlerin ya da Amazonların burada yaşadığı yolundaki anlatılar ise tahmindir. Bunları doğrulayacak olan şey, yüzey buluntularının ayrıntılı yayımı, mezarların ve girişteki yapının ölçülü çizimleri ve gerekirse sınırlı bir kazı olurdu. Böyle bir çalışma yayımlanana kadar yazılabilecek en dürüst cümle, kaynakların kendisinin söylediğidir: ayrıntılı bilgi henüz yoktur.
Merzifon yöresi Hititlerden Pontus'a, Roma'dan Danişmendlilere ve Osmanlılara kadar birçok dönemin geçtiği bir geçiş bölgesidir ve Kız Kayası bu uzun çizginin kıyısında, Phazemonitis ovası ile Amaseia toprakları arasındaki engebeli kuşakta durur. Dar bir vadide kayaya oyulmuş mezarlar, Roma tarzı bir köprü, su gücüyle çalışmış değirmenler ve bir Demir Çağı buluntu yeri birbirine yakın durduğu için burası, farklı dönemlerin izini aynı yürüyüşte görmek isteyenlere uygun bir güzergâhtır.
Kronoloji
MÖ 2000-1500: Kanyon çevresinde yaşam bulunduğu tahmin edilen dönem (gezi kaynaklarında belge gösterilmez).
MÖ 1190-850: Özsaitlerin Kızkayası dahil Merzifon yerleşmelerinden topladığı boya bezemeli çanak-çömleği tarihlediği Erken Demir Çağı (Dönmez'e göre parçalar daha geç Demir Çağı örneklerinden ayrılmaz).
MÖ VIII. yüzyıl: Merzifon yöresindeki Hitit dönemi sınır kalesinin Frig, Kimmer ve İskit saldırılarıyla yıkıldığı kaydedilir.
MÖ 64: Pompeius'un Pontus Kralı Mithridates'i yenmesi; Phazemon yerleşmesinin şehir ilan edilip Neapolis adını alması.
V. yüzyıl: Bizanslı Stefanos'un şehri Phamidzon olarak kaydetmesi.
1071 sonrası: Merzifon'un Danişmend emirlerinden İltegin Gazi tarafından fethedilmesi.
1393: Kadı Burhaneddin'in Merzifon'a gelip karargâh kurması, ardından Yıldırım Bayezid'in şehri ele geçirmesi.
XV.-XVII. yüzyıllar: Merzifon'da medrese, imaret, cami ve Kara Mustafa Paşa Külliyesi gibi vakıf eserlerin yapıldığı dönem.
1986-2001: Mehmet ve Nesrin Özsait'in Amasya ve çevresindeki yüzey araştırmaları; Merzifon'da Kızkayası adlı yerleşmenin kayda geçirilmesi.
1997-1999: Şevket Dönmez'in Amasya ili Demir Çağı yerleşmelerine yönelik yüzey araştırmaları (yayımı 2005).
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 208-209 (Merzifon kazasının nahiyeleri, Taşan Dağı): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page208.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 2, s. 260-264 (Amâsît ülkesi ve Amazon adı): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page260.html
- Strabon, Geographika (Geography), XII. kitap, 3. bölüm (Loeb Classical Library, 1928; Bill Thayer yayını): https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/12C*.html
Akademik çalışmalar
- Şevket Dönmez, "1997-1999 Yılları Yüzey Araştırmalarında İncelenen Amasya İli Demir Çağı Yerleşmeleri", Belleten, cilt 69, sayı 255, Ağustos 2005: https://belleten.gov.tr/tam-metin/3501/tur
- Mehmet Özsait, Nesrin Özsait, "Les céramiques du Fer Ancien ("L'âge Obscur") dans région d'Amasya", Anatolia Antiqua, X (2002), s. 79-95: https://www.persee.fr/doc/anata_1018-1946_2002_num_10_1_974
- Şevket Dönmez, E. Emine Naza-Dönmez, "Amasya-Oluz Höyük Kazısı 2007 Dönemi Çalışmaları: İlk Sonuçlar", Belleten, cilt LXXIII: https://belleten.gov.tr/tam-metin-pdf/87/tur
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Merzifon" maddesi, cilt 29, Ankara 2004, s. 243-245: https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifon
Resmî kaynaklar
- Merzifon Kaymakamlığı, "Tarihi": http://www.merzifon.gov.tr/tarihi
Diğer kaynaklar
- Amazonlar, Vikipedi maddesi (Herodotos, Hippokrates ve diğer antik yazarlara atıflarla): https://tr.wikipedia.org/wiki/Amazonlar
- Çaybaşı, Merzifon ve Balgöze, Merzifon, Wikipedia (TÜİK 2021 nüfus verisiyle): https://en.wikipedia.org/wiki/Çaybaşı,_Merzifon ; https://en.wikipedia.org/wiki/Balgöze,_Merzifon
- Amasya Kız Kayası Kanyonu Tanıtımı ve Doğal Güzellikleri, Turkey Outdoor: https://turkeyoutdoor.org/amasya-kiz-kayasi-kanyonu-tanitimi/
- Kız Kayası Kanyonu, Merzifon / Amasya, Rehberim: https://www.rehberim.gen.tr/gezi-rehberi/amasya-kiz-kayasi-kanyonu
- Merzifon Gezilecek Yerler, Yolcu360: https://yolcu360.com/blog/merzifon-gezilecek-yerler/
- Amasya'da Gezilecek Yerler, Doğaya Gel: https://www.dogayagel.com/amasyada-gezilecek-yerler.html
Çevrimiçi kaynaklar
- https://belleten.gov.tr/tam-metin/3501/tur
- https://www.persee.fr/doc/anata_1018-1946_2002_num_10_1_974
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page260.html
- https://islamansiklopedisi.org.tr/merzifon
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/12C*.html
- https://turkeyoutdoor.org/amasya-kiz-kayasi-kanyonu-tanitimi/









