Amasya, tarih boyunca kralların ve şehzadelerin olduğu kadar gönül sultanlarının da şehri olarak anılmıştır. Yeşilırmak'ın iki yakasına serpilmiş türbeler, yatırlar ve makamlar bu toprağın manevi haritasını çizer; halk bu mekânlara dua etmek, adak adamak ve derdine şifa aramak için gider, her birinin çevresinde de kuşaktan kuşağa aktarılan menkıbeler dolaşır. Şehirde yüze yakın evliyanın varlığından söz edilir ve Amasyalılar arasında eskiden beri şöyle bir söz dolaşır: Şehrin doksan dokuz evliyası vardır, bir evliyası daha olsa peygamber çıkaracaktı. Bu abartılı söyleyiş bile Amasya'nın kendini nasıl gördüğünü anlatmaya yeter. Kurtboğan, Pîr İlyas, Serçoban, İğneci Baba, Seydi Halife, Hacı Hızır Efendi, Âlimî Efendi, Hicâbî Baba, İsmail Siracüddin, Mîr Hamza Nigârî, Bahşî Halife, Halil Dede, Selâmet Hatun ve Ergonaş Baba, şehrin hafızasında ilk akla gelen adlardır. Anadolu'nun dört bir yanından ziyaretçi çeken bu türbelerin bir kısmı halk arasında işlevleriyle de anılır; "sarılık evliyası", "cin evliyası" gibi adlar, insanların hangi dert için hangi kapıya gittiğini gösterir.
Bu yoğunluğun tarihî bir arka planı vardır. Amasya, Türklerin Anadolu'daki ilk yerleşim bölgelerinden biridir ve Dânişmendliler, Selçuklular, İlhanlılar, Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin ve nihayet 1393'ten itibaren Osmanlılar zamanında hem Türkmen topluluklarından hem de devlet erkânından yoğun göç almıştır. On altıncı yüzyılın başında şehirde dokuz cami, on medrese, altı imaret ve dört zâviye bulunuyordu. Halvetiyye tarikatının Osmanlı topraklarında ilk filizlendiği merkezin Amasya olduğu kabul edilir; şehrin sokaklarına dağılan tekke ve türbeler de bu birikimin taştaki izleridir. Bugün bu mekânların bir kısmı devlet adamlarına, bir kısmı âlimlere ve şeyhlere, bir kısmı ise kim olduğu bilinmediği hâlde halkın gönlünde evliya mertebesine yükselmiş kimselere aittir. Amasya'nın manevi hayatını anlamak için hem bu tarihî şahsiyetleri hem de onlar etrafında oluşmuş ziyaret âdetlerini birlikte görmek gerekir.
Halifet Gazi: Kumandan, Vali ve Ziyaretgâh
Amasya'nın en tanınmış manevi büyüklerinden biri, adını bir mahalleye ve bir türbeye veren Halifet Gazi'dir. Halk arasında Hilfet Gazi diye söylenen adın aslı Halîfet Gazi'dir. Bir Dânişmendli emîri olan Halifet Gazi, beyliğin ortadan kalkmasından sonra Selçukluların hizmetine girmiş, 1215'te Sinop'u fetheden I. İzzeddin Keykâvus tarafından Karadeniz sahil muhafızlığına getirilmiştir. I. Alâeddin Keykubad zamanında, 619 (1222) yılında Amasya'ya vali olarak atanmış, Alâeddin Keykubad'ın Mengücüklüler üzerine düzenlediği seferdeki başarısının ardından Erzurum valiliğine geçmiştir. 1232 yılında Gürcülere karşı yapılan bir sefer sırasında şehit düşmüş, naaşı Amasya'ya getirilerek buradaki türbesine defnedilmiştir. Adına Farsçadan Türkçeye bir tıp kitabı çevrilmiş olması, onun yalnızca bir asker olmadığını, çevresinde ilmî bir hayatın da döndüğünü gösterir.
Bugün Şamlar (Şamice) mahallesinde, Torumtay sokağında bulunan yapı topluluğu bir medrese ile ona bitişik bir türbeden oluşur. Kitabesine göre medrese 606 (1209-10) yılında inşa edilmiş, bânisinin 622 (1225) tarihli vakfiyesi de günümüze ulaşmıştır. 1647 depreminden sonra Müderris Hasan Efendi yıkılan yerleri ahşapla yeniletmiş, 1888'de ise Amasya müftüsü Hacı Osman Hilmi Efendi binayı köklü biçimde tamir ettirmiştir. Dânişmendnâme'ye göre yapı kiliseden medreseye çevrilmiştir ve Albert Gabriel de bu kanaattedir. Türbenin tarihi ayrı bir tartışma konusudur: yaygın kanaat onu on üçüncü yüzyılın ilk çeyreğine koyar, kimi kaynaklar 1225 yılını verir; Doğan Kuban yapıyı on ikinci yüzyılın ortalarına, Gabriel ve Oktay Aslanapa ise 540 (1145-46) yılına tarihlendirir. Medreseyle olan bağlantısı dikkate alındığında türbenin en geç medreseyle çağdaş, belki ondan da eski olduğu düşünülmektedir.
Kare kaideli, sekizgen gövdeli ve piramidal külâhlı türbe iki katlıdır. Alt kat bugün girilemeyecek kadar harap durumdadır. Üst katın ortasında doğu-batı doğrultusunda mermer bir lahit durur: köşeleri koçbaşlarıyla bağlı çelenklere dayanan eroslar ve kanatlı medusalarla süslü, kapağında uyuyan bir kadın tasviri bulunan bu sanduka aslında Roma dönemine ait bir kadın lahdidir. Tanju Cantay bu lahitte mumyalanmış bir naaşın bulunduğunu ileri sürer. Taçkapıdaki örgü, zikzak, yıldız ve rûmî süslemeler türbeyi Selçuklu taş işçiliğinin seçkin örnekleri arasına koyar. Halk arasında Halifet Gazi hem bir gaza kahramanı hem de şehri koruyan manevi bir büyük olarak anılır; bir Roma lahdinde yatan bir Türk gazisinin türbesi, Amasya'nın üst üste binmiş tarih katmanlarını tek bir yapıda bir araya getirir.
Kurtboğan Şeyh Hamza ve Menkıbesi
Amasya türbeleri arasında adı en çok merak uyandıran, şüphesiz Kurtboğan'dır. Bugünkü tren istasyonunun bulunduğu, eskiden Ok Meydanı diye anılan yerde yatan bu zat, Pîr İlyas'ın halifelerinden Pîr Şerefeddin Hamza Halvetî'dir. Fatih Sultan Mehmed'in hocası Akşemseddin'in babası olarak bilinir; Akşemseddin'in asıl adı da zaten Şemseddin Muhammed b. Hamza'dır. Şeyh Hamza'nın nesebi, Avârifü'l-maârif sahibi Şehâbeddin Sühreverdî üzerinden Hz. Ebû Bekir'e bağlanır. Anadolu'ya gelişi için farklı tarihler verilir: kimi anlatılarda 1383 ya da 785 (1384) yılında Şam'dan Rum diyarına gelip Amasya sancağının Kavak kazasına yerleştiği söylenir, TDV İslâm Ansiklopedisi ise Akşemseddin'in yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu'ya gelip Kavak'a yerleştiğini ve bunun 799 (1396-97) yılında olduğunu kaydeder. Şam'da kerametleri tanınınca insanların kendisini bilmediği bir yere gitmek istediği ve Rum diyarına bu yüzden geldiği de menkıbeler arasında anlatılır.
Menkıbenin Eski Anlatımı
Kurtboğan lakabının hikâyesi, Akşemseddin'in torunu Emir Hüseyin Enîsî'nin on altıncı yüzyılda yazdığı Menâkıb-ı Akşemseddin'de yer alır. Enîsî şöyle anlatır: Şeyh Hamza vefat edip defnolunduğu gece, sırtlan dedikleri bir kurt geldi, kabrini açtı ve mübarek cismini yemek istedi. Şeyh Hamza elini tabuttan çıkardı, kurdu boğazından tuttu ve helak etti. Ertesi sabah halk ziyarete geldiğinde onları bu hâlde buldu. Kurdu götürüp şeyhin elini tabuta koydular, el yine dışarı çıktı. Feraset sahibi biri, kurda dokunduğu için elin yıkanması gerektiğini söyledi; elini yıkayıp tabuta koyduklarında el içeride kaldı. O zamandan sonra Şeyh Hamza'ya Kurtboğan dendi ve Enîsî'nin ifadesiyle mezarı "ol diyarda Kurdboğan mezarı" diye meşhur oldu. Aynı menkıbe Mustafa Vâzıh Efendi'nin eserinde de nakledilir. Halk anlatılarında hikâye biraz genişler: o yıllarda beldeye musallat olmuş bir kurdun yeni mezarları bulup ölüleri kabirden çıkardığı ve parçaladığı, Şeyh Hamza'nın da bu kurdu boğarak şehri ondan kurtardığı anlatılır. Kimi anlatımlarda yıkanan elin sabah ötekinin yanına çekilmiş olarak bulunduğu, kimilerinde ise bu hadisenin birkaç kez tekrarlandığı söylenir.
Menkıbenin günümüzde dolaşan bazı yeni biçimlerinde ise, evliyanın kerameti sayesinde kendisine saldıran bir kurdun elinden bir çocuğun kurtarıldığı anlatılır. Bu anlatıya bağlı olarak türbenin, çocukları hastalanan ya da evlatlarına bir zarar gelmesinden korkan analar için ayrı bir sığınak olduğu, annelerin buraya gelip çocuklarının sağlığı ve selameti için niyazda bulundukları söylenir. Bu biçim eski menâkıbnâmelerde geçmez ve yazılı bir dayanağı tespit edilememiştir. Yerel anlatılardan birinde bir kadın, çocukken annesinin kendisini buraya getirdiğini ve türbede şeyhin kurdu boğmak için elini çıkardığı deliğin gösterildiğini hatırlar.
Türbe ve Tarih Tartışması
Kurtboğan Türbesi erken Osmanlı döneminin baldaken tarzı türbelerindendir: dört büyük taş ayak üzerinde yükselen tuğla kemerlerin taşıdığı, kurşun kaplı bir kubbeyle örtülü açık bir yapıdır ve Anadolu'daki en büyük baldaken türbelerden biri sayılır. Türbenin hemen yanında, Atik Ali Paşa'nın kabrinin bulunduğu tuğla ve taş sıralı küçük cami yer alır. Uzun yıllar istasyon arazisi içinde bakımsız kalan türbede 2012 yılında bir kurtarma kazısı yapılmış, ortadaki beton mezarın yaklaşık bir metre altında özgün sandukaya ulaşılmıştır. Kazıda çıkan iki mezar taşı bugün Amasya Müzesi'nde korunmaktadır. Bunlardan Arapça olanının "ihdâ ve sittîn ve semânemie" ibaresi, taşın Muharrem 861 (1457) tarihli olduğunu gösterir; taşta "Allah ikisinin kabrini nurlandırsın" anlamında bir dua da vardır. Öteki taş dört satırlık Farsça bir kitabedir. İkisinin de ayak taşı olması, farklı mezarlara ait olabileceklerini düşündürür. Bu taşlar Albert Gabriel'in 1930 tarihli çiziminde de görülür.
Şeyh Hamza'nın ölüm tarihi bu yüzden kaynaklarda farklı geçer. Kimi kaynaklar onun Pîr İlyas'ın en yakın müridi ve ilk halifesi olarak 1415'te vefat ettiğini yazar; kimileri ise mezar taşındaki 861 (1457) tarihini esas alır. Akşemseddin'in 1390'da doğduğu ve babası vefat ettiğinde yedi yaşında olduğu yolundaki anlatı da bu tarihlerle bağdaşmaz. Elde kesin bir belge bulunmadığından mesele açık kalmaktadır. Türbenin önceki yüzyıllarda kimin eliyle yaptırıldığı da tartışmalıdır; bir anlatıya göre İstanbul'daki Atik Ali Paşa Camii'nin bânisi olan Atik Ali Paşa Kurtboğan Türbesi'ni de yaptırmıştır, ancak bunu doğrulayan bir kitabe bulunmamaktadır.
Sonraki Anlatılar
Kurtboğan menkıbesi yalnızca eski bir kayıtta kalmamış, yüzyıllar içinde yeni halkalarla çoğalmıştır. Dilbilimci ve folklor araştırmacısı Mehmet Şükrü Akkaya'nın derlediği bir anlatıya göre, istasyonun şefi bir gün türbeyi kaldırmaya karar vermiş ve ertesi gün için işçi ısmarlamıştır. O gece Kurtboğan rüyasına girmiş, boğazına sarılarak türbeyi onarmasını, aksi hâlde başına geleceği bilmesini söylemiştir; ertesi gün yıkmaya gelen işçiler türbeyi tamir etmiştir. Akkaya'nın kaynak kişisi bu anlatıda Kurtboğan'ı Kızıl Paşa diye de anar; bu adın Atik Ali Paşa ile karışmış olması muhtemeldir. 1974 Kıbrıs Harekâtı'ndan sonra da bir anlatı yayılmıştır: harekâta katılan bazı askerler, aralarında kimliğini bilmedikleri üniformalı bir askerin bulunduğunu, kendisine kim olduğu sorulduğunda "Beni Amasya'da Kurtboğan diye sorarsanız herkes yerimi gösterir" dediğini anlatmış ve savaştan sonra Amasya'ya gelip türbeyi ziyaret etmiştir. Türbenin 2015'te yeniden düzenlenmesini de yerel anlatılar bir rüyaya bağlar. Bu tür memoratlar, bir evliya kültünün nasıl canlı kaldığını ve her kuşağın kendi tecrübesini eski menkıbeye nasıl eklediğini gösteren değerli örneklerdir.
Pîr İlyas ve Halvetî Ocakları
Amasya'nın manevi hayatına damgasını vuran asıl isim, Kurtboğan'ın da şeyhi olan Pîr Şücâeddin İlyas'tır. Halvetiyye, Sadreddîn-i Hiyâvî'nin halifelerinden olan bu Amasyalı şeyh vasıtasıyla Anadolu'ya girmiştir. Kimi araştırmacılar tarikatın Amasya'ya girişini Şehzade Bayezid'in sancakbeyliği yıllarına bağlamış olsa da bu tespit kabul görmez; Halvetîlik şehre Pîr İlyas ile gelmiştir. Kaynaklara göre Pîr İlyas 1402-1406 yılları arasında Şirvan'da bulunmuş, Timur'un ölümüyle 1406'da Amasya'ya dönmüştür. Bu dönüş, Fetret yıllarının sıkıntılarının şehirde en çok hissedildiği zamana denk gelir. Akrabası Hâce Celal Çelebi bir yıl sonra Gümüşlüoğlu Tekkesi'ni yaptırarak tarikatın hizmetine sunmuş, tekkenin imarethanesi pek çok muhacire kapısını açmıştır. Pîr İlyas 833 (1429) yılında vefat etmiştir.
Bugün Pirler semti diye bilinen mahalle adını bu ocaktan alır. Yukarı Pirler Türbesi diye de tanınan Pîr Şücâeddin İlyas Türbesi, Pirler Parkı içindedir ve 1486'da Gümüşlüzâde Ahmed Bey tarafından yaptırılmıştır. Türbede Pîr İlyas ile birlikte damadı Pîr Celâleddin Abdurrahman, torunu Pîr Hayreddin Hızır Çelebi ve aile fertleri yatar. Yakınındaki Çilehâne Tekkesi, yani Yâkub Paşa Tekkesi, 815 (1412) yılında Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa tarafından Halvetiyye tarikatına vakfedilmiş, vakfiyesi Şubat 1413'te Amasya kadısı Mevlânâ Rükneddin Mahmud tarafından tescil edilmiştir. Erken Osmanlı döneminden özgün biçimiyle günümüze ulaşan nadir tarikat yapılarından biri olan tekkede mescidin iki yanına dizilmiş, penceresiz altı halvethane ve altı derviş hücresi bulunur. Halvetîlerin uzun inzivalarını geçirdikleri bu karanlık hücreler, mekâna Çilehâne adını vermiştir. Türbenin "amel-i Ramazan el-Kastamonî" imzalı dövme demir kapısı ise erken Osmanlı maden sanatının nadir örneklerindendir.
Tekkenin şeyhliği Amasya halkının "silsiletü'z-zeheb", yani altın zincir dediği bir sıra izlemiştir: Pîr Abdurrahman Çelebi, Pîr Şemseddin Mehmed Buhârî, Pîr Celâleddin Abdurrahman Çelebi, Saraçlar Pîri Sun'ullah Halvetî, Pîr Zekeriyyâ Halvetî, İğnecizâde Pîr Safiyyüddin Mahmud ve onları izleyenler. Bu şeyhlerin her birinin kabri bir zamanlar şehrin bir köşesinde ziyaret yeriydi. Saraçhane Camii'nin bahçesinde Pîr Sun'ullah ile Pîr Zekeriyyâ, Mehmed Paşa Camii'nin bahçesinde Habîb-i Karamânî ile halifesi Seydi Halife yatar. Çakallar mahallesindeki Kuba Camii'nin içinde ise Pîr İlyas'ın oğlu Pîr Abdurrahman Çelebi'nin öğrencisi ve damadı Kubalı Çelebizâde Şeyh Hüseyin Halvetî'nin kabri bulunur. Halk arasında Kuba Dede diye anılan bu türbeye bugün de şifa umuduyla gidilir ve ziyaretçiler fanila, iç çamaşırı, havlu, süpürge gibi eşyalar bırakır. Bu şeyhlerden İğnecizâde Safiyyüddin Mahmud, halk anlatısında İğneci Baba olarak yaşar; onun ve kardeşi sayılan Serçoban'ın menkıbesi ayrı bir yazının konusudur.
Şehirdeki Öteki Türbeler
Amasya'nın türbe haritası Selçuklu'dan on dokuzuncu yüzyıla uzanır. Gök Medrese'nin karşısındaki Torumtay Türbesi, Amasya valisi Seyfeddin Torumtay tarafından 1278'de dikdörtgen planlı ve iki katlı olarak kesme taştan yaptırılmıştır; güney cephesi Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerini sergiler. Burmalı Minare Camii'nin bitişiğindeki Cumudar Türbesi, Anadolu nazırı Şehzade Cumudar için 1242'de kare taban üzerine sekizgen planlı olarak inşa edilmiştir. Şadgeldi Paşa Türbesi ve Sultan Mesud'a ait olduğu ileri sürülen türbe de şehrin Selçuklu ve beylikler dönemi yadigârları arasındadır. Daha geç tarihli yapılardan Şirvanlı İsmail Türbesi'ni Şirvanlızâde Mehmed Rüşdü Paşa 1870'te babası için yaptırmıştır.
Türbelerin bir kısmı devlet adamlarına aittir ve ziyaretçileri daha çok tarih meraklılarıdır; bir kısmı ise halkın günlük hayatında yaşayan ziyaretgâhlardır. Kadılar makamı, Halkalı Evliya ve Hicâbî Baba bu ikinci gruptandır. Halkalı Evliya Türbesi'ndeki demir halkalara yürümesi geciken çocukların ayaklarının geçirilmesi ve Ziyaret kasabasındaki Hicâbî Baba Türbesi'nin ziyaret âdetleri ayrı bir yazıda ele alınmıştır. Kadın evliyalar arasında Selâmet Hatun ayrı bir yer tutar; kimi yazarlar onu Râbiatü'l-Adeviyye'den sonra Anadolu'da bilinen ikinci kadın veli diye anar. Türbesi bugün apartmanların arasında kalmış küçük bir binadır. Amasya türbelerinin çoğunda çeşme ve mezarlar bir arada bulunur, sandukalar türbenin ortasında durur ve türbe ile mescit çoğu zaman iç içedir; şehrin ortasında kalan bu türbelere ulaşmak kolay olduğu için ziyaret de gündelik hayatın bir parçası olmuştur.
Hamdullah Efendi ve Alevî-Bektaşî Ziyaretgâhları
Amasya, Sünnî olduğu kadar Alevî-Bektaşî ziyaretgâhları bakımından da Türkiye'nin önde gelen illerindendir. Şehir merkezindeki Hamdullah Efendi Türbesi bunların en bilinenidir. Hacı Bektaş Velî dergâhının yirmi üçüncü postnişini olan Hamdullah Çelebi, asıl adıyla Mehmed Hamdi, 1824'te Feyzullah Çelebi'nin yerine postnişin olmuş, Yeniçeri Ocağı'nın ve ardından Bektaşî tekkelerinin kapatılması üzerine 1827'de II. Mahmud'un fermanıyla Amasya'ya sürgün edilmiştir. Alevî-Bektaşî geleneğine göre 1836'daki ölümüne kadar burada yaşamış, halk arasında sohbetler yapmıştır. Suraiya Faroqhi ve Irène Mélikoff ise onun 1833'te affedilerek Hacıbektaş'a döndüğünü ve ömrünün geri kalanını orada geçirdiğini yazar. Şair yönü güçlü olan Hamdullah Çelebi sürgünden önce "Hamdullah", sonra memleketine duyduğu özlemle "Hasret" mahlasını kullanmıştır; miraçlama ve tevhid türündeki deyişleri bugün de cemlerde söylenir.
Halk arasında anlatılan bir rivayete göre Hamdullah Çelebi, "Öldüğümde türbemi yapın, yaptırmazsanız Amasya'yı sel alır" demiş, halk ve vali bunu önemsemeyince ölümünden sonra şehri büyük bir sel basmış, türbe ancak bundan sonra yapılmıştır. Bir başka anlatıya göre bir Ramazan sohbetinde dinleyicilerine "Size kısa şeyleri öyle uzun anlatırım ki şaşarsınız" demiş, inanmayanlar karşısında besmeleyi üç buçuk gün anlatmış ve yine de bitirememiştir. Pirler Parkı'nın güneybatı ucundaki türbenin yapım tarihi kaynaklarda farklı geçer: bir kısım kaynak 1847'yi, bir kısmı sade bir mezarın 1868'de türbeye dönüştürüldüğünü verir. Kare planlı, tek kubbeli türbe bir avlu duvarıyla çevrilidir ve kurban kesim yeri ile ocağı vardır. İçeride yeşil örtülü iki ahşap sandukadan öndekinin Hamdullah Çelebi'ye, ötekinin eşi Güleser Hanım'a ait olduğu söylenir. Kubbedeki madalyonlarda on iki imamın adları yer alır; aynı yerde ilk üç halifenin adlarının da bulunması, Muzaffer Doğanbaş'a göre sonraki onarımlardan kaynaklanmaktadır. Türbeyi Alevîler kadar Sünnîler de ziyaret eder, her türlü dilek için dua edilir ve adak kurbanları kesilir.
Amasya merkeze bağlı İlyas (eski adıyla Çat) köyündeki Baba İlyas Türbesi ise on üçüncü yüzyılın büyük Türkmen babasına aittir. Vefâî şeyhi Baba İlyas-ı Horasânî, Babaîler Ayaklanması sırasında 638 (1240) yılında öldürülmüş ve cesedi Amasya kalesine asılmıştır. Mezarı sonradan en küçük oğlu Muhlis Paşa tarafından türbeye dönüştürülmüştür. Sade bir binadaki sandukanın üzerinde eski dönemlerden kaldığı anlaşılan geyik boynuzları durur. Halk arasında tarihî kimliği unutulmuş, Hızır-İlyas ile aynı kişi sanıldığı için türbe Hızır-İlyas Türbesi diye de anılır; sarılık evliyası ya da sarılık yatırı adını da taşır ve her yıl mayısın ilk haftasında köyün Sarılık mevkiinde Hıdırellez şenlikleri yapılır. Yassıçal (Yaylagöl) beldesindeki Ergonaş Baba Türbesi'nde aslında Ergonaş Baba'nın oğlu Seyyid Mustafa yatar; türbenin felçlilere iyi geldiğine inanıldığından felç geçirenler burada bir gece kalır. Aynı beldedeki Fedai Baba Türbesi ise asıl adı Hüseyin Gümüş olan ve 26 Ekim 1940'ta vefat eden halk ozanına aittir. Merzifon'daki Pîrî Baba Türbesi de çevre illerden Alevî ve Sünnî ziyaretçileri bir araya getiren bölgesel bir inanç merkezidir.
Ziyaretin Usulü
Amasyalının bu mekânlarla kurduğu ilişki, kuşaktan kuşağa aktarılan bir âdetler bütünüyle şekillenir. Bir dileği olan, bir sıkıntıya düşen ya da şükrünü eda etmek isteyen kişi türbeye abdestli ve gönlü temiz olarak varır. İçeride Kur'an okunur, çoğu zaman bir Yâsîn tilavet edilir, dua edilir ve türbe sahibinin ruhuna Fatiha bağışlanır. Ziyaretçiler türbeye çoğu zaman büyük bir saygıyla, eğilerek girer; ellerini mekânın taşlarına ve sandukaya sürer, kimi yerlerde kapı önünde diz çöküp eğilerek içeri girilir ve çıkarken yüz türbeye dönük olarak geri geri yürünür. Pîrî Baba Türbesi'nin kapısı üzerindeki Osmanlıca beyit, bu ziyaret adabını dile getirir: "Zâir, gir bu makama ba-hulûs, ba-ihtirâm / Kıl ziyaret merkad-ı Pîrî Baba zîr-i bu makâm"; yani ziyaretçi bu makama gönül temizliği ve hürmetle girsin, altında yatan Pîrî Baba'nın mezarını ziyaret etsin.
Ziyaret günleri de rastgele seçilmez. Ehli Hatun Türbesi haftanın her günü ziyaret edilse de en çok cuma günleri dolar; Halkalı Dede'ye yürüyemeyen çocuklar özellikle cumartesi günü götürülür. Pek çok yerde üç ya da yedi perşembe üst üste gidilirse dileğin kabul olacağına inanılır. Ziyaret yerinden hiçbir şey alınıp götürülmez; kuru bir dal, bir çöp ya da bir kozalak bile götürenin bunun zararını göreceğine, evliyanın onu rüyasında rahatsız edeceğine inanılır. Türbe çevresinde yüksek sesle konuşulmaz, çöp atılmaz, ağaç kesilmez. Kimi ziyaretçiler türbenin toprağından bir tutam alıp dilinin ucuyla tadar; halk bu toprağa "cevher" der ve böylece ziyaretin bereketinin taşınacağına inanır. Türbe yanındaki çeşme ya da kuyunun suyu da ziyarete gelemeyenler için eve götürülür.
Adak, Kurban ve Dilek Âdetleri
Türbelerin çevresinde dokunan geleneklerin en içteni, halk arasında adak ya da nezir diye bilinen âdettir. Bir muradına ermek isteyen kişi, dileği gerçekleşirse bir adakta bulunmaya niyet eder; muradı hâsıl olduğunda sözünü yerine getirir. Kimi zaman bir kurban kesilir, kimi zaman yoksullara yemek, para ya da çay şekeri dağıtılır, kimi zaman türbeye hizmet edilir. Adağın türü dileğin ağırlığına göre değişir: Ehli Hatun Türbesi'nde yalnızca çocuk isteyenler kurban adar, öteki dilekler için namaz, oruç gibi dinî adaklarda bulunulur. Köylerde ise tavuk, horoz gibi küçük kurbanlar sıktır; kesilen hayvanın ayakları ziyaretgâhtaki ağaca asılır, eti köyde dağıtılır. Dilek gerçekleşince kurban türbeye getirilip orada pişirilir ve kimi zaman davul zurnayla, oyunlar oynanarak hep birlikte yenir.
Dileği somut bir işaretle ifade etmek, bu âdetlerin belirgin bir özelliğidir. Türbelerin çevresindeki ağaçlara bağlanan bezler ve çaputlar, yakılan mumlar, duvara yapıştırılan taşlar hep bu dilin parçalarıdır. Bazı türbelerin duvarına dilek tutularak bir taş bastırılır; taş yapışırsa dileğin kabul olduğuna, düşerse olmayacağına inanılır. Pek çok ziyaret yerinde tespih ya da çakıl taşlarından oluşan niyet taşları bulunur: kişi dileğini tutar, aklından tek ya da çift der ve taşları sayar; sonuç tuttuğu sayıya uyarsa dileği gerçekleşecektir. Bölge halkı bu sırada kararın sonradan değiştirilmemesi gerektiğini "özünüz ikilenmemeli" diye anlatır. Derdi çözülen kişinin ağaca bağladığı çaputu geri söktüğü yerler de vardır. Bu âdetler dinî bir çerçevede yaşansa da insanın acısını paylaşma, umudunu diri tutma ve bir manevi güce sığınma ihtiyacının ifadesidir.
Çocuk dileğiyle ilgili âdetlerin en dikkat çekeni, halkın "satma" dediği uygulamadır. Çocuğu olmayan kadın, bir ziyaretgâhta dualar ve belirli sözler eşliğinde ağacın ya da türbenin çevresinde döndürülerek doğacak çocuk evliyaya "satılır"; kimi yerlerde kadının boynuna ip bağlanır. Bu dileklerden sonra doğan çocuklara erkekse Satılmış, kızsa Satı adı verilir. Amasya'nın Değirmendere köyü girişindeki Dedelik Yatırı, Kayrak köyündeki kaya ve pelit ağacı ziyaretleri ile Taşova'ya bağlı Geydoğan köyündeki türbe bu uygulamanın görüldüğü yerlerdendir. Uygur köyü yakınındaki yaylada bir kaya üzerinde tek başına yükselen ve Ebe Kayası diye anılan ağacın altında, çocuğu olmadığı için ağlaya ağlaya ölen bir kadının yattığına inanılır. Burada ziyaretçi kadın, işin ehli bir kadınla birlikte sabahın en erken saatinde gelir ve ağacın çevresinde üç kez döndürülür; ağacın dibinde oturan üçüncü kadınla aralarında kısa bir karşılıklı söyleşme geçer, sonunda hep birlikte "Olur inşallah, durur inşallah" denir.
Şehir Türbelerine Bağlanan Dilekler
Şehir merkezindeki türbelerin bir kısmı belirli dileklerle özdeşleşmiştir. Kurşunlu mahallesindeki Ehli Hatun Türbesi özellikle kadınlarca ziyaret edilir; evlenmek isteyen genç kızların kısmetinin açılması ve çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin muradı için gelinir. Ziyaretçi iki rekât namaz kılar, dua eder ve dileğini adar; ardından türbedeki kuyuya bakılır, kuyuda bir ışık görülürse dileğin kabul olacağına inanılır. Şehirüstü mahallesindeki Halkalı Dede Türbesi'ne ise yürüme zamanı geldiği hâlde yürüyemeyen çocuklar getirilir. Hızırpaşa mahallesindeki Dilek Kuyusu, öteki adıyla Cehennem Kuyusu da bir ziyaret olarak kabul edilir: dilek dileyen kişi başını bir havluyla örterek kuyuya eğilir ve suya dikkatle bakar; sudan bir ışık çıkar ya da bir kurbağa görünürse dileği kabul olacaktır.
Kim olduğu bilinmeyen Tezveren Evliyası ise şehirde en çeşitli dileklerin taşındığı yerlerden biridir. Kötü alışkanlıklarından kurtulmak isteyenler, çocuğu olmayanlar, evlenmemiş kızlar, sınavda başarı ya da ev, araba isteyenler buraya gelir. Ziyaret salı akşamı başlar, üç gün üst üste sürer ve cuma akşamı biter. Akşam ezanından önce türbede Kur'an okunur, ezandan sonra namaz ve hacet namazı kılınır, dilekler akşam ile yatsı arasında dilenir ve sandukanın çevresinde üç kez dönülür. Herkes dileğiyle ilgili bir nesneyi yanında getirir: sınavında başarı isteyen öğrenci kalem ya da silgi, ev ya da araba dileyen kişi bir anahtar bırakır. Salı, çarşamba ve perşembe günleri türbede dağıtılan çay şekerinin de kutsal olduğuna inanılır.
Köylerdeki Yatırlar ve Ziyaret Yerleri
Şehrin dışına çıkıldığında ziyaret yerlerinin çeşitliliği daha da artar. Bu yerlerin bir kısmında bir türbe ya da kabir bulunur, bir kısmı ise yalnızca bir ağaç, bir kaya, bir pınar ya da bir tepedir. Halk bu ikinci türden yerlere çoğu zaman "nazarlama" der ve buralarda da türbelerdeki âdetlerin aynısı uygulanır. Şeyhsadi köyündeki Şeyh Sadi Türbesi'nde yatan zatın, bölgenin Alevî-Türkmen ileri gelenlerinden olduğu ve Hacı Bayram Velî'nin hocası olduğu söylenir. Türbe yeniden yapımlarla özgün hâlinden uzaklaşmış olsa da yurdun her yerinden ziyaretçi alır; dilek gerçekleşince burada kurban kesilir. Sandukanın başındaki oyuk kayanın, adanan kurban kesilmemişse içinden geçilemeyeceğine inanılır. Ezinepazar yakınındaki Hasan Baba Türbesi askere gidenlerin sağlığı ve kuraklıkta yağmur için ziyaret edilir. Burada yapılan yağmur duasından önce kadınlar ve çocuklar ev ev dolaşıp yiyecek toplar, erkekler yetmiş bin küçük taş toplayıp her birine sureler okur; dua günü kurban kesilir ve okunan taşlar bir çuval içinde türbe yanındaki kuyuya bırakılır.
Göynücek'e bağlı Kışlabeyi (eski adıyla Cender) köyündeki Cender Evliyası, öteki adıyla Emuren Dede, kendisinden keramet isteyenlere veliliğini göstermek için elbiseleriyle kızgın fırına girip elinde bir tutam otla yanmadan çıktığı anlatılan bir zattır; köylüler bu "davar otu"nu her yıl bulup başında kurban keser ve kanını ota sürer. Aynı ilçenin Beşiktepe köyündeki Gülben Evliyası, bir gence âşık olup kavuşamayınca hastalanarak ölen bir kızın mezarından bittiğine inanılan bir ardıç ağacıdır. Bağlarüstü köyündeki Merami Baba Türbesi'nde kulağa benzeyen oyuk bir kemik parçası bulunur; Merami Baba'nın bu kemiği Kırım'dan getirdiğine inanılır ve içindeki sudan kulağa birkaç damla damlatılarak sağırlığa şifa aranır. Çiğdemlik köyündeki Çamdibi ziyaretinde ağacın dünyanın kuruluşundan beri orada durduğuna inanılır; askere gidenler buraya uğrar, bereket için bozuk para atılır, kuşlar yesin diye yem bırakılır. Ezinepazar'ın kuzeyindeki İz Kayası'nda kaya üzerindeki ayak izine benzeyen oyukların Hızır'ın ayak izleri olduğuna inanılır; yaraları için gelenler buradaki küçük gölcüklerden kaşıkla su alır ve arkasına bakmadan oradan uzaklaşır.
Amasya'ya komşu Zile yöresinde de benzer ziyaretgâhlar vardır ve bunlar Amasya'nın adak yerleri anlatılırken zaman zaman birlikte anılır. Bunların en ilginçlerinden biri Zile'ye bağlı Turgutalp köyündeki Kamer Kaya'dır. Büyükçe bir kayanın yanında yer alan ve halkça kutsal sayılan bu yer, çocuğu olmayanların uğrağıdır. Dağda hayvanı kaybolanların, hayvana ait bir eşyayı bir gün bu ziyaret yerinin yanında bıraktığı, ertesi gün alıp ahıra götürdüğü ve böylece kayıp hayvanın er geç bulunacağına inanıldığı anlatılır. Kamer Kaya ayrıca sürülere saldıran yabani hayvanların "ağzını bağlamak" için de ziyaret edilir.
Evliyalara Bıçak Koyma
Amasya ve Tokat çevresinde, ağırlıkla Türkmen-Alevî köylerinde görülen ve Türkiye'nin başka yerlerinde pek rastlanmayan bir uygulama da "evliyalara bıçak koyma"dır. Ağrılı, sancılı bir rahatsızlığı olan kişi akşamdan su dolu bir kabın içine, çevredeki her evliya için o evliyanın ziyaretgâhının bulunduğu yöne çevirerek birer bıçak koyar. Sabah kalktığında hangi bıçakta pas belirtisi görürse, ağrısını o taraftaki evliyanın geçirdiğine inanır. Bunun üzerine o evliyanın bulunduğu yere, gelip geçenler yesin diye çörek, poğaça gibi yiyecekler bırakılır, mumlar yakılır; yani kansız bir kurban sunulur. Çiğdemlik köyündeki Dilek Evliyası'nda ise uygulama ziyaretgâhın kendisinde yapılır: çocuğu olmayanlar yanındaki pınarın suyuna bir bıçak bırakır, bıçak kısa zamanda paslanırsa kurban keserler.
Halkbilimci Necdet Kurt, bu âdetin ardında demire duyulan eski saygıyı görür. Türk topluluklarında demircilik kutsal bir hüner sayılmış, demir koruyucu ve dilekleri kabul ettiren bir güç olarak düşünülmüştür; yeni doğan bebeğin yastığının altına ya da cenazenin üzerine bıçak koyma gibi Anadolu'nun pek çok yerinde görülen âdetler de bu inançla ilgilidir. Kurt'a göre bıçak koyan kişinin düşüncesi şudur: bir evliya bir gecede demiri bile paslandırabiliyorsa, benim ağrımı sızımı da geçirebilir.
İnancın Katmanları
Bu ziyaret yerlerine gidenlerin dilekleri hayatın kendisi kadar geniştir. Yüz felci olanlar, yürümesi geciken ya da huysuz çocuklar, sütü az olan anneler, çocuk özlemi çekenler, yağmur bekleyen çiftçiler, sarılığa yakalananlar, yarası ve çıbanı olanlar, kısmetini arayan bekârlar, hayvanlarını yabani hayvanlardan korumak isteyenler, işe girmek ya da derslerinde başarılı olmak isteyenler bu kapılara gelir. Bölgedeki ziyaretgâhların sayısı o kadar çoktur ki, bunları derleyen araştırmacılar tamamının yazılması hâlinde en az üç ciltlik bir külliyat çıkacağını söyler. Pek çok ziyaret yerinde ise hiçbir özel ritüel yoktur; buralar yalnızca sessiz ve saygılı bir ziyaretle anılır.
Araştırmacılar bu âdetlerin bir kısmında İslâm öncesi Türk inançlarının izlerini görür. Ağaç, su, taş, dağ ve tepe gibi doğal unsurların kutsal sayılması, ziyaret yerinin çevresinde dönme, belirli günlerde gitme, arkaya bakmadan ayrılma, ağaç kesmeme gibi kurallar, eski Yer-Su inancının ve atalar kültünün Anadolu İslâm anlayışı içinde yeni bir kılığa bürünmüş biçimleri olarak yorumlanır. Amasya'nın Yeşilöz köyünde neredeyse her sülalenin kendine ait bir ziyaret yerinin bulunması da bu açıdan dikkat çeker: Kasımoğlu sülalesine ait, beş yüz yıllık olduğu söylenen Karaağaç Dede ellerdeki siğilleri iyileştirmek için her ayın ilk perşembesi ziyaret edilir; Kocaoğulları'na ait Çatmabaşı Evliyası ise kabirsiz büyük bir kayadır ve yanından geçerken yüksek sesle konuşulmaz. Necdet Kurt'a göre Alevî-Türkmen köylerindeki ziyaret yerlerinde uygulamalar bu inancın gereklerine, Sünnî-Türkmen köylerindekiler ise Sünnî ibadet şekillerine göre biçimlenmiştir; ama her ikisinde de eski inançların etkisi belirgindir. Harun Yıldız ise bu inanç merkezlerine gelenlerin, orada yatanların Hakk'a yakın kimseler olduğuna inandıkları için onların hürmetine dua ederek Allah'tan şifa beklediklerini vurgular.
Bu ziyaret gelenekleri, aynı zamanda toplumsal bir hafızayı da diri tutar. Genç kuşaklar dedelerinin ve ninelerinin peşinde bu türbeleri gezerken şehrin tarihini ve o taşların ardındaki insanların hikâyelerini de öğrenir. Böylece bir gazinin kahramanlığı, bir evliyanın kerameti ve bir şeyhin hikmeti nesilden nesile aktarılır. Amasya'yı yalnızca kaleleri, köprüleri ve konaklarıyla tanımak eksik kalır; şehri anlamak için onun manevi büyüklerini, türbelerin çevresinde oluşmuş menkıbeleri ve ziyaret âdetlerini de bilmek gerekir.
Kronoloji
606 (1209-10): Kitabesine göre Halifet Gazi Medresesi inşa edilir.
619 (1222): Dânişmendli emîri Halifet Gazi, I. Alâeddin Keykubad tarafından Amasya'ya vali olarak atanır.
622 (1225): Halifet Gazi'nin medrese vakfiyesi düzenlenir.
1232: Halifet Gazi Gürcülere karşı yapılan seferde şehit düşer ve Amasya'daki türbesine defnedilir.
638 (1240): Baba İlyas-ı Horasânî Babaîler Ayaklanması sırasında öldürülür ve cesedi Amasya kalesine asılır.
1242: Burmalı Minare Camii bitişiğindeki Cumudar Türbesi yapılır.
1278: Seyfeddin Torumtay, Gök Medrese'nin karşısındaki türbesini yaptırır.
799 (1396-97): TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Şeyh Hamza ile oğlu Akşemseddin Amasya'ya bağlı Kavak'a yerleşir. Kimi kaynaklar bu tarihi 1383 ya da 1384 olarak verir.
1406: Pîr Şücâeddin İlyas, Timur'un ölümünün ardından Şirvan'dan Amasya'ya döner ve Halvetiyye'yi şehre taşır.
815 (1412): Pazarlıoğlu Yâkub Paşa, Pirler semtindeki Çilehâne (Yâkub Paşa) Tekkesi'ni kurar; vakfiyesi Şubat 1413'te tescil edilir.
833 (1429): Pîr İlyas vefat eder.
861 (1457): Kurtboğan Türbesi'nde bulunan Arapça mezar taşındaki tarih. Kimi kaynaklar Şeyh Hamza'nın ölümünü 1415 olarak verir.
1486: Gümüşlüzâde Ahmed Bey, Pîr Şücâeddin İlyas Türbesi'ni (Yukarı Pirler Türbesi) yaptırır.
1647: Depremde yıkılan Halifet Gazi Medresesi'nin bölümleri ahşapla yenilenir.
1827: Hacı Bektaş Velî postnişini Hamdullah Çelebi Amasya'ya sürgün edilir.
1836: Alevî-Bektaşî geleneğine göre Hamdullah Çelebi Amasya'da vefat eder.
1847 / 1868: Hamdullah Efendi Türbesi yapılır; kaynaklar iki ayrı tarih verir.
1870: Şirvanlızâde Mehmed Rüşdü Paşa, babası için Şirvanlı İsmail Türbesi'ni yaptırır.
1888: Halifet Gazi Medresesi, Amasya müftüsü Hacı Osman Hilmi Efendi tarafından esaslı biçimde onarılır.
1940: Yassıçal'daki türbesinde yatan halk ozanı Fedai Baba (Hüseyin Gümüş) 26 Ekim'de vefat eder.
2012: Kurtboğan Türbesi'nde kurtarma kazısı yapılır ve özgün sandukaya ulaşılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Necdet Kurt, "Amasya ve Tokat Çevrelerinde Türbe ve Yatır İnanç Pratiği Örnekleri ile Velilere (Evliyalara) Bıçak Koyma İnancı", Kültür Evreni, sayı 47, 2022, s. 103-123. https://isamveri.org/pdfdrg/D03503/2022_47/2022_47_KURTN.pdf
- Emir Hüseyin Enîsî, Menâkıb-ı Akşemseddin, çev. Bilal Aktan ve Mustafa Güneş, İstanbul 2015 (aktaran: Melek Karadeniz, "Kurtboğan Evliyasının Bilinmeyen Hikâyesi", 2022). https://www.maarifinsesi.com/7613-2/
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, c. I (aktaran: Karadeniz, a.g.y.; Tanman, a.g.m.).
Akademik çalışmalar
- Aynur Durukan, "Hilfet Gazi Medresesi ve Türbesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 30-31. https://islamansiklopedisi.org.tr/hilfet-gazi-medresesi-ve-turbesi
- M. Baha Tanman, "Yâkub Paşa Tekkesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2013. https://islamansiklopedisi.org.tr/yakub-pasa-tekkesi
- "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- "Akşemseddin", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/aksemseddin
- "Halvetiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/halvetiyye
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sayı 5, Ankara 2018, s. 91-118. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606666
- Harun Yıldız, "Amasya Yöresi Örneğinde Alevî/Bektaşî Kültüründe İnanç Merkezleri", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, c. 4, sayı 16, 2011. https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/the-faith-centers-in-the-alawibektashi-culture-in-the-case-of-amasya-region.pdf
Resmî kaynaklar
- "Kurtboğan Türbesi", Discover Amasya (Amasya Valiliği). https://www.discoveramasya.com/icerik/247
- Amasya Valiliği, "Türbeler". https://www.amasya.gov.tr/turbeler
Kitaplar
- Muzaffer Doğanbaş, Amasya Türbeleri, Amasya 2018 (aktaran: Karadeniz, a.g.y.).
Diğer kaynaklar
- Rahime Özdoğan, "Amasya'da Adak Yerleri ile İlgili Halk Anlatıları", Samsun 2006 (birleşen yazının kaynağı; bu çalışma sırasında tam metnine yeniden erişilemedi).
- "Kurtboğan Türbesi", Kültür Envanteri, no. 4643. https://kulturenvanteri.com/en/yer/kurtbogan-turbesi-amasya/
- İsa Çolaker, "Amasya'nın Manevi Sahipleri", 30 Haziran 2014. https://www.isacolaker.com/amasyanin-manevi-sahipleri/
- "Halifet Gazi Türbesi", Yaz Tatili, 2024. https://www.yaz-tatili.com/halifet-gazi-turbesi-amasya/
Çevrimiçi kaynaklar
- https://isamveri.org/pdfdrg/D03503/2022_47/2022_47_KURTN.pdf
- https://islamansiklopedisi.org.tr/hilfet-gazi-medresesi-ve-turbesi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/yakub-pasa-tekkesi
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606666
- https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/the-faith-centers-in-the-alawibektashi-culture-in-the-case-of-amasya-region.pdf
- https://www.maarifinsesi.com/7613-2/









