Suluova ovasının kuzeydoğu kenarında, Amasya'nın kuzey boğazına bakan yamaçların eteğinde bugün iki yüz küsur nüfuslu sakin bir köy olan Yolpınar, eski kayıtlarda Hakala adıyla geçer. Bu küçük yerleşim, Osmanlı'nın ilk yüzyıllarında Amasya'nın kuzey nahiyelerinin merkezi, bir Türkmen bey ailesinin yurdu, Rufâî tarikatının Anadolu'daki erken duraklarından biri ve Amasya'nın büyük medreseleri arasında sayılan bir ilim kurumunun bulunduğu yerdi. Ovanın ortasında bugünkü Suluova kasabası henüz yokken, çevrenin idari, dinî ve ilmî hayatı büyük ölçüde burada toplanmıştı.

Hakala'nın geçmişi hakkında bildiklerimizin önemli bir kısmı Hüseyin Hüsameddin Yaşar'ın Amasya Tarihi'ne dayanır. Vakfiyeleri, eski defterleri ve mezar taşlarını tek tek tarayan Hüsameddin, köyün beylerini, müderrislerini ve şeyhlerini ciltler boyunca kaydetmiştir. Onun verdiği bilgiler bugünkü resmî tanıtımlardaki kısa notlarla birleştirildiğinde, Yolpınar'ın neden ovanın gerçek tarihî çekirdeği sayıldığı daha iyi anlaşılır. Bununla birlikte kimi tarihler kaynaktan kaynağa değişir; bu farklar aşağıda yeri geldikçe belirtilmiştir.

Konumu ve Adı

Yolpınar, Amasya il merkezine yaklaşık 16, Suluova ilçe merkezine 12 kilometre uzaklıktadır ve 538 metre yükseltidedir. Hüsameddin köyü, düz bir yerde kurulmuş, doğu ve kuzey tarafları bayırla çevrili bir yerleşim olarak tarif eder ve genel görünüşünün bir zamanlar oldukça önemli, bayındır bir kasaba olduğunu belli ettiğini yazar. Köyün Amasya'ya giden yolun ağzında, ovanın bataklık düzlüğüne inmeden önceki kuru ve yüksekçe bir kenarda bulunması, erken dönemde burayı ovanın ortasına göre çok daha elverişli bir yurt haline getirmişti.

Köyün adı 1344 yılına ait kayıtlarda Hakala biçiminde görülür; 1926 kayıtlarında ise Hagala ya da Kavala yazılmıştır. Hüsameddin'in Amasya'ya ait yer adları üzerine yaptığı açıklamalarda Hakala adı, Oğuz boylarından Alkaevli (Alkaivli) adının zamanla Halkalı biçimine dönüşmesinden ve bunun da bozularak Hakala olmasından türetilir. Bu etimoloji yazarın kendi yorumudur ve başka bir kaynakla desteklenmiş değildir. Bugünkü Yolpınar adı ise Cumhuriyet döneminde yapılan ad değişiklikleri sırasında verilmiştir.

Argoma'dan Hakala'ya: Bir Nahiye Merkezi

Ovanın eski adı Arguma ya da Argoma'dır ve Selçuklu, beylikler ve erken Osmanlı devirlerinde Amasya'nın kuzeyindeki geniş bölge bu adla bir nahiye olarak anılırdı. Hüsameddin'e göre nahiye uzun süre Arguma-Suluova adıyla tanındıysa da 745 (1344-45) yılından sonra Hakala gelişip bayındır hale gelmiş, nahiyenin merkezi olmuş ve kendi adını Arguma adının önüne geçirmiştir. Bu tarih, köy adının 1344 tarihli kayıtlarda görülmesiyle de örtüşür. Hüsameddin'in yaşadığı yirminci yüzyıl başında Amasya kazasının nahiyeleri Ezinepazar, Akdağ, Hakala ve Geldiklan olarak sayılıyordu; Hakala nahiyesi Amasya'nın kuzey taraflarını kaplar ve merkezi Hakala ya da Hakla denen köydü.

Osmanlı tahrir kayıtları bu tabloyu farklı bir açıdan gösterir. Yerel çalışmalarda aktarılan 1520 tarihli tapu tahrir defterinde Hakala, Akdağ nahiyesine bağlı bir kasaba olarak yazılmıştır. Kasaba merkezi sayılan Değirmenderesi'nde 119 hane vardı; Ağaçviran (bugünkü Akören), Derebaşalan, Soku, Sofular, Tavra, Kozalan ve Seyfe gibi köyler de bu kasabanın çevresinde sıralanıyordu. Aynı yıllarda ovanın öbür köyleri Argoma nahiyesine bağlıydı ve gelirlerinin büyük kısmı Amasya'daki vakıflara akıyordu. Argoma nahiyesinden gelir alan vakıflar arasında ayrıca "Hakala Medresesi Vakfı" adı geçer. Hakala'nın bu dönemde kimi zaman Akdağ'ın, kimi zaman Argoma'nın merkezi gibi görünmesi, sınırların ve adların yüzyıllar içinde birkaç kez değiştiğini gösterir.

On dokuzuncu yüzyıl salnamelerinde Hakala, Amasya kazasının nahiyeleri arasında yine yer alır. Sabit Genç'in Amasya sancağının idari yapısı üzerine çalışmasında aktardığı 1881 listesinde Amasya kazasının nahiyeleri Ezinepazarı, Akdağ, Hakala, Geldiklan ve Havza'dır. 1903 listesinde ise Hakala'nın yerinde Alevi adı görülür; 1912'de iki ad yeniden yan yana geçer. Bu değişikliğin arka planında ovanın ortasındaki Alevi köyünün büyümesi vardır. 1871 vilayet nizamnamesinin 1903'te yapılan değişikliğiyle o güne dek Hakala nahiyesine bağlı olan Alevi köyü ayrı bir nahiye olmuş, çevresindeki Öyük gibi köylerle birlikte büyüyerek bugünkü Suluova'nın çekirdeğini oluşturmuştur. Ovanın merkezi böylece eski kenar yerleşimden düzlüğün ortasına kaymış, Hakala da zamanla sıradan bir köy durumuna inmiştir.

Âbâdoğulları ve Hakala Beyleri

Hakala'yı bir kasaba haline getirenler, Hüsameddin'in "Âbâdoğulları" diye andığı Türkmen bey ailesidir. Ailenin bilinen ilk büyüğü Emir Sârimeddin Âbâd Bey, Türkmen beylerinden Süli Bey'in oğludur. Babasının ölümüyle aşiretin başına geçmiş, Selçuklu Sultanı II. Mesud'a bağlanarak Argoma nahiyesinin emiri olmuş ve 710 (1310-11) yılından sonra ölmüştür. Hüsameddin, "âbâd" sözcüğünü öz Türkçe sayar ve bayındır, şen, bol anlamına geldiğini yazar. Âbâd Bey'in oğlu Bedreddin Süli Bey, babasının sağlığında Suluova nahiyesinin emiriydi ve nüfuzu Gelgiras, Gümüş ve Merzifon kazalarına kadar uzanıyordu; Tatar Zugay Bey'e en çok direnen beyin o olduğu ve 731 (1330-31) dolaylarında öldüğü kaydedilir.

Süli Bey'in ardından kardeşi Mübârizeddin Sevindik Bey Hakala, Arguma ve çevresinin emiri olmuş, önce Yakub Şah'a, sonra Kutlu Şah'a bağlanarak yerini korumuş ve 752 (1351) yılında ölmüştür. Hüsameddin, Sevindik Bey'in Amasya'nın kuzey boğazının önünde Suluova'ya bakan Hakala köyünde oturduğunu, bütün Türkmenlere kendini tanıttığını ve onun gayretiyle Hakala'nın şirin bir kasaba olduğunu anlatır. Sevindik Bey'in torunu Tur Ali Bey'in oğulları el-Hâc Mehmed Bey ile Mahmud Bey ise ailenin en tanınmış kuşağıdır. Aile ilerleyen dönemde Kasım Bey, Abdullah Paşa ve Mirza Bey gibi beyler ve beylerbeyleri yetiştirmiş, "Silahdar Oğulları" adıyla ayrı bir kol çıkarmıştır. Bu koldan Musa Paşa, Büyük Cafer Paşa, Topal Yusuf Paşa ve Ahmed Paşa gibi vezir ve beyler gelmiş, "Topal Paşaoğulları" ise Amasya'da Topaloğulları adıyla tanınıp yeniçeri ileri gelenleri arasına girmiştir. Hüsameddin'in deyişiyle "Hacı Bey sülalesi" bu nahiyenin şerefidir.

Hakala beylerinin Amasya'daki etkisi uzun sürmüştür. Amasya Kalesi 1079 (1668-69) depreminden sonra Hoca Ahmed Paşazade Ali Bey ile Hakalalı Silahdarzade Yusuf Ağa'nın eliyle onarılmıştır. Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında, 905 (1499-1500) yılında Tâceddin Paşa'nın yerine şehzadenin veziri ve lalası olarak Âbâdoğullarından Abdullah Beyzade Kasım Paşa getirilmiştir. Hüsameddin'in aktardığına göre Kasım Paşa, şehzadenin çevresini saran İranlı ricale ve Acem edebiyatına duyduğu yakınlıktan hoşnut olmayan devlet adamları arasındaydı. On yedinci yüzyılda Amasya mütesellimi Hakalalı Şatır Ali Ağa ile oğulları, Hakalacı Mustafa Bey ve Hakalalı Uzun Sefer Ağa gibi isimler de ailenin ve köyün şehir yönetimindeki ağırlığının sürdüğünü gösterir.

Kara Devletşah Vakası

Hakala'nın adı Osmanlı tarihinin en karışık dönemlerinden birinde, Fetret Devri'nin başında öne çıkar. 1402'de Ankara Savaşı'nı kaybeden Yıldırım Bayezid'in esir düşmesinden sonra Timur, Bahtiyaroğlu Kara Devletşah'ı Amasya'ya vali olarak atamıştı. Amasya'nın ileri gelenleri onu şehre sokmayınca Kara Devletşah, Hüsameddin'e göre on iki bin kadar süvariyle gelip Amasya'nın kuzey boğazına dayanmış, Hakala köyüne inip Suluova'yı tutmuş ve çevreyi buradan yönetmeye başlamıştı. Bu sırada Amasya'nın âdeta iki valisi vardı: Yakut Paşa şehre ve kaleye, Kara Devletşah ise şehrin dışına ve çevresine hâkimdi. Amasyalılar boğazları tutup kapatmış, Lâdik, Mecidözü ve Köprü emirleri de şehirle birlikte Kara Devletşah'a karşı durmuştu.

Kara Devletşah durumu Timur'a bildirip Amasya'nın ileri gelenlerine hitaben bir ferman getirtti, ancak Amasyalılar Timur'a gönderdikleri dilekçede sıradan bir köleyi bile vali olarak kabul edeceklerini, fakat zalim Kara Devletşah'a boyun eğmeyeceklerini yazdılar. Yerel anlatıya göre Timur bunun üzerine oğlu Kara Mehmed Sultan ile hocası Nûreddin Abdülcebbar el-Mu'tezilî'yi Amasya'ya gönderdi; yapılan imtihanda Gümüşlüzade Pir Şücaeddin İlyas Çelebi sorulan on soruyu eksiksiz cevaplayarak şehri yağmadan kurtardı ve Kara Mehmed Sultan 1402'de Şemseddin Şadgeldi Bey'i vali tayin etti. Heyet ayrıldıktan sonra da Kara Devletşah Hakala'dan çekilmedi, zulüm ve yağmasını sürdürdü. Onu oradan çıkaracak kuvvet de yoktu.

Amasya'nın ileri gelenleri bunun üzerine Bolu'daki Şehzade Mehmed Çelebi'ye haber göndererek yardım istedi. Hüsameddin olayın ayrıntısını Hakala beylerinin rolü üzerinden anlatır. Şehzade yanında beş yüz kadar süvariyle Osmancık'a geldiğinde, Gümüş kadısı Hacı Halil Efendi onu karşılayıp Gümüş kasabasına götürmüş ve Hakala beyi Âbâdoğlu Hacı Mehmed Bey'le gizlice haberleşerek uygun anı kollamıştı. Kastamonu emiri İsfendiyar Bey ise hem Osmancık emirini hem de Hakala'da oturan Kara Devletşah'ı kendi tarafına çekerek şehzadeyi Amasya'ya yaklaştırmamaya çalışıyordu. Hacı Mehmed Bey'in kardeşi Hakala'da, kendisi Merzifon'daydı; Hüsameddin bir yerde bu kardeşin Abdullah Bey, başka bir yerde Mahmud Bey olduğunu yazar. Hakala beyleri Kara Devletşah ile adamlarını hazırladıkları bir ziyafette sarhoş ettikleri sırada Çelebi Mehmed'in kuvvetleri ani bir baskınla ordugâha girdi. Kara Devletşah öldürüldü, Hüsameddin'e göre sekiz bin kadarı bulan askeri dağıtıldı.

Amasyalılar şehzadeyi Hakala önlerinde karşıladılar. Amasya boğazının önünde verilen ziyafette Amasya müftüsü Gümüşlüzade Abdurrahman Çelebi, şehrin meclisinde kararlaştırılan şartları şehzadeye bildirdi. Hüsameddin'in İdris-i Bitlisî'den aktardığına göre Amasya'nın ileri gelenleri şehzadeden işret meclislerinden tövbe etmesini istemiş, Mehmed Çelebi atından inip abdest almış, iki rekât namaz kıldıktan sonra müftü ve eşrafın huzurunda tövbe edip Amasya'ya öyle girmiştir. Olay 805 (1402-03) yılına konur. Hacı Mehmed Bey bu hizmeti dolayısıyla şehzadenin güvenini kazanıp mirliva olmuş, Çelebi Mehmed'in bütün savaşlarına katılmış ve 824 (1421) dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin onu Amasyalı Bayezid Paşa'nın eniştesi olarak da kaydeder. Kara Devletşah baskını yerel kaynaklarda ayrıntılı biçimde anlatılır; ancak süvari sayıları ve ziyafet sahnesi gibi ayrıntılar başka çağdaş kaynaklarla tek tek doğrulanabilmiş değildir.

Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâî ve Hakala Zaviyesi

Hakala'nın manevi hayatı, Rufâî tarikatının Anadolu'daki erken şeyhlerinden Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâî'nin köye yerleşmesiyle şekillenmiştir. Seyyid Yahya, Lâdik'te medfun olan ve "sâhibü'l-hâl" lakabıyla anılan Seyyid Şemseddin Ahmed-i Kebîr er-Rufâî'nin oğludur. Hüsameddin, Ahmed-i Kebîr'in ailesinin soy kütüklerine dayanarak onun 759 (1358) yılında yetmiş iki yaşında öldüğünü yazar ve İbn Battûta'nın onu 731 yılında Lâdik'te ziyaret ettiğini kaydeder. Ahmed-i Kebîr'in oğulları arasında Alâeddin Ali, Muhyiddin Mehmed, Sadreddin Kasım, İzzeddin Hasan ve Necmeddin Yahya sayılır. Yolpınar'da anlatılan geleneğe göre Necmeddin Yahya'nın soyu Hz. Hüseyin aracılığıyla on dokuzuncu kuşakta Hz. Peygamber'e ulaşır.

Seyyid Yahya'nın Hakala'ya gelişi iki farklı biçimde anlatılır. Hüsameddin, onun Âbâdoğullarının daveti üzerine Hakala kasabasına geldiğini ve kendisi için yapılan zaviyeye yerleştiğini yazar. Bugün türbede anlatılan rivayete göre ise babası Ahmed-i Kebîr, Hakala'da ilim ve irşad faaliyetine başlanmasını istemiş, Seyyid Yahya da babasının dervişlerinden İhtiyareddin Boğa Sevinç Bey'in davetiyle köye gelmiştir. Hüsameddin, Kızoğlu diye bilinen İhtiyareddin Sevinç Bey'i Lâdik kazasının sahibi olarak tanıtır ve onun zamanında Ahmed-i Kebîr'in çok saygı gördüğünü belirtir. İki anlatı birbirini dışlamaz; Seyyid Yahya'nın hem çevrenin Türkmen beylerinin hem de babasının çevresinin desteğiyle Hakala'ya yerleştiği düşünülebilir.

Kuruluş ve Ölüm Tarihleri Üzerine

Zaviyenin kuruluşu için kaynaklarda iki ayrı tarih dizisi vardır. İlçenin resmî tanıtımında Hakala Zaviyesi'nin 1348'de yaptırıldığı ve vakıflarının 1355'te düzenlendiği yazılıdır; yerel çalışmalarda da Seyyid Yahya'nın on dördüncü yüzyılın ortalarında Hakala'da zaviye yaptırdığı belirtilir. Hüsameddin ise Hakala nahiyesini anlattığı bölümde Seyyid Yahya'nın 764 (1362-63) yılında büyük bir zaviye yaptırdığını ve vakıflarını 771 (1369-70) yılında düzenlediğini yazar. Türbede anlatılan gelenekte vakfiyenin 1369'da tanzim edildiği söylenir ki bu Hüsameddin'in 771 tarihine uyar. Aynı gelenek, vakfiyeyle on dükkân, iki değirmen ve beş yüz dönüm tarlanın zaviyeye bağlandığını aktarır; bu ayrıntıyı doğrulayan bir vakfiye metni yayımlanmış değildir.

Ölüm tarihi de kaynaklar arasında farklı geçer. Hüsameddin, Amasya'nın olaylarını yıl yıl anlattığı ciltte Seyyid Yahya'nın 771'de Hakala'da öldüğünü ve yaptırdığı zaviyenin hücresine gömüldüğünü yazar. Biyografi ciltlerinde ise ölüm tarihini 773 (1371-72) olarak verir ve sandukasının o gün hâlâ yerinde durduğunu, üzerinde ölüm tarihinin kazılı olduğunu ekler. Türbe hakkında yakın zamanda derlenen bilgilerde ise ahşap sandukanın üzerinde "Hüvelbâkî, Kutbü'l-ârifîn es-Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâî, sene 761" ibaresinin okunduğu, yani 761 (1359-60) tarihinin yazılı olduğu ve sandukanın bugün Amasya Müzesi'nde korunduğu belirtilir. Aynı bilgilere göre türbenin güney duvarındaki on dördüncü yüzyıla ait mezar taşında buranın "Rufâî denizinin incisi" Necmeddin Yahya'nın makamı olduğu yazılıdır. Sandukadaki tarihin 761 mi 771 mi, yoksa 773 mü olduğu, eserin yayımlanmış bir okuması olmadan kesinleştirilemez.

Şeyhin Halefleri ve Zaviyenin Sonraki Hayatı

Seyyid Yahya'nın ölümünden sonra zaviye uzun süre onun soyundan gelenlerin elinde kaldı. Hüsameddin, Hakala'daki Rufâî zaviyesinin şeyhi olarak oğlu Seyyid Haşim Çelebi'yi anar. Haşim Çelebi'nin oğlu Zeynelâbidin Çelebi, babasının sağlığında Amasya ulemasından şer'î ve edebî ilimleri okuyup Hakala'da öğretmeye çalışmış, babası ölünce dedesinin zaviyesinin şeyhi ve vakfının mütevellisi olarak büyük ün kazanmıştır. Çelebi Mehmed devrinde amcazadesi Seyyid Hüsameddin er-Rufâî'nin ölümü üzerine Amasya'ya yerleşip oradaki Hüsamiyye zaviyesini yeniden canlandırmış, 826 (1422-23) yılında ölünce Hakala'da dedesinin türbesi yanına gömülmüştür. Rufâî ailesinin Lâdik yakınındaki Ahmedsaray kolundan Seyyid Salih Çelebi de daha sonra Hakala'ya gelip yerleşmiş, onun torunlarından biri olan Seyyid Muhyiddin Mehmed Efendi on altıncı yüzyıl Amasya'sının tanınmış âlimleri arasına girmiştir.

Zaviye yalnızca dervişlerin barındığı bir yer olarak kalmadı. Hüsameddin, Hakala'nın iki medrese, iki mektep ve bir Rufâî zaviyesiyle donandığını, tekkenin imareti ve misafirhanesi bulunduğunu ve vakıfları düzenli olduğu için köyün bayındır bir kasaba görünümü aldığını anlatır. Ona göre Hakala karyesi yaklaşık 1100 (1688-89) yılına kadar ulemanın, ilim talebelerinin, dervişlerin ve çevredeki yoksulların sığınağı durumundaydı. Türbede anlatılan gelenek de zaviyenin 297 yıl boyunca kesintisiz faaliyet gösterdiğini, burada üç yüzü aşkın âlim yetiştiğini ve Seyyid Yahya'nın torunlarından gelen Recepzade ve Şabanzade kollarının Balkanlarda otuzdan fazla tekke açtığını söyler; bu sayılar belgeyle doğrulanmış değildir. On beşinci yüzyıl sonunda Akkoyunlu sarayından kaçıp Amasya'ya sığınan Rufâî soylu Rükneddin Mehmed Çelebi'nin Kasım Bey Medresesi'nde müderris olurken Seyyid Yahya zaviyesinde oturması, zaviye ile medresenin aynı köyde birbirini nasıl tamamladığını gösteren güzel bir örnektir.

Hakala'nın tasavvuf hayatında Rufâîlerin yanında Halvetîlerin de izi vardır. Hüsameddin'e göre Amasya'da Pir İlyas ve Mevlânâ Hüsameddin Hasan Hoyî gibi âlimlerden okuyan Halvetî Sadullah Çelebi, Pir İlyas'ın ölümünden sonra Hakala'ya gidip burada imamlık etmiş ve 824 (1421) yılında ölmüştür; kaynaklarda "Mevlânâ Sadullah el-Hakalî" diye anılan kişi odur. Amasya'daki Saraçhane Camii yanında yatan Halvetî şeyhi Pir Zekeriyya da babası Şeyh Paşa'dan kalan ve Hakala nahiyesinde bulunan iki çiftliğini 874 (1469-70) yılında türbesinde Kur'an okunması için vakfetmiştir.

Türbe ve Halk Arasındaki Anlatılar

Seyyid Yahya'nın türbesi bugün Yolpınar köyünün batısındadır; ilçenin resmî tanıtımında zaviyenin köyün güneybatısında olduğu da belirtilir. Hüsameddin, Seyyid Yahya er-Rufâî türbesinin çok meşhur olduğunu ve Müslümanların ziyaret yeri sayıldığını yazar. Türbe günümüzde de dilek tutmak gibi nedenlerle ziyaret edilir; köy halkı asker uğurlamaları ve düğünler gibi önemli günlerde buraya gelip dua eder.

Köyde Seyyid Yahya'ya bağlanan pek çok menkıbe anlatılır. Yerel anlatıya göre şeyhin asıl mesleği çilingirlikti. Kuraklık yıllarında köylüler Akdağ'dan köye su getirmek için kazı yaparken önlerine büyük bir kaya çıkmış, günlerce kıramamışlar; Seyyid Yahya besmeleyle asasını vurunca kaya yarılmış ve su köye ulaşmıştır. Köyün ana su kaynaklarından biri olan bu suya bugün de "Şeyh Yahya Suyu" denir. Bir başka anlatıya göre Amasya'ya giren bir Moğol birliği köye yaklaştığında atları yere çakılıp kalmış, kumandan rüyasında uyarılınca geri çekilmiş ve o tepeye "Moğol Dönmez Tepesi" adı verilmiştir. Kıtlık zamanında bir avuç buğdayla yedi yüz kişiyi doyurduğu söylenen ve ölümünden sonra türbeye asıldığı anlatılan "Bereket Kazanı" da bu menkıbeler arasındadır. Bu hikâyeler tarihî olaylardan çok, şeyhin köy hafızasında bıraktığı izi anlatır ve öyle okunmaları gerekir.

Kasım Bey Medresesi

Yolpınar'ın bugün ayakta kalan en önemli yapısı Kasım Bey Medresesi'dir. Medresenin banisi Kasım Bey, Kara Devletşah vakasında Çelebi Mehmed'e hizmet eden Âbâdoğlu Hacı Mehmed Bey'in soyundandır. Hüsameddin'in biyografi ciltlerindeki kayda göre Hacı Mehmed Bey'in oğulları İsa ve Hamza Beyler'dir ve Kasım Bey, İsa Bey'in oğludur; aynı yerde Hakala'da Hacı Mehmed Bey'in zaviyesi, kızı Ayşe Hatun'un camii ve torunu Kasım Bey'in medresesi bulunduğu belirtilir. Kasım Bey'in oğullarından Rüstem Bey, Amasya'da valilik ederken Şehzade Bayezid'e bağlanmış, Uzun Hasan savaşlarında bulunmuş ve 890 (1485) yılından sonra ölmüştür; onun oğlu Ali Bey'in de Hakala'da bir camii olduğu kaydedilir. Kasım Bey'in öbür oğlu Abdullah Bey'in oğlu İlyas Bey ise Şehzade Ahmed'in yanında emîr-i pâygâh, yani teşrifatçı olarak görev yapmıştır.

Kuruluş Tarihi

Medresenin yapım tarihi kaynaklarda birkaç yıl farkla verilir. Hüsameddin, Hakala nahiyesini anlattığı bölümde Kasım Bey'in 867 (1462-63) yılında bir medrese ve hamam yaptırdığını yazar. Olayları yıl yıl sıraladığı ciltte ise 873 (1468-69) yılı için şu kaydı düşer: kibar beylerden Hacı Beyzade Kasım Bey, vatanı olan Hakala köyünde başlattığı kâgir medreseyi bu yıl tamamlamış ve giderleri için mülklerini vakfetmiştir. Kültür envanterindeki kayıtta Kasım Bey'in 868 (1463-64) yılında büyük bir medrese ve hamam yaptırdığı belirtilir; belediyenin tanıtımı da 1464 tarihini verir. Bu bilgiler birlikte okunduğunda yapının 1460'ların başında başlatılıp 1468-69'da tamamlandığı ve vakfının o sırada düzenlendiği sonucuna varılabilir. Medresenin kitabesi yoktur; vakfiyesinin de bugüne ulaştığı bilinmemektedir.

Mimarisi ve Bugünkü Durumu

Hüsameddin, medreseyi köyün doğu tarafında, tek başına duran yüksek bir yerde, kâgir ve sağlam yapılmış, hücreleri geniş ve dershanesi büyük bir yapı olarak tarif eder ve kendi zamanındaki yıkıntısının bu haliyle insanı derin bir hüzne düşürdüğünü söyler. İlçenin resmî tanıtımı da aynı tarifi tekrarlar: köyün doğusunda yüksekçe bir yerde, büyük dershaneli, geniş hücreli, kâgir bir medrese. Kültür envanterindeki tarife göre yapı, dere kenarında kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı ve 7,80 x 10,70 metre ölçülerindedir. Derenin iki yanında üçer oda bulunur; derenin güneyinde ise büyük, yuvarlak açıklıklı, kare planlı ve Türk üçgenleriyle geçilen bir kubbeyle örtülü bir mekân yer alır. Bu kubbeli mekânın medresenin dershanesi olduğu anlaşılmaktadır.

Medrese birinci derece anıtsal yapı olarak tescillidir. Envanter kaydında taşıyıcı sistemi ve dış yüzeyi görece iyi, üst örtüsü ve rutubet durumu orta, süsleme elemanları ise zayıf durumda gösterilmiştir. Yapıda su, elektrik ve ısıtma yoktur. Önerilen kullanımı yine medresedir. Yapı hakkında Vakıf Abideler Dergisi'nin Amasya bölümünde de bilgi bulunduğu belirtilir.

Erbain Derecesinde Bir Medrese

Hüsameddin'e göre Kasım Bey Medresesi Amasya'nın medreseleri arasında son derece ünlüydü ve medreselerin sıralamasında "erbaîn" derecesinde sayılırdı. Osmanlı medrese düzeninde müderrisine günde kırk akçe ödenen bu medreseler, taşra medreselerinin üst basamağında yer alırdı; ilçenin tanıtımında da medresenin Amasya'nın ilk kırk medresesi arasında anıldığı söylenir. Bir köydeki medresenin bu dereceye ulaşmış olması, Hakala'nın on beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Amasya'nın ilim çevresinin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir. Hüsameddin bu yükselişi geniş bir çerçeveye de yerleştirir. Ona göre 926 (1519-20) yılından 1041 (1631-32) yılına kadar Amasya'daki medreselere yalnızca iki yeni medrese eklenebilmiş, buna karşılık şehrin yetiştirdiği müderrisler arasında Hakalalı Molla Muhyiddin gibi isimler tedris alanında büyük ün kazanmıştır.

Medresenin müderrisleri eskiden beri Hakala köyünde oturup orada ders verirdi. Hüsameddin, 1004 (1595-96) yılında başlayan ve müderrisliklerin babadan oğula geçmesine yol açan "usul-i veraset"in bu yerleşik geleneği ortadan kaldırdığını yazar. Bundan sonra müderris olan Amasya âlimleri Amasya'da oturup orada ders vermeye başlamış, medrese de zamanla mirasçıların elinde her bakımdan işlevsiz kalarak harap olmuştur. Hakala'da oturarak ders veren müderrislerin sonuncusu Şeyh Mahmud Efendi'dir. Onun 1099 (1687-88) yılında görevden alınmasıyla müderrisliğe Fazlızade Mustafa Efendi gelmiş, ancak 1102 (1690-91) yılında Hakala'ya gitmediği için azledilmiş ve Mahmud Efendi ikinci kez göreve dönmüştür. Müderrislik daha sonra Mustafa Efendi, oğlu Ahmed Efendi, Fazlızade el-Hâc Ahmed Efendi ve oğlu Seyyid el-Hâc Mustafa Efendi arasında el değiştirmiş, on dokuzuncu yüzyılda da aynı biçimde Amasya'daki ailelerin elinde kalmıştır.

Medresede Ders Veren Âlimler

Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde Kasım Bey Medresesi'nde müderrislik yapmış pek çok âlimin adı geçer. Bunların en erkenlerinden biri, Hakala köyünden Abdullah'ın oğlu olan ve "Mevlânâ Hakâlî" diye anılan Hüseyin Çelebi'dir. Amasya'da okuyup ders-i âm olan Hüseyin Çelebi, Hakala'daki Kasım Bey Medresesi'ne müderris olmuş, yıllarca Amasya ve Hakala'da ders vermiş, köydeki Ayşe Hatun Camii'nde vaaz etmiş ve 898 (1492-93) dolaylarında ölmüştür. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın Lâdik kökenli vezirlerinden Abdullah Seyyid Han'ın oğlu olan Rükneddin Mehmed Çelebi, Tebriz'de doğmuş, Şah İsmail'in İran'ı ele geçirmesi sırasında kaçıp Amasya'ya gelmiş ve Şehzade Ahmed'in iltifatını görmüştür. Kasım Bey Medresesi'ne müderris olan Rükneddin Çelebi, Hakala'da Seyyid Yahya zaviyesinde oturup ders vermiş ve 923 (1517) yılından sonra ölmüştür.

Vaiz Zeynelâbidin Ali Çelebi, Amasyalı âlim Abdî-i Amasî'den okuduktan sonra Havza'da Fîruz Ağa Medresesi müderrisliği ve Havza müftülüğü yapmış, 926 (1519-20) yılında Kasım Bey Medresesi'ne müderris olup Hakala'da oturmuş, 931'de Merzifon kadısı olmuştur. On altıncı yüzyılın ortasında medresede ders veren Hakalalı Seyyid Muhyiddin Mehmed Efendi ise Amasya'nın tanınmış âlimlerindendi. Hüsameddin, onun 950 (1543) yılında Amasya'daki Hüseyin Ağa Medresesi'ne geçtiğini, Şehzade Mustafa'nın en çok sohbetinden yararlandığı âlimler arasında bulunduğunu, nakîbüleşraf kaymakamlığı yaptığını ve 963 (1555-56) yılında öldüğünü yazar. Seyrekzade Mehmed Efendi gibi pek çok Amasyalı âlim ilk derslerini ondan almış, bazıları ondan Halvetî hilafeti de almıştır.

On yedinci yüzyılda da medreseye müderris atanmaya devam edildi. Havzalı Kara Hafız İbrahim Efendi 1071'de Havza'da Fîruz Ağa, 1075 (1664-65) yılında Hakala'da Kasım Bey medreselerine müderris olmuştur. Ziyareli Hacı İmam İbrahim Efendi, Gelgiraslı Ahmed Efendi ve hattat olarak da tanınan bir başka müderris aynı medresenin hocaları arasında sayılır. Bir müderrisin 1018 (1609-10) yılında Kasım Bey Medresesi ile emekliye ayrıldığının kaydedilmesi, medresenin bu dönemde artık daha çok bir görev ve gelir unvanı olarak dağıtıldığını da düşündürür. Küpceğiz Camii imamlığından yetişen bir başka âlim de Havza'da Fîruz Ağa ve Hakala'da Kasım Bey medreselerinde müderrislik yaptıktan sonra 1078 (1667-68) yılında Amasya'daki Büyük Hüseyin Ağa Medresesi'ne geçmiştir. Hakala'daki medrese bu örneklerde, Amasya'nın büyük medreselerine yükselmeden önce geçilen bir basamak olarak görünür.

Hakala'nın Öteki Yapıları

Kasım Bey Medresesi köydeki tek hayır eseri olmadı. Hüsameddin'in sıralamasına göre Hacı Mehmed Bey'in kızı Ayşe Hatun köyde bir cami yaptırmış, Hacı Beyzade Mirza Bey 935 (1528-29) yılında bir cami ya da mescit inşa ettirmiş, Mirza Bey'in kız kardeşinin oğlu Hacı Beyzade Muhyiddin Bey de 947 (1540-41) yılında ikinci bir medrese ile bir hamam daha yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Muhyiddin Bey'in bu medreseye vakfettiği hanın arsası, Amasya'da Kumacık Hamamı'nın batı tarafında bulunan boş arsadır. Hüsameddin bir başka yerde 990 (1582) yılında Mirza Beyzade Mehmed Bey'in Amasya'da Kocacık Hamamı'nın batısında, yol üzerinde güzel bir han yaptırdığını ve onu Hakala'da yaptırdığı medresenin giderlerine vakfettiğini yazar. Kardeşi Mustafa Bey de 985 (1577-78) yılında Hakala nahiyesine bağlı Kuşçular köyünde bir cami ve mektep yaptırmıştır. Hüsameddin'in zamanında bu caminin yıkıntısı bile bir zamanlar çok ustalıklı ve sağlam yapılmış olduğunu gösteriyordu.

Muhyiddin Bey Medresesi de uzun süre müderris atanan bir kurum olarak kaldı. Hüsameddin, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda bu medreseye atanan müderrislerden söz eder; bunlardan biri 1243 (1827-28) yılında Hakala'daki "Muhyiddin Çelebi Medresesi" müderrisi olmuştur. Bu medresenin bugün yerinde bir kalıntısı görülmez. İlçenin resmî tanıtımında Hacı Bey Zade Muhyiddin Efendi Medresesi'nin köyde bulunduğunun anlaşıldığı, burada büyük âlimlerin yetiştiğinin söylendiği belirtilir.

Köyde bugün ayakta kalan ikinci önemli yapı tarihî hamamdır. Kültür envanterindeki tarife göre dış ölçüleri 14,70 x 16,20 metre olan hamamın soyunmalık bölümü tamamen yıkılmıştır. Ilıklığa yuvarlak kemerli bir geçişle girilir ve bu bölüm üç yıldız kubbeyle örtülüdür; yanındaki mekânlardan biri yıldız kubbeli, öteki tonozludur. Sıcaklık, oval kubbeli bir orta mekânın çevresinde üç eyvan ve iki halvetten oluşur; halvetlerden birini nervürlü, ötekini düz bir kubbe örter ve sıcaklığın arkasında tonozlu su deposu yer alır. Kayıtta Kasım Bey'in 868 (1463-64) yılında, Muhyiddin Mehmed Çelebi'nin de 947 (1540-41) yılında birer hamam yaptırdığı hatırlatılır, ancak bu hamamın hangisi olduğunun kesin olarak söylenemeyeceği belirtilir. Mimari üslubu on beşinci yüzyılı düşündürdüğü için Kasım Bey'in hamamı olması ihtimali güçlüdür. Yapı uzun süre metruk kalmış ve samanlık olarak kullanılmıştır.

Hüsameddin, Hakala mezarlığındaki mezar taşlarına da özellikle dikkat çeker. Köyün efendilerinin, beylerinin ve ağalarının cömert ve hak gözeten insanlar olarak tanındığını, mezar taşlarındaki zarafet ve güzel kitabelerin mezarlık içinde hayranlık uyandıracak durumda olduğunu yazar. Bu taşlar, bir zamanlar küçük bir kasabanın zengin aileleri tarafından yaptırılmış olmalarıyla Hakala'nın on beşinci ve on altıncı yüzyıllardaki refahının en somut izleri arasındadır.

Hakala Nahiyesinden Yetişenler

Hüsameddin, Hakala nahiyesinden pek çok büyük devlet adamı ve bey çıktığını yazar ve bunları sayarken Âbâdoğulları ile Silahdar oğullarının yanında köyden yetişen âlimleri de anar. Hakala köyünden meşhur fazıllardan Seyyid Muhyiddin Efendi ve kadılardan Seyyid Mehmed Efendi bu listenin başındadır. Nahiyenin Alevi köyünden âlim el-Hâc Bayram Efendi ile Fîruz köyünden Hacı Eyvad Paşa diye tanınan Süleyman Paşa da aynı yerde sayılır. Hüsameddin ayrıca 1296-1299 yılları arasında Memlük sultanı olan el-Melik el-Mansur Hüsameddin Laçin'in bu nahiyenin Hacı Bayram köyünden olduğunu ve yanındaki çiftliğinin "Laçin karyesi" adıyla bir köye dönüştüğünü ileri sürer. Bu iddia başka kaynaklarla doğrulanmış değildir ve yazarın yerel geleneğe dayanan yorumları arasında değerlendirilmelidir.

Daha Eski Yerleşim İzleri

Hakala'nın Türkmen beylerinden önceki geçmişi hakkında bilgiler azdır. Köyün tarihinin Kalkolitik Çağ'a ve Hitit dönemine kadar uzandığı yerel kaynaklarda belirtilir. Yolpınar ve çevresindeki höyükler, ova kenarındaki bu kuru ve korunaklı yerin çok erken çağlardan beri iskân edildiğini düşündürür. Suluova çevresinde yapılan araştırmalarda İlk Tunç Çağı'na ve Asur Ticaret Kolonileri dönemine ait izlere rastlandığı bildirilir. Bununla birlikte Yolpınar'ın kendisinde düzenli bir kazı yapılmadığı için bu bulguların köyün sınırları içindeki yerleşimle doğrudan bağı kurulamamaktadır.

Bugünkü Yolpınar

Yolpınar bugün Suluova ilçesine bağlı, muhtar ve ihtiyar heyetince yönetilen bir köydür. Nüfusu 1985'te 361, 1990'da 369 iken 2000'de 351'e, 2007'de 278'e ve 2022'de 215'e düşmüştür. Köyün geçimi tarıma dayanır; ilçenin tarım tanıtımlarında Yolpınar, meyveciliğin hızla geliştiği ve elma, şeftali ve kirazın ticari olarak yetiştirildiği köyler arasında sayılır. Köyde bir tarımsal sulama kooperatifi de bulunmaktadır.

Kasım Bey Medresesi'nin kubbeli dershanesi, yıldız kubbeli hamamı ve batıdaki Seyyid Yahya türbesi, köyün bir zamanlar bir nahiye merkezi ve ilim kasabası olduğunu bugün de gösteren yapılardır. Hüsameddin'in yüz yıl önce "harabe" diye tarif ettiği medrese ayakta kalmayı başarmış, Seyyid Yahya'nın türbesi de köy halkının ziyaret yeri olmayı sürdürmüştür. Ovanın ortasında yükselen modern Suluova'nın tarihine bakarken, onun yüzyıllar boyunca Amasya ile ilişkisini Hakala üzerinden kurduğunu hatırlamak gerekir.

Kronoloji

710 (1310-11) sonrası: Argoma nahiyesinin emiri Hakalalı Sârimeddin Âbâd Bey ölür.

731 (1330-31) dolayları: Âbâd Bey'in oğlu ve Suluova nahiyesinin emiri Bedreddin Süli Bey ölür.

1344: Köyün adı kayıtlarda Hakala olarak geçer; Hüsameddin'e göre 745 (1344-45) sonrasında Hakala, Arguma'nın yerine nahiye merkezi olur.

1348: İlçenin resmî tanıtımına göre Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâî Hakala Zaviyesi'ni yaptırır; vakıflarının 1355'te düzenlendiği belirtilir.

752 (1351): Hakala ve Arguma emiri Mübârizeddin Sevindik Bey ölür.

764 (1362-63): Hüsameddin'e göre Seyyid Yahya'nın Hakala'da büyük bir zaviye yaptırdığı yıl.

771 (1369-70): Hüsameddin'e göre zaviyenin vakıfları düzenlenir; aynı yazar olaylar cildinde Seyyid Yahya'nın bu yıl öldüğünü yazar.

773 (1371-72): Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde Seyyid Yahya'nın ölüm tarihi olarak verilen yıl.

805 (1402-03): Timur'un Amasya'ya atadığı Kara Devletşah, Hakala'daki ordugâhında Şehzade Mehmed Çelebi'nin baskınıyla öldürülür.

824 (1421): Hakala beyi Âbâdoğlu Hacı Mehmed Bey ile Halvetî Mevlânâ Sadullah el-Hakalî ölür.

826 (1422-23): Seyyid Yahya'nın torunu ve zaviyenin şeyhi Zeynelâbidin Çelebi ölür, Hakala'da dedesinin türbesi yanına gömülür.

867-868 (1462-64): Hacı Beyzade Kasım Bey medrese ve hamamın yapımını başlatır.

873 (1468-69): Kasım Bey Medresesi tamamlanır ve vakfı düzenlenir.

874 (1469-70): Halvetî şeyhi Pir Zekeriyya, Hakala nahiyesindeki iki çiftliğini türbesine vakfeder.

898 (1492-93) dolayları: Kasım Bey Medresesi müderrisi Mevlânâ Hakâlî Hüseyin Çelebi ölür.

905 (1499-1500): Âbâdoğullarından Kasım Paşa, Şehzade Ahmed'in veziri ve lalası olur.

1520: Tahrir defterinde Hakala kasabası, merkezi Değirmenderesi'nde 119 haneyle yazılır.

926 (1519-20): Vaiz Zeynelâbidin Ali Çelebi Kasım Bey Medresesi'ne müderris olur.

935 (1528-29): Mirza Bey Hakala'da bir mescit yaptırır.

947 (1540-41): Hacı Beyzade Muhyiddin Bey köyde ikinci bir medrese ile bir hamam yaptırır.

963 (1555-56): Hakalalı Seyyid Muhyiddin Mehmed Efendi ölür.

985 (1577-78): Mustafa Bey, Hakala nahiyesindeki Kuşçular köyünde cami ve mektep yaptırır.

1004 (1595-96): Usul-i veraset başlar; zamanla medrese müderrisleri Hakala yerine Amasya'da oturmaya başlar.

1102 (1690-91): Fazlızade Mustafa Efendi, Hakala'ya gitmediği için Kasım Bey Medresesi müderrisliğinden azledilir.

1881: Hakala, Amasya kazasının nahiyeleri arasında sayılır.

1903: Hakala nahiyesine bağlı Alevi köyü ayrı nahiye olur; ovanın merkezi bugünkü Suluova'ya kayar.

2022: Yolpınar'ın nüfusu 215'tir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Hüsameddin Yaşar, Amasya Tarihi, c. 1 (Hakala nahiyesi), c. 3 (olaylar, 771, 805 ve 873 yılları) ve biyografi ciltleri (Âbâd Bey, Hacı Mehmed Bey, Süli Bey, Sevindik Bey, Seyyid Ahmed-i Kebîr, Zeynelâbidin Çelebi, Rükneddin Mehmed Çelebi, Hüseyin Çelebi ve öbür müderrisler).
  • T.C. Suluova Belediyesi, "Tarihçe" (1520 tahrir kayıtları, Argoma nahiyesi vakıfları, Kara Devletşah olayı): https://suluova.bel.tr/suluova/

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar