Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün
Ḫudâ yaratdı m'ola bî-sitâre bencileyin
Felek getürdi m'ola baḫtı ḳara bencileyin
Cihânda çoḳ durur ammâ belâ-keş ‘âşıḳlar
Kimesne uġramadı âh u zâra bencileyin
Meger ki ney ola hem-dem fiġânuma her-dem
K'olup durur yüregi pâre pâre bencileyin
Göñül evinde bir ‘âşıḳ ḥabîbinüñ ismin
Yazar mı âhı ile her divâra bencileyin
Cihâna geleli Mihrî dir irdügine ‘aceb
Ḫudâ yaratdı m'ola bî-sitâre bencileyin
Günümüz Türkçesiyle
1. Tanrı benim gibi yıldızsız (talihsiz) birini yaratmış mıdır acaba? Felek benim gibi kara bahtlı birini dünyaya getirmiş midir acaba? (Eski inanışa göre insanın talihi doğduğu andaki yıldıza bağlıdır; "bî-sitâre", yıldızı olmayan, yani talihsiz demektir.)
2. Dünyada belaya katlanan çok âşık vardır, ama hiç kimse benim gibi ah ve inlemelere uğramamıştır.
3. Her an feryadıma ancak ney arkadaş olabilir; çünkü onun da yüreği benimki gibi paramparça olmuştur. (Ney, kesilip delinmiş bir kamıştan yapılır; içi boş ve delik deşik gövdesi paramparça bir yüreğe benzetilmiştir.)
4. Benim gibi gönül evinin her duvarına sevgilisinin adını ahıyla yazan bir âşık var mıdır? (F nüshasında "âhı ile" yerine "eli ile" okunur: "eliyle yazan".)
5. Mihrî dünyaya geldiğinden beri başına gelenlere şaşarak der ki: Tanrı benim gibi yıldızsız birini yaratmış mıdır acaba?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz yirmi birinci gazeli beş beyittir ve aruzun müctess bahrinden "Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "bencileyin" (benim gibi) sözüdür; kafiye "-âre / -ara" sesleriyle kurulur (bî-sitâre, ḳara, zâra, pâre, divâra). Makta beytinin ikinci mısraı, matlaın birinci mısraının aynen tekrarıdır; gazel böylece başladığı soruyla kapanır ve bu tekrar şiire halka gibi kapalı bir yapı kazandırır. Gazel dört nüshanın dördünde de bulunur; F nüshasında üçüncü ve dördüncü beyitlerin yerleri değişiktir. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin konusu şairin talihsizliğidir ve bu talihsizlik her beyitte "benim gibi" redifiyle bir karşılaştırmaya bağlanır. Şair kendini dünyadaki bütün âşıklarla ölçer ve hiçbirinin kendi derecesine varamadığını söyler. Böylece redif, alçakgönüllü bir yakınmanın içine gizlenmiş bir tekliği de ifade eder: başka âşıklar da bela çeker, ama hiç kimse bu kadar ah ve inleyişe uğramamıştır.
Matla beyti iki soru cümlesiyle kurulur ve "m'ola" (acaba) sözüyle bir şaşkınlık bildirir. Gerçekte cevabı bilinen bu sorular, tecâhül-i ârif sanatına yakın bir söyleyiş oluşturur: şair kendisi gibi talihsiz birinin yaratılmadığını bilir, ama bunu bir soru biçiminde sorar. Gülşen Kaya, "bî-sitâre" ifadesinin talih kavramı olarak kullanılmasının baht ile yıldızlar arasında bir ilişki bulunduğu inancını göstermesi bakımından dikkate değer olduğunu, divanda yıldızların insanın talihinde önemli sayıldığını ve "bî-sitâre"nin şanssızlığı ifade ettiğini belirterek bu beyti iki ayrı yerde örnek verir. Mısralardaki "Ḫudâ" ile "felek", "bî-sitâre" ile "baḫtı ḳara" karşılıklı olarak birbirini tamamlar; felek, eski anlayışta insanın kaderini çeviren gökyüzü düzenidir.
Üçüncü beyit gazelin en güzel hayalini taşır. Şair, feryadına her an arkadaş olabilecek tek varlığın ney olduğunu söyler; çünkü neyin yüreği de onunki gibi "pâre pâre", paramparçadır. Ney, kamıştan kesilip delinerek yapılan bir çalgıdır; içi boş, delik deşik gövdesi ve yanık sesi divan şiirinde dertli âşığın hâline benzetilir. "Hem-dem" ile "her-dem" kelimeleri arasında ses benzerliğine dayanan bir cinas vardır; "fiġân" (feryat) ile "ney" arasındaki ilgi de neyin inleyen sesine dayanır.
Dördüncü beyit gönlü bir ev olarak düşünür. Âşık bu evin her duvarına sevgilisinin adını ahıyla yazmıştır. Kaya, divanda gönül evinin duvarlarında sevgilinin adının yazılı olduğunu söyleyerek bu beyti örnek gösterir. Ahın ateşli bir nefes olarak düşünülmesi, onun duvara iz bırakan bir kalem gibi kullanılmasını mümkün kılar; F nüshasındaki "eli ile" okuyuşu hayali daha sade bir yazı sahnesine çevirir. Makta beyti, Mihrî'nin dünyaya geldiğinden beri başına gelenlere şaşarak matladaki soruyu yeniden sorduğunu söyler; aynı mısraın tekrarı, şairin hayatı boyunca bu soruyu sorup durduğu izlenimini bırakır.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 114-115, Gazel 121 (F 60a, M 85a, S 62a, Ü 55b). ekitap.ktb.gov.tr
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 117, 205, 253. openaccess.firat.edu.tr






