Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Ben umardum ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın
Ne bileydüm ki begüm böyle cefâ-kâr olasın
Hele sen ḳâ‘ide-i cevrde eksük ḳomaduñ
Dostluḳ ḥaḳı ise ancaḳ ola var olasın
Reh-i ‘aşḳuñda neler çekdügüm ey dost benüm
Bilesin bir gün ola ‘aşḳa giriftâr olasın
Sözüme uymaduñ ey aṣılası dil dilerem
Ser-i zülfine anuñ âḫiri ber-dâr olasın
Sen ki cân gülşeninüñ bir gül-i nev-restesisin
Ne revâdur bu ki her ḫâr u ḫasa yâr olasın
Beni âzâde iken ‘aşḳa giriftâr itdüñ
Göreyin sen de benüm gibi giriftâr olasın
Sen çıḳarduñ beni zülfine uyup başdan i dil
Göreyin sen daḫi bu yolda ki ber-dâr olasın
Bed-du‘â itmezem ammâ ki Ḫudâ'dan dilerem
Bir senüñ gibi cefâ-kara hevâ-dâr olasın
Şimdi bir ḥâldeyem kim ilenen düşmenine
Dir ki Mihrî gibi sen daḫi siyeh-kâr olasın

Günümüz Türkçesiyle

1. Ben senin vefalı bir sevgili olacağını umuyordum; beyim, böyle zalim olacağını nereden bilebilirdim.

2. Hele sen zulmün kurallarında hiçbir eksik bırakmadın; dostluk hakkına gelince, ne diyelim, var ol. (Beyit iki türlü okunabilir: "var ol" sözü ya acı bir alayla söylenmiş bir teşekkürdür ya da "dostluk hakkını ancak sen yaşadıkça bekleyebilirim" anlamında bir dilektir.)

3. Ey dostum, aşkının yolunda neler çektiğimi bir gün sen de aşka tutulunca anlayasın.

4. Ey asılası gönül, sözümü dinlemedin; dilerim ki sonunda onun zülfünün ucunda darağacına asılasın. (Sevgilinin uzun, kıvrık saçı divan şiirinde darağacına ve ipe benzetilir; gönül oraya takılıp asılı kalır.)

5. Sen ki can bahçesinin yeni açmış bir gülüsün; her dikene, her çerçöpe (her değersiz kişiye) yâr olman nasıl reva olur?

6. Ben özgürken beni aşka tutsak ettin; görsem de sen de benim gibi tutsak olsan.

7. Ey gönül, onun zülfüne uyup beni yoldan çıkardın; görsem de sen de bu yolda darağacına asılsan. ("Baştan çıkarmak", hem yoldan çıkarmak hem de aklını başından almak anlamına gelir.)

8. Beddua etmem, ama Tanrı'dan dilerim ki sen de senin gibi zalim birine gönül veresin.

9. Şimdi öyle bir hâldeyim ki düşmanına beddua eden kişi "Sen de Mihrî gibi kara bahtlı olasın" diyor. ("Siyeh-kâr" kelimesi kara bahtlı, perişan anlamının yanında "günahkâr" anlamına da gelir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz yirminci gazeli dokuz beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "olasın" sözüdür; kafiye "-âr" sesiyle kurulur (vefâ-dâr, cefâ-kâr, var, giriftâr, ber-dâr, yâr, hevâ-dâr, siyeh-kâr). "Giriftâr" üçüncü ve altıncı, "ber-dâr" dördüncü ve yedinci beyitlerde kafiye yerinde iki kez kullanılmıştır. Bu tekrarlar, şiirin üzerine kurulduğu iki temel dileği, sevgilinin de aşka tutulmasını ve gönlün zülfe asılmasını gazelin içinde iki kez yankılandırır. Gazel dört nüshanın dördünde de bulunur; dokuz beyitle divanın uzun gazellerindendir. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Mihrî'nin en tanınmış şiirlerinden biridir. Kınalızâde Hasan Çelebi, tezkiresindeki Mihrî maddesinde bu gazelden dört beyit (1, 5, 8 ve 9. beyitler) nakleder. Bugün de Mehmet Arslan'ın Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki Mihrî maddesinde şairin eserlerinden örnek olarak ilk sırada tam metniyle verilir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu, umulan vefa yerine bulunan cefadır ve şiir bu hayal kırıklığını ilk beytinde açıkça söyler. "Ben umardum" ile "Ne bileydüm" diye başlayan iki mısra, beklenti ile gerçeği karşı karşıya koyar; "vefâ-dâr" ile "cefâ-kâr" kafiye kelimeleri de bu karşıtlığı ses düzeyinde tamamlar. Sevgiliye "begüm" (beyim) diye seslenilmesi, divan şiirinde sevgiliye bir efendi gibi hitap edilmesi geleneğine uyar.

Şiirin dikkat çeken yanı hitabın iki kişi arasında gidip gelmesidir. Birinci, ikinci, üçüncü, beşinci ve sekizinci beyitlerde şair sevgiliye, dördüncü ve yedinci beyitlerde ise kendi gönlüne seslenir. Gönül, sözünü dinlemeyip sevgilinin zülfüne uyan ve sahibini "baştan çıkaran" ayrı bir kişi gibi düşünülmüştür. Gülşen Kaya, yedinci beyti şairin gönlü kendinden ayrı bir varlık gibi soyutladığı ve sözüne uymadığı için ona ceza olarak zülfe asılmasını temenni ettiği örnek olarak verir. Zülfün darağacına (dâr) benzetilmesi divan şiirinin bilinen bir mazmunudur; "aṣılası" (asılası) sözünün dördüncü beyitte bir ilenç olarak kullanılıp ardından "ber-dâr olasın" diye gerçek anlamda tamamlanması, beddua ile benzetmeyi aynı cümlede buluşturur. Altıncı beytin muhatabı açıkça belli değildir: şairi aşka tutsak eden sevgili de olabilir, gönül de.

Gazelin sesi, beddua ile beddua etmemek arasında kurulmuş bir ironiye dayanır. Üçüncü ve altıncı beyitlerde şair sevgilinin de aşka tutulmasını, kendi çektiklerini o zaman anlamasını diler. Sıtkı Nazik, "olasın" redifinin hem olumlu hem olumsuz duygulara kapı aralayabildiğini, ama bu gazelde çaresiz bir aşka düşmüş şairin muhatabının da aşka düçar olmasını isteyerek âdeta ona beddua ettiğini belirtir. Sekizinci beyit bu durumu kendisi açıkça dile getirir: "Bed-du‘â itmezem ammâ" (beddua etmem ama) diye başlayan mısra, hemen ardından sevgilinin de kendisi gibi zalim birine gönül vermesini Tanrı'dan dileyerek tam bir beddua ile biter. Söylenen ile kastedilen arasındaki bu açıklık, gazelin en canlı yeridir.

Beşinci beyit tonun sertleştiği bu dizinin ortasında bir övgü ve sitem beytidir. Sevgili "cân gülşeni"nin, yani can bahçesinin yeni açmış bir gülüdür; ama "her ḫâr u ḫas"a, her dikene ve çerçöpe yâr olmaktadır. Gül ile diken arasındaki geleneksel ilişki burada sevgili ile değersiz rakipler arasındaki ilişkiye dönüştürülmüş, gül, gülşen, diken ve çerçöp kelimeleriyle bir tenasüp kurulmuştur.

Makta beyti şairin kendi durumunu bir atasözü hâline getirir. Mihrî öyle perişan düşmüştür ki insanlar düşmanlarına ilenirken "Sen de Mihrî gibi siyeh-kâr olasın" demektedir. Şair kendi adını bir beddua kalıbının içine yerleştirerek hem acısını büyütür hem de bu acıyı bir şöhret gibi taşır. Sabiha Gemici, gazelin "Ben umardum ki" diye başlayıp bu beyitle bitmesinde Mihrî'nin bir kadın olarak aşk karşısındaki sızlanışının duyulduğunu söyler.

Tarihî Bağlam

Kınalızâde'nin naklettiği beyitler Arslan'ın metninden bazı ayrıntılarda ayrılır. Tezkirede matla "Ben umardum ki bana yâr-ı vefâdâr olasın / Kim umardı ki seni böyle cefâkâr olasın" biçimindedir; beşinci beyitte "cân gülşeni" yerine "gülzâr-ı cinân" (cennet bahçeleri), son beyitte "ḥâldeyem" yerine "ḥâldeyüz" okunur. Bu son okuyuş, Arslan'ın F ve S nüshalarından kaydettiği "ḥâldeyiz" farkıyla uyuşur. Kınalızâde bu beyitleri, İskender adının geçtiği "Ḫâbdan açdum gözüm" gazelinin hemen ardından "Diger" (bir başkası) başlığıyla verir; gazelin İskender Çelebi rivayetiyle bir ilgisi olduğunu söylemez.

Aynı zeminde yazılmış bir başka gazel, II. Bayezid devrinde kazaskerlik yapmış olan ve tezkirelerde Gamî mahlasıyla anılan Mevlânâ Alî bin Yûsuf el-Fenârî'ye aittir. Kınalızâde ve Beyânî, onun "Ben umardum ki cihân içre bana yâr olasın / Yârlık işi tamâm oldı begüm var olasın" matlalı gazelinden iki beyit naklederler. İkinci beyit, "Beni âzâde iken ‘ışka giriftâr itdüñ / Göreyin sen de benüm gibi giriftâr olasın", Mihrî'nin altıncı beytiyle neredeyse kelimesi kelimesine aynıdır; Gamî'nin matlaındaki "begüm var olasın" sözü de Mihrî'nin ikinci beytindeki "var olasın" ifadesini hatırlatır. Bu benzerliğin bir nazire ilişkisinden mi, ortak bir dilden mi, yoksa nüsha ve tezkire aktarımları sırasında oluşmuş bir karışmadan mı kaynaklandığı, kaynaklarda açıklanmaz. Hangi gazelin önce yazıldığı da bilinmemektedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 114, Gazel 120 (F 61a, M 87b, S 63a, Ü 55b). ekitap.ktb.gov.tr
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu‘arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 546), 2017, s. 809 (Mihrî maddesi), s. 645-646 (Gamî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr
  • Beyânî Mustafa bin Cârullah, Tezkiretü'ş-Şu‘arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 467), 2017, s. 142 (Gamî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (özellikle s. 138). https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_NAZIKS.pdf
  • Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 27. https://archive.org/details/MihriHatunDivann
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 212.

Kitaplar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar