Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Gül-şen-i dehrüñ ki pürdür her güli ḫār-ı cefā
Ḥadd-i ẕātında anuñ ḳonmış degül būy-ı vefā
Ṭurfetü’l-‘ayn içre çarḫ-ı kec-rev itdügi işi
Yıllar ile söyleyüp ḳılmaz kişi hergiz edā
İki büküldügi ol kec-rev tevāżu‘dan degül
Çoḳ ḥavādis̱ yüklenüpdür ḳaddi andandur dü-tā
Bunca çeşm ile cihānuñ ḫalḳını gözledügi
Ḫayr ṣanmaḳdan degül gözler ki cānların ala
Sāye-bān olmaġ içün yücelmemişdür böyle çarḫ
Fikri yüksekden yetişmekdür bize seng-i cefā
Kimsene ol bī-s̱ebātı mesned itmelü degül
Aṣṣı mı ider ḳılan dūd-ı siyāha ittikā
Çāder-i küḥlī felekden rāḥat ummañ zīnhār
Hīc bir dem gitmez andan ṣarṣar-ı bād-ı fenā
Kerkes-i gerdūn-ı merdüm-ḫᵛārı gör kim dem-be-dem
Ṭu‘me diyü kendüye şeh-bāzları ḳılur ġıdā
Kejdüm-i mūẕīdür el-ḥaḳ çarḫ-ı kec-reftār kim
Nīş-i zehr-ālūd ile ḫalḳa ḳılur her dem eẕā
Ādemī-zādı ki şöyle yir dem-ā-dem muttaṣıl
Āḫir ider tīzde bu yidi başlu ejdehā
Zīnhār aldanma dünyā-yı denīnüñ alına
Kim ḳatı keẕẕāb u ser-keşdür be-ġāyet ḫod-nümā
Ṭoldurur nüh kāseyi gerdūn zehr ile müdām
Bizüm içün ḳılmaġa şöyle żiyāfetler dilā
Ẓāhiri vü bāṭını mekr ü ḥaseddür buġż u kīn
İçi ṭaşı ṭoptoludur ḥīle vü rīv ü riyā
Tāze güller ḥāṣıl ider cūybār-ı luṭf ile
Ḫāk ile yeksān idüp yine ḳılur hīc ü hebā
Bir sehī servi hezār i‘zāz ile besler velī
Bād-ı ḳahr ile helāk ider virüp biñ biñ belā
Şerbet-i şehd-i muṣaffā didügidür zehr-i nāb
Ni‘met ü rāḥat didügidür anuñ renc ü ‘anā
Her nevāle kim ṣunar zehr-i helāhildür ṭolu
Devlet anuñ kim anuñla olmaz ey dil āşnā
Bilürem ḫod ḥadd-i ẕātında vefā ḳonmış degül
Billah ey çarḫ-ı sitem-kār u denī digil baña
Ḳurretü’l-aynum ‘Alī birle ciger-kūşem Feraḥ
N’eylediler n’itdiler bilsem hele bārī saña
K’ol iki tāze cüvānuñ ḳanını bir haftada
Ṣu gibi içüp bini biñ derde ḳılduñ mübtelā
Āḫir olmadan yanup dügünleri şem‘i tamām
Mātem odı birle yaḳduñ bizi uş başdan başa
Ellerinüñ gitmeden oñat daḫı ḫınnāları
Al ḳurup yürekleri ḳanından urunduñ ḫınā
Cehdüñ ol kim mātem ile ḫatm idesin ‘āḳıbet
Her kişi bir ḫayr işe itmezden öñdin ibtidā
Yañılup güldürdügüñi bir kez ey dehr-i denī
Aġladursın ‘ömr olduḳca anı aña cezā
Şöyle dāġ urduñ dil-i mecrūḥa kim tā ḥaşre dek
‘Ālemi ser-tā-ser istersem bulınmaz bir devā
Çün söyündürdüñ fenā yiliyle şem‘-i çeşmümi
Ḳalmadı dilde sürūr u dīdede nūr-ı żiyā
Baḥr-i ‘Ummāna yetişdi gözlerüm yaşı meger
Telḫ-‘ayş oldı döginür ṭurmaz ol ṣubḥ u mesā
Āh u vāveylāyile efġāna tebdīl eyledüñ
Her ne deñlü kim göñülde var idi fikr-i ṣafā
Baña ‘ayş ü zindegānī bes ḥarām oldı ḥarām
‘Ömrümüñ ḥāṣıllarından çün cüdā düşdüm cüdā
Yitigüm var cā-be-cā mülk-i cihānı isterem
Pīş-vā idüp fiġān u göz yaşını reh-nümā
El-vedā‘ ey rāḥat ü ‘ayş ü neşāṭ ü ḫurremī
Çünki sīne cāy-ı ḥüzn oldı maḳām-ı āh u vā
Sīnemi ḳıldı hedef tīr-i belāsına ḳader
Ol kemān-ebrūlara yetişdi çün tīr-i ḳażā
Olmış idi hicrete heştād ü heft ü heşt ü ṣad
Şeş cihetden göstericek baña yüz yüz biñ belā
Cismümi seyl-āb-ı eşke vireli ṭūfān-ı ġam
Ġarḳ-ı ḫūn itdi gözüm merdümlerin bu mā-cerā
Nā-geh ol iki ciger-kūşemden ayru düşeli
Baġrum ile yüregümi ṭutdı baş ucdan uca
Ḫırmen-i ‘ömr-i ‘azīzüm gibi eflāke tamām
Āh-ı dil-sūzumdan od düşdi ser-ā-ser cā-be-cā
Şöyle kim kār itdi cāna zehr-i hicrān u firāḳ
Hīc gitmez dilden aṣlā nāle-i vā-ḥasretā
Ol iki şāḫ-ı gül içün geydi sünbül ḳaralar
Ġoncalar çāk-i girībān itseler n’ola revā
Lāle ḳanlu yaşa ġarḳ oldı perīşān oldı gül
Nergisüñ beñzi ṣararsa bu firāḳ ile n’ola
Derd ile gird-āb-ı eşke düşdi nīlūfer tamām
Göklere batdı benefşe ḳāmeti olup dü-tā
Ol iki serv-i revānuñ kāmetin lām ideli
Dāl gibi ḳaddümi bükse ‘aceb mi bu ‘azā
Ba‘d-ez-ān Rūḳıyye-veş Belḳīs-ı s̱ānī duḫterüm
K’anuñ ādābından iderdi melek gökde ḥayā
Bī-meḥābā füc’e birle anı da ḳılduñ helāk
Ṣūretā bedr olmış iken ḳāmet ile müntehā
Eyledüñ küllī cihāzını anuñ tābūt-pūş
Vay benüm başuma k’irdi bu muṣībetler baña
Yoḳ yoḳ ey çarḫ-ı felek sen daḫı ‘āciz bendesin
Hele bir sözdür direm acıyla bunları saña
Yoḳsa kimüñ ne sözi var ḳul anuñ fermān anuñ
Her ne gelürse Ḫudādandur gelen biñ şükr aña
Oldur ümmīdüm ki dīdārından ıraġ itmeye
Ḳıldısa anlar cemālinden beni şöyle cüdā
Gözlerüm nūrından ayırdıyısa bu gün beni
Yarın anlara bedel şelle cemāl-i Ḥaḳ ola
Ḳālib-i fersūdeden gitdügi dem cān-ı ‘azīz
Cennetü’l-me’vāda yine cem‘ ide luṭf-ı Ḫudā
Ravża-i Ḫuld-i berīn olup maḳāmı anlaruñ
Her dem ervāḥına irsün pertev-i nūr-ı liḳā
Şeh Ḥüseyn-i Kerbelā birle Ḥasan rūḥıyıla
Mesken olsun anlaruñ rūḥına ḳurb-ı Muṣtafā
Zümre-i evlād-ı pāk-i Muṣtafādan ‘add idüp
Yā Rab anlarla bile ḳopar be-ḥaḳḳ-ı enbiyā
Ben siyeh-rūña daḫı ya‘nī Münīr üftādeñe
Raḥmeten li’l-‘ālemīni ḳıl şefī‘ u ilticā
Ḳara yüzlü bendeñ aña gerçi kim lāyıḳ degül
Kendü lüṭfuñdan tecellā-yı liḳāñ eyle ‘aṭā
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünyanın gül bahçesinin her gülü cefa dikeniyle doludur; onun özüne vefa kokusu konmamıştır.
2. Eğri giden feleğin bir göz açıp kapayıncaya kadar yaptığı işi kişi yıllarca anlatsa yine de söyleyip bitiremez. ("Ṭurfetü'l-‘ayn" sözlük anlamıyla göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısacık zamandır.)
3. O eğri gidenin iki büklüm olması alçakgönüllülüğünden değildir; sırtına pek çok musibet yüklenmiştir, boyu bu yüzden iki kat olmuştur. (Kubbe biçimindeki gök, yük altında eğilmiş bir beden gibi düşünülür. "Ḥavādis̱" sözlük anlamıyla olaylar, özellikle de başa gelen felaketlerdir.)
4. Felek dünyanın halkını bunca gözle gözetliyorsa, bu iyilik düşündüğünden değildir; canlarını almak için gözler. (Feleğin "gözleri" yıldızlardır. Mısra sonundaki "gözler" hem "gözler" adı hem de "gözetler" fiili olarak okunur.)
5. Felek gölgelik olmak için böyle yükselmemiştir; niyeti yüksekten bize cefa taşı yetiştirmektir. (Vatikan nüshasında "böyle" yerine "şöyle" vardır.)
6. Kimse o kararsız feleği kendine dayanak edinmemelidir; kara dumana yaslanan fayda görür mü? (Göğün koyu rengi kara dumana benzetilir.)
7. Sürme renkli çadır olan felekten sakın rahat ummayın; ondan yokluk yelinin kasırgası bir an bile eksik olmaz. ("Ṣarṣar" sözlük anlamıyla soğuk ve şiddetli rüzgârdır.)
8. İnsan yiyen feleğin akbabasına bak ki her an yem diye doğan kuşlarını kendine yiyecek yapar. ("Şeh-bāz" sözlük anlamıyla doğan cinsinden av kuşudur; burada seçkin, yiğit insanları anlatır.)
9. Eğri yürüyen felek gerçekten eziyet veren bir akreptir; zehirli iğnesiyle halka her an eziyet eder. ("Kejdüm" akrep demektir; gökteki Akrep burcu ile de ilgi kurulur.)
10. Bu yedi başlı ejderha insanoğlunu böyle durmadan yer ve sonunda çabucak tüketir. (Felek yedi başlı bir ejderhaya benzetilir; eski gök anlayışında yedi kat gök ve yedi gezegen vardır. Vatikan nüshasında kelimelerin sırası "yir şöyle"dir.)
11. Sakın alçak dünyanın hilesine aldanma; çünkü o pek yalancı, dikbaşlı ve son derece kendini beğenmiştir. ("Al" sözlük anlamıyla hem hile hem kırmızı renktir; dünya süslenmiş, allık sürmüş bir kadın gibi de düşünülebilir. Viyana nüshasında "Kim" yerine "Key" vardır.)
12. Ey gönül, felek bizim için böyle ziyafetler vermek üzere dokuz kâseyi durmadan zehirle doldurur. (Dokuz kâse, eski gök anlayışındaki dokuz kat göktür. Viyana nüshasında "kāseyi gerdūn" yerine "kāse-i eflāki" vardır.)
13. Dışı da içi de hile, haset, kin ve düşmanlıktır; içi dışı tıka basa hile, aldatma ve ikiyüzlülükle doludur.
14. Lütuf ırmağıyla taze güller yetiştirir; sonra onları toprakla bir edip hiçe, yok olmaya çevirir.
15. Bir düzgün serviyi binlerce izzetle besler, ama sonra binlerce bela verip kahır rüzgârıyla yok eder.
16. Süzülmüş bal şerbeti dediği halis zehirdir; nimet ve rahat dediği de zahmet ve sıkıntıdır.
17. Sunduğu her lokma öldürücü zehirle doludur; ey gönül, devlet ona dost olmayanındır. ("Helāhil" sözlük anlamıyla öldürücü bir zehrin adıdır. Viyana nüshasında "kim" yerine "ki" vardır.)
18. Zaten onun özünde vefa bulunmadığını bilirim; Allah aşkına, ey zalim ve alçak felek, söyle bana. (Vatikan nüshasında "ḫod" yerine "kim", "ẕātında" yerine "ẕātuñda" vardır.)
19. Göz aydınım Ali ile ciğerparem Ferah ne yaptılar, sana ne ettiler; bari bunu bileyim. ("Ḳurretü'l-‘ayn", göz aydınlığı, ve "ciger-kūşe", ciğer köşesi, sevilen evlat için kullanılan söyleyişlerdir.)
20. O iki taze gencin kanını bir hafta içinde su gibi içip beni binlerce derde uğrattın.
21. Düğünlerinin mumu daha tam yanıp bitmeden bizi baştan başa matem ateşiyle yaktın. ("Dügün" sözlük anlamıyla hem evlenme hem sünnet şenliği için kullanılır; burada hangisinin kastedildiği metinden anlaşılmaz.)
22. Ellerindeki kınalar daha iyice solmadan hile kurdun ve yüreklerinin kanından kendine kına yaktın. ("Al" yine hem hile hem kırmızı anlamıyla kına ve kanla tenasüp kurar.)
23. Bütün çaban şudur: kişi hayırlı bir işe daha başlamadan, sonunda o işi matemle bitirmek.
24. Ey alçak dünya, yanılıp bir kez güldürdüğünü ceza olarak ömür boyu ağlatırsın. (Vatikan nüshasında "kez" yerine "dem" vardır.)
25. Yaralı gönle öyle bir dağ vurdun ki mahşere dek bütün dünyayı baştan başa arasam ona bir derman bulunmaz.
26. Yokluk yeliyle gözümün mumunu söndürdüğün için gönülde sevinç, gözde ışık kalmadı.
27. Gözlerimin yaşı galiba Umman denizine ulaştı; deniz bu yüzden acı yaşar oldu, sabah akşam durmadan dövünür. (Deniz suyunun acılığı ve dalgaların çarpması, şairin gözyaşına karışmasına bağlanır.)
28. Gönülde ne kadar safa düşüncesi varsa hepsini ah, vah ve feryada çevirdin.
29. Bana zevk ve yaşamak artık haram oldu, haram; çünkü ömrümün ürünlerinden ayrı düştüm, ayrı.
30. Kaybım var; feryadı önder, gözyaşını kılavuz edinip dünya mülkünü yer yer arıyorum.
31. Elveda ey rahat, zevk, neşe ve sevinç; çünkü göğüs hüznün yeri, ahın ve vahın makamı oldu.
32. Kader göğsümü bela okuna hedef yaptı, çünkü o yay kaşlılara kaza oku erişti. ("Kemān-ebrū", yay kaşlı, güzel yüzlü kimse demektir; yay ile ok arasında tenasüp vardır.)
33. Hicretin sekiz yüz seksen yedinci yılı olmuştu; altı yönden bana yüz kere yüz bin bela gösterdi. (Mısradaki "heştād ü heft ü heşt ü ṣad" Farsçada seksen, yedi ve sekiz yüz demektir; toplamı 887, yani 1482-1483 yılıdır. "Şeş cihet" sözlük anlamıyla altı yön, yani her taraftır.)
34. Gam tufanı bedenimi gözyaşı seline vereli, bu olay gözümün bebeklerini kana boğdu. ("Merdüm" hem göz bebeği hem insan demektir.)
35. Ansızın o iki ciğerparemden ayrı düşeli bağrımı ve yüreğimi baştan uca acı sardı.
36. Gönül yakan ahımdan bütün göklere, tıpkı değerli ömrümün harmanına olduğu gibi, baştan başa yer yer ateş düştü.
37. Ayrılık zehri cana öyle işledi ki gönülden "vah hasretâ" iniltisi hiç eksik olmaz. ("Vā-ḥasretā" sözlük anlamıyla "eyvah, ne yazık" diye yanıp yakınmadır.)
38. O iki gül dalı için sümbül karalar giydi; goncalar yakalarını yırtsalar yeridir. (Sümbülün koyu rengi yas giysisine, goncanın açılışı yaka yırtmaya yorulur.)
39. Lale kanlı yaşa boğuldu, gül perişan oldu; bu ayrılıkla nergisin benzi sararsa şaşılır mı.
40. Nilüfer dertle gözyaşı girdabına tamamen düştü; menekşe iki büklüm olup göklere battı. ("Gök" eski Türkçede hem gökyüzü hem mavi renk anlamındadır; menekşenin boynu bükük duruşu ve koyu rengi yasa yorulur.)
41. Ölüm o iki salınan servinin boyunu "lâm" harfi gibi büktüğünden beri bu yas benim boyumu "dâl" gibi bükse şaşılır mı? (Arap alfabesinde "lâm" ve "dâl" kıvrık harflerdir. Vatikan nüshasında "‘aceb mi bu" yerine "‘aceb midür" vardır.)
42. Bundan sonra Rukiye gibi, ikinci bir Belkıs olan kızım ki onun edebinden gökte melek utanırdı, (Rukiye Peygamber'in kızlarından biridir; Belkıs, Kur'an'da anılan Sebe melikesidir. "Rūḳıyye-veş" sözü bir benzetme olarak okunur; kızın adının bu olup olmadığı metinden anlaşılmaz.)
43. onu da yüzü dolunay, boyu en yüce sınıra ermişken çekinmeden ani bir ölümle yok ettin. ("Füc'e" sözlük anlamıyla ansızın gelen ölümdür. "Müntehā" son sınır demektir.)
44. Onun bütün çeyizini tabut örtüsü yaptın; vay başıma, bu musibetler bana geldi. ("Cihāz" sözlük anlamıyla gelin çeyizidir.)
45. Hayır, hayır, ey dönen felek, sen de aciz bir kulsun; bunları sana acıyla, söz olsun diye söylüyorum.
46. Yoksa kimin ne sözü olabilir; kul da onun, ferman da onundur. Ne gelirse Allah'tandır, gelene bin şükür. (Viyana nüshasında "biñ" kelimesi yoktur.)
47. Umudum odur ki beni onların yüzünden böyle ayırdıysa, kendi cemalinden uzak etmesin.
48. Bugün beni gözlerimin nurundan ayırdıysa, yarın inşallah onlara bedel Hakk'ın cemali olsun. ("Şelle" sözlük anlamıyla "inşallah" demektir.)
49. Aziz can yıpranmış bedenden çıktığı an, Allah'ın lütfu bizi Me'vâ cennetinde yeniden bir araya getirsin.
50. Onların makamı yüce Huld cennetinin bahçesi olsun; ruhlarına her an Allah'ın cemalini görmenin nurundan ışık erişsin.
51. Onların ruhlarına, Kerbela şahı Hüseyin ile Hasan'ın ruhlarıyla birlikte, Mustafa'ya yakınlık mesken olsun. (Vatikan nüshasında "anlaruñ rūḥına" yerine "anlar ervāḥına" vardır.)
52. Ya Rab, onları Mustafa'nın temiz evlatları zümresinden sayıp peygamberler hakkı için onlarla birlikte dirilt. (Vatikan nüshasında "idüp" yerine "olup" vardır.)
53. Yüzü kara ben düşkün kuluna, yani Münîr'e de, âlemlere rahmet olan Peygamber'i şefaatçi ve sığınak kıl.
54. Kara yüzlü kulun buna layık olmasa da kendi lütfundan ona cemalinin tecellisini bağışla.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir elli dört beyitlik Türkçe bir mersiyedir ve neşirde Kaside 29 numarasını taşır. Mersiye, ölen birinin ardından duyulan acıyı anlatan ve onun iyiliklerini anan şiirdir; divan şiirinde çoğunlukla kaside biçiminde yazılır. Bu şiir de kaside düzenindedir: bütün beyitler tek kafiyeyle sürer ve ilk beyitte iki mısra kafiyelidir. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif yoktur; kafiye uzun "ā" sesine dayanır (cefā, vefā, edā, dü-tā …). Ersoy bu kasideyi, yalnız son sesin benzeşmesiyle kurulan ve şairin özellikle kasidelerde kullandığı kafiye türünün örnekleri arasında sayar. Şiir Vatikan (VT 57a) ve Viyana (VY 161a) nüshalarında bulunur. Neşirdeki başlık "Mers̱iyye-i evlād-ı Münīr", yani "Münîr'in evlatlarına mersiye"dir; Vatikan nüshasının başlığı, neşirde basılamayan harfler metindeki kelimelerle tamamlanarak okunursa "bu divanı söyleyenin evlatlarına mersiye" anlamına gelir.
Şiir dört bölüm hâlinde ilerler. İlk on sekiz beyit feleğe ve dünyaya şikâyettir: felek eğri giden, insan yiyen bir akbaba, zehirli bir akrep ve yedi başlı bir ejderhadır; dünya da süslü ama yalancı bir ev sahibidir. 18. beyitteki "söyle bana" hitabıyla şair asıl konusuna geçer ve 19-44. beyitlerde çocuklarının ölümünü anlatır. 45-46. beyitler bir dönüş noktasıdır: şair feleğe ettiği sitemi geri alır, onun da aciz bir kul olduğunu, her şeyin Allah'tan geldiğini söyleyip şükreder. 47-54. beyitler duadır; "Münīr" mahlası 53. beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiirin ilk bölümü, divan şiirinde sık görülen felekten şikâyet konusunu işler, ama bu şikâyet sonradan anlatılacak acının hazırlığıdır. Felek için seçilen imgeler gittikçe sertleşir: iki büklüm bir hamal (3), yıldızlarıyla insanları gözetleyen bir göz (4), yüksekten taş atan biri (5), kara bir duman (6), akbaba (8), akrep (9), ejderha (10) ve dokuz kâseyi zehirle dolduran bir ev sahibi (12). 4. beyitteki "gözler" kelimesi hem feleğin gözlerini, yani yıldızları, hem de "gözetler" fiilini anlatan bir cinastır. 14-15. beyitlerde felek gülleri ve servileri büyütüp sonra yok eden bir bahçıvana benzetilir; bu iki beyit, çocukların ölümünü anlatan bölümün imgelerini önceden hazırlar.
Matem bölümünün en çarpıcı tarafı, düğün ile ölümün yan yana getirilmesidir. 21. beyitte düğün mumları daha sönmeden matem ateşi yanar; 22. beyitte ellerdeki kına daha solmadan felek gençlerin yürek kanından kendine kına yakar. Kına ile kan arasındaki renk benzerliği ve "al" kelimesinin hem hile hem kırmızı anlamı bu beyti sert bir tezada dönüştürür. 26. beyitte "gözümün mumu" ile göz nuru ve ölen evlat birlikte anlatılır; 48. beyitteki "gözlerimin nuru" da aynı söyleyişi tekrarlar. 34. beyitteki "merdüm" kelimesi hem göz bebeği hem insan demek olduğu için gözün kana boğulması, insanların da kan ağlamasını düşündürür.
38-40. beyitlerde bahar çiçekleri yas tutar: sümbül karalar giyer, goncalar yakalarını yırtar, lale kanlı yaşa boğulur, nergisin benzi sararır, nilüfer gözyaşı girdabına düşer, menekşe iki büklüm olur. Her çiçeğin bilinen rengi ya da duruşu bir yas davranışına bağlanır; bu, hüsn-i talil sanatının yoğun bir örneğidir. 41. beyitte harf benzetmesi kullanılır: ölüm iki servi boylu evladı "lâm" harfi gibi bükmüş, yas da babanın boyunu "dâl" gibi bükmüştür. 29. beyitte "ḥarām oldı ḥarām" ve "cüdā düşdüm cüdā" tekrarları, acının ağırlığını sözün kendisine yansıtır.
Son bölümdeki duada şair, Allah'tan çocuklarını cennette bir araya getirmesini, ruhlarını Peygamber'in torunları Hasan ve Hüseyin'in ruhlarıyla birlikte Peygamber'e yakın kılmasını, onları Peygamber'in temiz soyundan sayıp onlarla birlikte diriltmesini ve kendisi için de Peygamber'in şefaatini diler. 33. beyitte tarihin Farsça sayı adlarıyla mısra içine yerleştirilmesi de dikkate değerdir: "heştād ü heft ü heşt ü ṣad", yani seksen, yedi ve sekiz yüz, hicrî 887 yılını verir.
Tarihî Bağlam
Bu kaside, Münîrî'nin hayatına dair en somut bilgiyi veren şiirlerinden biridir. Ersoy'a göre şair 887 (1482-1483) yılında iki evladını kaybetmiş ve onların ölümü üzerine bu elli dört beyitlik mersiyeyi yazmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Münîrî maddesi, şairin bu mersiyede Ali ve Ferah adlı iki evladını veba salgını yüzünden birer hafta arayla kaybettiğini yazdığını belirtir. Evlatların adları 19. beyitte ("Ḳurretü'l-aynum ‘Alī birle ciger-kūşem Feraḥ"), bir hafta içindeki ölümleri 20. beyitte, yıl ise 33. beyitte geçer. Ölüm sebebinin veba olduğu şiirde açıkça söylenmez; bu bilgi ansiklopedi maddesine aittir.
Şiirin 42-44. beyitleri ayrıca bir kızdan söz eder. Şair, "bundan sonra" diye başlayarak edebiyle meleklerin bile utandığı kızının da ansızın öldüğünü ve çeyizinin tabut örtüsü yapıldığını söyler. Ersoy ile TDV iki evladı anar; kızın ölümü bu kaynaklarda ayrıca belirtilmez ve adı metinde açıkça verilmez. 21-22. beyitlerdeki düğün ve kına sözleri, ölen gençlerin yakın zamanda bir düğün yapmış olduğunu düşündürür, ancak düğünün niteliği şiirden anlaşılmaz.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 125-128, K 29 (giriş s. 2, 5, 10). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Çevrimiçi kaynaklar






