Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘ilün fe‘ūlün

1. bent

Zülfüñ ḳılalı beni giriftār
Cādū gözüñ itdi cānı bīmār
Düşdümse ne var belā-yı ‘ışḳa
Kimdür ki senüñ-çün olmaya zār
Demdür k’irişe viṣāle göñlüm
Hicr itdi be-ġāyet anı efgār
Fürḳatde ġamuñdan özge cānā
Yār olmadı ben ġarībe deyyār
Bilür bilürem cihān bunı hep
Didüm yine direm anı tekrār
‘Uşşāḳa dü ‘ālem içre ḥāṣıl
Besdür ġam-ı ‘ışḳ-ı dil-ber ey dil

2. bent

‘Uşşāḳet egerçi bī-ḥisābest
Īşān heme bī-to der-‘aẕābest
Ma‘mūre-i zühd ü şehr-i taḳvā
Ez-siḥr-i dü nergiset ḫarābest
Bā-sāḳī-i gül-‘iẕār u gül-ruḫ
Der-ser heves-i şarāb-ı nābest
Rāh-ı to ki şod dırāz u bīm-nāk
Ber-ḫīz dilā çi cāy-ı ḫᵛābest
Bī-sūz-ı ġamet ne-mī şevem hīc
Bādā ciger ārzū-yı kebābest
‘Uşşāḳa dü ‘ālem içre ḥāṣıl
Besdür ġam-ı ‘ışḳ-ı dil-ber ey dil

3. bent

Sāḳī kerem it getür berü cām
Bu devri getürdi çün serencām
Sen Ḥıżr-ı zamān elinden ey dost
Demdür k’irişe müdām-ı gül-fām
Bir cür‘a lebüñ meyinden irse
Şāyed bu göñül bulaydı ārām
Fevt eyleme furṣat elde-y-iken
Küymez bize ḥāṣılı bu eyyām
Olmışdı göñül ġamuñla maḥzūn
Nā-geh bu söz oldı yine ilhām
‘Uşşāḳa dü ‘ālem içre ḥāṣıl
Besdür ġam-ı ‘ışḳ-ı dil-ber ey dil

4. bent

Ey dil me-ṭaleb zi-mā müdāvā
Pīş ez-to be-geşt yār-ı mā-rā
Der her çemenī belā-yı cān şod
Reftār-ı ḳadet be-serv-i bālā
Her kes ṭalebed zi-to murādī
Derd-i to be-cān-ı men temennā
Ān kes ki to-rā resīd imrūz
Āḫir resed ū be-vaṣl-ı ferdā
Īn rāz-ı nihān ki şod nühüfte
Min ba‘d verā konīm peydā
‘Uşşāḳa dü ‘ālem içre ḥāṣıl
Besdür ġam-ı ‘ışḳ-ı dil-ber ey dil

5. bent

Gerçi dinilür cihāna külḫan
Ḫaddüñle ser-ā-ser oldı gül-şen
Vīrānsa ne deñlü ḫāne-i dil
İdindi ḫayālüñ anı mesken
Āzādelıġ ile oldı meşhūr
Ḳaddüñe ḳul olmaġ ile sūsen
Mihrüñle Münīr olursa ṭañ mı
Gün gibi cihān içinde rūşen
Olduḳça ġamuñla dil şikeste
Bu beyti ḳılurun aña me’men
‘Uşşāḳa dü ‘ālem içre ḥāṣıl
Besdür ġam-ı ‘ışḳ-ı dil-ber ey dil

Günümüz Türkçesiyle

1. Zülfün beni tutsak edeli büyücü gözün canımı hasta etti.

2. Aşk belasına düştümse ne olmuş; senin için inlemeyen kim var ki?

3. Gönlümün vuslata erişme zamanıdır; ayrılık onu son derece yaraladı. (İstanbul Üniversitesi nüshasında kelime sırası "anı be-ġāyet"tir.)

4. Ey can, ayrılıkta senin gamından başka ben garibe hiç kimse dost olmadı. ("Deyyār" sözlük anlamıyla "kimse" demektir; "yār" ile ses benzerliği taşır.)

5. Bütün dünya bunu bilir, ben de bilirim; söyledim, yine tekrar söylerim:

6. Ey gönül, âşıklara iki dünyada kazanç olarak sevgilinin aşkının gamı yeter.

7. Âşıkların sayısız olsa da hepsi sensiz azap içindedir. (Farsça beyit. Ersoy'un anlamında "sensiz" kelimesi karşılanmaz; metinde "bī-to", sensiz, vardır.)

8. Zühdün bayındır yapısı ve takva şehri, iki nergisinin, yani gözlerinin büyüsüyle yıkılmıştır. (Farsça beyit. Viyana ve İstanbul Üniversitesi nüshalarında "şehr-i", şehri, yerine "ḫāne-i", evi, vardır.)

9. Gül yanaklı, gül yüzlü saki ile birlikte, başımda saf şarap hevesi var. (Farsça beyit. "Der-ser" sözlük anlamıyla "başta" demektir; Ersoy bunu "gönülde" diye karşılar.)

10. Ey gönül, senin yolun uzun ve korkulu olduğuna göre kalk; burası uyuyacak yer mi? (Farsça beyit. "Rāh-ı to" kelimesi kelimesine "senin yolun"dur; Ersoy bunu sevgiliye varan yol olarak açar.)

11. Senin gamının yakıcılığı olmadan hiçbir an bulunmam; ciğerim kebap olmayı arzular, öyle de olsun. (Farsça beyit; Ersoy'un yorumuyla aynı doğrultudadır. Vatikan nüshasında "ārzū-yı" yerine "ez-rūy-ı", İstanbul Üniversitesi nüshasında "ez-vey" vardır.)

12. Ey gönül, âşıklara iki dünyada kazanç olarak sevgilinin aşkının gamı yeter.

13. Saki, kerem et, kadehi beri getir; çünkü bu devir sonunu getirdi. ("Devr" hem zaman, çağ hem de mecliste kadehin elden ele dolaşması anlamındadır.)

14. Ey dost, sen zamanın Hızır'ısın; senin elinden gül renkli şaraba erişmenin zamanıdır. (Hızır ölümsüzlük suyunu bulan kişi olarak bilinir; saki ona benzetilir. "Müdām" sözlük anlamıyla hem şarap hem "sürekli" demektir.)

15. Dudağının şarabından bir yudum erişse belki bu gönül huzur bulurdu.

16. Fırsat elde iken onu kaçırma; kısacası bu günler bizi beklemez. ("Küymek" sözlük anlamıyla eski Türkçede beklemek, gözetmek demektir.)

17. Gönül gamınla kederlenmişti; ansızın şu söz yine ona ilham oldu:

18. Ey gönül, âşıklara iki dünyada kazanç olarak sevgilinin aşkının gamı yeter.

19. Ey gönül, derdine bizden çare isteme; o, senden önce bizim sevgilimiz oldu. (Farsça beyit. İkinci mısraın anlamı tam açık değildir; aktarım Ersoy'un yorumuna dayanır.)

20. Boyunun salınarak yürüyüşü her çimende yüksek servinin başına bela oldu. (Farsça beyit. Servi, sevgilinin boyu karşısında kıskançlıkla anılır.)

21. Herkes senden bir murat ister; benim canımın dileği ise senin derdindir. (Farsça beyit.)

22. Bugün sana kavuşan kişi sonunda yarının vuslatına da erer. (Farsça beyit. "Ferdā" sözlük anlamıyla yarın demektir ve ahiret için de kullanılır.)

23. Gizli tuttuğumuz bu saklı sırrı bundan sonra ona açığa vururuz: (Farsça beyit; anlam Ersoy'un yorumuyla aynıdır.)

24. Ey gönül, âşıklara iki dünyada kazanç olarak sevgilinin aşkının gamı yeter.

25. Dünyaya külhan dense de senin yanağınla baştan başa gül bahçesi oldu. ("Külḫan" sözlük anlamıyla hamam ocağıdır.)

26. Gönül evi ne kadar viran olsa da hayalin onu kendine mesken edindi.

27. Süsen senin boyuna kul olmakla özgürlüğüyle ün kazandı. (Süsen şiirde "âzâde", hür, sıfatıyla anılır; kul olmak ile hür olmak arasında tezat kurulur.)

28. Münîr senin sevginle dünyada gün gibi aydınlık olursa buna şaşılır mı? ("Mihr" hem sevgi hem güneş demektir; "Münīr" mahlası da sözlük anlamıyla "aydınlatan, nurlu" demektir.)

29. Gönül gamınla kırık oldukça şu beyti ona sığınak yaparım: ("Ḳılurun" kılarım demektir.)

30. Ey gönül, âşıklara iki dünyada kazanç olarak sevgilinin aşkının gamı yeter.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir bir terci‘-benddir. Terci‘-bend, aynı vezinde yazılmış ve her biri kendi içinde gazel gibi kafiyelenen bentlerin, her bendin sonunda değişmeden tekrarlanan bir "vasıta beyti" ile birbirine bağlandığı nazım şeklidir. Neşirde Terci‘-bend 2 numarasını taşıyan bu manzume beş bentten oluşur; her bent altı beyittir ve toplam otuz beyit eder. Vezin "mef‘ûlü mefâ‘ilün fe‘ûlün" kalıbıdır; Ersoy, Münîrî'nin terci‘-bendlerinde hezec bahrinden birer vezin kullandığını belirtir. Vasıta beyti "‘Uşşāḳa dü ‘ālem içre ḥāṣıl / Besdür ġam-ı ‘ışḳ-ı dil-ber ey dil" beş kez tekrarlanır ve kendi içinde "ḥāṣıl / dil" sözcükleriyle kafiyelidir. Şiir üç nüshada da bulunur (VT 59a, VY 41b, Ü 16b); neşirde başlığı yalnız "Terci‘-bend"dir, İstanbul Üniversitesi nüshasında "Ve lehū" başlığını taşır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Şiir iki dilde yazılmıştır. Birinci, üçüncü ve beşinci bentler Türkçe; ikinci ve dördüncü bentler Farsçadır. Ersoy bu iki bendin beyitlerinin anlamını aparatta verir, vasıta beyti ise her bentte Türkçedir. Her bent ayrı bir kafiye kullanır: birinci bentte "-ār" (giriftār, bīmār, zār), ikincide "-āb" kafiyesi ile "-est" redifi (bī-ḥisābest, ḫarābest, şarāb-ı nābest), üçüncüde "-ām" (cām, serencām, gül-fām), dördüncüde "-ā" (müdāvā, mā-rā, bālā), beşincide "-en" (külḫan, gül-şen, mesken). Ersoy'un, Münîrî'nin terci‘-bendlerinde yalnız birer bentte redif bulunduğu yolundaki tespiti bu şiirde ikinci bende uyar.

Anlam ve Söz Sanatları

Ersoy şiiri, âşıkane duyguların işlendiği bir manzume olarak niteler. Vasıta beyti bütün şiirin düşüncesini taşır: âşığın iki dünyadan alacağı pay, sevgilinin aşkından gelen gamdır ve bu ona yeter. Bentler bu düşünceyi farklı yönlerden işler. Birinci bent, zülüf ve büyücü göz karşısında tutsak ve hasta düşen âşığın ayrılık şikâyetidir. Farsça ikinci bent, zühd ve takvanın sevgilinin gözleriyle yıkılmasını, saki ve şarap hevesini, uzun ve korkulu yolda uyanık kalma çağrısını anlatır; 11. beyitte âşık, ciğerinin gam ateşinde kebap olmasını kendisi ister. Üçüncü bent bir sakiname havası taşır: sakiden kadeh istenir, saki zamanın Hızır'ına benzetilir ve fırsatın kaçırılmaması öğütlenir. Farsça dördüncü bent derdi dermana tercih eden âşığın sözüdür: herkes sevgiliden bir murat ister, âşığın dileği ise onun derdidir. Beşinci bent sevgilinin güzelliğinin dünyayı ve gönlü nasıl değiştirdiğini söyler; külhan gül bahçesine, viran gönül hayalin meskenine döner.

Şiirin dikkat çeken kuruluşu, vasıta beytine geçişin bazı bentlerde bir söz bildirimiyle hazırlanmasıdır. Birinci bentte şair "söyledim, yine tekrar söylerim" der (5); üçüncü bentte "ansızın şu söz yine ilham oldu" (17), dördüncü bentte "bu saklı sırrı ona açığa vururuz" (23), beşinci bentte "şu beyti ona sığınak yaparım" (29) denir ve hemen ardından vasıta beyti gelir. Böylece tekrarlanan beyit her seferinde bir söz, bir ilham, bir sır ya da bir sığınak olarak sunulur. Münîrî'nin Peygamber için yazdığı Terci‘-bend 1'de de vasıta beyti, kendisinden önceki beyitte kimin ağzından söyleneceği bildirilerek tekrarlanır.

Söz sanatları açısından en belirgin örnek mahlas beytidir. 28. beyitte "mihr" hem sevgi hem güneş anlamıyla "gün gibi" ve "rūşen", aydınlık, sözleriyle tenasüp kurar; şairin "Münīr" mahlası da sözlük anlamıyla "aydınlatan" demek olduğundan beyit, mahlası anlamıyla birlikte kullanır. 27. beyitte süsenin kul olmakla hürlük şöhreti kazanması tezata dayanır. 13. beyitteki "devr" kelimesi hem zamanın dönüşünü hem de mecliste kadehin dolaşmasını anlatır; 14. beyitteki "müdām" kelimesi de şarap ile süreklilik anlamlarını birlikte taşır. 4. beyitte "yār" ile "deyyār" arasında ses benzerliği vardır. 25. beyitteki "külḫan" ile "gül-şen" de hem anlamca karşıt hem sesçe birbirine yakın iki kelimedir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar