Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Ey bende-i mihr-i ruḫ-ı to māh-ı tamāmest
V’ey ġāliye-i zülf-i to-rā nāfe ġulāmest
Ger hem-dem-i mā yār u mey ü sāġar u cāmest
Der-meclis-i mā ‘ıṭr me-y-āmīz ki ḫāmest
Her-dem zi-ser-i zülf-i to ḫoş-būy-ı meşāmest
Ez-la‘l-i to īn ḫurde be-‘uşşāḳ çi rengest
K’ez nāzükīyeş cümle heme der-ser-i cengest
Īn dem ki zi-nāmūs me-rā ġayret ü nengest
Gūşem heme ber-ḳavl-i ney ü naġme-i çengest
Çeşmem heme ber-la‘l-i to vü gerdiş-i cāmest
Hergiz ne-şeved ber-ḳad-i to nisbet-i ‘ar‘ar
Ez-şerm-i lebet geşt nihān çeşme-i kevs̱er
Goftem be-to ey cān-ı men īn nükte mükerrer
Ez-çāşnī-i ḳand me-gū hīç zi-şekker
Z’ān rū ki merā der-leb-i şīrīn-i to kāmest
Ez-ġamze-i cādū-yı to cān der-heme bīmest
V’ez nergis-i maḫmūr-ı to bīmār u saḳīmest
Peyveste merā ‘ayş u ṣafā yār u nedīmest
Tā genc-i ġamet der-dil-i vīrāne muḳīmest
Hemvāre merā künc-i ḫarābāt maḳāmest
Her dil ki zi-çeşmet hedef-i tīr-i ḫadengest
Çün ġonca be-ū hīc tevān goft ki tengest
Der-bezmgehī-i mā ki mey ü naġme-i çengest
Ez-neng çi gūyī ki merā nām zi-nengest
V’ez nām çi porsī ki merā neng zi-nāmest
Tā dil be-ġam-ı ‘ışḳ-ı to şod hem-dem ü hem-rāz
Ser-mest-i mey-i ‘ışḳ-ı to şod gerd-i ser-āġāz
Der-devr-i leb-i la‘l-i to ey serv-i ser-efrāz
Mey-ḫāre vü ser-geşte vü rindīm ü naẓar-bāz
V’ān kes ki çü mā nīst der-īn devr kodāmest
Yā Rab be-çonīn şekl meger ṣūret-i cānī
Yā nūr-ı fer-i merdümek-i çeşm-i cihānī
Ḫᵛāhī çü Münīr er to ezīn devr emānī
Ḥāfıẓ me-nişīn bī-mey ü ma‘şūḳ zamānī
İmrūz ki rūz-ı ṭarab u ‘īd-i ṣıyāmest

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey dolunayın, yanağının güneşine kul olduğu, misk kesesinin de zülfünün güzel kokusuna köle olduğu sevgili. Eğer meclisimizde arkadaşımız sevgili, şarap, sagar ve kadeh ise, meclisimize koku katma, çünkü bu yersiz bir iştir; her an senin zülfünün ucundan burnumuza hoş koku gelmektedir. ("Mihr" hem güneş hem sevgi, "ġāliye" misk ve amberden yapılan güzel koku, "nāfe" misk kesesidir. "Ḫām" sözlük anlamıyla "ham, çiğ" demektir; Ersoy bu yeri koku karıştırmaya "gerek yoktur" diye anlar.)

2. Senin la‘l dudağının âşıklara gösterdiği bu incelik nasıl bir şeydir ki onun nazikliği yüzünden herkes kavgaya tutuşmuştur. Şu anda bana namus yüzünden gayret ve ar düşerken, kulağım bütünüyle neyin sözünde ve çengin nağmesinde, gözüm bütünüyle senin la‘l dudağında ve kadehin dönüşündedir. (İlk mısra kesin değildir; Ersoy onu "lal dudağından âşıkların rengine ne oldu" diye anlar. "Neng" sözlük anlamıyla ar, utanç demektir; Ersoy bu yeri "gayret ve yüzsüzlük zamanı" diye karşılar.)

3. Ardıç ağacının boyunla asla bir nispeti olamaz; dudağının utancından Kevser pınarı gizlendi. Ey canım, bu nükteyi sana tekrar tekrar söyledim: şeker kamışının da şekerin de tadından hiç söz etme, çünkü benim muradım senin tatlı dudağındadır. ("Kām" sözlük anlamıyla hem murat hem damaktır; tat sözleriyle birlikte iki anlamı da akla getirir. "Kevs̱er" cennetteki pınarın adıdır.)

4. Büyücü gamzenden can tamamen korku içinde, mahmur nergisinden, yani baygın bakışlı gözünden hasta ve dertlidir. Zevk ve safa bana her zaman dost ve sohbet arkadaşı olmuştur. Senin gamının hazinesi viran gönlümde yerleşeli beri meyhane köşesi daima benim makamımdır.

5. Senin gözünden her gönül bir okun hedefi olmuştur; gonca gibi ona "dardır" denebilir mi? (Bu mısra kesin değildir; Ersoy "hiç kimse gözlerine gonca gibi dar diyemez" diye anlar.) Bizim meclisimizde şarap ve çeng nağmesi varken, ardan ne söz ediyorsun; benim adım ardandır. Addan ne soruyorsun; benim arım adımdandır. ("Nām" ad, şöhret; "neng" ar, ayıp demektir. Son iki mısra bu iki kelimenin yerini değiştirerek kurulmuştur.)

6. Gönül senin aşkının gamıyla arkadaş ve sırdaş olalı, aşkının şarabıyla en baştan beri sarhoştur. (Bu mısraın "gerd-i ser-āġāz" kısmı açık değildir; "gerd" sözlük anlamıyla toz demektir, Ersoy mısraı "aşkının sarhoşu baştanbaşa kire bulanır" diye anlar.) Ey baş kaldırmış servi boylu sevgili, senin la‘l dudağının devrinde biz şarap içen, başı dönmüş, rind ve güzellere bakan kimseleriz; bu devirde bizim gibi olmayan kim var ki?

7. Ya Rab, (sen) böyle bir şekle bürünmüş bir canın sureti misin, yoksa cihanın gözbebeğinin parıltısının nuru musun? Eğer sen de Münîr gibi bu devirden eman istiyorsan: Ey Hâfız, şarapsız ve sevgilisiz bir an bile oturma, çünkü bugün eğlence günü ve oruç bayramıdır. (Ersoy ilk mısraı sevgiliye hitap olarak anlar. "‘Īd-i ṣıyām" Ramazan Bayramı'dır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir bir tahmistir. Tahmis, başka bir şairin gazelinin her beytinin önüne aynı vezin ve kafiyede üçer mısra eklenerek beş mısralık bentler hâlinde yeniden kurulmasıdır; ortaya çıkan şiir bir muhammestir. Münîrî burada Hâfız-ı Şîrâzî'nin bir Farsça gazelini tahmis etmiştir. Neşirde Tahmis 1 numarasını taşır ve "Muḫammes-i Şi‘r-i Ḥāfıẓ", yani Hâfız'ın şiirinin muhammesi başlığıyla yer alır; Vatikan nüshasındaki başlık da muhammes kelimesini içerir. Şiir yedi bent, otuz beş mısradır. Her bendin ilk üç mısraı Münîrî'nin, son iki mısraı Hâfız'ın gazelinden alınmış beyittir. Vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Şiir Vatikan (VT 60b) ve Viyana (VY 43a) nüshalarında bulunur. Ersoy'a göre Münîrî'nin tek tahmisidir; TDV maddesi de divanda Hâfız'dan yapılmış bir Farsça tahmis bulunduğunu kaydeder. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Tahmisin kafiye düzeni Hâfız'ın gazeline bağlıdır. Birinci bentte Münîrî'nin mısraları da gazelin "-ām" kafiyesine ve "-est" redifine uyar (tamāmest, ġulāmest, cāmest), çünkü bu bent gazelin matlaıyla kurulmuştur. Öteki bentlerde Münîrî'nin üç mısraı, ardından gelen Hâfız beytinin ilk mısraıyla aynı kafiyeyi taşır: rengest / cengest / nengest ve "çengest", ‘ar‘ar / kevs̱er / mükerrer ve "şekker", bīmest / saḳīmest / nedīmest ve "muḳīmest", ḫadengest / tengest / çengest ve "nengest", hem-rāz / ser-āġāz / ser-efrāz ve "naẓar-bāz", cānī / cihānī / emānī ve "zamānī"; Hâfız'ın beytinin ikinci mısraı ise her bentte gazelin "-ām-est" kafiyesine döner.

Anlam ve Söz Sanatları

Hâfız'ın gazeli meclis, şarap, musiki ve sevgilinin güzelliği üzerine kurulmuş bir rind gazelidir: zülfün kokusu meclise ayrıca koku katmayı gereksiz kılar, kulak ney ve çengde, göz dudakta ve kadehtedir, âşığın makamı meyhane köşesidir ve bayram gününde şarapsız oturmamak gerekir. Münîrî'nin eklediği mısralar her bentte Hâfız'ın beytini hazırlayan bir giriş işi görür. Birinci bentte sevgilinin yanağı ve zülfü güneş, ay, gâliye ve misk kesesiyle övülür, ardından "zülfünün kokusu varken meclise koku katma" beyti gelir. Üçüncü bentte ardıç ağacının boya, Kevser'in dudağa yenilmesi anlatıldıktan sonra "şekerden söz etme" beyti bu övgüyü bir nükte olarak bağlar. Beşinci bentte meclisin çeng ve şarapla dolu olduğu söylenir ve ardından Hâfız'ın ad ile ar üzerine kurulu beyti gelir. Yedinci bentte Münîrî kendi mahlasını Hâfız'ın mahlas beytinin hemen önüne yerleştirir: "Münîr gibi" bu devirden eman isteyen kişiye Hâfız'ın "şarapsız ve sevgilisiz oturma" öğüdü söylenir. Böylece iki şairin mahlası aynı bentte buluşur.

Bentlerde tenasüp ve tezat belirgindir. Birinci bentte mihr (güneş), māh (ay), ġāliye ve nāfe kelimeleri birbirini çağırır; dördüncü bentte cādū (büyücü), nergis-i maḫmūr, bīmār ve saḳīm kelimeleri göz ile hastalık hayalini birleştirir. Dördüncü bentteki "genc-i ġam" ile "dil-i vīrāne" yan yana durur: gamın hazinesi viran gönülde saklıdır. Beşinci bentteki Hâfız beyti, "nām" ile "neng" kelimelerinin iki mısrada yer değiştirmesiyle kurulmuş bir söz oyunudur; ad ar olur, ar ad olur. Altıncı bentteki "mey-ḫāre vü ser-geşte vü rindīm ü naẓar-bāz" mısraı, Münîrî'nin Ersoy tarafından rind ve âşık olarak nitelenen şiir kişiliğiyle de uyuşur.

Tarihî Bağlam

Ersoy, Münîrî'nin Hâfız'ın mısralarını kendi şiirlerinin arasına serpiştirmesini, bu gazeli tahmis etmesini ve bazı Farsça gazellerinin Hâfız'a nazire olmasını şairin Hâfız'dan ne kadar etkilendiğini gösteren hususlar olarak anar. Ersoy tahmis edilen gazeli "Der-meclis-i mā ‘ıṭr me-y-āmīz ki ḫāmest" matlaıyla verir. Hâfız divanının bugün yaygın olarak okunan metninde bu beyit gazelin matlaı değildir. Gazel orada "Gül der-ber u mey der-kef u ma‘şūḳ be-kām est" mısraıyla başlar, on bir beyittir ve söz konusu beyit "Der-meclis-i mā ‘ıṭr me-y-āmīz ki mā-rā / Her laḥẓa zi-gīsū-yı to ḫoş-būy-ı meşām est" biçimindedir. Tahmisin altıncı bendindeki "der-īn devr" yerine orada "der-īn şehr", son bentteki "imrūz ki rūz-ı ṭarab" yerine de "ki eyyām-ı gül u yāsemen" okunur. Tahmiste Hâfız'ın yedi beyti yer alır ve gazelin öteki beyitleri yoktur. Münîrî'nin elindeki Hâfız metninin bugünkü yaygın metinden sıra ve okuyuş bakımından farklı olduğu anlaşılmaktadır; bu farkın hangi Hâfız nüshasından geldiği bilinmemektedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar