Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Sāḳī yine hengām-ı bahār oldı getür mey
Nūş idelüm ol rūḥ-ı revān-baḫşı pey-ā-pey
Tā ki ḳıla bu ḳavl-i ter-āhengi naġam-ney
Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney
Evrāḳ-ı cemālin yile virdise ne var gül
Ṭutdısa dilin ya n’ola ḫᵛānende-i bülbül
Yād-ı ruḫuñ ile direm içüp ḳadeḥ-i mül
Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney
Bezm-i ġamuñ içre bugün ey dil-ber-i şeh-nāz
Endūhı ḥarīf eylemişem ġuṣsayı hem-rāz
‘Işḳuñ meyini nūş idüben eylerem āġāz
Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney
Ger cām-ı ġam-ı ‘ışḳuñı nūş ideyidi Cem
Cām ile geçen ‘ömri içün yirdi çoḳ ġam
Āḫir bu neşāṭ ile yine dirdi açup fem
Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney
Girdükçe felek çarḫa vü ḳılduḳça yir ārām
Olsun şeh-i devrānumuz emrine cihān rām
Kim ḳulları Cem-vaḳt oluban eyde içüp cām
Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney
Ḥaḳḳā k’olalı devr-i şehenşāh-ı zamāne
‘Ayş ile neşāṭ iş oluban ehl-i cihāna
Çeng ü def ü nāy ile çalınur bu terāne
Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney
Ṣayd itdi Münīrī diyü söyletdi ḥabībi
Öldürdi diseñ ne ġam u raġm ile raḳībi
Demdür ki diyem ben daḫı bu naġme-ṭabībi
Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney
Günümüz Türkçesiyle
1. Saki, yine bahar mevsimi geldi, şarap getir; ruha can bağışlayan o şaraptan art arda içelim. Öyle ki ney bu taze ahenkli sözü nağmeye döksün: "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney." (Son mısra neyin sesini taklit eden hecelerden kurulu nakarattır ve "ney" kelimesiyle biter; hecelerin arasındaki "dir" sözü "der" diye de anlaşılabilir, o zaman mısra "ney … der" diye okunur. "Ḳavl" sözlük anlamıyla "söz" demektir; musikide bir beste türünün de adıdır.)
2. Gül güzelliğinin yapraklarını yele verdiyse ne çıkar; şarkı söyleyen bülbülün dili tutulduysa ne olur. Ben senin yanağını anarak şarap kadehini içer ve derim: "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney." ("Evrāḳ" sözlük anlamıyla hem yapraklar hem sayfalardır; "yile virmek" savurup harcamak demektir. Gül yaprağını döker, bülbül susar; âşık ise yine de çalıp söyler.)
3. Ey padişah gibi nazlı sevgili, bugün gamının meclisinde kederi kadeh arkadaşı, tasayı sırdaş edindim. Aşkının şarabını içerek söze başlarım: "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney." ("Şeh-nāz" sözlük anlamıyla "padişah nazlı" demektir ve aynı zamanda bir musiki makamının adıdır; ney ve nağme sözleriyle yan yana durunca bu ikinci anlam da akla gelir. "Ḥarīf" burada içki arkadaşıdır.)
4. Eğer Cem senin aşkının gam kadehini içseydi, kadehle geçirdiği ömür için çok gam yerdi. Sonunda bu neşeyle yine ağzını açıp derdi: "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney." (Cem, sözlük anlamıyla efsanevi İran hükümdarı Cemşid'in adıdır; divan şiirinde kadehiyle anılır. Mısra, kadehle geçmiş bir ömrün bile aşk kadehi karşısında boşa gittiğini söyler.)
5. Felek döndükçe ve yer yerinde durdukça, devrimizin padişahının emrine dünya boyun eğsin. Öyle ki kulları Cem gibi vakitlerini hoş geçirsin, bayramda kadeh içip desinler: "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney." ("Eyde" bayramda demektir. "Cem-vaḳt" kelime kelime "Cem vakitli", yani Cem gibi gününü gün eden kişidir.)
6. Gerçekten de zamanın padişahlar padişahının devri başlayalı, dünya halkının işi zevk ve neşe oldu. Çeng, def ve ney ile şu terane çalınır: "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney."
7. Sevgili beni avladı ve "Münîrî" diye adımı ağzına aldı; rakibin inadına beni öldürdü desen ne gam. Şimdi zamanıdır ki ben de dertlere şifa veren bu nağmeyi söyleyeyim: "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney." (İlk mısra iki türlü okunabilir: sevgili şairi avlayıp ona adını söyletti ya da avlandığını sevgiliye söyletti. "Naġme-ṭabīb" kelime kelime "nağme hekimi"dir, yani derde deva olan ezgi.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir bir murabba‘dır, yani dört mısralık bentlerden kurulan bir musammattır. Neşirde Murabba‘ 1 numarasıyla, yalnız "Murabba‘" başlığı altında yer alır ve yedi bentten, toplam yirmi sekiz mısradan oluşur. Her bendin ilk üç mısraı kendi aralarında kafiyelidir: birinci bentte "mey / pey-ā-pey / ney", ikincide "gül / bülbül / mül", üçüncüde "şeh-nāz / hem-rāz / āġāz", dördüncüde "Cem / ġam / fem", beşincide "ārām / rām / cām", altıncıda "zamāne / cihāna / terāne", yedincide "ḥabībi / raḳībi / ṭabībi". Dördüncü mısra ise her bentte aynen tekrarlanan nakarattır ve "ney" kelimesiyle birinci bendin kafiyesine bağlanır. Ersoy bu yüzden şiiri "mütekerrir murabba‘", yani nakaratlı murabba‘ olarak tanımlar; TDV maddesi de divanda bir "murabba‘-ı mütekerrir" bulunduğunu kaydeder. Vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Ersoy, Münîrî'nin terci‘-bendlerini, murabba‘ını ve tahmisini hezec bahrinin vezinleriyle yazdığını belirtir; bu murabba‘ ile hemen ardından gelen Farsça tahmis aynı kalıpta yazılmıştır.
Murabba‘ yalnız Vatikan nüshasında (VT 174a) bulunur. Ersoy'a göre şiir bu nüshada müstensih hatasıyla gazellerin arasına girmiştir; neşirde ise kasidelerden ve terci‘-bendlerden sonra, musammatlar arasında yerini almıştır. Divandaki tek murabba‘dır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Ersoy şiiri saki, bahar, sevgili ve ney sesinden söz eden duygu dolu, coşkulu bir şiir olarak niteler. Şiirin en belirgin özelliği nakaratıdır. "Tā din dere dir tān tenā ten tene dir ney" mısraında anlamlı kelime yalnız sondaki "ney"dir; geri kalan heceler neyin ve meclis çalgılarının sesini taklit eder. Böylece her bent bir söz olarak kurulur ve bir ezgiyle kapanır: birinci bentte ney sözü nağmeye döker, ikincide âşık kadehi içip bu sesi söyler, dördüncüde Cem bile ağzını açıp bu ezgiyi tekrarlar, altıncıda çeng, def ve neyle aynı terane çalınır. Nakarat bütün şiirde bir meclis şarkısının nakaratı gibi işler.
Bentlerin içeriği bahar ve meclisten aşka, oradan bir duaya ve övgüye, en sonda da mahlas bendine doğru ilerler. İlk dört bent saki, şarap, gül, bülbül ve sevgilinin yanağı gibi bahariye ve işret meclisinin bilinen hayallerini işler. Üçüncü bentte âşık gamın meclisine oturmuş, kederi içki arkadaşı, tasayı sırdaş edinmiştir; gam da böylece bir meclis gibi anlatılır. Beşinci ve altıncı bentler "şeh-i devrān" ve "şehenşāh-ı zamāne" diye anılan padişaha dua eder ve onun devrinde dünyanın neşeye kavuştuğunu söyler. Padişahın adı şiirde geçmez; bu yüzden kimin kastedildiği metinden çıkarılamaz. Yedinci bentte mahlas, sevgilinin şairi avlaması ve rakibe inat onu öldürmesi hayaliyle gelir.
Söz sanatları açısından şiir bir tenasüp örneğidir: ney, ḳavl, naġam, terāne, çeng, def ve nāy kelimeleri musiki alanından; sāḳī, mey, ḳadeḥ, mül ve cām kelimeleri meclis alanından birbirini çağırır. "Şeh-nāz" kelimesinin bir makam adı da olması, bu musiki kelimelerinin arasında bir tevriye ihtimali doğurur. Dördüncü bentteki Cem anılışı bir telmihtir: kadehiyle anılan hükümdar, aşkın gam kadehini tatsaydı kendi kadehle geçen ömrüne yanardı. Beşinci bentteki "Cem-vaḳt" ifadesi aynı adı bu kez padişahın kullarına bağlar. İkinci bentte gülün yaprak dökmesi ve bülbülün susması, baharın geçiciliğini hatırlatsa da âşığın sevgilinin yanağını anarak içmeye devam ettiği söylenir; "evrāḳ" kelimesinin hem yaprak hem sayfa anlamı taşıması bu beyte ayrıca bir ses ve anlam derinliği verir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 130-131, Mr 1 (giriş s. 6, 8). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Çevrimiçi kaynaklar






