Osmanlı hanedanında bir şehzadenin yetiştirilmesi, kitap başında geçen yılların yanı sıra at sırtında ve açık arazide geçen yılları da kapsardı. Ok atmak, ata binmek, cirit oynamak ve ava çıkmak bu eğitimin beden tarafını oluşturur, geleceğin hükümdarını aynı zamanda geleceğin ordu komutanı olarak hazırlardı. Amasya, asırlar boyunca şehzade sancağı olduğu için bu terbiyenin en uzun süre uygulandığı yerlerden biri oldu. Şehrin çevresindeki dağlar, ormanlar, Yeşilırmak boyunca uzanan düzlükler ve kenarındaki meydanlar, taşraya çıkan genç şehzadelerin hem ders hem eğlence olarak gördüğü bu meşklere uygun bir sahne sundu. Halkın oynadığı cirit ile Amasya ve Merzifon bölükleri ayrı bir konudur; burada yalnızca şehzadelerin av ve cirit eğitimi anlatılır.

Av ve Ata Binmenin Türk Geleneğindeki Yeri

Av, İslamiyet'ten önceki dönemde de Türkler arasında hem bir spor hem de bir savaş talimi sayılırdı. O çağın başlıca uğraşları ata binme, ok atma, cirit oyunu ve güreşti; her çeşit avcılık bunların yanında anılırdı. Hz. Peygamber'in ata binmeyi, ok atmayı ve yüzmeyi öven sözleri, Müslüman olduktan sonra da bu merakın sürmesine zemin hazırladı. Büyük Selçuklu sultanlarının en gözde eğlencesi, büyük bir debdebeyle düzenlenen sürek avlarıydı. Sultanlar bu av gezilerini aynı zamanda halkla temas kurmak ve onların dertlerini dinlemek için kullanırdı. Selçuklularda avcıbaşının emîr-i şikâr adıyla emir statüsünde olması, ava verilen önemi gösterir. Aynı makam Anadolu Selçuklularında da vardı ve görevi sultanın av köpekleri ile avcı kuşlarına bakmak, sultanla birlikte ava çıkmaktı. Osmanlılar bu mirası devraldı ve geliştirdi.

Osmanlılarda av partileri devletin kuruluş yıllarına kadar uzanır. Bir rivayete göre Rumeli fatihi Süleyman Paşa 1359'da bir av sırasında hayatını kaybetmişti. I. Murad'ın bir minyatürde av sırasında doğanını salarken resmedilmesi, avcı kuşuyla avın erken dönem hükümdarları için olağan bir uğraş olduğunu gösterir. Zamanla avcılık, bir hükümdar hobisinden çıkıp teşkilatlı bir kuruma dönüştü. Padişahın en yakınında bulunan çakırcıbaşı, şahincibaşı ve atmacacıbaşı gibi şikâr ağaları sarayın dış hizmetleri arasında yüksek protokol mevkiine sahipti. Bunlar merkezdeki cemaatlerin yanı sıra, imparatorluğun çeşitli bölgelerindeki resmî avcı kuşu yetiştiricilerinin de âmiriydi. Böyle bir geleneğin içinde yetişen şehzade için av, kendiliğinden ciddiye alınması gereken bir beceri alanıydı.

Sarayda Başlayan Hazırlık

Osmanlı şehzadelerinin eğitimi iki aşamalıydı. XVII. yüzyılın başlarına kadar süren klasik düzende ilk aşama saray içindeki teorik eğitimdi; ikinci aşama, şehzadenin sancağa çıkmasıyla başlayan uygulamalı eğitimdi. İlk aşamada devrin önde gelen hocaları şehzadelere din ilimlerinden edebiyata, Arapça ve Farsçadan hat sanatına kadar çok sayıda ders verir, bu dersler genellikle on-on üç yaşlarına kadar sürerdi. Şehzadeler sarayın üçüncü avlusunda, iç oğlanlarla birlikte özellikle binicilik ve dövüş sanatı eğitimi alırdı. Kimi anlatımlar, şehzadenin on-on iki yaşına varmadan ok atma, avcılık ve cirit gibi sporlarda iyi bir düzeye geldiğini belirtir.

Saray eğitimini tamamlayan şehzade sünnet olur, bu vesileyle büyük törenler ve eğlenceler düzenlenirdi. Sünnet şölenlerinde yapılan atlı oyunlar, gençlere hem seyredilecek hem öğrenilecek bir örnek sunardı. Örneğin III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed'in 1582 yazındaki sünnet şöleninde, atlı okçuların dörtnala giderken geriye dönüp direğin tepesindeki altın topa ok attığı kabak oyunu oynanmış, babası III. Murad da bu oyuna katılarak hedefi tam ortasından vurmuştu. Genç şehzade babasını ayağa fırlayıp alkışlamıştı. Bu şölen Amasya'da değil İstanbul'da yapılmıştı; ama şehzadelerin atlı oyunlarla nasıl tanıştığını göstermesi bakımından örnek sayılabilir. Sünnetin ardından şehzade, lalası ve hocalarıyla birlikte kendisine tahsis edilen sancağa gönderilirdi.

Sancakta Gerçek Hayatın Eğitimi

Sancağa çıkan şehzadeye eğitiminden sorumlu lalalar, hocalar, nişancı, defterdar, kâtip ve gerekli her türlü personel verilirdi. Lala çoğu zaman Enderun'dan yetişmiş, tecrübeli ve güvenilir bir devlet adamıydı; şehzadenin eğitimine ek olarak şehzade divanına başkanlık eder, sancak askerleriyle sefere çıkar, sefer zamanı bölgenin korunmasını üstlenirdi. Şehzadelerin sancağa gidiş yaşı kaynaklarda çok değişir. Amasya sancağına 1440'ta on beş yaşında atanan Şehzade Alâeddin, babası II. Murad'ın talimatıyla 1443'te emrindeki sipahilerle Karamanoğulları'na karşı savaşa katıldı. Savaştan Amasya'ya döndüğünde vefat etti. Kayıt, sancakbeyi şehzadenin yalnızca idare etmediğini, sipahilerinin başında cepheye de çıktığını gösterir; at üstünde geçen eğitim yılları bu görev için verilmişti.

Amasya, şehzade sancağı olabilmek için gereken üç özelliği taşıyordu. Doğu sınırında bir uç bölgesiydi, eski bir Anadolu beyliği olan Danişmendlilerin merkeziydi ve bir kültür ve ticaret şehriydi. Kaynaklarda ilk şehzade sancakbeyi olarak 1386'da gönderilen Yıldırım Bayezid anılır; son şehzade ise 1566'da yirmi bir yaşında Amasya'ya gelen ve yaklaşık bir buçuk yıl sonra Manisa'ya nakledilen Şehzade Murad'dır, yani sonradan padişah olan III. Murad. Aradaki yaklaşık iki yüz yıl boyunca Çelebi Mehmed, Şehzade Murad (II. Murad), Şehzade Alâeddin, II. Bayezid, Şehzade Ahmed, Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid gibi isimler Amasya'da görev yaptı. Fatih Sultan Mehmed'in altı yaşında Amasya'ya vali atandığı iddiası ise şüphelidir; Mehmed'in 1443 baharında iki lalasıyla Edirne'den Manisa'ya gönderildiği bilinir.

Ok Meydanı ve At Terbiyesi

Amasya'da şehzadelerin silah eğitimi gördüğü yerlere dair kesin bir belge yoktur, ancak şehrin topografyası ve kimi araştırmacıların yorumu bu konuda ipucu verir. Selim Özcan, Amasya'da şehir meydanının batıda Meydan Köprüsü'nün başında, meydan kapısının dışındaki düzlükte bulunduğunu ve "ok meydanı" adıyla bilindiğini aktarır. Bu alanın daha çok sportif yarışmalar için ayrılmış olabileceği düşünülür; ad, Türk ata sporu olan okçuluğun burada öğretilmesinden gelmiş olmalıdır. Yeşilırmak'ın güney yakasında Hacılar Meydanı adlı ikinci bir alan daha anılır, ama bu alanın adı hac yolculuklarından gelir ve spor amacıyla kullanıldığına dair bir bilgi yoktur. Ok meydanında şehzadelerin ve maiyetlerinin atış çalıştığını gösteren doğrudan bir kayıt bulunmaz; adın kaynağı olarak okçuluk öğretimi gösterilir.

Şehzadenin atla ilişkisi yalnızca ok atmaktan ibaret değildi. Fatih Sultan Mehmed'in Manisa'da sancakbeyi olarak geçirdiği yıllarda gündüzleri ata bindiği, ok attığı, savaş tekniklerini öğrendiği, akşamları ise hocası Molla Gürani'den ders aldığı anlatılır. Sancak eğitiminin ikili yapısı, gündüz beden terbiyesi ve akşam ilim, bu anlatıda açıkça görülür. Daha geç bir dönemden, sancağa çıkma geleneğinin zayıfladığı çağdan gelen IV. Murad örneği de at eğitiminin ne kadar ayrıntılı yürütüldüğünü gösterir. Okçuluğu Hüsamzâde Abdurrahman'dan, ata binmeyi saray ahırlarının başındaki Emir-i Ahur Cündi Halil Paşa'dan öğrenmiş, at, kılıç, ok, mızrak, gürz ve cirit kullanmada çağdaşlarının önüne geçmişti. Her beceri için ayrı bir usta tutulmuştu.

Şehzade Avı ve Av Teşkilatı

Sancakta av, yalnızca eğlence olarak yapılmazdı. XVI. yüzyılın sonlarına kadar taşrada sancak valisi olarak görev yapan şehzadeler bulundukları yerlerde sürek avlarına çıkar, bu nedenle kendilerine ait bir av teşkilatları bulunurdu. Bir sürek avı, çoğu zaman günlerce süren, maiyetin tamamının katıldığı bir hareketti. Padişahların sürek avlarında doğancı ve şikâr halkından başka Has Oda ağaları, peykler, zağarcılar, sekbanlar, solaklar, yüksek rütbeli devlet erkânı, hatta yeniçeriler ve bostancılar da bulunurdu. Bu tür avlar dinlenme ve eğlenme amacının yanında savaşa hazırlık, halkla irtibat kurma ve teftiş için de vesile sayılırdı. Şehzadenin kendi av teşkilatı bulunduğuna göre, bu amaçların sancakta da geçerli olduğu anlaşılır; şehzade avda atını ve silahını sınar, maiyetini komuta eder, yöre halkıyla temas kurardı.

Av, ata binmeyi, ok atmayı, araziyi okumayı ve ani karar vermeyi gerektirirdi. Zorlu arazide uzun saatler süren bir takip, bedensel dayanıklılığı artırdığı kadar sabrı da öğretirdi. Av partilerinin kalabalık ve düzenli yapısı, şehzadeye küçük çaplı bir seferi yönetme fırsatı verirdi. Anadolu'da avcı kuşu yetiştiricileri, kaynaklara göre Karadeniz bölgesinin batısı, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu'nun sulak ve ormanlık yerlerinde yoğunlaşırdı; Amasya çevresindeki bir avcı kuşu yetiştirme kaydına ise burada başvurulan kaynaklarda rastlanmaz. Yine de şehrin dağlık ve ormanlık çevresi, büyük av için uygun bir zemin sunuyordu.

Cirit ve Atlı Savaş Oyunları

Cirit, at üzerinde oynanan, iki takımlı bir mızrak atma oyunudur. Her biniciye yaklaşık bir metre uzunluğunda ahşap bir değnek verilir; oyuncu dörtnala koşan atın üzerinden rakibine bu değneği fırlatır, rakibin attığı değnekten kaçınır ya da onu havada yakalar. Oyun, savaşın küçültülmüş bir provası olarak ortaya çıkmış, mızrağın ve süngünün atlı hâlde isabetle fırlatılmasını öğretmek için geliştirilmiştir. Osmanlı sarayında cirit, Enderun eğitiminin parçasıydı. Anlatılana göre oyuncular Lahanacı ve Bamyacı adlı iki gruba ayrılırdı; Enderun'un görevli askerleri ve iç oğlanlar bu oyunla yetiştirilirdi. Kıran kırana geçen karşılaşmaları saray erkânı da büyük bir zevkle izlerdi.

Sancağa çıkan şehzadenin çevresinde sipahiler ve atlı bir maiyet bulunurdu; bu da cirit için gereken kadroyu sağlardı. Şehzade ata hâkimiyetini, dengesini ve zamanlamasını cirit meydanında sınar; rakibinin hamlesini önceden sezmeyi öğrenir; hızlı dönüşleri ve ani frenleri at üzerinde uygulardı. Böyle bir karşılaşma, bir cirit takımının bütünlüğünü yönetmeyi de gerektirdiği için komutanlığa dönük bir ders sayılırdı. Cirit Osmanlı'da bir gösteri sporuydu, davul ve zurna eşliğinde oynanır, halk da izlerdi. Şehzade ve maiyetinin oynadığı günlerin de seyirci çektiği, oyunun gençler arasında rekabet duygusunu canlı tuttuğu söylenebilir. Amasya'da şehzadelerin cirit oynadığını gösteren doğrudan bir belge bu araştırmada bulunamamıştır; anlatı, sancak şehzadelerinin genel eğitim düzenine dayanır.

Cirit dışında şehzadeler başka atlı ve silahlı oyunları da öğrenirdi. Atıcılık, binicilik, cirit, kılıç, kalkan, güreş, yumruk, mangala, matrakî ve kabak gibi savaş oyunlarında ustalaşmak eğitimin bir bölümüydü. Mangala iki kişiyle oynanan, zekâ ve strateji isteyen bir taş oyunuydu; matrakî ise sopalarla oynanan, savaş ve strateji içeren bir oyundu. Bunlar atlı oyunlar olmasa da şehzadeye kural ve plan içinde düşünmeyi öğretirdi. Aynı dönemde ordunun gözde komutanları ve akıncı beyleri şehzadelere askerî dersler verir, çeşitli savaş oyunlarını ve silah araç gerecini kullanmayı öğretirdi.

Amasya'daki Şehzadelerin Askerî Tecrübesi

Bayezid yaklaşık yirmi yedi yıl boyunca Amasya sancakbeyliği yaptı ve bu süre içinde 1473'teki Otlukbeli Savaşı'na babasıyla birlikte katıldı; savaşta sağ kol komutanı olarak görev aldı. Sefer dönüşü Fatih ile birlikte Amasya'da bir ay kadar kaldı. Amasya'ya bağlı Lâdik sancakbeylerinin yazlık makamıydı ve Bayezid her yıl yazı orada geçirirdi; orada ava çıkıp çıkmadığına dair bir kayıt yoktur. Çandarlı İbrahim ve Yahya Paşa gibi tecrübeli devlet adamları ona lalalık etti, hat sanatını Şeyh Hamdullah'tan öğrendi. Böylece Bayezid'in sancakbeyliği, ilmî eğitimle askerî görevin iç içe yürüdüğü bir dönem oldu.

Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed 1481'den 1511'e kadar Amasya'da sancakbeyliği yaptı. 1511'de Anadolu'yu sarsan Şahkulu isyanına kuvvetleriyle müdahale etti, ancak yenilip geri çekildi. Taht için kardeşi Selim'le giriştiği mücadele 1514'te Yenişehir'de kaybedilen savaşla sona erdi. Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük oğlu Mustafa ise 1538'de ya da kimi kaynaklara göre 1541'de Manisa'dan Amasya'ya atandı ve 1553'te öldürüldüğü zamana kadar bu sancakta görev yaptı. Avusturyalı gezgin Hans Dernschwam, Kanuni'nin Amasya'da bulunduğu günlerde yol boyunca gördüğü halkın üzüntülü ve kızgın olduğunu, herkesin öldürülen şehzadeyi övdüğünü kaydeder. Mustafa'nın halk ve yeniçeriler arasındaki sevgisi çağdaş anlatılarda cesareti ve yiğitliğiyle açıklanır. Mustafa'nın av ya da cirit alışkanlıklarına dair kaynaklarda ayrıntı bulunmaz.

Sancak Düzeninin Sona Ermesi

Sancağa çıkma usulü, şehzadeler arasındaki taht çekişmeleri yüzünden zamanla daraltıldı. Fetret Devri'nden itibaren yaşanan kardeş mücadeleleri, II. Bayezid'e karşı Şehzade Cem'in isyanı, Yavuz Sultan Selim'in babasına karşı tahtı ele geçirmesi ve Kanuni döneminde Şehzade Mustafa olayı ile Selim ve Bayezid arasındaki çekişme şehzadelerin yetkilerinin sınırlanmasına yol açtı. II. Selim yalnızca büyük şehzadenin sancağa gönderilmesi kuralını getirdi; III. Mehmed bunu büyük şehzadenin bir sancağı vekâleten idaresi şekline dönüştürdü. 1617'den itibaren de şehzadeler sarayda kafes denilen kapalı bir hayata geçti. Böylece genç şehzadelerin taşrada ata binip ava çıkma imkânı ortadan kalktı. Avcılık teşkilatını inceleyen kaynaklar, şehzadelerin eğitimlerinin sarayda yapılmaya başlamasının ve taşraya çıkmamalarının avla ilişkilerini de kestiğini ayrıca belirtir. Ateşli silahların yaygınlaşması avcı kuşlarına duyulan ihtiyacı azalttı; Yeniçeri Ocağı'nın ilgasından sonra avcı kuşu yetiştiriciliği teşkilatı da tarihe karıştı.

Cirit ise çok daha uzun yaşadı. XIX. yüzyılda Osmanlı ülkesinin ve saraylarının en büyük gösteri sporlarından biri hâline geldi; 1826'da II. Mahmud, oyunun tehlikesi gerekçesiyle yasakladı, ancak sonradan yeniden oynanmaya başlandı. Şehzadelerin sancakta aldığı eğitimin parçası olan bu iki faaliyet, böylece farklı yollardan ilerledi. Av teşkilatı, onu ayakta tutan şehzade sancakları ve saray yapısı ortadan kalkınca zayıfladı; cirit ise halkın elinde ve Anadolu'nun birçok yerinde bugüne dek sürdü. Amasya'da şehzadelerin bu geleneğe kattığı pay doğrudan belgelenemiyor olsa da, sancak merkezlerindeki at kültürünün geniş çerçevesi içinde değerlendirilmesi gerekir.

Kronoloji

1386: Yıldırım Bayezid, Amasya'ya ilk şehzade sancakbeyi olarak gönderilir.

1440: Şehzade Alâeddin on beş yaşında Amasya sancakbeyi olur.

1443: Alâeddin, emrindeki sipahilerle Karamanoğulları'na karşı savaşa katılır, dönüşte Amasya'da vefat eder. Aynı yıl Mehmed (Fatih), iki lalasıyla Manisa'ya gönderilir.

1454: II. Bayezid yedi yaşında Amasya sancakbeyliğine atanır.

1473: Bayezid, Otlukbeli Savaşı'na sağ kol komutanı olarak katılır.

1481: Fatih'in ölümü üzerine Bayezid Amasya'dan ayrılır; yerine oğlu Ahmed vali kalır.

1538 (kimi kaynaklara göre 1541): Şehzade Mustafa Amasya sancakbeyi olur.

1553: Şehzade Mustafa öldürülür.

1566: Şehzade Murad, Amasya'ya gelen son şehzade sancakbeyi olur.

1617: Şehzadeler için kafes düzeni uygulanmaya başlar.

1826: II. Mahmud cirit oyununu yasaklar.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5.
  • İsmail Çolak, "Cihan Sultanlığına Hazırlık: Osmanlı'da Şehzade Eğitimi", Somuncu Baba Dergisi, sayı 204. somuncubaba.net
  • "Osmanlı'da Şehzade Eğitimi", Hüma Dergisi.
  • "Tüm Detaylarıyla Ata Sporumuz Cirit Oyunu", dergiCE.

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar