Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Dil anuñçün dūd-ı āhından cihānı tar ider
Yārini aġyār ile gördüklerinden ‘ār ider
Düşde daḫı görmesün kimse benüm mis̱lüm diyü
Ġuṣṣa-i ḥicrān ile ḫalḳı o meh bī-dār ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül, sevgilisini rakiplerle birlikte görmekten utandığı için ahının dumanıyla dünyayı karartır. (Âşığın içi yanar ve ahı duman gibi yükselir; şair bu dumanın dünyayı karartmasını, gönlün o utandırıcı manzarayı görmek istememesine bağlar.)

2. O ay yüzlü sevgili, "kimse benim bir benzerimi düşünde bile görmesin" diye ayrılık kederiyle insanları uykusuz bırakır. (Uyumayan düş göremez; sevgili insanları uykusuz bırakarak kendisine benzeyen birini düşte bile görmelerine engel olur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bugüne ulaşan biçimiyle şiir iki beyittir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Vezin tezkirelerde belirtilmez; beyitlerin ölçüsünden çıkarılmıştır. Redif "ider" kelimesidir; kafiye tar, ‘ār ve bī-dār kelimelerindeki "-ār" sesiyle kurulur. Birinci beytin iki mısraı birbiriyle kafiyeli olduğu için bu beyit bir gazelin matla‘ıdır; ikinci beyit aynı gazelin bir iç beytidir. Gazelin geri kalanı tezkirelerde yoktur.

Bu beyitler, Sürûrî'nin tezkirelerde en çok anılan şiirleri arasındadır. Burada esas alınan metin Âşık Çelebi'nindir. Kınalızâde Hasan Çelebi ve Beyânî iki beyti birlikte, küçük yazım farklarıyla verir ("Yârını", "bîdâr"). Gelibolulu Mustafa Âlî ise Künhü'l-ahbâr'da yalnız birinci beyti aktarır. Dört tezkirenin bu beyitleri seçmesi, onların Sürûrî'nin şiirleri arasında en beğenilenlerden sayıldığını gösterir.

Anlam ve Söz Sanatları

İki beyit de hüsn-i talil sanatı üzerine kuruludur. Hüsn-i talil, bir olayın gerçek sebebi yerine şairane, güzel bir sebep gösterilmesidir. Birinci beyitte âşığın ahından yükselen dumanın dünyayı karartması, divan şiirinde bilinen bir imgedir. Sürûrî buna bir sebep bulur: gönül, sevgilisini rakiplerle birlikte görmekten utanmakta, bu yüzden o manzarayı görmemek için dünyayı karanlığa boğmaktadır. Duman, ah ve karartmak kelimeleri arasında tenasüp, "yâr" ile "ağyâr" arasında ise hem ses benzerliği hem de anlam karşıtlığı vardır.

İkinci beyit aynı düşünce yolunu sevgiliye uygular. Ayrılık kederi insanları uykusuz bırakır; Sürûrî bunu sevgilinin kıskançlığına bağlar. Sevgili, kendi benzerinin kimse tarafından düşte bile görülmesini istemez; insanlar uyumazsa düş göremeyeceklerine göre, onları uykusuz bırakmak bu isteğin yoludur. "Düş" ile "bî-dâr" (uyanık) arasında bir tezat kurulur. Sevgilinin "meh", yani ay diye anılması da beyte bir incelik katar: ay, geceleri insanları uyanık tutan bir ışık olarak da düşünülebilir. Beyitler sade bir dille, ama ustaca kurulmuş birer nükte taşır.

Tarihî Bağlam

Beyitlerin ne zaman ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmiyor. Tezkirecilerin Sürûrî'nin şairliği hakkındaki hükümleri ise bu beyitlerin çevresinde okunmalıdır. Kınalızâde, Sürûrî'nin Türkçe şiirlerinin sayısız olduğunu ve üç divanı bulunduğunu söyler. Gelibolulu Mustafa Âlî, hocasının üç divanından üç gazelin bile şöhret bulmadığını yazar ve tezkirecilerin yolunu izleyerek yalnız birkaç beyit aktarır; bu beytin ilki de onların arasındadır. Beyânî ise onun eserlerinin halk arasında rağbet gördüğünü, ama irfan ehli yanında pek makbul olmadığını kaydeder; Kınalızâde de Farsçayı iyi bilenlerin onun şerhlerindeki eksikleri gördüğünü söyler. Sürûrî'nin Türkçe divanı Niyazi Ünver tarafından tek nüshasından yayımlanmıştır; bu çalışma sırasında neşre erişilemediği için bu beyitlerin divandaki yeri karşılaştırılamamıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar